SAYI 103 / EYLÜL 2006

 

ASSATA SHAKUR: ''KAÇAK BİR YİRMİNCİ YÜZYIL KÖLESİ''
(English / İngilizce >>>)



Assata Shakur
shakur@yahoo.com


(Translated by: Elif Taşkan)




http://www.assatashakur.org

 2 Mayıs 1973'te, Kara Panter Partisi'nin eylemcisi Assata Shakur (fsn), JoAnne Chesimard; New Jersey devlet polisi tarafından yakalandı, iki kere vuruldu ve bir polis memurunu öldürmekle suçlandı. Assata 1979 yılında New Jersey'de Clinton Kadın Islah Evi'nin maksimum düzeyde korunan güvenlik kanadından kaçmadan ve Küba'ya göç etmeden önce acımasız şartlar altında altı buçuk sene boyunca hapis yattı.

Kendi Cümleleriyle Assata
Benim adım Assata (mücadele eden) Shakur (şükredici), kaçak bir 20. yy. kölesiyim. Hükümetin yaptığı eziyetten dolayı politik baskıdan, ırkçılıktan ve siyah ırka karşı Birleşik Devletler hükümetinin takındığı tutumun hüküm sürdüğü şiddetten kaçamaktan başka bir çare bulamadım. Eski bir politik suçluyum ve 1984'ten beri Küba'da sürgün hayatı yaşıyorum. Birleşik Devletler hükümetinin gücünün yettiğince beni suçlu göstermesine rağmen bir suçlu değilim ve hiç olmadım. Hayatımın çoğunluğunu politik bir aktivist olarak geçirdim. 1960larda birkaç harekette görev aldım: Siyah Özgürlük Hareketi, Öğrenci Hakları Hareketi, Vietnam Savaşı'nı Durdurma Hareketi. Kara Panter Partisi'ne katıldım. 1969'da Kara Panter Partisi, FBI'ın COINTELPRO programı tarafından hedeflenen bir numaralı organizasyon haline geldi. Kara Panter Partisi, siyahların tamamen özgür bırakılmasını talep ettiğinde J. Edgar Hoover onu ''ülkenin güvenliğine karşı oluşturulmuş olan en büyük tehlike'' olarak tanımladı ve partinin kendisini, onun liderlerini ve aktivistlerini yok etmek için ant içti.

Sürgündeki Politik Suçlu
2 Mayıs 1973'te, benimle birlikte Zayd Malik Shakur ve Sundiata Acoli; New Jersey otoyolunda hatalı ışıkta geçtiği için özellikle durduruldu. Zayd ve ben arabada kaldık. Polis memuru Harper arabaya yaklaştı, kapıyı açtı ve bizi sorgulamaya başladı. Siyah olduğumuz ve Vermont lisans plakasına sahip bir arabayla durdurulduğumuz için ''şüphelendiğini'' söyledi. Silahını çıkarttı, bize doğrulttu ve önümüzde, görebileceği yerden, ellerimiz kaldırmamızı söyledi. Dediğini yaptım. Arabanın dışından gelen bir ses duydum ve aniden bir hareketlenme oldu, ellerim havadayken bir kez vuruldum, onun üstüne bir kez de sırtımdan vuruldum. Zayd Malik Shakur daha sonra öldürüldü, asker Werner Forester öldürüldü ve memur Harper'ın Zayd Malik Shakur'u New Jersey eyalet yasasına göre vurmak ve öldürlmekle suçlamasına rağmen, Zayd Malik'i öldürmekle ben hüküm giydim. Shakur, en yakın arkadaşım, yoldaşım ve asker Forester'ın ölümüyle hükümlü. Daha önce hayatımda hiç bu kadar üzülmemiştim. Zayd, beni korumak ve bana güvenli bir yer bulmak için ant içmişti; beni ve Sundiata'yı korumak uğruna can verdiğiyse gün gibi açıktı. Silahsız olmasına ve asker Forester'ı öldüren adamın silahınının Zayd'ın bacağının altımda bulunmasına rağmen daha sonra yakalanan Sundiata Acoli, iki ölümle suçlandı. Ne Sundiata Acoli ne de ben adil bir mahkemeyle yargılandık. Duruşmalardan önce ikimiz de haberlerde suçlandık. New Jersey Polisinin ve FBI'ın basına her gün rapor vermesine rağmen; hiçbir medya kanalının bizimle röportaj yapmasına izin verilmedi. 1977'de tamamen beyazlardan oluşan bir jüri tarafından suçlu bulundum ve 33 yıl hapse mahkum edildim. 1979'da, hapiste öldürülmekten korktuğum ve hiçbir zaman adalete erişemeyeceğimi bildiğim için durumumdaki haksızlıkların derinliklerini anlayan ve hayatım hakkında oldukça endişe duyan bu yolda kendini adamış yoldaşlarımın yardımlarıyla hapisten kaçtım.

New Jersey Polisi ve Papa
1976 Birleşik Devletler Kilise Senato Komisyonu'nun ABD içindeki haber alma hakkındaki raporu; FBI'ın, kimlik belirtmeksizin veyahut ''arkadaşça'' haber bağlantılarıyla, basına yanlı bilgi vererek halkı insanlar ve organizasyonları içten içe etkilemeye çalıştığını ortaya çıkardı. Bu aynı politika günümüzde de işlemekte. 24 Aralık 1997'de, New Jersey Eyaleti; New Jersey Eyalet Polisi'nin Papa 2. John Paul'a onların adına karışmalarını ve New Jersey hapishanelerine geri verilmelerini söyleyen bir mektup yazdığını açıklamak için bir basın toplantısı yaptı. New Jersey Polisi yazdığı mektupları halka açıklamayı reddetti. Gerçekleri saptıracaklarını bildikleri için Papa'ya şeytanın işini din adı altında yaptırmaya çalıştılar. New Jersey Eyaleti'ndeki ve Birleşik Devletler'deki siyahlar için ''adalet''in gerçekliği hakkında Papa'yı bilgilendirmek üzere ona yazmaya karar verdim.

NBC Gerçekleri Çarpıtıyor
1998 Ocak'ında, Papa'nın Küba ziyareti sırasında, NBC'de çalışna gazeteci Ralph Penza ile Papa'ya yazdığım mektubun üzerine, New Jersey Adli Teşkilatı, Birleşik Devletler'de gördüğüm değişiklikler ve son 25 yılda siyahlara karşı takınılan tutum hakkında röportaj yapmaya karar verdim. Bu röportajı yapmaya karar verdim; çünkü Papa'ya yazmış olduğum bu gizli mektubu New Jersey Eyalet Polisi açısından kaba, kötü, bir reklâm manevrası ve 2. John Paul'u kandırmak için alaycı bir girişim gibi görüyordum. Küba'da yıllarca yaşadım ve medyanın günümüzdeki sansasyonel, aldatıcı yapısından tamamen uzakta kaldım. Medya ''kurumu'' tarafından yıllarca kurban edildikten sonra, en sonunda, ''hikâyedeki rolümü'' anlatabileceğimi ummam oldukça safçaydı. Benimle yapılmış bir röportaj yerine; üç parçalı; saptırmalar, hatalar ve sınırsız sayıda yalanlarla dolu bir ''medya olayı'' ortaya çıktı. NBC özellikle doğruları yanlış olarak ifade etti. NBC, bu ''özel röportaj serileri''ni devam ettirmek için sadece binlerce dolar harcamadı, aynı zamanda bu özel röportajın yerel gazetelerde ve siyah radyo istasyonlarında reklâmını yapmak için oldukça para harcadı.

Bir NBC röportajında Vali Whitman, ''bunun ırkla ilgisi yok, bu tamamen işlenmiş olan suçla ilgili'', derken gösterildi. Ya Vali Whitman durumum hakkındaki gerçeklerden tamamen habersizdi ya da ırkçılığa karşı hissettiği duyarlılık genel olarak siyahlar ya da Birleşik Devletler'deki siyahların durumu sıfırın altında.

1973'teki Middlesex Bölgesi'ndeki duruşma jürü odasındaki karşı konulmaz ırkçıklık yüzünden durdurulmak zorunda kalındı. Mahkeme, jürinin ''siyahsa suçludur'' tarzındaki ırkçı yorumlarıyla kirlendi. Yaşıtlarımızdan oluşan bir jürinin bizi yargılamasını engellemek amacıyla; New Jersey Mahkemeleri nüfusunun %22'sinin siyah ve potansiyel jürinin %97.5'inin beyazlardan oluştuğu New Jersey'deki Morris Bölgesi'den bir jürinin seçilmesine karar verdi. Morris Bölgesi'nde, yani ülkedeki en zengin bölgelerden birinde, yapılan bir araştırmaya göre; kayda geçmiş olan oyların %92'sinin durum hakkında kitle iletişim araçları sayesinde haberdar olduğu ve %72'si ön davada bizim suçlu olduğumuza inanmakta olduğu ortaya çıktı. Morris Bölgesi'ndeki jüri seçimleri süresince Ulusal Sosyal(ist) Beyaz Partisi'nden gamalı haç takan beyaz üstünlükçüler ''Beyaz Polisi Destekleyin'' yazan pankartlarla gösteri yaptılar. Ön davada verilen karara göre %70'inin suçlu olduğu düşünülen Middlesex Bölgesi'ne geri yollandım, jüri seçimi için masumiyetin bir kriter olmadığı tamamen beyaz bir jüri tarafından yargılandım. Potansiyel jüri üyelerine ise sadece ''önyargılarını bir kenara bırakıp adil bir karara varıp varamayacakları'' soruldu. Birleşik Devletler'deki temel gerçekse şuydu: Siyah olmak bir suçtur, siyahlar her zaman ''zanlı''dırlar ve herhangi bir suçlama genellikle mahkumiyete gider. Çoğu beyaz hala ''siyah bir militan'' ya da ''siyah bir devrimci'' olmanın herhangi bir suçla suçlanmaya eş değer olduğunu düşünüyor.

New Jersey Hapishanelerindeki şimdiki durumsa New Jersey eyalet politikasında ve özellikle ABD'nin tamamında hakim olan ırkçılığın altını çiziyor. New Jersey nüfusunun yaklaşık olarak %78'inin beyaz olmasın rağmen New Jersey hapishane popülâsyonunun %75'i siyahlar ve Latinlerden oluşmakta. Jersey Hapishanelerindeki siyah kadın oranı ise %80. Vali Whitman'a ırkçılık gibi gelmeyebilir; ama bu, bizim, ırkçılığın kötü kokularını duymamıza engel değil.



NBC hikayesi Vali Christie Whitman'ın, NBC'de yayınlanan röportajının üzerine yakalanmam için ortaya konan ödülü arttırdığını ima ediyor. İşin aslı şu ki; göreve geldiğimden beri yakalanmam için ortaya konan ödülü iki katına çıkarmak için zaten kampanya yapılıyormuş. 1994'te göreve Col atandı. Yakalanmamı öncelikli yapmak için ant içen Carl Williams. 1995'te Vali Whitman  ''kimliği belirlenmemiş olan bir yasa koyucu'' tarafından sponsor edilen 25.000 dolarlık bir tahsisat ayırmayı amaç bildi. NBC'deki röportajında Vali Whitman'ın ''ifade''sini izledim. Neler olup bittiğini dramatik ve abartılı bir dille anlattığı; fakat iddiasını doğrulamak için Asker Forester'ın en azından dört mermisi olduğu, sonra ayağa kalktığı ve kendi silahıyla kafasına iki kurşun sıkıp sıkmadığı hakkında bir kanıt yok. Yakalanışımda federal yardım için Janet Reno'ya NBC röportajında, sadece gördüğünü yazdığını iddia etti. Eğer ki bu Janet Reno ve Papa'ya giden bilgiyse gerçeklerin tamamen saptırıldığı oldukça açık. Whitman, aynı zamanda, benim hapse dönüşümün ''Küba'yla ilişkileri normalleştirmek''  için bir koşul olması gerektiğini söyledi. Nasıl bu kadar önemli olmuştum ki hayatım iki hükümet arasındaki ilişkileri belirleyebiliyordu? New Jersey politikasıyla ilgili herhangi bir şey bilen herhangi biri amaçlarının tamamen politik olduğundan emin olabilir. O da, Torecelli ve New Jersey'de iktidara gelen diğer oportünist politikacılar ya da Batista grubunun yarım zamanlı lobicileri gibi sağ kanat Kübalılardan oy dilenerek iktidara gelmişti. Durumumu Küba'yla ilişkilerini normalleştirmek için bir bariyer ve gene Kübalılara karşı ahlaksız bir ablukayı sürdürmek için bir vesile olarak kullanmak istiyorlardı.

İftiracı NBC kanalı elinde bir tabanca olan bir kadının fotoğrafını çekmiş ve bu kadının ben olduğumu iddia ediyor. Bu, özellikle yapılmış bir aldatmacadan başka bir şey değil. Tabi ki o fotoğraftaki kadın ben değilim. Fotoğraf benim banka soygunculuğuyla suçlandığım aynı zamanda medyaya da çok konu olan bir duruşmada çekilmiş. Tanıkların diğer kadını seçtiği sıraya katılan tek kişi ben değildim, aynı zamanda duruşma süresince, banka müdürünün de içlerinde olduğu birkaç kişi fotoğraftaki kadının ben olmadığımı söylediler. Ama ben çoktan banka soygunculuğu hükmünü giymiştim. NBC o fotoğraftaki kadının ben olduğumu iddia ettiği o fotoğrafı en az beş farklı durumda çekmişti. Bu nasıl olabilirdi ki davam üzerinde tam zamanlı detektif çalıştırdığını söyleyen New Jersey Eyalet Polisi, bütün ''kanıtları'' gözden geçirdiğini söyleyen New Jersey Valisi Christie Whitman ya da oldukça geniş bir araştırma departmanına sahip olduğunu söyleyen NBC bu fotoğrafın yanlış olduğunu göremezdi? Bu, beni suçlu göstermek adına yapılmış alçakça ve hilekârlıkla dolu bir girişimdi. NBC özellikle doğruları çarpıttı. Birçok insanın bu olaya gerek faks gerek elektronik posta aracılığıyla tepki göstermesine rağmen, Ralph Penza ve NBC fotoğraftaki kadını benmişim gibi göstermeye devam etti. Ne New Jersey polisi, Vali Whitman ne de NBC bir kere bile olsa fotoğraftaki kadının ben olmadığımı ya da bu suçla suçlandığımı söylemedi. Ortada dolaşan hakkımdaki bir diğer yalan ve çarpıtmaysa Asker Werner Forester'ı yol kenarında ölüme terk ettiğimdi. Gerçek şu ki 2 Mayıs 1973'te neler olduğu tamamen örtbas edildi. Memur Harper, ellerim havadayken beni vuran kişi, ifadesinde 200 metre uzaklıktan daha yakın bir mesafede olan eyalet polis merkezine geri döndüğünü söyledi. ''Yardım bulmak için.'' Fakat her nasılsa; teyp kayıtları ve polis raporları 2 Mayıs 1973'te olanları sadece Asker Harper'ın otoyolda neler olduğu hakkında birbiriyle çelişen ifadeler vermediğini aynı zamanda Werner Forester'ın hiçbir zaman adının bile telaffuz edilmediğini ya da olayın tam jandarma merkezinin önünde olduğu gerçeğini kanıtladı. Ayak izlerini silmek ve suçunu örtbas etmek amacıyla üslerine ve iş arkadaşlarına Forester hakkında hiçbir şey söylemedi. Beni suçlama amacıyla New Jersey Eyalet Polis Teşkilatından Albay Carl Williams açıkça, ince detaylarına vara röportajımı çarpıttı. Röportajımda 2 Mayıs 1973 gecesinde ellerim havadayken ve sırtımdan birer defa vurulduğumu söylemiştim. Williams'sa ''bu tamamen yanlış. Kayıtlarımıza göre elini cebine soktu cüzdanını aldı, 9 mm.'lik silahını çıkardı ve ateş etmeye başladı.'', dedi. Elimi cebime sokup cüzdanımı ve silahımı çıkardığım hakkındaki iddiaysa daha arabadayken bile Memur Harper tarafından reddedildi. Üç resmi rapor ve büyük jürinin önünde beni cüzdanımı ve silahımı çıkarırken gördüğünü iddia etmesine rağmen sorguda, en sonunda, ellerimi hiçbir zaman için cüzdanımda görmediğini ve arabada onu öldürüp öldürmediğimi görmediğini itiraf etti.

İşin aslı şu ki; üç tıp uzmanı tarafından muayene edildim: Birincisi vurulduktan hemen sonra felç geçirmiş olduğumu doğrulayan bir nörolog, ikincisi ''Bayan Chesimard'ın bu yaraları almış olması için iki elinin de havada olması gerekiyor.'', diyen bir cerrah, ki aynı zamanda, Memur Harper'ın da dediği gibi vurulduğumda ateş etme pozisyonunda diz çöküyor olmamın da ''anatomik açıdan tamamen imkansız'' olduğunu da doğruladı, üçüncüsü ise ''eller aşağıdayken merminin köprücük kemiğini vurması için o yolu sarf etmiş olması mantığa aykırı'', diyen ve ''merminin bu kadar yol gitmiş olması imkansız'', diye ekleyen bir patolojistti. savcılar yukarıda saymış olduğum bu tıbbi kanıtları yalanlayabilecek herhangi bir bilgi bulamadılar. 9 mm.'lik bir silaha sahip olduğumu kanıtlayabilecek herhangi bir kanıtsa yoktu. Aslında New Jersey Eyalet Polisi 9 mm.'lik silahın Zayd Malik Shakur'un vücudundan çıkarıldığı için ona ait olduğunu düşünüyordu. Silahların ya da mühimmatların bana ait olduğunu söyleyen herhangi bir parmak izi ya da kanıt yoktu. Benim tetiği çekmiş olup olamayacağımı belirlemek için yapılmış olan nötron aktivasyon testi ise negatifti. Albay Williams'ın bizi ''kriminal öğe'' olarak tanımlamasına rağmen ne Zayd, Sundiata ne de ben suçlu değildik, bizler politik eylemcilerdik. Polisin beni onlarla ''işbirliği''ne zorlamak için kapımı çaldığı zaman kolej öğrencisiydim, Sundiata Acoli ise Kara Panter Partisi'ne katılmadan ve COINTELPRO tarafından hedeflenmeden önce NASA için çalışan bir bilgisayar teknisyeniydi. Polis sempatizanlığı oluşturmak amacıyla yapılan bir manevrayla NBC serileri W. Forester'ın madur dul eşiyle yapmış olduğum röportajı seri haline getirdi. Onun acısını anlıyorum; fakat onun, o görünüşünün altında insanların duygularını harekete geçirmek için beni bir hain gibi göstermek ve beyaz kadınları siyahların kurbanı olarak gösteren, tarih boyunca süregelmiş ve aralarında bağlantı kuran bir çeşit linç çetesi mentalitesi yaratmak olduğuna inanmaktan kendimi alamıyorum. Aslında benimle yapılması gereken röportaj New Jersey Eyalet Polisi, Forester'ın dul eşi ve tabi ki Ralph Penza'nın saldırgan yorumu için bir forum haline geldi. Önceki iki program toplamda, tam 3,5 dakika sürdü. Bu sürenin 59 sn.'sini benimle, 50'sini Forester'ın dul eşiyle, 38 sn.'sini eyalet polisiyle ve 68'ini de Penza ile yapılan röportaj oluşturuyordu. Röportaj süresince bir kere olsun bana Zayd, Sundiata veya onların aileleri hakkında bir şey sorulmadı. Röportaj devam ettikçe Ralph Penza'nın beni bir insan olarak bile görmediği gün gibi açıktı. Irkçılık, hükümet ve polisin baskıcı tutumları hakkında konuşmaya başlamama rağmen konuya karşı tamamen ilgisiz kaldı. Kamuoyu önünde yapılan birkaç toplantıda duruşmanın ırkçı olmasına rağmen ifade vermek zorunda olduğumu ve bu yüzden de New Jersey'deki kendi mahkememe katılmaktan utanç duyduğumu söylemiştim. İfadem konusunda yargıç tarafından o kadar kısıtlanmama rağmen o gece neler olduğu hakkında bildiğim şeyleri açıklayabileceğim en açık biçimde ifade etmeye çalıştım. O ölümcül yaraları aldıktan sonra, vuruşmadan kaçabilmek için arabanın arka koltuğuna erişmeye çalıştım. Sundiata, polisin arabayı yolun kenarında görmesinden ve yeniden ateş etmeye başlamasından korktuğu için arabayı yolun beş mil aşağısına kadar sürdü ve beni çimli bir alana taşıdı. Evet; yakalandığım, arabadan çıkarıldığım ve yola bırakıldığım yerin tam beş mil aşağısındaydım. Sürüklenmiş olmama rağmen bilincimin o gel gitleri arasında yerde yattığımı ve ambulansa konduğumu hatırlıyorum. Eyalet askerlerinin ''daha ölmedi mi?'', diye soran sesleri hala kulaklarımda. Durumumdan dolayı yerde ne kadar süreyle yattığımı ve ya ambulansın hastaneye gitmek için izin almasının ne kadar sürdüğünü tam olarak hatırlamıyorum; fakat duruşma transkriptinde Memur Harper, sorgu sırasında, saat 14.00'ten sonra bir detektifin benim hastaneye götürüldüğümü söylediğini söyledi. Ben hayattaki ve gözaltındaki tek ''şüpheliydim'' ve o vakte kadar Harper bir kadın tarafından vurulduğunu hiç kimseye söylememişti. 

Vali Whitman'ın röportajını izlerken dikkatimi çeken şey; bir büyükanne olmam ve ''oldukça mutlu bir hayatımın'' olduğunu söylerken takındığım neşeli tavra karşı verdiği ''kızgın'' tepkiydi. Sanırım Küba'da mutlu olduğumu zannetmişti öyle ya oraya sürgüne yollanmıştım. Evet, Kübalıları seviyorum ve onların bana verdikleri destek oldukça hoşuma gidiyor; fakat sevdiklerimden koparılmış olmanın verdiği acı da oldukça büyük. Hiçbir zaman torunumu kucaklama olanağım olamadı. Eğer Vali Whitman hayatımın, 50 yıl boyunca çektiğim ırkçılığın, yoksulluğun, eziyetin, zulmün, mahkûmiyetin, yeraltının, sürgünün ve küstahça atılan yalanların, çok güzel olduğunu düşünüyorsa, ona hissettiklerimi anlaması için benim yerime geçmesini tavsiye ediyorum, böyle bir durumda hissettiklerimin yanında ''mutluluk'' sözcüğü bir hiç olarak kalacaktır. Ben; gururlu, siyah bir kadınım. Asla televizyona çıkıp Ralph Penza ya da herhangi bir gazeteci için ağlamaya minnet etmem; çünkü hayatım boyunca benim ve insanlarımın çektiği acıya ancak tanrı şahit olabilir.

New Jersey Eyalet Polis Teşkilatı'ndan Albay Williams, ''O Küba Adası denilen yerden onu kurtarmak için elimizden ne geliyorsa yapacağız; eğer bu kaçırmayı gerektiriyorsa onu da yaparız'', demiş. Sanırım teorileri şu; eğer bundan 400 yıl önce milyonlarca Afrikalıyı Afrika'dan kaçırabildiysek bugün, bir tek Afrikalı kadını haydi haydi kaçırabiliriz. Bu, Kaçak Köle Yasası'nı reenkarne etme girişiminden başka bir şey değil. Bense çiftliğe geri getirilmeye çalışılan bir köleden başka bir şeyi temsil etmiyorum. Evet, bir köle olabilirim; fakat bu mezara asi bir köle olarak gitmemi engellemez. Ben yalnız bir kadınım ve kelimenin tam anlamıyla kendimi de öyle hissediyorum. Asıl olay ya da neden ne olursa olsun, resmi ve ya gayri resmi olması da beni hiç ilgilendirmez, kölelik statüsünü asla kabul etmeyeceğim. Son zamanlarda yapılan bir diğer röportajda, Williams, federal hükümete yakalanmam karşılığında ödül olarak $50.000 vermekten bahsetti. Ayrıca, ''dışarıdan gelen para ya da o tarz bir şey, hayırsever bir vatandaş ya da her neyse'' aramaktan da bahsetti. Peki şimdi bu ''sebebe'' ''ortak olması'' için kimden yardım istiyor? Ku Klux Klan'ndan, Yeni Nazi Partilerinden yoksa beyaz militan organizasyonlarından mı? Çember daha da daralıyor. Paranın birçok avcıyı çekebileceğini söylüyor. ''Zannımca kendilerini 'servet askerleri' olarak tanımlayan insanlar var ve bize o kadını yakalamamız konusunda yardım edebilirler.'' Eskiden kendilerine köle yakalayıcıları, izciler ya da devriye gezici derlerdi; şimdilerde ise onlara paralı asker deniyor. Ne vali ne de eyalet polisi böyle bir durumda ''adaletten'' bahsedebiliyor. Buna ahlaki açıdan hakları yok. Öyle büyük bir ahlaki iflasa uğramışlar ki asayiş adına kanunları çiğnerken, sokak serserisi kiralarken bile bu oldukça açık. Ama siz beni neyin bu kadar sinirlendirdiği, neyin bu kadar hiddetlendirdiğini biliyorsunuz. Paterson'daki okullarla birlikte New Jersey; tam bir felaketi andıran Newark bölgesi, onun salgın hastalıkları, New Jersey'de kol gezen yoksulluk ve işsizlikleriyle batıyor. Bu viran, çökük, sözde köle efendileriyse bu ''n-sözcüğü yıkımı''nı onarabilmek için federal ödenek istiyor. Onlar beni Amerika'da ''en çok aranılan kadın'' olarak tanımlıyorlar. Ben bunu ironik buluyorum. Daha önce hiç bu kadar istenildiğimi(!) hissetmemiştim. Ama iş çalışmaya, daha doğrusu çalışmak için ''içinde yaşayabileceğim bir ev'' bulmak için ekonomik çıkarlar devreye girdiğinde birden en çok aranan listesinde geri plana düşüyordum. Bu bana siyahların en çok arandıkları zamanın hapse atılacakları zaman olduğu gerçeğini hatırlatıyor. Zaten artık derdim çok da kendim değil. Herkes bir gün ölür, benim bütün isteğim onurumla ölmek. Ben daha çok gittikçe artan yoksulluk, Amerikkka'da şu anda oldukça yaygın olan umutsuzluktan endişe duyuyorum. Geleceğimizin sahibi olan genç nesiller için endişeleniyorum. Siyah gençliğin üçte birinin ya hapiste ya da ''kriminal göz altı sistemi''nin yargısı altında olmasına üzülüyorum. İnsanlarımızı tekrar köleye döndüren endüstriyel hapishane komplekslerinin artışından korkuyorum. Baskıdan, polis zulmünden, vahşetten ve Amerika'nın politik manzarasını oluşturan ırkçılığın gittikçe yayılan dalgalarından endişe duyuyorum. Bizim gençlerimiz bir geleceği hak ediyor ve atalarımız adına onlara bu hak ettikleri geleceğin garantisini vermedeki mücadelenin bir parçası olmamız gerektiğini düşünüyorum. Onların da politik baskıdan uzak yaşamaya hakları var. Birleşik Devletler her geçen gün daha çok polis eyaleti haline geliyor. Hepinizi, bu satırları okuyan herbir kişiyi, davet ediyorum: Politik mahkûmları kurtarmak için savaşalım. Birleşik Devletler'deki konsantrasyon kampları ölüm kamplarına dönüşürken, sizi idam cezasını kaldırmak için savaşmaya çağırıyorum. Mumia Abu-Jamal'in, ölüm sırasında bekleyen politik mahkûmun, hayatını kurtarmak için size özel ve acil bir çağrıda bulunuyorum. Uzun yıllardır ABD'de yaşıyorum. Hayatım boyunca medya kurumu tarafından tehdit altında bulunan her bir siyahi lideri, politikacıyı, eylemciyi gördüm. Ne zaman haberlerde bir Afrikalı-Amerikalı'yı görsem; konu ya spor ya eğlence ve ya elleri kelepçeli. Ve ne zaman bunu protesto etsek bizimle dalga geçiyorlar, bizi küçümsüyorlar ya da protestoya katılan insan sayısını yarıya düşürmeye çalışıyorlar.
Habercilik, büyük bir iş sektörü ve beyazlar tarafından işletiliyor. Maalesef ki çoğu insanın dünyaya bakışını, hatta kendine bakışını şekillendiriyorlar. Çoğunlukla siyah ya da diğer etnik azınlıklardan olan haberciler beyaz meslektaşlarını taklit etmek zorunda bırakılıyorlar. Kendi insanlarını bastıran, onlara eziyet eden yabancı ve domestik politikaları yansıtmak için raporlarını düzenliyorlar. Medya kurumunda; Libya, Irak, Panama'da patlayan bombalar, öldürülen binlerce masum kadın ve çocuk ''vatanseverlik''miş gibi gösterilirken nerede olursa olsunlar, özgürlük için savaşanlar ''radikaller'' ya da ''teröristler'' olarak adlandırılıyor. Birleşik Devletler'deki çoğu fakir ve bastırılmış insan gibi benim de bir sesim yok. Birleşik Devletler'de basın özgürlüğünün az da olsa varlığından bahsedebilirken siyahların, fakirlerin; düşünme, kendilerini ifade etme özgürlüklerinden bahsedemiyoruz. Siyah basın ve ilerici medya tarih boyunca sosyal adalet için olan savaşımda oldukça önemli bir rol oynadı. Bu geleneği sürdürmeye ve genişletmeye ihtiyacımız var. İnsanlarımız ve çocuklarımızı eğitebilecek; ama beyinlerini yıkamayacak o medya broşürlerini basmaya ihtiyacımız var. Ben sadece bir kadınım. Radyo televizyon istasyonlarım ya da gazetelerim yok. Ama insanların ne olup bittiği hakkında eğitilmeye,  Amerika'daki baskı aletleri ve haber medyası arasındaki bağı bilmeye ihtiyaçları olduklarını düşünüyorum. Benim bütün sahip olduğum şey sesim, ilerici medyam ve bu satırları basıp insanları haberdar ederek özgürlüğün gerçekliğine inanan sizler. Bizim sesimiz yok; öyleyse sizler sessizin sesi olacaksınız.

Bütün politik mahkûmları özgür bırakın, size Bu Gezegende Var Olan Tek En Büyük Direnişçi ve Cesaretli Palenkuelerden (Yalnızlar Kampları), yani Küba'dan, Sevgi ve Devrimci Selamlarımı Yolluyorum.

Havana, Küba



>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz