A’DAN X’E... Z’DEN B’YE... MÜZİKLİ BİR JOHN BERGER OKUMASI

_ Zelda Capulet Sayı 197, Eylül 2009

“Geçen sene, Suse kasabasının kuzeyindeki tepelere inşa edilmiş, yüksek güvenlikli yeni hapishane açıldığında, şehir merkezindeki eski hapishane kapatıldı ve terk edildi. Eski hapishanedeki 73 numaralı hücrenin son sakini, ranzanın karşısındaki duvara mektup gözleri yapmıştı. Boş Marlboro kartonlarından yaptığı rafı, koli bandıyla sıkı sıkı duvara yapıştırmıştı. Her bir göz birkaç oyun kâğıdı destesi alabilecek büyüklükteydi. Üçünde mektup tomarları bulundu...” Diye başlıyor John Berger, bu mekansız, zamansız, ülkesiz mektuplaşmalar için sözlerine... Ardından sözü, A’ya bırakıyor; bedeninin her kıvrımında, zihninin her köşesinde X’e duyduğu hasreti hisseden A’ya... Bugün yada geçmişte ve hatta dünya böyle olduğu sürece gelecekte; dünyanın her hangi bir yerinde ve sanki her yerinde; çatılarında bombaların patladığı, sokaklarında panzerlerin gezdiği şehirlerde, çocukların öldüğü, kadınların ağladığı evlerde, insanların sırra kadem bastığı sokaklarda, dövüldüğü, sövüldüğü zindanlarda her yerde ve tüm zamanlarda yapılabilecek mektuplaşmalar bunlar... Donuk ekranlara yazılan, sanal çöp kutularında yok edilen cinsten değil; sararan, solan, zamanın, toprağın, kanın, terin kokusunu alan kağıtlara yazılan cinsten mektuplar...

Devamı...      

MEKTUP

_ Zelda Capulet Sayı 251, Mart 2014

... ama şimdi, tüm olanların ardından, o “uyanmanın”  gerçek olduğundan emin değilim. bir labirente dönen uykunun içinde, rüyalardan, kabuslara geçip duruyoruz ve her şey gerçekliğini yitiriyor. bu uykudan çıkış yok sanki, ha ne dersin…  gözümüzün önünde gencecik çocukları öldürüp, memleketi soyup soğana çevirip, tüm kurumları işlevsiz hale getirip, kendilerinden olmayan herkesi yok sayıp, bizimle adeta dalga geçiyorlar; gözlerimizin içine baka baka ve yalanlar söyleyerek. ve en çok neye yanıyorum biliyor musun? hayallerimizi elimizden aldılar, sıradan keyiflerimizi, yaratma gücümüzü…

Devamı...      

DALGALONYA MASALLARI (3)

_ Zelda Capulet Sayı 177, Haziran 2008

Kumandanın Sürprizi... Bir varmış bir yokmuş develer deve, pireler pireyken şu bizim Dalgalonya'da en sevilen şey sürprizlermiş... Gün geçmiyormuş bir kamu yöneticisi, bir kumandan, bir medya patronu, bir holding yönetim kurulu azası, bir pop star sürpriz yapmasın, sürpriz yapacağını açıklamasın... Tabii bu sürprizler, yapanın kurumsal kimliğinin olması gereken ciddiyetine, kasasındaki hazinelerin miktarına ve elbette espri yeteneği ve kapasitesine bağlı olarak çok değişik biçimlerde olabiliyormuş. Dalgalonya halkının günlerini bu sürprizler aydınlatır olmuş... Yine bir Dalgalonya gününde, seher vakti, "yağız" bir kumandan, "çapkın bir bakışla" ekranlarda belirmiş. Bu belirlemenin kendisi bile Dalgalonya'da zaman içinde bir efsaneye dönüşmüş. Çünkü önce kararan televizyon ekranında, bir beyazlığın ardından patlayan flaşlar eşliğinde belirmiş kumandan; gözlerinde müstehzi bir gülüşün ışıltısı, dudakları karizmatik bir şekilde kıvrık ve bedenini bir omzunun üzerine yükleyerek ve sakince "bir sürprizim var, bekleyin" demiş ve ekranda bir anda kaybolmuş...

Devamı...      

DALGALONYA MASALLARI

_ Zelda Capulet Sayı 157, Aralık 2007

Hangisi önceydi kimse bilmiyor. Önce Dalgalonya mı vardı, yoksa Zelda Capulet mi? Bu bir sır. Ama sanki Dalgalonya'nın dalga dalga kızıl bayraklarının dalgalandığı sokaklarında, caddelerinde dolaşırken, dağının taşının talan edilmesine, adı konulmayan savaşlar için tanrılara kurbanlar sunulmasına, damıtılmış acıya, parlatılmış illüzyonlara tanıklık ederken, masal masal içinden, Zelda Dalgalonya'dan, Dalgalonya Zelda'dan, çıktı. Dalgalonya'nın anlatılacak çok masalı var... Bu masallar yetişkinlere göre... Kimisi kabuslara dönüşecek kadar karanlık, kimisi midenizi buracak kadar ironik, kimisi yüreğinizi dağlayacak kadar kederli... Mutlu masalı yok mu Dalgalonya'nın derseniz, var elbette, olmaz mı? Hepsi sırayla... Şimdi yavaşça, Dalgalonya nasıl oldu da böyle oldu, nasıl oldu da bu masalları içinden doğurdu, onu anlatmaya çalışalım... Bu aslında bir "intro"dur...

Devamı...      

Bir “Kış Uykusu” Okuması

_ Zelda Capulet Sayı 263, Haziran 2014

Kış uykusu, soğuk ve kurak mevsimlere karşı koyabilmek için bir canlı organizmanın kendini değiştirme ve uyum sağlama sürecidir ve bu esnada canlının vücut sıcaklığı düşer, kalp atış sayısı azalır. Hatta pek çok canlı organizma öncesine yağlanarak bu uykuya hazırlar kendini; sürekli değil geçici, olumsuz değil, doğrudan hayatın kendi ritminde ve doğallığında yaşanan, olmazsa olmaz bir süreçtir. Nuri Bilge Ceylan’ın karakterleri ise bir kış uykusunda ve geçici bir süre için bir duruma uyum sağlamaktan çok, bir hastalıklı duruma çakılmış gibiler.

Devamı...      

DALGALONYA MASALLARI (2)

Dalgalonya'nın "alenen" karanlık olduğu günlerden birinde "alenen" işlenen bir cinayet...

_ Zelda Capulet Sayı 163, Ocak 2008

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, şu bizim Dalgalonya'nın elbette küresel küre ulusları içinde eşit haklara sahip, şerefli bir üyesi olarak varlığının sonsuzluğunu ve bu sonsuzluğun sürdürülebilirliğini temin için; bir Dalgalonyalının iradesinin mutlak üstünlüğünü her daim mümkün kılmak için; egemenliğin her durumda Dalgalonya ulusuna aidiyetine Dalgalonyalıları ikna etmek için; Dalgalonya devletinin her nevi kurumunun kendi içi ve "periferisi" ile hiyerarşisinin, düzeninin, münasebetinin ve işbirliğinin biçimini belirlemek için; her Dalgalonya vatandaşının en temel hak ve hürriyetini garanti altına alırken, ulusal değer ve menfaatleri korumak için; tüm Dalgalonyalıların şerefli bir hayat sürdürmesi için; Dalgalonya vatandaşlarının gurur ve iftihar, sevinç ve keder, hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve hayatın her türlü tecellisinde, kaderlerinin ortak olduğu ve fakat huzurlu bir hayat talebine de hakları bulunduğu göstermek için ve "demokrasiye âşık" Dalgalonyanın evlatlarına "Dalgalonya sevgisini" emanet ve tevdi için bir "babayasa"sı varmış... Bu babayasa'nın, "en baba" yasalarından biri, ki numarası 301 imiş, doğrudan Dalgalonyalı olmanın kendisi ile ilgiliymiş...

Devamı...      

LHASA DE SELA VE JOHN BERGER’İN İSTANBUL BULUŞMASI

_ Zelda Capulet Sayı 223, Şubat 2010

Kabataş İslekesi’nde vapurdan indim... İskelenin yan tarafındaki çay ocaklarından birinin masasına iliştim. Her ikisi de buraya gelecekti... John Berger, bu sefer İstanbul’da, bir günlüğüne kimselere haber vermeden Lhasa de Sela ile buluşacaktı. Bu randevu onlara ayarlanmıştı... Ben ayarlamıştım... Elimde Berger’in ‘Buluştuğumuz Yer Burası’ kitabı vardı. İçimdeyse Lhasa’nın şarkıları dönüyordu. Katıla katıla ağlamakla, gürültülü kahkahalar atmak arasında bir yerdeydim galiba. Neşeyle donanmış bir histeri hali yaşıyordum ve bekliyordum... Berger’in, Lizbon’da anlattıkları geldi aklıma: “annem ağladığı zaman yüzünü benden başka bir yana çevirmeye çalışırdı..... O ağlarken ben beklerdim, uzun bir trenin hemzemin bir geçitten geçip gitmesini beklediğin gibi.” Ben de bekliyordum ve bu sefer bir kara tren, benim içimdeki hemzemin geçitten geçiyordu. Her bir kıvrımı tren raylarına dönüşmüş bedenimin içinde kayıp giden bir kara tren. Sonra bitti. Lhasa vapurdan indi ve bana doğru yürümeye başladı. Trenin az öne terk ettiği sessiz bir istasyonda, yolcusunu bekleyen biriydim artık. Hava puslu ve ılıktı. Lodos etrafı sarmıştı ve deniz çırpıntılıydı. Birden önümde oturan Berger’i farkettim. Masanın üzerinde henüz çizdiği desen vardı. Lhasa’nın geldiğini farketmiş ayağa kalkmıştı. Ben hala oturuyordum. Sandalyeyi oturması için çekti ve gülümsedi...

Devamı...      

DALGALONYA MASALLARI (1)

EĞER BİR GÜN GEREKİRSE RUHUMUZ... HER BİR HÜCREMİZDEDİR, BAYRAK ASMA GENETİK KODUMUZ..

_ Zelda Capulet Sayı 151, Ekim 2007

“Bayrak namus, bayrak şeref, bayrak şan, Yâ Rab bu soysuzlara biraz izan ver izân, Mehmetler bayrağı korur sınırlar taa fizan, Bayrağımın kırmızısı şehidimin kanıdır kan...” Yusuf Önder Bahçeci “Milletimizin bu hassasiyeti devam ettiği müddetçe hainler asla emellerine ulaşamayacaktır. Tekrar Ulusumuzun başı sağolsun. Hainler unutmasın! HER “DALGALONYALI” ASKER DOĞAR.” Şartlı reflekse sahip bir kamu çalışanının çalıştığı kurumun e-mail listesine ilettiği mesaj Acaba, Kristo Colombus , gemisine atlayıp, uzak diyarları keşfetmeye çıktığında, asmak zorunda kaldığı bayrağın başka bir versiyonunun, “küreselleşmiş küre”nin küçük bir kara parçasında, her uyaran geldiğinde, bir refleksle pencerelerden, balkonlardan ve hatta çamaşır iplerinden sallandırılacağını bilebilir miydi? Bilemezdi tabii. Çünkü onun, ülkesinin bayrağını asmasının tek bir nedeni vardı: uzak sularda yüzerken gemisinin hangi ülkeye ait olduğunu göstermek... İşte bu masal, neredeyse her uyaranla, bayrağını kapıp, sokaklara çıkan insanların yaşadığı kara parçasını, Dalgalonya’yı anlatır...

Devamı...