KHMER ROUGE (KIZIL KMERLER) ve ÖLÜM TARLALARI: BUNUN SORUMLUSU KİM?

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 53, Eylül 2005

975 yılının Nisan ayı ile 1979 yılının Ocak ayı arasında, yani sadece birkaç yıl içinde, Kamboçya'da, yaklaşık 1,5-2 milyon insan açlıktan öldü, ortadan kayboldu ya da kurşuna dizildi. Sonunda Khmer Rouge yönetimi, Kamboçya sınırlarına giren Vietnam orduları tarafından devrildi ve Pol Pot ve onun gerilla ordusu; güç savaşlarına Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Tayland tarafından desteklenen düşük yoğunluklu savaş stratejisiyle devam etmek üzere kaçtı. Nihayetinde Pol Pot, 1998'de öldü. Bu makalede, o tarihi anlara yoğunlaşıp, o zamanlar Kamboçya'da neler olup bittiği hakkında zihnimizde daha net bir resim oluşturabilmek için ayrıntıları inceleyeceğiz. Sonuç olarak da, olaylara karşı verilen olası tepkilerin yanı sıra ana tepkileri de düşünüp bu trajik hikayeden ders çıkaracağız.

Devamı...      

FUTBOL NEDEN EN YAYGIN SPORDUR? RESİM SERGILERİNE GİDENLERİN SAYISI NEDEN AZ? VE DAHASI…

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 199, Kasım 2009

Ayaktopunun olay örgüleri, çekişme, kovalama ve aşk (spor aşkı, taraftarın aşkı vb.). Kovalama örgüsü, birçok sporu diğerlerinden ayırıyor. Örneğin, ağırlık kaldırmada ya da cimnastikte bir kovalama örgüsü yok. Oysa, araba kovalama izitlerinde de görüldüğü gibi, kovalamanın olduğu bir anlatı/spor, daha da heyecan verici oluyor. Kovalama örgüsünün başarılı kullanımında, kovalayan, kaçana tam yetişecekken; kaçan, yeniden kaçar; “ha yakalandı ha yakalanacak” duygusu, heyecanı doruğa tırmandırır. Bunun için, araba yarışları, koşudan daha ilginçtir. Önde giden araba, birden bozulabilir; tam sona gelecekken, gerideki yetişebilir. Oysa koşuda, olasılıklar, daha kısıtlıdır. Koşu, yalnızca, arkada kalan sporcu, birdenbire, beklenmedik bir biçimde hızlanırsa ilginç olabilir. Aynı biçimde, hemen hemen tüm sporlar, çekişme örgüsünü taşırlar. Ortada bir yarış vardır; neredeyse tüm sporlar, kimin kazanacağı ya da kimin birinci olacağı üstüne kuruludur. Ek olarak, boğa güreşlerinin sevilgen olması da, benzer bir biçimde “ha öldü ha öldürecek” duygusundan ileri gelir. Boğanın ölüp ölmeyeceğini bilmeyiz; sürekli çekişme vardır.

Devamı...      

GERÇEKÇI TOPLUMSAL BİLİMLER İÇİN GÖRÜŞLER VE ÖNERİLER

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 181, Kasım 2008

1) Tutumyapısal belirlenimciliğin (ekonomik determinizm) (TB) saygınlığını geri vermek: Günümüzde toplumsal bilimciler arasındaki yaygın kanı, tutumyapının diğer toplumsal yapıları belirlediği biçimindeki görüşü kaba bulup reddetme. Bu çoğunluğa göre, açıklamalarını TB'ye dayandırmak, kaba marksçılık, hatta 'kazma solculuk' belirtisidir (hatta büyük toplumbilimcilerimiz, bu 'kaba insan'larla dalga geçmekten çok hoşlanırlar) ve kimlikler, tutumyapıdan daha önemlidir. Oysa, özellikle toplumbilim öğrencileri içinde ezici çoğunluğa sahip bu görüş, tam da egemen düşünyapının (ideoloji) ürünüdür. Egemen düşünyapı, tutumyapısal nedenleri önemsizmiş gibi göstererek, din, milliyet, gelenek vb. görüngüleri daha önemliymiş gibi öne sürüyor. Böylece, insanların sömürüldüklerini unutmaları isteniyor. Bu yanlış bilinç ('bilinç' denebilirse), tarihi soyut bir demokrasi mücadelesine indirgiyor ve burjuvaziyi bu mücadelenin motoru yapıyor. Oysa, ABD'ye gizli üsler verecek ve göçmen gemilerini batıracak çaptaki Avrupalı demokrasi kırıntılarının, işçilerin ve muhaliflerin mücadelesinin bir ürünü olduğu unutuluyor. Laiklik tartışması da, bu açıdan, tümüyle yanlış bir yönden değerlendiriliyor: Laikliğin çıkışı, çağdaşçı devletin ders kitaplarında okutulduğu gibi bir düşünce tarihi konusu değildir. Laik görüşlere sahip düşünürler, tarihte her zaman vardı.

Devamı...      

Gezi Direnişi ve Yazarlar Forumu

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 251, Mart 2014

Gezi Direnişi, polisin fiili işgali sonucunda park forumlarına yöneldiğinden beri, bu park forumlarına ek olarak, meslek tabanlı forumlar da gerçekleştiriliyor. Avukatlar forumu ve oyuncular forumu gibi örneklerini görebileceğimiz bu yönelime 29 Haziran 2013 itibariyle Yazarlar Forumu da eklendi. Türkiye Yazarlar Sendikası’nın çağrısıyla, 29 Haziran 2013 günü saat 17:00’de, sendikanın önünde bulunan Yahya Kemal Parkı’nda (Barbaros, Beşiktaş) konuşulanları özetlemek değil amacımız. Bu yazıda, bunun yerine, yazarların bu süreçte ne tür katkılar sunabileceği sorusuna odaklanıyoruz.

Devamı...      

YANSISAL AÇIDAN TÜRK-YUNAN SORUNU

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 139, Mayıs 2007

Yansıçözümleyim (psikanaliz), gündelik yaşamı açıklama çabasında bir işe yarayabilir mi? Sözgelimi, uluslararası çatışmaları yorumlaması olanaklı mıdır? Yansıçözümleyim, aslına bakılırsa, ortaya çıkışından başlayarak, gündelik yaşamı çözümleme savını hep taşıdı. Ancak, kullanılan çözümleme araçlarının değişik yaşam alanlarına uyarlanması, zaman aldı. Çoğu akademik çevrelerde, yansıçözümleyimin bilimsel sayılmaması, onu gün geçtikçe anadalga dışına itti. Belki bundan olacak, ‘Vamık Volkan’ adı, Türkiyeli yansıbilimcilerin bilinmeyenler hanesinde… Daha önce (1986) hazırladıkları, -yansısal açıdan- Atatürk’ün yaşam öyküsü ile, Amerika’da bir hayli tanınan Vamık Volkan ve Norman Itzkowitz, 1994’te yayınlanan çalışmalarında, Türk Yunan ilişkilerini çözümlüyorlar. Tarihsel sürecin dengeli bir özetini sunarken, fırsat buldukça, yansıçözümleyimsel değinilerde bulunuyorlar.

Devamı...      

Asya’da Coğrafya ve Travma

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 257, Nisan 2014

“Asya! 4 milyarlık coğrafya! Kaç kişiyi yedin, bitimsiz savaşlarında? Onarılmaz yaralar açtın afetlerle, insanların bağrında” diyecektim; Asya, tanıklıkları kaydeden bir kamera olsa idi. O da bana “Behey, insan yavrusu! Var mı bir tane bile örselenme, insanın elinden çıkmayan? Kendi eder, kendi bulur insan. Benim suçum ne?!” diyecekti. Haklıydı, aslında toplumsal olmayan bir travma yoktu. Toplumun bir parçası olmanın kendisi, bir travma tek başına. Üstüne de, toplum tarafından tabaka tabaka ayrıksılanmış insan yavrusuna, doğal yıkımlarda bile, farklı farklı çekiyor terazi. Ötekileştirilmişlerin travması, çoğu zaman en ağırı oluyor.

Devamı...      

TARİH(ÇİLİK) VE ÖYKÜ(CÜLÜK): NEREDE NASIL AYRILIYORLAR?

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 239, Temmuz 2011

İggers’ın (1997), üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan tarihyazımı kitabı, öykü-tarih ve kurgu-gerçeklik ilişkileri üstüne tartışmak için, kaydadeğer başlangıç noktaları sunuyor. Bu yazıda, İggers’ın görüşlerini anarak, fakat ona tümüyle bağlı kalmadan, sözkonusu ilişkileri ele alıyoruz. İggers’ın görüşlerine geçmeden, Avrupa dillerinde ‘tarih’ ile ‘öykü’nün aynı Eskil (antik) Yunanca ve Latince sözcükten türeme olduğuna dikkat çekelim: Historia. Bu sözcük ise, eskil Yunanca ve hatta ön-Hint-Avrupaca’daki ‘bilen, araştıran, bilge kişi’ anlamlarına gelen sözcüğe karşılık geliyor

Devamı...      

GÜNÜMÜZÜN MUTLU İNSANLARINI TANIYALIM...

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 229, Aralık 2010

Bu yazı, Dolan, Peasgood ve White’ın 2008 tarihli “Bizi neyin mutlu ettiğini gerçekten biliyor muyuz?” adlı kaynak tarama çalışmasının özetinden ve bunların kısa kısa yorumlanmasından oluşuyor. Başlamadan belirtelim: Mutluluk çalışmalarında, üç bilimsöz (terim) var ve bunlar, kimi zaman, birbirine karışıyor: Mutluluk, bireysel iyi olma (kendini iyi hissetme) ve yaşam doyumu. Bu yazıda, bu üçü için de ‘mutluluk’ sözünü kullanıyoruz. Mutluluğu etkilediği ileri sürülen 7 etmen ve altdalları şöyle: 1. Gelir: Bilinen bir gerçek, şu: Ülkeler düzeyinde, en mutlu insanlar, en yüksek gelirli ülkelerde yaşamıyor. Ayrıca, salt (mutlak) gelir x görece gelir ayrımı yapılıyor. Salt gelire bakıldığında, gelirle mutluluk arasında bir ilişki çıkmayabiliyor. Yani en yüksek gelirlilerin en mutlu insanlar olduğu doğru değil.

Devamı...      

EDWARD SAID’IN ‘KÜLTÜR VE EMPERYALIZM’ KITABI ÜZERİNE

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 149, Temmuz 2007

Said, ünlü ‘Oryantalizm’ kitabı için şöyle diyor: Oryantalizm adlı kitabımda yapmaya çalıştığım işin ardındaki itilim, bir bölümüyle, ayrı ve apolitik gibi görünen kültürel bilim dallarının, emperyalist ideolojiye ve sömürgeci uygulamalara ilişkin tümden çıkarcı bir tarihe olan bağımlılığını gösterme isteğiydi (Said, 2004, s.88). Said, sömürgecilik dönemi yazarlarının yalnızca ‘Batılı okur’u dikkate alarak yazdıklarını, sömürgelerde yaşayan halkların metinlere olası tepkilerinin dikkate alınmadığını söylüyor ve çoksesli bir okuma pratiği olarak adlandırdığı bir açılım öneriyor (bkz. Said, 2004, s.120-122). Tartışma bölümünü beklemeden yorumumuzu yapalım: Oysa, yerli yazarlar da ‘Batılı’ okurları düşünerek yazmıyorlar, günümüzde ‘Batılı olmayan’ coğrafyayı ‘Batılılar’ için yazan ‘Batılı’ olmayan yazarlar kuşağına dek. Said, Avrupalıları sömürgecilikle suçlarken, bir kaç ayrıcalıklı durum dışında, sömürülenlerin anlatılarını incelemediği için, yalnızca sömürgecilerin anlatılarına odaklandığı için bu gerçeği göremiyor.

Devamı...      

YARINSIZ HALK, YIKILMAYAN HALK

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 233, Ocak 2011

Çok açık olan bir gerçekle başlayalım: Türkiye’de 70’lerde çekilmiş izitler (film), ‘Kenar Mahalle İti Milyoner’ (‘Slumdog Millionaire’) izitinden çok daha ileri bir noktadalar ve bu türde bir izite ödül verilecekse; ödül, Türkiye izitlerine gitmeli. (‘Kenar Mahalle İti Milyoner’ izitini yeniden ele almayacağız; bu konuyu Gezgin (2009)’da irdeledik.) Gerçekten, ödülü hakeden, ancak uluslararası tanınırlığı olmamış izitler ülkesi, 70’lerin Türkiyesi. Bu uluslararası tanınmazlıkta önemli bir etmen, kimi konuların ve özellikle gökçeseslerin (müzik) yabancı izitlerden çalıntı olması. Dolayısıyla kimi izitler, en iyimser görüşle, uyarlama gibi duruyor daha çok. Yine de, anmaya değer çokça izit var. Bu izitler, belki onlarca betik (kitap) yazacak denli uzun uzun tartışılabilir. Bu yazıda ise, unutulmaması için, 70’lerden bir izite ve onun bir tür yan-izitine dikkat çekeceğiz.

Devamı...      

UZAKLARDA BİR YAHUDİ DEVLETİ

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 173, Nisan 2008

Yahudiler'in kaç ülkesi var? Yanıt: "1. İsrail". "Aslında iki tane var" dediğimizde, "Herhalde ABD kastediliyor" denecektir. Sayı doğru ama ülke doğru değil: Yahudiler'in iki ülkesi var; biri İsrail, biri de Rusya Federasyonu'na bağlı, Rusya-Çin sınırında (eski SSCB-Çin sınırı) bulunan Yahudi Özerk Bölgesi (Birobidcan). Bölge, 36,000 km2; yani, yüzölçümü 20,770/ 22,072 km2 olan İsrail'den büyük. Ancak, nüfusu, İsrail'in 7 milyonluk nüfusundan kat kat küçük: 190,000. Bu nüfusun çoğunluğunu Ruslar oluştururken, bölgedeki Yahudi nüfusu, kimilerine göre 2,000; kimilerine göre 30,000. Rusya'nın genelinde ise Yahudi nüfusu, 1 milyon. Birobidcan, 1934'te, Stalin'in 'ulusal sorun' siyasalarının ve Yahudilerle ilgili uluslararası topludurumun (conjuncture) bir ürünü olarak kuruldu. Stalinci yaklaşım, "her ulusun toprağı olmalı" gibi çarpık bir düşünceye dayanıyordu. Stalin dönemi ve sonrasında; dinlerin, dillerin ve ulusların üstüne çıkmış Sovyet insanının, yeni sosyalist insanın yaratılması yerine; bireylerin dinlerinin, dillerinin ve uluslarının özellikle vurgulandığı bir 'ulusalcılık' anlayışı geliştirildi. Kavramsal sınırlar, öyle ulusal özcü bir biçimde çizilmişti ki; sanki, değişik dinlerden, dillerden ve uluslardan insanların biraraya gelmesi ve geçmişlerini bırakıp Sovyet düzeninde yeni bir ortak kültür oluşturmaları olanaksızdı.

Devamı...      

MİNERVA: BİR ÖZGÜRLÜK DÜŞÜ, DÜŞÜŞÜ VE DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 67, Aralık 2005

Minerva Cumhuriyeti’nin nerede olduğunu biliyor musunuz? Ya da ‘Minerva Prensliği’nin? Ben de iki gün önceye dek bilmiyordum. Bir havayolları dergisi için Pasifik’teki ada-ülkelerini anlatan tanıtım yazıları yazmaya başladım ve bu nedenle, bu ada-ülkelerden biri olan Tonga’ya odaklanmıştım. Okuduğum kaynaklardan birinde, Tonga’nın uluslararası anlaşmazlık içinde olduğu hiçbir devlet bulunmadığı yazıyordu ve bir geçerken sözü gibi, “yalnızca, Minerva’yı işgal etti” deniyordu. Minerva’yla tanışmam böyle oldu. Sizin tanışmanız ise, bu yazıyla oldu işte.

Devamı...      

KAMBOÇYA GEZİ NOTLARI, 27 OCAK-1 ŞUBAT 2009

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 193, Şubat 2009

Bu, Kamboçya’ya ilk gelişim değil; ancak bu kez, ülkeyi daha ayrıntılı gözlemleme olanağı buldum. Kamboçya’ya gelen gezmenler (turist), genellikle başkent Phnom Penh’in ve Angkor Wat adlı tapınak-kenti ile ünlü Siem Reap’in gezmen bölgelerini biliyorlar; ancak, dünyanın hemen hemen her yerinde olduğu gibi, gezmen bölgeleri, bir ülkeyi anlamada yanıltıcı olabiliyor. Phnom Penh’in gezmen bölgesi, ırmağın kıyısı. Burası, buluntuevini (müze) ve sarayı da içeriyor. Phnom Penh Buluntuevi’ne gidebilirsiniz. Buluntuevi, fena değil. Gerçi, Hint gökçeişinden (sanat) esinlenen yapıtlar dışında neredeyse hiç bir şey yok. Girişte “şapkayla, şortla ve mini etekle girilmez” yazdığı için Phnom Penh’deki Kral Sarayı’na girmedik. Bu tutuculuk, pek de ilginç sayılmaz. Dünyanın hemen hemen her yerinde tutuculuk egemen. Ancak, gezmenlik konaklarında (seyahat acentası), “genbinitte (otobüs) silah, yangın tüpü ve uyuşturucu taşınması yasaktır” ve gezmenevlerinde (otel), odaların kapılarında “bomba, silah ve uyuşturucu yasaktır” diye yazması dikkate değer.

Devamı...      

DELİ KUYUDAN KEMAN ÇALMIŞ...

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 191, Ocak 2009

Bir kemancıyla ilgili bir öykü dolaşıyor genelağda (internette). Buna göre, ABD’li ünlü bir kemancı, kimliğini gizleyerek, bir sokakta sokak çalgıcısı gibi durur; kemanını çalar. Bir dinletisinin girimliği (bilet) 100 Dolar olan ünlü kemancı, sokakta çalarken, 32 Dolar’ı zar zor toplar; yoldan geçen 1000 kişiden yalnızca biri anımsar ünlü kemancıyı. Bu öyküden “günlük yaşamdaki güzelliklerin değerini bilmiyoruz” gibi bir öğrenimlik (ders) çıkarılıyor. Bilimsel bakış eksikliğine çok güzel bir örnek sunduğu için, bu sevilgen (popüler) öykü üstüne söylenecekler var: Birincisi, bu öyküde, sokaktaki 1000 kişi ile kemancının dinletisine 100 Dolar girimlik ödeyenlerin aynı kişiler olduğu varsayılıyor, ki bu doğru değil. Sokaktan geçenlerin değişik gökçeses (müzik) değerleri olabilir; yoksul oldukları için, kemancının dinletisine 100 Dolar bastıramadıklarından, kemancıyı hiç dinlememiş olabilirler. Oysa sözgelimi Madonna, sokak çalgıcısı kılığına girip şarkı söyleseydi, herhalde (benim dışımda) herkes O’nu tanıyacaktı. (Türkiye’den örnek vermek gerekirse, Orhan Gencebay, sokakta şarkı söylese, O’nu herkes tanırdı.)

Devamı...      

BUDACI TUTUMBİLİM (İKTİSAT) ve TOPLUMSAL BARIŞ

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 137, Nisan 2007

Budacı tutumbilim/ tutumyapı, üç açıdan ele alınabilir: Birincisi, iki temel tutumyapı dizgesine alternatif olan bir kurtuluş öğretisi olabilir (economy). Ikincisi, tutumbilimsel düşüncede yeni ufuklar açan; tutumbilime, yeni çözümleme araçları kazandıran, bu alanın odağını değiştiren ve mercekleriyle oynayan bir düşünce dizgesi olabilir (economics). Üçüncüsü, 2500 yıldır uygulanagelen bir yaşam düzenleyicisi olarak -ki bu özellik, dinlerin ve genelde düşünsel akımların üç-beş temel ögesinden biridir-, girdiği yeryapıdaki (coğrafya) toplumsal kurumları yeniden biçimlendiren, ya da altüst edip yenileyen (Weber) ya da tersine, çeşitli toplumsal kurumların bir ürünü olan tarihsel bir olgu olarak da görülebilir. Aslında, bu üç bakışa, dördüncü bir bakış da eklenebilir: Budacı tutumbilim, Budacı tutumbilim uygulamalarını inceleyen bir bilim dalı olarak da görülebilir.

Devamı...      

YANSIBİLİM AÇISINDAN PORNOGRAFİ

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 101, Ağustos 2006

Yansıbilimsel çalışmalarda ortaya çıkan en önemli bulgu, sanılanın tersine, porno izlemenin tek başına tecavüz gibi eşeysel suçlara yol açmadığı.Her porno, suça yol açmıyor ama şiddet içeriği yüksek pornolar ile eşeysel suçlar arasında bir ilişki olduğu gözlemleniyor. Ayrıca, kadın düşmanlığı gibi tutumlara sahip insanlar içerisinden porno izleyenlerin eşeysel suç eğilimi taşıdıkları bulgulanıyor. Aynı araştırmacılar, daha önceki bir çalışmalarında, tecavüz etme ve eşeysel zora başvurma eğilimlerinin, kişilerarası şiddet uygulamaya yönelik tutumların yokluğunda, tek başına porno izlemeyle ilişkili olmadığını bulgulamışlardır.

Devamı...      

YANSIBİILİMİ (PSİKOLOG) GÖZÜYLE ŞİDDET VE SALDIRGANLIK

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 61, Kasım 2005

Yansıbilim alanında, şiddet ve saldırganlık konusunda yüzlerce çalışma bulunmakta. Özel olarak yalnızca bu konulardaki çalışmalara yer veren dergiler bulunmakta. Doğaldır ki, bu çalışmaların kapsamlı bir değerlendirimi, bir dergi uzunluğundan bile taşar. Burada olabildiğince anaçizgileri vermeye çalışalım. ‘Yansıbilimsel şiddet ve saldırganlık kuramı’ olarak adlandırılabilecek ilk kuram, Freud’un kurucusu olduğu yansıçözümleyimsel (psikanalitik) okuldan geldi. İnsanı, fizik biliminden etkilenerek, bir enerji haznesi olarak gören genç Freud, insanın doğuştan getirdiği iki temel içgüdünün olduğunu ileri sürüyordu: Eşeysellik (cinsellik) ve saldırganlık. Çocuk, doğduğunda, bu iki içgüdü, dışavurulması kaçınılmaz olan karanlık güçler olarak ortaya çıkıyor; bu iki kaynak-enerjinin dışsallaştırılma yolları, ‘çocuğun kişisel tarihi’ olarak adlandırabileceğimiz özel yaşantılar toplamı tarafından belirleniyordu.

Devamı...      

PASİFİK OKYANUSU SEYİR DEFTERİ (1): NOTLU ŞİŞE YAP ADASI'NA ULAŞIR...

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 179, Eylül 2008

Kimi zaman çok canımızı sıkar modern yaşam çooook... Basıp gidesimiz, bir daha dönmeyesimiz gelir... Ve genelde, tropik bir ada düşleriz; yüksek palmiyeleri ve hindistancevizi ağaçlarıyla, masmavi açık denizi, inci inci kumsallarıyla... Belki de yerliler yaşıyordur adada?! Dinsel törenleri için kurban edecek beyaz adam/kadın arıyorlardır?! Umursamayız... Bunu düşünmeyiz bile. Çünkü o ada, bizim düşlerimizdeki adadır. Düşlerdeki bir adada, yerliler olmaz; ille de olacaklarsa zararsız olurlar, Cuma gibi olurlar anca'... Ya da belki vahşi hayvanlar vardır?! 'King Kong' filmini anımsayalım: O güzelim Kafatası Adası, adını nereden aldığını kısa sürede göstermişti davetsiz konuk beyaz adamlara... Adalar, hala düş olarak yaşıyorlar bizde, ulaşılmaz olsalar da... Ada, bir laik cennettir aslında... Din tarafından değil kendi düşlerimiz tarafından düzenlenen bir cennet... Ve belki biz Türkiye insanları için ada, bir düş olarak büyümeye oldukça eğilimli çünkü ne ada devletidir Türkiye ne de bolca ada taşır bünyesinde, üç tarafı denizle çevrili olsa da... Gökçeada, Bozcaada, Marmara Adaları, İstanbul Adaları, başka bölgelerde ufak tefek adalar ve elbette, insanı büyüleyen o Ahtamar Adası... İstanbul Adaları'nın keyfi elbette farklıdır... En tepesine çıkarsınız adanın ve varoluşunuzda yeni kanallar açar gördükleriniz ve konumunuz...

Devamı...      

KALMIKYA: AVRUPA’NIN BUDACI TEK ÜLKES

_ Ulas Basar Gezgin Sayı 71, Ocak 2006

Rusya Federasyonu'na bağlı 21 özerk cumhuriyet var. Budacılar'ın çoğunlukta olduğu Kalmıkya da bunlardan biri. 300,000 nüfuslu Kalmıkya, Hazar Denizi'nin kuzeybatısında bulunuyor. Avrupa'nın sınırlarını geniş olarak çizenler, Kalmıkya için, bu nedenle, ‘Avrupa'nın Budacı tek ülkesi' diyorlar.Kalmıklar, Tibet Budacılığı'na bağlılar. Din dili olarak Tibetçe'yi kullanıyorlar. Bayraklarında, Budacılık'ın kutsal çiçeği olan lotus var. Kalmıkya'nın devlet başkanı, aynı zamanda, dünya satranç federasyonunun başkanı.

Devamı...