BİLİNÇALTI VE ŞİİR

_ Gür Genç Sayı 61, Kasım 2005

Eski zamanlarda yaşamış şairler “esinlenme”nin dışarıdan/yukarıdan bir yerden, tanrı ya da tanrılardan geldiğine inanırlardı. Oysa biz 1900’lü yılların başından beri, bilimin, özellikle de psikolojinin ışığında biliyoruz ki içeriden, kendi içimizden; bireysel bilinçaltı ve bilhassa büyük sanat eserlerinin doğduğu yer olarak belirtilen toplumsal bilinçaltı katmanına kaynaklanıyor. Yunus Emre: “Bir ben var benden içeri” derken, ya da Rimbaud kendi içindeki o öteki “benden” söz ederken, aslında söylemek istedikleri bilinçaltıydı. Yunus Emre: “Bir ben var benden içeri” derken, ya da Rimbaud kendi içindeki o öteki “benden” söz ederken, aslında söylemek istedikleri bilinçaltıydı. Şair içerideki bilinçaltındaki “ben” ve ta eski çağlardan beri ataladan devralınıp orada biriken “ben”ler toplamının elinde neredeyse bir araç gibi bilinçaltından gelenleri bilinçdiliyle somutlaştırmakla görevlidir. Derinden gelen bu enerji kırıntılarını değerlendirerek, imgelemin yardımıyla, kendine özgü bir takım estetik kaygılarla oluşturur.

Devamı...      

SAN MARINO: Iskalanacak Kadar Küçük Bir Ülkeden Notlar

_ Gür Genç Sayı 193, Şubat 2009

Şair dostum Stefanos Stefanidis’le birlikte daha önce Malta’ya gitmiştik... Larnaka-Atina-Roma uçuşundan sonra; Roma’dan trenle Bologna’ya, Bologna’dan Rimini’ye, oradan da otobüsle San Marino’ya doğru çıkarken, Titano dağının tepesinde, bulutların arasında, masalından ayrı düşmüş bir ortaçağ kentiyle karşılaşmayı ikimiz de beklemiyorduk. Bir ülkenin sınırları içinde, bağımsız bir başka ülke! Akıl almaz bir şey. İlk defa böyle bir ülkeye adım atıyordum.Bir cumhuriyetin sınırları içinde bir başka cumhuriyetin varlığı alışık olmadığım bir şey, şaşırıp kaldım. (Bilindiği gibi İtalya sınırları içindeki bir diğer ülke/devlet de Vatikan). İki geniş vadinin ortasındaki, söylentiye göre taş oymacıları tarafından yapılan, üç yüksek kuleli bu dağ ülkesi başdöndürücü görünüyordu aşağıdan.Yukarıya çıkıp bakınca, muhteşem bir manzara!... San Marino 26 bin nüfuslu. Kilometre kareye 422,8 kişi düştüğü için, dünyadaki nüfus yoğunluğu en yüksek ülkelerden biri. Nüfusun 3,500 kadarı yabancı (İtalyanlar da yabancı sayılıyor burada.) Bu nüfusun, 4-5 bini baş şehir San Marino’da yaşıyor (bunların çoğu zenginler).

Devamı...      

BİR'İN BÜYÜSÜ YA DA TEK BİR DEFA OLAN ŞEYLERE DAİR

_ Gür Genç Sayı 37, Nisan 2005



Devamı...      

YAZARAK YAŞAMAK

Notlar

_ Gür Genç Sayı 229, Aralık 2010

Kuşkusuz söylemek de bir eylemdir, ama kalıcı olmayan bir eylem. Ne kadar bağırarak söylense de yazılmayan söz uçup gider, havaya, daha önce söylenmiş olanların arasına karışır. (1994) Madem ki bütünlük kaybolmuş, yaşam içindeki her şey parçalanmıştır, yazmak şart artık. Çünkü yazmak, parçalar arasında bağ kuruyor, birleştiriyor. Kopuk ve dağınık olanları bir araya topluyor, yeniden oluşturuyor. Yazmak, insan, doğa ve yaşam arasındaki devreleri tamamlıyor. Varlığı, var oluşu yaşamla barıştırıyor. (1995) Yazmak kehanette bulunmaktır. Yazı yazıldı mı, ok yaydan çıkmış olur. O yazının öngördüğü deneyim yaşanmamışsa eğer yaşama yolu bulmaya girişir yazan.

Devamı...      

SUÇLUYUM

_ Gür Genç Sayı 211, Ocak 2010

Olay olduğunda ben henüz doğmamıştım. Sonradan duydum. Duyduğum kişi de bir başkasından duymuş. Kaynak kişi, katillerden birinin yakın akrabasıymış. Duyduğu suçluluğun yükünü, olayı tekrar tekrar anlatarak, hikayeleştirerek hafifletmeye çalışıyormuş. Gidip de Kayıplar Komitesi’ne olanları anlatamıyormuş, çünkü ona bunları anlatanı gammazlamak, milletine ihanet etmek istemiyormuş. Bu işin başına açacağı belalardan korkuyormuş. Bunu duyduğumdan beri, daha önce orda olduğunu bilmediğim bir kuyudan içeri düşmeye başladım... Savaştan önce, iki toplum arasındaki çatışmalar sürerken, Mesarya’daki köylerini terketmek zorunda kalıp Güney’e geçmeye çalışan dokuz kişilik bir gurubu (dördü kadın, üçü çocuk) durdurup, oraya kadar taşıma zahmetine girmesinler diye fazla derin olmayan kör bir kuyunun başına kadar yürütmüşler. Yalvarmalarına yakarmalarına aldırmada

Devamı...      

HAZ CANBAZI

_ Gür Genç Sayı 167, Mart 2008

2003 yılında yazdığım, 'Kaza ile gelen Jenan Selçuk' adlı yazımı bitirirken: 'Bakalım ilk şiirleri taslama mı yoksa gerçekten kendini şiire adama yoluna giriş midir? Her şey onun çalışmasına, çalışkanlığına kalmış," demiştim Jenan'ın ilk kitabı 'Kaza' hakkında. Şimdi dönüp söz konusu kitaptaki şiirleri tekrar okuyunca 'taslama' sözcüğü rahatsız ediyor beni. Çünkü ilk şiirlerinden belliydi şairliği. Başka bir şiir kitabı çıkarmasa bile, 'Dönmek', 'Ameliyat' ve 'Hurma' gibi şiirleri bile kesinlikle sonraki zamanlara kalacak, adını şair olarak yaşatacak kuvvetteydi. Belki de şiirlerinin devamının gelmesini gönülden istediğim ve onu yüreklendirmek için yukardaki o tümceyle bitirmiştim yazımı. Ve devamı geldi!... 'Haz', matbaaya 2007'nin son haftalarında girmiş, 2008 başında kitap olarak çıkmış. İlkinden dört-beş yıl sonra ikinci kitap, belli ki 'az ama daha nitelikli' özdeyişini dikkata alarak üretiyor. Jenan'ın yetenekli olduğu başından belliydi. Geçen zaman içinde çalıştı, kendini ve şiirini açtı, geliştirdi.

Devamı...      

ŞİİRİN ENERJİ SORUNSALI

_ Gür Genç Sayı 67, Aralık 2005

Güneşin, ayın, diğer gezegenlerin, yıldızların, dağların, denizlerin, ormanların, bitkilerini hayvanların, kısacası cosmos’da varolan her şeyin, az ya da çok, şairi etkileyen bir enerjisi vardır. Yalnız bu dışsal enerji etkileri, her ne kadar kuvvetli ve harekete geçirici olsa da, yaratıcılığın asıl kaynağı içte: Bilinçaltındadır. Şiir adına şairin görevi dışta alınan enerjiyi içte varolan enerjiyle yoğurup, bütün kapasitesiyle şiirin oluşumuna katılmak ve kuşağının, konumunun, koşulların, karakterinin, fizyolojik özelliklerinin ve yaşadıklarının onu yazmaya sevkettiği şiiri (şiir serisini) yazmak.

Devamı...