FABRİKADA YAŞAM ; SINIF, GREV, SENDİKA SÖZCÜKLERİ ÜZERİNDEN ANLAM DÜNYALARI

_ Gül Büyükbay Sayı 197, Eylül 2009

400 kişilik bir fabrikada çalışan ve genelde dindar bir yapıya sahip işçilerin, gündelik yaşamlarını ve dillerinde “Sınıf”, “Sendika”, “Grev” , “Tuzla’ daki iş kazaları” kavramlarını nasıl anlamlandırdıklarını araştırdım. Nicel ve pozitivist değil , Nitel, yorumsamacı (Interpretative) bir yöntem kullandım.Zaman zaman eleştirel bir yöne doğru da kaydığım söylenebilir. Anlam dünyalarına kendi anlam dünyam eşliğinde ve nedensellikleri de sorgulayarak ve empati kurarak ulaşmaya çalıştım. Görüştüğüm insanlarla beş yıldır aynı çalışma mekanını paylaşmış olmak zaman zaman söylem analizi, semiyotik ve psikanalize başvurduğum bu çalışmayı -Yorumlamak için yeterli lexicon’ a (kültürel bilgi) ye sahip olduğumu varsayarsak- etnometodolojik yapabilir

Devamı...      

"Melankoli’’ Ye Foucault’ Dan Yararlanarak Bir Bakış

_ Gül Büyükbay Sayı 257, Nisan 2014

Imgeler ve sembollerle dolu şiirsel bir apokaliptik film olan Melankoli’nin ilk sekiz dakikası Wagner’in Tristan ve Isolde operasının I. Perde prelüdüyle ağır çekim tekniğiyle başlar-Wagner’ in bu operayı bestelerken Arthur Schopenhauer’ dan etkilendiği söylenir-. Opera ve filmin ortak noktaları; varoluş sorgusu, dizginlenemeyen cinsellik, mutluluğun olanaksızlığı ve evlenmek istemeyen bir gelin konularıdır. Bir güneş saati, Pieter Brugel’in Karda Avcılar tablosu, gökten düşen ölü kuşlar, Justine’in tekinsiz bakan yüzü, siyah bir atın düşüşü ve aradaki planlarda Samayolunun en parlak yıldızı kızıl Anteres’ in ardından Melankoli isimli dünyadan büyük bir gezegenin yaklaştığını görürüz.

Devamı...      

"YOLCULUK ÖZGÜRLÜK GETİRİYOR"

Bir süredir Latin Amerika’da dolaşan Gülcan Özcan ile bir söyleşi

_ Gül Büyükbay Sayı 227, Ekim 2010

": Beş aydır yollardayım, yolun başında kaçış idi, her şeyden çok uzakta olma isteği. Ekvator’un tehlikeli sokaklarında gezerken hep bu kaçma isteği ile boğuştum, bu tezatlığın içinde gerçek tehlikeyi iliklerimde hissederken, neden kaçıyordum aslında? Kolombiya’da ise, oranın Latin ruhunun benim ruhuma hafiften dokunması ile ne kadar gereksiz olduğunu gördüm bu kaçmanın. Yani ne gerek vardı bu kadar uğraşmanın ruhumla, zarardan başka getirisi yoktu ve ben de bıraktım o kültürün içine kendimi, onlardan biri olup hayatın müzik gibi dans gibi güzelliklerini yaşadım uzun bir süre, çok iyi geldi. Şu anda Patagonya’nın ufuk çizgisiz devasa çayırlarındayım ve bu çayırlarda eriyip giderken, minnacık kalırken yaşadığım ise kendimle yüzleşme. Şaşırtıyor beni bu değişken ruh halleri, sadece başkalarına karşı değil, kendime de sınırlar koyduğumu ve kendimle de o kadar barışık olmadığımı farkettim. Şu anda ne bir kızgınlık, ne kendimi korumak adına koyulmuş sınırlar var, tek korkum geri dönersem bunları yeniden yaşama olasılığı, dönmesem diyorum, sürekli gezgin olsam. "

Devamı...      

BİŞKEK ÇAĞRIŞIMLARI

_ Gül Büyükbay Sayı 211, Ocak 2010

Mihael, yoluma çıkan en ilginç karakter, sabaha karşı beni havaalanından karşılıyor, sonraki günlerde de fabrikaya götürüyor. O gece beni çok korkutuyor, çok üşüdüğümü, arabanın ısıtıcısını açmasını söylerken geceyarısı otoyolun ortasında durup ne diyorsun der gibi bakıyor. Ödüm kopuyor, muhtemelen sarhoş. Bir kaç gün sonra öğreniyorum ki aslında makine mühendisi ve hikayesi ne hikaye...Moskova Üniversitesinden birincilikle mezun olup Sovyet zamanı fabrikalarından birinin başına geçiyor. Devran fena dönüyor, işsiz ve parasız kalıyor, o günlerde şöförlüğünü yapan adamla karşılaşıyor. Adam ona yabancılara şöförlük işinde iyi para var gel çalış diyor. Bu macera da böyle başlıyor. Annesi Ermeni, babasi Yahudi, orada ötekinin ötekisi, bana üç tane tahtadan el yapımı konyak kadehi verdi hediye, ve karısıyla Türkçeden Dario Moreno’nun ''her akşam votka rakı ve şarap'' şarkısını söylerlermiş 70’lerde. Bol bol söyledik seyahat boyunca, diğerlerinin tuhaf bakışlarına aldırmadan. Mihael’e, yok artık samimiyiz Mişa’ya, San Fransisco sokaklarındaki adama benziyorsun dedim, elbette ki tanımıyor.

Devamı...      

BİR KİTAP: İNGİLİZ İŞÇİ SINIFININ OLUŞUMU

_ Gül Büyükbay Sayı 157, Aralık 2007

EDWARD PALMER THOMPSON E.P Thompson, 1924' de İngiltere'de metodist misyoner bir ana babadan doğan Thompson 2. Dünya savaşında Afrika ve İtalya'da savaşmışır. Savaş sonrası Cambridge üniversitesini bitirir. Uzun yıllar marksist olan Thompson 1956 yılında Sovyetlerin Macaristandaki ayaklanmayı kanlı biçimde bastırmlarını sebep göstererek Komünist Parti den ayrılır.1957'de "the new reasoner" sonrasında "new left review" dergilerinin kurucuları arasındadır. 1965 'de yayın kurulundaki ayrılıklardan dolayı uzaklaşır. Birmingham Kültürel İncelemeler okulunun kurucuları arasındadır. 1968 Mayıs Günü Manifestosunu kaleme alanlar arasındadır. 1980'lerde nükleer silahlanma hareketinde aktivist olarak mücadele eder. 1993' de sosyalist olarak ölmüştür. Ayşe Buğra, Türkiye koşullarını da ele aldığı, karşılaştırdığı, çok anlamlı ve yaşadıklarımızı açıklayıcı tespitler yaptığı giriş makalesinde "İnsanı, bilimsel çalışmalar bağlamındaki akademik okumalarla siyasi aktivizme yönelik veya sadece zevk için yapılan okumaların farklarının ötesinde bir okuma eylemine davet eden bir kitap " ve "... o günden bugüne, dünyanın farklı köşelerinde hala sürüp giden bu tartışmalar ve çatışmalarla ilgilenen, insanın ve insan toplumunun ne olup olmadığını anlamak isteyen herkesin mutlaka okuması gereken bir dünya klasiği," der kitap için. Öncelikle kitap tuğla kalınlığıyla göz korkutmamalı çünkü Thompson' un da belirttiği gibi ayrı ayrı 16 bölüm de kendi içerisinde bütünlük taşıyor.

Devamı...      

PERSONA*, INGMAR BERGMAN, 1966

_ Gül Büyükbay Sayı 167, Mart 2008

Hikaye basitçe, şöhretli aktris Elisabeth Vogler'in bir Elektra gösterisi sırasında aniden susması ve o andan itibaren konuşmaması iskeleti etrafında kuruludur. Elizabeth, bir kadın psikiyatrist tarafından değerlendirilir ve fiziksel ve ruhsal bir hastalığı olmadığı teşhisi konulur. Genç bir hemşire olan Alma, onun bakımı için görevlendirilir. Ancak Elizabeth' in durumu klinikte kötüye gider ve Alma' yla birlikte deniz kıyısında ıssız bir sayfiye evine giderler. Elizabeth modern hayattan uzaklaştığı bu yerde rahatlar, hafifler ve Alma ile aralarında bir yakınlık doğar. Orada Alma, Elizabeth' e açılır, geçmişle ilgili kimseyle paylaşmadığı sırlarını anlatır. Ancak, Elizabeth konuşmaya direndikçe Alma' nın hayal kırıklığı artar ve iki kadının fiziksel ve ruhsal şiddet içeren çatışması başlar. Bergman'ın filmle sorguladığı kimlik ve modern dünyadaki varolmanın imkansızlığı kavramlarıdır. Filme psikanalitik açıdan bakmaya çalışırken "Edebiyatla psikanaliz arasındaki ilişkiyi anlamlı bir biçimde kurabilmemiz için bu ilişkiye tersinden bakabilmemiz gerekir. Psikanaliz ya da psikanalitik bakış bir edebiyat metninin ne anlamını ne de etkisini değiştirebilir. Ancak edebiyat metninin eleştirel okunması , bizim psikanalizi kavramamız, anlamlandırmamız ve psikanalitik terapi ilişkisinin dışında , tüm yaşamımız için kalıcı bir biçimde, tüm yaşamımız için kalıcı bir biçimde geçerli kılmamız için vazgeçilmez bir önemdedir. "

Devamı...      

TOZ ŞEHİR, SARI ŞEHİR ILIK BİR GECEDE SANA GERİ DÖNDÜM...

_ Gül Büyükbay Sayı 83, Nisan 2006

Kahire o kadar büyük, o kadar karmaşık, dehlizleri olan bir şehir ki üç gün ayırın diyen gezi kitaplarına şaşırıyorum. Bir yandan da çok derine dalmaya gerek yok derin bir nefes alıp içine dalınca Kızıldenizin o renkli melek balıklarının, mavi noktalı stringreylerinin, palyaçolarının, aslanlarının, napolyonlarının insan karşılıkları görülebilir -ki onlarla o büyülü göz göze gelmelerden sonra deniz ürünü yiyemeyen otuz yaşında bir kız çocuğu tanıyorum. Kaldığım yer Roda’ da. Roda incecik bir suyoluyla ayrılan Nil üzerinde bir ada. Nehir yüksek binaları, otelleri kıyısına almış öyle ağır ağır akıyor, şairi doğrularcasına.

Devamı...      

GRAMSCI ve HEGEMONYANIN KÜLTÜREL AYGITLARI

_ Gül Büyükbay Sayı 163, Ocak 2008

Antonio Gramsci, 1926'da 35 yaşında ve İtalyan Komünist Partisi'nin lideri ve parlamentoda milletvekiliyken Mussolini'nin faşist rejimince tutuklandı ve Sicilya yakınındaki Ustica adasında geçirdiği bir yıl dışında ölüm yılı olan 1937'ye dek zamanını ya hapishanede ya da hastanede yazarak geçirdi. Hapishanede "Sonsuzluk için bir şeyler yapmanın önemi fikriyle doldum -ki sanıyorum bu, tüm mahkumlar için tipik -" diyerek 30'dan fazla defterden oluşan hapishane defterlerini yazmıştır. Bu belki de bir parça, politikaya girdiği için ihmal ettiği akademik hayatına bir borcunu ödemedir. Gramsci'nin basit okul defterlerinde varlığa kavuşan düşünceleri, beynin durdurulamaz üretiminin dâhice bir örneğidir. Yazılarda bağlantılar web ya da bir network gibi çok katmanlıdır. Direktifler veren bir tarzda değil de açık bir metin olduğu için açık ve dikkatli bir okuma gerektirir.

Devamı...      

NAZIM HİKMET'İ ANIYORUZ

_ Gül Büyükbay Sayı 149, Temmuz 2007

Haziran’ ın ilk günleri...Sibirya yolundaki Pokrov kasabasindayım; bir yolkenarı motelinde ertesi günün heyecanı var üzerimde. Ustanın peşine düşeceğim, anısına yaklaşacağım, uzun günlerin yanlızlığından sonra sanki sevdiğime kavuşacağım. Motelde tır şöförleri, İtalyan teknisyenler, çalıştığım fabrikadaysa artık votka da değil bira kokan Sergey, Bazarov diye işçiler var. Harflerinden büyük çağrışımları olan isimleri Rus klasiklerinden düşmüş... Ertesi gün üç saatlik yoldan sonra Moskova’dayım. Partizanskaya’dan Revolyutsi’ ye önce; orada inip Kızıl meydanda yürüyorum bir kaç tur...Lenin kütüphanesinin önünde devasa bir Dostoyevski heykeli var. Burası hayatımda ikinci kez ölümü gördüğüm yer. Evsizlerle sigara tüttürüyorum. Revolyutsi’den yeraltından Okhotnyy Ryad’ a geçip beş durak sonra Sportivnaya metro durağında iniyorum; Kiril alfabesine uzaklığım yüzünden şekilleri aklımda tutmaya çalışmanın gerilimi, süslü genç kızlar, ağır işlerde çalışan yaşlılar, metronun sertçe yüzüme kapanan demir turnikeleri, ama yolumda yine de bir kavuşma hayalinin sevinç hali... Sık sık yol sorup pek de kibar yanıtlar alamadığım metro ahalisi bugün pek bir yardımcı neyse ki... Çünkü haritadaki bazı duraklar iptal edildiği için durak sayma yöntemi işe yaramıyor.

Devamı...      

ÇIPLAK MODEL GORBAÇOV VS.

_ Gül Büyükbay Sayı 97, Haziran 2006

95'in bahar aylarıydı. Üçlü Anfinin altındaki resim atölyesine ilk kez çıplak model gelecekti, aramızda para toplayıp Gazi Üniversitesinde bu işi yapan insanları davet ediyorduk. Bu biz seçmeli resim öğrencileri için önemli bir gündü, ama bir yandan da Gorbaçov’ un spor salonunda konusma yapacağı ilan edilmişti. Yüzüncü Yıl kapısındaki yokuşu inerken spor salonunun önünde toplanmış arkadaşlarımı gördüm; bir anlık çıplak model mi, Gorbaçov mu kararsızlığından sonra, topluluk ruhu beni içinde çekti. İçeriye illa ki girilecek ve Gorbaçov’ a sorular yöneltilecekti. Ortalık gittikçe kalabalıklaşıyordu. Bir süre sonra anlaşıldı ki demokratik bir ortam olduğu söylenen üniversitemizde salona yalnızca ODTÜ koleji öğrencileri alınıyor, üniversite öğrencilerine giriş izni verilmiyordu, toplulukta doğal olarak bir gerginlik oluştu. Düşünüyorum da bu gerçekten saçmalık, ne amaçla neye niyet yapıldığını hala daha anlamıyorum.

Devamı...