KÖRLÜK (JOSÉ SARAMAGO)

_ Ali Rıza Arıcan Sayı 97, Haziran 2006

Bazı romanlar vardır sahip olduğu simgesel büyüyle, okuyucuya başka hiçbir eserin vermeyeceği zevkleri tattırır. José Saramago’nun Körlük adlı romanı bu türden bir roman. Simgesel bir dil, Kafkavari bir dünya, ne yapacağını ya da bir adım sonra neler olacağını bilemeyen çaresiz kahramanlar, kişleştirilemeyen bir düşman, neyin kurbanı olduğunu bile anlayamayan Gregory Samsa’lar, nedensiz yere kurban oluşu kabul edemeyen, yaşamak için başkaldırmaya çalışan Dr. Rieux’lar... Romanı kendimce üç bölüme ayırdım. Birinci bölüm: Körlüğün başgöstermesi ve bir salgın halini alarak kenti esir alması.

Devamı...      

KIRILGAN GÜNLER VE KENTLERİN RUHU ÜZERİNE

_ Ali Rıza Arıcan Sayı 89, Mayıs 2006

Kentlerin ruhları olduğunu Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Beş Şehir’inden öğrenmiştim. Calvino’da acımasızlığa, hüzne hatta biraz kaygıya dönüşen bu ruh, Umberto Eco’da labirentleşip, kayboluyor, Milan Kundera’da siyasi bir kavga aracına dönüşüyor, Kafka’da ise sistemin, insanı kıskaçları arasında ezmeye çalışan kollarının görülmeyen bir uzantısı oluyordu. Aynı ruh, Ahmet Turan Alkan’ın ‘Altıncı Şehir’ diye adlandırdığı Sivas’ta, geleneğin yerden fışkırdığı, mekanın insanlardan daha konuşkan olduğu, caddelerin ve sokakların başlı başlarına destansı bir havaya büründüğü bir zirveye ulaşıyordu.

Devamı...      

1. DİN FELSEFESİ YAZILARI 3: DİNSEL DİLİN YAPISI

_ Ali Rıza Arıcan Sayı 127, Şubat 2007

Geçen yazıyı Marksizm, Positivizm gibi insanlığa kurtuluş vaad eden düşünsel sistemlerin din ile olan ortak noktasını anarak bitirmiştim. Bu yazıya da aralarındaki farkı anlatarak başlayayım. Marksizm ve Positivizm gibi bütüncül sistemlerin dinden ayrılan en büyük farkları kullandıkları dildir. Bütün diğer felsefi paradigmalarda olduğu gibi bu ikisi de ortaya attıkları görüşü bir takım tarihsel, sosyolojik, hatta doğal-bilimsel kaynaklara dayandırarak savunmak zorundadırlar. Kısaca, doğrulama ilkesi diyebileceğimiz bu nokta bilimsel düşüncenin temellerinden birisini oluşturur.

Devamı...      

DİN FELSEFESİ YAZILAR - 2

_ Ali Rıza Arıcan Sayı 113, Aralık 2006

Tanımlanması en zor kavramlar, yaşamla içiçe girmiş, toplumdaki bireylerin sayısınca farklı biçimlerde yorumlanabilen, yaşamın olmazsa olmaz bir parçası gibi görünüp, toplumla organik bir bağ halinde yaşayan, insanların başka türlüsünü hayal edemedikleri kavramlardır. Toplumun bireyleri için farklı anlamları olan bu kavramları sadece tanımlamak değil, bir de herkesin kabul edebileceği ortak bir zemin üzerinde çözümlemek gerekir. Örneğin, Wittgenstein'dan ilham alarak, basit bir ‘oyun' kavramını çözümlemeye kalkışırsak bile tanımlama işinin ne kadar zor olduğunu görebiliriz.

Devamı...      

DİN FELSEFESİ YAZILARI 5: TELEOLOJİK KANITLAMALARA GETİRİLEN FELSEFİ VE BİLİMSEL ELEŞTİRİLER

_ Ali Rıza Arıcan Sayı 137, Nisan 2007

Teleolojik kanıtlara getirilen eleştiriler bir kaç ana noktada özetlenebilir. Bunlardan birincisi İskoçyalı filozof Hume tarafından ortaya atılan, sadece din felsefesinde değil, aynı zamanda bilim felsefesinde ve etikte de etkili olan tümevarım yönteminin eksik yanlarıdır. Hume’a göre tümevarımsal bir çıkarım her zaman için yanlışlık payı taşır. Çünkü nedensellik dediğimiz ve üzerine bilimi inşa ettiğimiz yasa –varsayım- tam anlamıyla bir yasa değildir. Kant’ın Newton’un bilimsel bulgularının da etkisiyle ‘sentetik’ ve ‘a priorik’ diyerek özel bir konuma yerleştirdiği nedensellik ilkesi Hume için “psikolojik bir alışkanlık” olmaktan öteye gidemez. Her şimşek çaktığında, aradan pek bir süre geçmeden göğün gürlediğini duyan insan psikolojik olarak bu iki olay arasında nedensel bir bağ kurar. Oysa, kurulan bu bağın mantıksal bir dayanağı yoktur. Tamamıyla deneyden çıkarılan, biraradalığın akla getirttiği bir çözümdür bu bağ.

Devamı...      

DİN FELSEFESİ YAZILAR-1

_ Ali Rıza Arıcan Sayı 107, Ekim 2006

Din felsefesi de tıpkı felsefenin diğer alanları gibi ilgilendiği konuyu yargılamak ve eleştirmek üzere vardır. Nasıl ki epistemoloji bilginin kaynağını, geçerliliğini, tutarlılığını araştırır ve var olan dizgelere bu yolla eleştiriler getirir, din felsefesi de tam olarak dinsel bilginin doğasını, geçerliliğini, tutarlılığını, insanın din karşısındaki konumunu, dinsel deneyimlerin dayanak noktasını araştırır ve din ile ilgili olabilecek her konuya felsefi bir yaklaşım getirmeyi amaçlar. Kendi başına bir din savunusu ya da din karşıtlığı değildir. Bir insanın din felsefesi yapması için ne bir dinin mensubu olması ne de dinsiz olması gerekir.

Devamı...      

DİN FELSEFESİ YAZILARI 4: TANRININ VARLIĞINA İLİŞKİN TELEOLOJİK KANITLAR

_ Ali Rıza Arıcan Sayı 131, Mart 2007

Teleoloji sözcüğü Yunanca ‘telos’ ve ‘logos’ sözcüklerinin bileşiminden meydana gelmiştir. Sözlük anlamı ‘amaçbilim’ olarak ifade edilebilir. Aslında ‘telos’, bir olayın ya da eylemin sonucu, başka bir olayı tetikleyecek olan etki alanıdır. Felsefede kullanımı antik Yunan dönemine kadar gider. Plato, Timeus adlı yapıtında evrenin bir anlamı olması gerektiğinden diyaloglar yoluyla söz eder ve konuşmaların sonunda tek bir yaratıcının varlığı sonucuna varır. Plato’nun vardığı sonucun doğu dinlerinden ne kadar etkilenmiş olabileceği üzerinde çok bilgi sahibi olamasak bile Plato’nun, Akademi’yi kurmadan önceki yaşamı, bize bu konuda ip uçları vermektedir. Plato’nun öğrencisi olan Aristo ise, ‘Bu nedir?’, ‘Neden yapılmıştır?’, ‘Nasıl meydana gelmiştir?’ sorularına en son olarak ‘Ne için vardır?’ sorusunu ekleyerek aslında teleolojinin kendisinden yüzyıllar sonra gelecek olan Hıristiyanlık dininde önemli bir yer almasını sağlamıştır. Basit bir örnekle izah etmeye çalışırsak: Bu bir fincandır, porselenden yapılmıştır, karmaşık bir takım yöntemler eşliğinde konunun uzmanları tarafından fabrikada üretilmiştir ve son olarak da içine sıcak ya da soğuk bir sıvı konulması için yapılmıştır.

Devamı...      

MONA MOJITO

_ Ali Rıza Arıcan Sayı 163, Ocak 2008

Just after the first rain drops of the afternoon start to accelerate the life in the city, I arrive at the seminar where I plan to meet some soon-to-be-writers. It is all my hope that I will find some people who can listen to my eccentric stories and we can laugh at them together. Being among soon-to-be-writers is not so different from being locked in a room where everyone speaks a different language. A dozen of cats, full of desires to be heard by others are walking around with their soon-to-be-written crumbs of new ideas in their heads. They are meowing loudly and rubbing their furs to each other's legs to know more and to be known by more. We read different authors, we like different styles of writing, we drink different cocktails and we have different purposes in our lives. There is only one thing which brings us together: We all want to be a published-writer as soon as possible! mentioned them the new story I am planning to write, the one inspired by the Russian chess-maniac murderer. A man who is obsessed with filling the chessboard with a particular organ of his victims is giving himself up to the police because he realizes that they will never be able to catch him and he will die soon before his fame shakes the world. All the murders will be wasted then!

Devamı...