DECCAL

_ Gürkan H. Kılıçarslan Sayı 31, Mart 2005

Uyarı: Bu yazı son derece ciddidir. Gülesiniz diye yazılmamıştır. Yazıya konu olan gerçel veya sanal tüm şahıslar sadece konulara örnek teşkil etsin diye alınmışlardır. Kısacası bu yazı tamamen hayal mahsulu olup gerçeklerle zerre kadar alakası da yoktur. Ama alakası olmadığı kadar da ciddidir. Tüm semavi ortadoğu dinleri ve hatta başka birtakım dinlerde açık veya kapalı ifadelerle ahir zamanda Mesihler ile beraber önce veya sonra değişik isimler ve amaçlar altında bir karşıt yaratığın ortaya çıkacağından bahsedilir. Çeşitli İslam kaynaklarının “Deccal” olarak tanımladığı bu yaratığın Hıristiyan dininde karşılığı “Anti-Christ” veya “beast” yani bir acayip korkunç yaratık veyahut İsa’nın Karşıtı’dır. Gerçekte İslam’ın ilk ve tartışmasız referansı olan Kur’an’da Deccal diye birşey yoktur. Hatta İsa Peygamber’in kıyamete yakın bir tarihte geleceği bile açık bir ifade olarak yer almaz da, sadece kimi yorumcular kimi meallerde sadece bir ayeti İsa Peygamber’in gelişine yorarlar. Ama Deccal veya kurtarıcı Mehdi hakkında hiçbir açık ifadeye Kur’an’da rastlanmaz.

Devamı...      

KIYAMET BİLGİSİ VE MARDUK

_ Gürkan H. Kılıçarslan Sayı 43, Haziran 2005

İzinsiz gösteri’nin Mart sayısında yer alan “Deccal” başlıklı yazıdan hemen sonra –şans bu ya- Papa’nın ölümüyle beraber Türkiye basınının bir bölümünde yaşanan ve çoğu da haddinden fazla gülünç olan ezoterik salgın aşağıda okuyacağınız yazının ve “Deccal” başlıklı yazının yazarının gözlerinden kaçmamıştır. Son tahlilde hal ve gidişatımıza pratik bir faydası olmasa da “izinsiz gösteri”nin gündem belirlediğinin kanıtlarından biri olan bu olguyu milli fenomenolog okurlarımıza, özellikle ezoterizmde sınır tanımayarak çoğu batıl ve hurafe Hıristiyan kültürü ve inanışlarını halkımızın en önemli ihtiyacı zannederek her zamanki gibi “mahallenizin salyangozcusu” işlevini hakkı ile yerine getiren basınımızın ezoterizmin önde giden organları Hürriyet, Milliyet, Sabah ve Akşam gibi gazetelerimizi ve onların türevleri ile integrallerini “Deccal”e havale ediyorum.

Devamı...      

MEDYA İLLÜZYONİZMİ

_ Gürkan H. Kılıçarslan Sayı 2, Mart 2004

Bir illüzyonistin işi karşısında yer alan izleyici grubunu gerçekte olmasına olanak olmayan ya da canının istediği şeylere inandırmaktır. Sözgelimi bir illuzyonist şapkasından beş tane tavşan çıkarabilir, bir kimseyi ortadan ikiye ayırabilir ve tekrar birleştirebilir. Hiçbir şey vardan yok, yoktan varolmaz gerçekliğini gözboyacılık hünerleri ile geçersiz kılar. Türkçemiz de "hokkabaz-gözboyacı" olarak adlandırılan bir illüzyonistin maksadı aslında eğlence amaçlıdır. İzleyenler de illüzyonistler de tüm numaraların aslında bir "numara" olduğunu bilirler. Peki illüzyonistler sadece gösteri dünyasında mı yaşarlar? Hiç şüphesiz gerçek böyle değildir. İllüzyonistlerin en yaygın çalıştıkları sahalardan biri de medyadır. Çünkü medya sağladığı potansiyel ve teknolojik olanaklar ile gösteri dünyasının illüzyonistlerine parmak ısırtacak hatta o parmağı kanatacak güçlerle donanmıştır. Elbette sözkonusu medya aygıtı hitap ettiği toplum, yer ve zaman gibi parametreler ile birebir bağlantılıdır

Devamı...      

BİR DÜŞÜNCE DEVRİMİNİN 100. YILI

_ Gürkan H. Kılıçarslan Sayı 47, Temmuz 2005

2002 yılında 2005 yılının önemini kavramış ve UNESCO’ya, UNICEF’e ve hatta IMF’ye mesajlar göndermiş, 3 yıl sonrası için hazırlıkların 3 yıl öncesinden yapılması gerektiğini uzun uzun anlatmıştım. Lakin bir Allah’ın uluslararası nitelikte kulu kölesi de “evet, haklısınız, ne kadar akıllısınız, siz olmasaydınız biz bunu akıl edemeyecektik” diyerek geri dönmemiş ve bu satırların yazarını hayal kırıklığı ve hüsran türbülansına gark etmişlerdi. Lakin, bugün gurur ve vakar içinde görüyorum ki, önerilerim IMF dışında tüm ilgili kurumlar tarafından ciddiye alınmış ve dünyanın dört bir ucağında ve bucağında ...

Devamı...      

ENTELEKTÜELİN 3 HALİ

_ Gürkan H. Kılıçarslan Sayı 37, Nisan 2005

Hey Sen... Sana diyorum şaşkın surat... Hakkında hiçbir şey bilmediğim et bütünü... Ne de sen bilirsin bendekini... Şimdi sana desem ki her şey önceden belliydi, diyeceğin bana, bilirim ki “Hayır, olan biten henüz bitmeyenlerin yanında çayırotu devedikeni...” Peki var mıydı bizim bir sahibimiz? Yok hayır biz sahipsizdik ve önümüze geleni tekmelerdik. ...Ben bir aydınım. Bildiklerimin yanına ulaşamazsınız. Bildiklerimin ve daha ötesi bileceklerimin hayalini bile kuramazsınız. Bir köpek sürüsü gibi havlasanız da nasıl her gün güneş doğacaksa bildiklerim de her yeni günle tekrar yeryüzüne dönecek, her uykumun peşisıra. Bazen unutsam da birkaç şeyi onları nerelerde unuttuğumu biliyorum. Gider alırım siz daha uyanmadan hem de... Sokaklarda gergin dolaşmamın sebebi bilmediklerim de olsa, bildiklerim bana gardiyandır. Damarlarım kesilse kıpkırmızı kanımdan akıllar fikirler fışkırır. Kitaplar okurum. Kitaplar satarım. Kitaplar yazarım. Mürekkep yalarım. Başka bir şey değil...

Devamı...      

SİZ HİÇ KITLIK ÇEKTİNİZ Mİ?

_ Gürkan H. Kılıçarslan Sayı 61, Kasım 2005

Yiyecek stokları tükendiğinde, hele bir de yiyecek üretimi yapılmadığında ne olur? Kıtlık olur. Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felaketlerden biridir Kıtlık. 21.yüzyıl insanları olarak bu sözcüğün anlamını yeterince bilmediğimiz söylenebilir. 25 yılda bir Bob Geldof konuyu popüler kültür ilahlarının gündemine getirmese kimbilir kaç onyıllardan beri sürmekte olan Afrika kıtlıkları bile bizlerin gündemlerinden daima uzaktadır. Kıtlık bazen kendini kronik yollarla değil, akut olarak da gösterebilir. Sözgelimi Pakistan’da yaşanan depremin bölgenin özellikleri gözönüne alındığında hele bir de felaket yorgunu olmuş uluslararası yardımların gevşekliği de gözönüne alındığında bölgesel ya da noktasal kıtlıklara uğramış insanların birbirlerini ezercesine yiyeceklere hücum ettiği görüntüler sayesinde bir kez daha aşina oluruz kıtlıkla…

Devamı...      

DÜŞKRONİZE

_ Gürkan H. Kılıçarslan Sayı 59, Ekim 2005

Saat dokuz olmak üzereydi. Her salı olduğu gibi canlı sunacağım programın hazırlıkları içinde yayın odasında yerimi almıştım. Radyoda benden başka sadece pek çok programın sunuculuğunu ve yayın odasının teknisyenliği yürüten, aynı zamanda bana yardımcı olan Murat vardı. Onunla bu radyo programı sayesinde tanışmıştım. İyi bir ikili olmanın ötesinde iyi de dost olmuştuk. Bununla beraber iyi bir ikili olmamız sayısız yayın hatası yapmamıza engel değildi.Ben kısa hikayelerimi mikrofona okurdum. Arada sırada nadiren bir gece önce yazmış olduğum metinlerin dışına çıkardım. Murat sıraladığım şarkıları yayına girerdi. Aramızda bir camekan bulunurdu. Kulaklarımda kocaman bir kulaklık takılıydı. Elbette aradaki camekana rağmen mikrofon ve kulaklık aracılığıyla konuşabiliyorduk.

Devamı...      

ARE YOU UNBREAKABLE? ( KIRILMAYAN MISIN? ) - BÖLÜM I

_ Gürkan H. Kılıçarslan Sayı 7, Mayıs 2004

GİRİŞ:Dünyanın belki de ilk, ilk seyirde verdiği müthiş tadı – asla - sonraki seyirlerde vermeyecek filmi “6th Sense ( 6.His )” ile dünyanın belki de ilk, bin kez seyredilse bile hiçbir tad vermeyecek filmi “Signs ( İşaretler )” arasında yaptığı bir film var Hint kökenli yönetmen M. Night Shyamalan’ın... Bu film, Türkiye’de Costa Gavras’ın filminden aynı adlı filminden (ölümsü/Z) habersizlerce ve filmin hikayesiyle zerre kadar alakasız bir şekilde “Ölümsüz” adıyla gösterime giren “Unbreakable (Kırılmayan)”. Taliplilerince yeterli ilgiyi gördüğünü sandığım bu filmin esrarı ise seyredildikçe tad vermesi.

Devamı...      

OLİMPİĞİM, ÖYLEYSE VARIM!

_ Gürkan H. Kılıçarslan Sayı 3, Mart 2004

Kişisel olarak “İstanbul Olimpiyatı” tamlamasına ve bu tamlamanın kastettiği olgulara karşıyım. Aslında ne olimpiyat fikrine ne de İstanbul’da bir olimpiyat fikrine elbette karşı değilim. Ama bu tamlamaya karşıyım. Elbette anadilimizin handikapı olan “yazıldığı gibi okunma” huyu nedeniyle yanlış anlaşılmaya açık bir karşı çıkış içindeyim ama bu acınası halim, karşı çıkmama ve karşı çıkışımı eyleme dönüştürmeme mani olmamalı... Çünkü ben bir olimpiğim!... Resmi rakamlar ortaya koyuyor ki, özellikle kanlı 1972 Münih Olimpiyatı’ndan sonra “Olimpiyat” sözcüğü bir Ekonomi Politik mevzusu haline gelmiştir

Devamı...      

KAHVENİN DİYALEKTİĞİ

_ Gürkan H. Kılıçarslan Sayı 67, Aralık 2005

Her ne kadar ‘devrim’ yolu ile ortadan kaldırılamayan tek tanrılı dinler, ‘evrim’ yolu ile ortadan kaldırılmaya, tek ve başlangıç kaynaklarını yitirmiş bir bünyeye devşirilmeye çalışılıyor olsalar da anlamak gerektir ki, yaşadığımız çağda “din” afyon olmak ne kelime, teşbihte hata olmaz, kahvedir. Peki ortalama bir Marksist için durum öyle midir? Daha bu basit teorik geçişin farkına bile varamamış “akademikyenler” ezber türkülerini ancak kendileri çalar, kendileri dinlerler. Halklardan, ezilen sınıflardan ve girişim saçakları oluşturan toplum katmanlarından yüzde yüz uzak ama çok çok uzak sırçadan ve aslında çamurdan akademi köşklerinde akademikyencilik oynarlar onlar.

Devamı...      

AVRUPA BASINI NE DEDİ? NE DEDİ?

_ Gürkan H. Kılıçarslan Sayı 5, Nisan 2004

Türk spor medyasının çocukluğumdan beri hayran olduğum istikrarlı yanlarından biri hiç kuşkusuz özellikle Avrupa Kupası maçlarından sonra, "Avrupa Basını Ne Dedi Ne Dedi?" görev ve sorumluluk aşkıdır. Doğal olarak bu mesleki "olmazsa hayatta olmaz" alışkanlığı özellikle 1986'dan önce çok neşeli bir alışkanlık değildi. Ne de olsa Simoviçli Prekazili Cim Bom'un temsil ettiği Türklerin ayak sesleri değil Avrupa'da, Balkanlar da dahi işitilmiyordu. Ancak özellikle masabaşı futbolculuğuna karşı millet ve devlet olarak elele verip şanlı Nöşatel zaferini 5-0 değil, Milyonlarca-0 gibi tarihi bir netice ile elde ettikten sonra spor medyamız kazanılan her maçtan sonra Avrupa ve bazen dünya basınının hakkımızda neler dediğini (bazen deseydi'lerini) aktarmanın keyfine vardı.

Devamı...      

TÜRKİYE’NİN BÜTÜN ÖĞRENCİLERİ BİRLEŞİNİZ!

_ Gürkan H. Kılıçarslan Sayı 53, Eylül 2005

Türkiye’nin tarihsel kökleri itibari ile en devrimci 2 üniversitesinden biri olan ODTÜ’de Nisan ayında bir olay yaşandı. Bu olayı irdelemeden önce Türkiye’nin en devrimci üniversitelerinin isminde bulunan ( öteki de İTÜ’dür netekim ) “Teknik” sözcüğü ile “Hukuk” sözcüğü arasında oluşan gerilimin çok zengin bir diyalektik süreç ve hatta kültür yarattığını teslim etmek gerek. .

Devamı...      

BEN DÜŞMANIM!

_ Gürkan H. Kılıçarslan Sayı 13, Temmuz 2004

“Türk Sol Siyaset İlmihali” * der ki: “Eğer siyaset yapacaksan muhakkak surette bir itirafta bulunacaksın. İster program veya ilgili kayıtlarda, ister mitinglerde, ister söyleşilerde illa ki ve mutlaki şu üç sihirli sözcüğü yanyana getireceksin. - Servet Düşmanı Değiliz!” Özellikle yükselen seksenler ve alçalan doksanlar ile kulaklarımıza tanıdık gelmesi bir yana, Allah’ın varlığını kabul ve peygamberi teyit mertebesinde bir inan meselesi haline getirilen bu düşmanlık neyin nesidir ki bazı kimseler ve zümreler “tevbe” ederlermiş gibi bu boş ve komik lakırdıyı ederler sanki bir kelime-i şehadet gibi.

Devamı...