YEDi ANARŞİST GÜNAH 6 - INVIDIA

_ Can Başkent Sayı 223, Şubat 2010

Robert Nozick, ünlü kitabı "Anarchy, State and Utopia" [Anarşi, Devlet ve Ütopya]'da "Eşitlik, Kıskançlık ve Sömürüye" koca bir bölüm ayırmıştır. Kıskançlığı "Bende yoksa, başkasında da olmasın" şeklinde özetledikten sonra Nozick, bu tanım itibariyle kıskançlığın tuhaflığı üzerine gider. Fakat, tüm argümanlarından önce, Nozick gene de kıskançlık savunucularının odak noktasını vurgulamadan geçemez: Kıskançlık, eşitliğin altını çizmektedir. Bu yazıda, Nozick'in takip ettiği değil, ihmal ettiği yolu izleyeceğiz. Eşitlikçilik ve kendine güven duygularıyla kurulan aleni bağın benzerini, ama bu sefer negativist manada, kıskançlık ve eşitlikçilik arasında kuracağız. Fakat, ele alacağımız kıskançlık mevhumunu, hemen belirtelim, tesadüfi insan özellikleriyle ilişkilendirileceğiz. Tesadüfi insan özellikleriyle kast ettiğimiz, doğuştan gelen ya da adaletsiz dünyanın şans dediği kimi özelliklerin sebep olduğu kazanımlardır. Mirasyedi olmaktan tutun da, güzel olmaya dek bir çok beşeri özelliği "tesadüfi" (accidental) olarak niteleyeceğiz.

Devamı...      

FURRY GIRL INTERVIEW

_ Can Başkent Sayı 131, Mart 2007

I started VegPorn.com originally as a small link page to compile a list of veggie people who get naked online and other links relating to sex and veganism. I was very pleased to get a lot of feedback about it, and the attention made me decide to turn VegPorn into its own site with exclusive photos from vegan and vegetarian models. I've been vegan for over 7 years, and it just seemed like an idea who's time had come. You identify yourself as a "polyamorous ethical slut". Can you explain it a little more, so that we can know you better. I prefer open relationships and the freedom to have sex with my friends, but I'm not into sexual interactions that involve lying, cheating, etc. Polyamorous folk aren't interesting in "stealing boyfriends" or being "the other woman" with someone who's cheating on a monogamous partner- it's about honesty.You said in your web site that you see veganism as "a way that people can choose to look at the bigger picture and the impact of the daily choices they make." Which part of the bigger picture and which impact of your daily choices converted you to veganism?

Devamı...      

Wall Street'ten Gezi'ye, Direnişi Anlamak

_ Can Başkent Sayı 251, Mart 2014

Türkiye'de muhalif olmak insana bir rehavet veriyor. Herhangi bir anaakım gazeteye bakın, fikri ve siyasi olarak muhalif olacağınız, hatta muhalif olmanız gereken onlarca haber göreceksiniz. Bugünlerde devletin Lice'de yaptıklarından tutun da, GLBT onur yürüyüşüne dair homofobik tepkilere dek onlarca haber var gündemde. Dolayısıyla muhalefetin büyük bir mesaisinin egemenlerin yaptığını düzeltmeye çalışmakla harcandığını düşünüyorum. Buraya kadar her şey aşikar.

Devamı...      

YEDI ÖLÜMCÜL ANARŞIST GÜNAH: 3 AVARATIA

_ Can Başkent Sayı 173, Nisan 2008

I. ".. madem eşitlikten yanasın be pezevenk adam, önce hanımını gönder de bu eşitlik sağlansın" Şevki Yılmaz Gaziantep'in medyatik belediye başkanı Celal Doğan, 10 yıl önce Gaziantep genelevinin açılışında tekbirlerle kurban kestirir. Bunun üzerine, Şevki Yılmaz, (yanılmıyorsam) New York'ta yaptığı bir konuşmasında yukarıdaki sözü sarfeder: "Kurban keserek genelev yaptırıyor. Yüzlerce şehit yatıyor orada. Namus için şehit olunan Antep'te genelev yaptırıyor ve diyor ki, 'ben sosyal demokratım, bu ülkede ihtiyacını gidermek isteyen gençleri de düşünmek zorundayım.' Be adam, madem eşitlikten yanasın pezevenk adam, önce hanımını gönder de bu eşitlik sağlansın." Anılarda yer eden bu konuşma, hatta Gaziantep genelevlerinin bulunduğu geniş caddenin Şevki Yılmaz Bulvarı olarak anılır olmasına da vesile olmuş [1]. Akabinde Celal Doğan, Şevki Yılmaz aleyhine tazminat davası açmış, kazandığı parayı da genelev kadınlarına bağışlamıştı. Şevki Yılmaz'ın hakaret ettiği kadın olan, Celal Doğan'ın karısı Aysel Doğan "Bu karar Türkiye'deki bütün kadınları ilgilendiriyor. Adalet yerini buldu. Genelevde çalışan kadınlar namusumuzu koruyorlar. Onlar da insan. Onlar da dokuz aylık. Şevki Yılmaz'ın eşi de insandır. Allah herkesi ıslah etsin. Bu paranın beş kuruşuna el sürmeyeceğiz. Eşimle, bu paranın tamamını genelev kadınlarına dağıtmak için karar aldık" yorumunda bulunmuş [2].

Devamı...      

YEDİ ANARŞİST GÜNAH: 2 - "GULA"

_ Can Başkent Sayı 167, Mart 2008

Küçük çocuklarının iştahlarının (genelde) yerinde olması, malum olduğu üzre, onların çok fazla enerji harcamalarından ve bünyelerinin aşırı miktarda besine ihtiyacı olmasından kaynaklanır. Dolayısıyla, harcayacak yeriniz varsa, faydalanma imkanınız varsa, "çokluk", "oburluk" olmaz. Cinsellik zemininde ise, 'çok'u harcamak kolay değildir. Sayısız miktarda tabu ve toplumsal önyargı, görülebilir ilk engellerdir. Dolayısıyla, cinsel oburluk, hemen hemen tüm antropolojik birimde tabudur. Cinsel oburluğun sosyolojik ve antropolojik betimlemelerini bu yazıda umursamayacak, dikkatimizi moral ve ahlaki kriterler ışığında, özgürlükçü felsefelerin cinselliğin aşırı ve yersiz tüketimine nasıl yaklaşması gerektiğini, bir vaka incelemesi çerçevesinde yürütmeye gayret edeceğiz. Ortaçağ felsefecileri, bir çok konuda olduğu gibi, oburluk günahı konusunda da bize ilham veren tespitlerde bulunmuşlardır. Thomas Aquinas, oburluğun beş farklı türünü sıralamıştır: "praepropere", çok erken yemek; "laute" çok pahalı şeyler yemek; "nimis" çok fazla yemek; "ardenter" çok iştahlı yemek ve son olarak "studiose" de çok seçerek yemek.

Devamı...      

YEDİ ANARŞİST GÜNAH: 1 - "LUXURIA"

_ Can Başkent Sayı 163, Ocak 2008

Anarşist cinsellik felsefesi üzerine çok yazdık. Eşitlik ve adaletin, anarşizan cinselliğin değişmezlerinden olduğunu vurguladık ve vurguladık... Fakat, tüm yazılarımızda es geçilen önemli bir nokta vardı: acaba anarşist cinselliğin sınırı var mıdır? Dante, şehveti "başkalarını aşırı sevmek" olarak gördüğünü yazarken, bir yandan da en çok sevilenin tanrı yerinde bir insan olmasının çelişkisine işaret ediyordu aslında. Peki, bir anarşist şehvete nasıl yaklaşmalı? Meşhur yedi ölümcül Hırıstiyan günahlardan biri olan şehvete, ya da Latince'siyle "luxuria"ya tarihte atfedilen ilk anlam cincel şehvetten ziyade, her hangi bir şeye/nesneye karşı aşırı duygular beslemek olarak tarif edilebilir. Lükse, yani aşırıya düşkünlük çağlar boyunca Hırıstiyan keşişleri cinsellik boyutunda rahatsız ettiğinden, luxuria günahı şehvete, yani cinsel partnere duyulan ve üreme amaçlı olmayan bedensel ilgiye indirgenegelmiştir. Dante, İlahi Komedya'da, şehvetin alt ettiği insanların dinmek bilmeyen bir fırtınaya kapılacağını ifade ederek, şehvetin insana verdiği amaçsız ve faydasız gücü sembolize ediyordu. Benzer şekilde, şehvetten arınmak isteyenler, alevler içinde yürüyerek "dertlerinden" kurtulmaya çalışıyorlardı. Öte yandan, şehvete göz kırpan Hırıstiyanlar da yok değildi. Cinsel ilginin ortaçağ Hırıstiyan düşünce tarihindeki oldukça şaşırtıcı izdüşümlerinden bizim en sevdiğimiz ve tebessümle andığımız, Abelard'ın efsanevi aşkı Heloise'ye duyduğu derin cinsel ve duygusal aşktır.

Devamı...      

RÖPORTAJ: İSPANYA VİCDANİ RET HAREKETİ

CTHUCHI ZAMARRA de VILLANEUVA

_ Can Başkent Sayı 151, Ekim 2007

İspanya Vicdani Ret hareketinin etkileyici bir öyküsü var. Bize bundan biraz bahsedebilir misin? Mesela, İspanya'daki VR hareketini tetikleyen faktörler neler ve hareketin İspanya İç Savaşıyla (ve hatta Napoylon dönemiyle) nasıl bir siyasi ilişkisi var? İspanya'da 18. yüzyılın ortalarından başlayan ve anarşist hareketin o dönemki gücüne dayanan eski bir antimilitarizm geleneği var. Bir türlü bitmeyen savaşların olduğu dönemlerde, askerlik hizmetine karşı, oldukça başarılı olmuş ciddi bir hareket vardı. Ne var ki, ancak Franco'nun ölümünden sonra şiddet karşıtlığı ve antimilitarizm birleşip VR Hareketi'ni oluşturabildi, yani MOC (Movimiento de Objeción de Conciencia - Vicdani Ret Hareketi). Sen bir MOC üyesisin. Bize MOC’un tarihinden biraz bahsedebilir misin? MOC’un tarihi aslında Franco’nun ölümünün öncesine, şiddet karşıtı Hıristiyan aktivistlerle ile anarşist aktivistlerin antifaşist mücadelede buluştuğu zamana dek uzanıyor. Her şey, Pepe Benuza’nın çökmekte olan bir diktatörlükle yönetilen bir ülkede askerlik hizmetini reddetmek için askeri eğitim almasıyla başladı. Hapishanedeki üçüncü yılında, 70'lerin ortasında gelişip tüm ülkeye yayılan ve tüm vicdani retçi grupları bir araya getirmeyi başaran bir antimilitarist ve şiddet karşıtı hareket başlattı.

Devamı...      

PİRZOLALI FONDÖTEN

_ Can Başkent Sayı 131, Mart 2007

Hayvan özgürlük mücadelesi eylemcileri aslında politik kulvarın bir çok alanında zaten etkindirler. Elbette, bu eylemciler insanların sömürülmesine ve ezilmesine de tanım gereği (insan da en nihayetinde bir hayvandır) karşıdırlar. Peki işe neden hayvanlardan başlanıyor? Bu konuda ilham aldığım organizasyonlar sadece ALF ve ELF değil (ki kendileri FBI raporlarına göre terör örgütüdür ve ABD için en büyük iç tehdittir, ama biz gene de ALF'i seviyoruz). Militarizmin toplum mühendisliği bağlamında en "başarılı" şekilde işlendiği İsrail, kuzey ülkeleri dışında vegan/hayvan özgürleşmeci hareketin en etkin olduğu toplumlardan biridir. Bunun altında aslında tuhaf bir neden yatıyor, zira vegan gıdaların her yerde çok rahat ve basitçe bulunabileceği, belki de dünyanın en vegan-sever ülkesidir İsrail. Nedeni malum: Musevilerin uymak zorunda olduğu koşer yemek diyeti. Et ve sütü bir arada yiyemeyen Musevilerin yemek heveslerini ve iştahlarını doyurmak için vegan dondurmaların, peynirlerin gani olduğu bir toplumda zaten, veganizme çeyrek kala bir hayatla başlıyorsunuz her şeye. (Elbette, dondurma ve peynirin aslolan yiyecekler olduğunu iddia etmiyor, sadece birer örnek olarak sunuyoruz.) Öyle ya da böyle, vegan-sever İsrail toplumu, bu ayrıcalığının politik bedelini (!) de ödüyor. Ses getiren ekolojist, vegan ve hayvan özgürleşmeci hareketler, İsrail'de görece geniş bir tabana hitap etmektedir.

Devamı...      

YUNAN VICDANİ RETÇİ LAZAROS PETROMELİDİS İLE RÖPORTAJİ

_ Can Başkent Sayı 47, Temmuz 2005

"80'lerin sonu ve 90'ların başında, Yunan erkekler için ordu normal bir şeydi, kabul edilmişti. Kimse "Neden askere gitmek zorundayım?" diye sormuyordu. Bence şimdi, bir çok erkek askere gitmek istemiyor ve böylece gitmiyorlar ya da yabancı bir ülkeye gidiyorlar. Fakat kamusal olarak bunu açıklamıyorlar; çünkü korkuyorlar. Devlet hastanesine gidip, deli ya da melankolik olduğunuzu söyleyip, 'askerliğe elverişsizdir' raporu almak daha kolay. Kimi zaman Yunanistan'da yılda 3-4bin kişi bu yöntemi kullanır. Reddimi ilk açıkladığımdan bu yana değişiklikler oldu. Asıl sorun sivil hizmetin süresi. Şimdi, yeni kanunda sivil hizmetin süresi, askerlik hizmetinin süresinin iki katından bir ay eksik. "

Devamı...      

VİCDANIN POLİTİKASI

_ Can Başkent Sayı 43, Haziran 2005

Vicdani ret on beş yıldır bu topraklarda var. Anarşizm ve pasifizmden beslenen bir hareket olarak gelişen hareket, onbeşinci yılını altmışa yakın retçiyle dolduruyor. Bu sürede kurulan "Savaş Karşıtları Dernekleri", Genelkurmay'da açılan davalar, tutsak edilen vicdani retçiler, düzenlenen uluslararası kampanyalar her ne kadar çoğunluk kamuoyunun ilgisine mazhar olamadıysa da, iç tutarlılığı ve enerjisiyle hala bir çok eylemci grubuna ilham veriyor. Sivil itaatsizliği bilfiil uygulayan, kişisel geri duruşu ve reddi beyan edip, bu zeminlerde kitleselleşmeye gayret eden bir hareket; nasıl oluyor da oldukça keskin antimilitarist hedeflere yönelebiliyor? Vicdani reddin içeriğindeki hangi durgun enerji bunu sağlamaya muktedir?

Devamı...      

Feminizmin Ayrımcılığa Dönüşme İhtimali

_ Can Başkent Sayı 257, Nisan 2014

Bu memlekete feminizm getirme çalışmalarım, yıllar öncesinde bizatihi feminizan eleştiriler tarafından sekteye uğratılmıştı. Çünkü biyolojik bir fenomene dayanan bir ideolojiyi anlama çabasının biyolojiye sırt dönerek yapılamayacağını iddia etmiştim - hala iddia ediyorum. Bunun nedenleri açık. Evvela, bilim bir dogma değildir. Değişir, gelişir. Dolayısıyla ideolojik ve siyasi fikriyatımızı desteklemekte bilimsel bilgiyi kullanmak da, neden olmasın, faydalıdır, hiç olmazsa harekete dinamizm katar, meseleyi bilenlerle tartışmanızı sağlar, cehaleti alır. İktidar analizini yaparken, evrimsel verileri kullanmamak kadar saçma bir şey olabilir mi örneğin? Şiddetin ortaya çıkışını anlamak istiyorsanız antropolojiye sırtınızı dönebilir misiniz?

Devamı...      

BİR CİNSEL YÖNELİM OLARAK OBSESYON

_ Can Başkent Sayı 239, Temmuz 2011

"Meşhur" tüm cinsel kimlikler (heteroseksüel, homoseksüel v.d.) ile meşhur olmayanların (bkz. "Alışılmadık Seks Deneyimleri" - canbaskent.net), en önemli ortak noktası, her ikisinin de kategorik olmasıdır. Öyle ya da böyle, her iki grup da cinsel kimlikleri kategorilere ayırır ve bu kimliklerle birlikte topluma ve bireylere tümdengelimci şekilde yaklaşır ve örneğin, heteroseksüel bir kadının bir adamla yakınlaşmasının nedeninin, o kadının heteroseksüel olması ve kimi diğer nedenlerle o spesifik bireye bir çekim (ya da az iticilik) hissetmesi olduğunu öne sürer. Bu örneği derhal genelleştirebilmek mümkün. X cinsel kimliğindeki birinin Y bireyi ile cinsel yakınlaşma deneyimlemesinin ön koşulu Y'nin X cinsel kimlik kategorisinde olmasıdır. Bu soyutlamanin bize verdiği ilk ders, kategorinin bireyden önce gelmesidir.

Devamı...      

ULUSLARARASI VİCDANI RET HAREKETİ

_ Can Başkent Sayı 179, Eylül 2008

Bu yazıda kimi önemli vicdani ret hareketlerini inceleyecek ve bu hareketlerde yer alan aktivistlerin kimi düşüncelerini aktaracağız. Farkındayız, dünyadaki vicdani ret hareketlerini betimlemek için ciltler dolusu kitap yazılabilir. Bu yazının amacı, kısıtlı sayfa sayısı engeline aldırmadan, kısa da olsa bir çok vicdani ret hareketine değinmek ve bilhassa bu vicdani ret hareketlerini diğerlerinden ayıran noktalara işaret etmektir. Vicdani red hareketlerinin Avrupa'da yarattığı etkilerin izini sürmek için yola çıktığımızda, bir çok durağımız olacaktır. Biz bu yazıda, Almanya ve İspanya'ya yoğunlaşacağız. Her ne kadar coğrafi olarak Avrupa'da yer almasa da, Avrupa ile olan kültürel ve ekonomik bağları nedeniyle İsrail'i de Avrupa bölümünde inceleyeceğiz. Avrupa'nın, vicdani ret hareketindeki belki de en belirleyici rolü, zorunlu askerliğin doğduğu yer olmasıdır. Bugün anladığımız anlamda, askerliğin zorunlu kılınması, Fransız Devrimi sonrasında Cumhuriyet'in kendini, monarklara karşı koruma gereksinimine dayanmaktadır. 1798'te çıkarılan kanun, kavramsal içeriğini günümüzde hala koruyan vatan savunması borcunu ilk defa oluşturmuştur: "Her Fransız erkek bir askerdir ve ulusunu savunma borcu bulunmaktadır". Her erkek Fransız'ın asker olarak orduya alınmasının, Napolyon Bonapart'ın askeri "başarıları" üzerinde olumlu etkisi olduğu da kimi defalar ifade edilmiştir.

Devamı...      

ŞİDDETTEN "ARINMIŞLIK" ve ANTREMANLARI

_ Can Başkent Sayı 157, Aralık 2007

Şiddet her yerde, her yerimizde; herkeste ve her birimizde. İster onun doğal olduğunu söyleyin, ister otoriter eğilimlerin görüngüsü olduğunu; bu yazı, her tür olası sıkıntılarına rağmen, kökenlerini göz ardı ederek; şiddetin nasıl bertaraf edilebileceğine dönük kolektif bir çaba hevesi aşılamaya çalışacak. İşe şiddetten "arınarak" başlamak gerektiğini düşünüyorum. Şiddetin sosyokültürel tanımlarını yaparak sezgisel ve içsel şiddet eğilimlerimizi dışlamak niyetinde değilim. Haliyle, şiddetin 'tanımından' bağımsız, şiddetin emareleri üzerine gitmek istiyorum. Hepimiz hem ezilen, hem ezeniz. İster cinsel, ister kültürel, ister politik olsun ayırımcılığa uğruyoruz. Elbette ki bu ayrımcılık bazen silah zoruyla, bazen devlet-yasa, kimi zaman da toplum-aile aracılığıyla uygulanabilmekte. Açıktır ki, bu toplumsal birimlerin antropolojisiyle didinip, "devletin, ordunun 'neden' var olduğuna" dair ciltlerce literatür oluşturuldu. Çeşitli felsefi, iktisadi ve toplumbilimsel yaklaşımlarla belirli açıklamalar getirilmeye çalışıldı. Konumuz bu bilgi birikimi değil, daha ziyade uygulamaya dönük açılımlar. Hayatın her alanında üstümüze zuhur eden şiddet içimizde devasa bir

Devamı...      

INTERVIEW: SPANISH CONSCIENTIOUS OBJECTION MOVEMENT

_ Can Başkent Sayı 149, Temmuz 2007

Spanish CO movement has rather a fascinating story. Can you tell a bit about it? For instance, what was the motivating factors behind the spanish CO movement and its political connections with Spanish Civil War, or even with the Napoleon era? There is long tradition of antimilitarism in Spain, coming from the middle of XIX century and the strong anarchist movement, with big movements against military service in time of cronichal wars with a very high percent of casulaties. But it is not until Franco´s dead when nonviolence and antimilitarism join together in the CO Movement, the MOC. You are from MOC. Can you tell a bit about the history of MOC? The history of MOC started even before Franco´s dead in 1975, when Christian nonviolent activists met with anarchist activist in the antifascist movement. All started when Pepe Beuza started to train for to refuse military service in a country under a decadent military dictature. He was three years in prison and started a antimilitaris and nonviolent movemente that at the middle 70s joined in a statal movement with all the conciencious objection groups together.

Devamı...      

Feminizmi Sperm Üzerinden Okuyamamak

_ Can Başkent Sayı 263, Haziran 2014

Epey bir zaman önce (2011 Nisan ortası) Amerikan basınında çıkan oldukça önemli bir haber gözden kaçmıştı. Amerikan Cerrahlar Odası’nın başkanı Lazar Greenfield, 14 Şubat Sevgililer Günü’ne denk gelen Oda bülteninde bir editoryal yazar. Bu yazıda, Greenfield, spermin (dölün) kadınlar üzerinde ruh sağlığını iyileştirici etkilerinden söz eder tıbbi araştırmalara atıfta bulunarak. Ardından, yer yerinden oynar. Greenfield editörlükten istifa eder, tartışmalar gene sona ermez.

Devamı...      

YEDİ ANARŞİST GÜNAH - 5 : IRA

_ Can Başkent Sayı 211, Ocak 2010

Ulrike Meinhof ve Andreas Baader'in kurucuları olması nedeniyle Baader - Meinhof grubu olarak da bilinen RAF, Avrupa'nın en aktif devrimci silahlı örgütlerinden biriydi. Özellikle, Baader'in 1974'teki açlık grevi sırasında Jean-Paul Sartre tarafından ziyaret edilmesi, sonrasında Foucault, Deleuze ve Guattari tarafından da öyle ya da böyle desteklenmesi, Fransız entelektüel dünyası ekseninde ve sonrasında da sol camialarda gruba derin bir sempati beslenmesini sağlamıştır. Grup, 1998'de otuz yılın ardından kendini feshetmiştir. Bu romantik devrimcilik minvalinde, Meinhof'un en militan özdeyişlerinden biri hiç aklımdan çıkmıyor yıllardır, "Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı tercih ederim". Anarşist günahlardan biri olan kör şiddet, ya da öfkeye bulanmış reaktif eylemler, sadece politikada değil, sıradan yaşamın ufak detaylarında da kendini gösteriyor ister istemez.

Devamı...      

KADIN BEDENİ ve GÜZELLİK

_ Can Başkent Sayı 191, Ocak 2009

Kadın bedeninin bir günah nesnesi olarak tekrar tekrar, bilhassa ramazan nedeniyle kurgulanması şaşırtıcı değil. Öte yandan, yine şaşırtıcı olmayan diğer bir nokta ise kadın bedeninin über-seksüelleştirilmesinin "karşı cenah" tarafından neredeyse normalleştirilmesi. Dindar/dinci normalleştirmeden sakınmaya çalışırken, cinsiyetçi ve kapitalist bir kadın normalleştirilmesini yeniden inşa etmek, kadın bedeninin kötülenmesine karşı dillendirilen argümanların inanılırlığını oldukça azaltıyor. Sözünü ettiğim başat iki okumanın en önemli ortak noktası, kadın-karşıtı bir eril algı tarafından kurgulanmış olmasıdır. Kadın bedenini olumsuzlayıp bir yandan da güzellik kavramının tekelini kadına vererek kadını nesneleştirmek, bilhassa bu coğrafyada hepimizin ezberinde olan bir pratik. Fakat, özellikle cumhuriyet devriminin tepeden getirdiği, toplumsal bir mücadele sonucu elde edilmemiş olması nedeniyle eğreti duran "kadın hakları", Viktoryen bir kadın normalleştirmesini ve hatta ötekileştirmesini de bireylere dayatmakta. Bu iki anlayışı, bu yazıya mahsus olmak üzere, "gerici" ve "ilerici" olarak kısaltalım.

Devamı...      

TÜRKiYE'DE [MEHMET TARHAN'IN] ViCDANI RED[Di]

_ Can Başkent Sayı 67, Aralık 2005

Mehmet, vicdani reddini 2001’de açıkladı. Açıklamasının detaylarına burada değinmeyecegim. Mehmet, 8 Nisan 2005'de İzmir’de tutuklandı. Çalıştığı yayıneviyle ilgili bir iş için İzmir’deydi. Sabah 05.00 civarında kaldığı otelde tutuklandı ve asker kaçağı olduğu gerekçesiyle İzmir Askerlik Şubesi'ne götürüldü. Ertesi gün çeşitli kentlerden, dayanışma ve yardım için giden antimilitaristler olarak onu askeri cezaevinde ziyaret ettik. Durumu iyi görünüyordu. Sürecin kendisi için başladığını anlatıyordu bize. Aynı gün Sivas Askeri Cezaevi’ne nakledildi Mehmet. Bizler de küçük bir uğurlama yaptık Mehmet için. Elbette hemen, Mehmet Tarhan ile Dayanışma İnisiyatifleri kuruldu, başta İstanbul olmak üzere. Uluslararası bilgilendirmeler ve kampanyalar hemen aynı gece başladı. Mehmet birliğine sevkedildiğinde her retçi gibi üniforma giymeyi reddetti ve hemen emre itaatsizlikte ısrar suçundan disiplin cezası aldı. Şimdiye dek olan uygulamada şaşırtıcı bir durum yoktu bizler için.

Devamı...      

ALIM QASIMOV’LU BİR DÜĞÜN

_ Can Başkent Sayı 241, Eylül 2011

Bitmek bilmeyen gündüzü olan kentlerin yarattığı neşenin, bir kaç ay sonrasında bitmek bilmeyen gecelere doğru evrileceğini bilmek bazılarını, değindiğim şu bitmek bilmeyen gündüzlere daha da kuvvetli bir şekilde sarılmasını sağlar. Reykjavik, bu kentlerin en mistiğidir bence. Masmavi gökyüzüyle gıpgri denizin birleştiği kentin serin meltemlerinden en güzeli, en harikası Björk’tür. Hani medyatik çılgınlıklarını, von Trier’in ünlü filmindeki etkileyici oyununu, büyük sanatkar Müslüm Gündüz tarafından dahi aranje edilip seslendirilen şarkılarındaki şizofreniyi - o şizofrenidir ki bitmek bilmeyen gündüzleri bitmek bilmeyen gecelere, bitmek bilmeyen geceleri de apaydınlık gündüzlere çevirir -, hatta ve hatta kazandığı Polar Müzik ödülünü - Björk’ten bir yıl sonra bu ödülü Kronos Quartet kazanmıştır - anlatmayacağım bu yazıda.

Devamı...      

YEDİ ÖLÜMCÜL ANARŞİST GÜNAH - 7 : SUPERBIA

_ Can Başkent Sayı 233, Ocak 2011

Dinlerden nefret etmeye yeni başlayan insanların çoğu hemen sorar: "12 yaşından büyük herhangi bir insan bu dinlere nasıl inanabilir?". Elbette, bu küstah şaşkınlık, determinist bir rasyonalizmi açık eder. Zira, çelişkilerle, mantıksızlıklarla, aptallıklarla, gayrı-insani muamele ve emirlerle dolu bir saçmalıklar yığınına neden inanılır? Kimi hoşgörülü ateistler, ortayolu bulmaya çalışır: "İnsanların rasyonal olduğunu varsaymak zaten irrasyonaldir. Dolayısıyla, bu uslamlama, çıkış noktası itibariyle tutarlı değildir. İnsanların irrasyonal olmayı seçme hakkı vardır."

Devamı...      

ERKEK BEDENİ ve GÜZELLİK

_ Can Başkent Sayı 199, Kasım 2009

Geçen yazıdan devam edelim. Türban ve çarşafa cevabın tanga ve korse olmaması gerektiğini ima etmiş ve bağlamıştık: bu iki cenahın ortak noktası, güzellik algısını, kadınlar üzerinden okumaları ve akabinde "kadının, güzel olması gereken" olduğunu düşünmeleridir. Elbette, "çirkin kadınlar", ya da "güzel kadına sahip olamayan erkekler" her iki algının da mazlumlarıdır. Peki, ya erkekler? Antik Yunan'da tüm detaylarına dek heykelleştirilen erkek bedeni estetiğine ve bu algının günümüze dek yaşayan kalıntısı olan "ördeğin bile erkeği güzel" diskuruna ne oldu? Rönesans ve devamında, sezdirilmeden ve muhtemelen farkında bile olunmadan, merkantalist bir ekonominin doğal bir uzantısı olarak, güzel olanın, kadın olan/evde olan olduğu düşünüldü. Öykünün ortaçağ merkantalist ekonomisinden sonra nasıl ilerlediği malum. Ancak bütün bunlar, Hume'cu bir anlayışla yaklaşacağımız meselenin çözümünde bize yardımcı olamayacak, zira "olandan, olması gerekeni çıkarsamayacağız". Zira, güzellik kavramının erkekten kadına transferi, Hume'u takip edelim, bu algı naklinin ne "doğru" ne de "ahlaki" olduğunu gösteriyor.

Devamı...      

VEGAN KEMAN - 1

_ Can Başkent Sayı 109, Kasım 2006

Vegan ya da vejetaryenlerin önündeki en büyük engel, aslında, kendilerine yöneltilen eleştirilerin genelde 4 yaşındaki çocuk zekası düzeyinde olmasıdır. Tür tür yaşanmış örnek sıralanabilir bu konuda. Ama gerek yok, zira bu sefer çuvaldızı, iğneyi de değil, ben batıracağım. Aslında, uzun yıllardır duymak istediğim tek, "akıllıca" diyeyim, eleştiri "Peki veganlar nasıl keman çalacak?" sorusudur. Haliyle, bu soruyla kişisel olarak yüzleşmedim, dahası veganlığın tam anlamıyla arkeolojisini 60 yıldır yapan (hatta vegan sözcüğü de bu derneğin kurucusu tarafından geliştirilmişti) Britanya Vegan Derneği'nin de bu konuda bir beyanatına ulaşamadım. Meşhur Peter Singer'ın da bu konuda utilitaryen bir çözümünü bilmiyorum.

Devamı...      

BULANIK MANTIK MATEMATİĞİ BULANDIRIR MI?

_ Can Başkent Sayı 101, Ağustos 2006

Hepimiz, örneğin 25'ten küçük doğal sayıların kümesini rahatlıkla yazabilir ve bu küme üzerinde, fonksiyon tanımlamak gibi, matematiksel işlemler gerçekleştirebiliriz. Aynı şekilde, apartmanımızda yaşayan evli çiftlerin sayısını da basit sayma işlemiyle bulabiliriz. Fakat iş küçük doğal sayıları belirlemeye ya da apartmanımızdaki mutlu evli çiftleri belirlemeye gelince…1965'te İranlı bilgisayar ve elektronik bilimcisi Lütfü Askerzade (İngilizce metinlerde Lotfi A. Zadeh), Bulanık Kümeler (Fuzzy Sets) başlıklı bir makale yayınladı. Berkeley Kaliforniya Üniversitesi'nde profesör olan L. A. Zadeh, bu tarihin dört yıl öncesinde, 1961'de, yayımladığı bir makalesinde “olasılık dağılımıyla tanımlanamayan bulanık ya da belirsiz nicelikler için farklı bir matematiğe” ihtiyaç olduğunu yazıyordu.

Devamı...      

RAFAEL OLMAK

_ Can Başkent Sayı 181, Kasım 2008

Carla Bruni'yi ünlü yapan evliliğinin dedikoduları çıkmadan önce tanıyanlar Carla'nın hareketli aşk yaşamını bilir. Allahın cezası Sarkozy ile evlenmeden önce, imrenilesi heyecanlarla (tamam, baba George Bush ve Donald Trump hariç) dolu aşk hayatı olan Bruni, bunu elbette de şarkılarına da yansıtmıştır. Bruni'nin poliamorik aşk hayatının, belki de en meşhur aktörleri Enthoven'lar olmuştur. Bruni, Paris'in ünlü yayınevlerinin birinde editörlük yapan meşhur entelektüel simalardan Jean-Paul Enthoven ile birlikte yaşarken Jean Paul Einthoven'ın oğluna aşık olur. Fransızca profesörü olan Raphael Einthoven ise o günlerde ünlü felsefeci Bernard-Henri Levy'nin kızı romancı/yazar Justine Levy ile evlidir. Carla'nın bu ilişkiden, Aurelien adında bir oğlu olur 2001 Temmuzunda. Carla ve Rafael'in ilişkisi nedeniyle, Justine, Rafael'den ayrılır ve bu ilişki Justine Levy'nin kitabı Rien de Grave'e ilham verir ve sözü edilen kitapta, Bruni kötü kadın olarak tasvir edilir. Elbette, Carla Bruni, Rafael Einthoven ile olan ilişkisini böyle kötü bir şekilde anmaz. Bruni'nin güzeller güzeli albümü "Quelqu'un m'a dit"in ikinci şarkısının adı Raphael'dir. Sözü edilen şarkıda, Carla, Rafael'den bahseder: "Mais c'est un diable de l'amour" ("ama işte bir aşk şeytanı!").

Devamı...      

ÖLMENİN ANARŞİST AHLAKI

_ Can Başkent Sayı 151, Ekim 2007

Bu makale ölme konusundaki kimi önermeleri anarşist ahlak çerçevesinde inceleyecek. Makalenin kapsamını çok genişletmemek adına, öldürme edimini göz ardı edecek, sadece ölme ediminin kendisine, intihar ya da yardımlı intihar, eğileceğiz. Bu minvalde, eceliyle ölme halini de bu yazıda göz ardı edeceğiz. Diğer bir deyişle, bu makalede, anarşist ahlakın "iradi ölme hallerinde" nasıl bir konum alacağını inceleyeceğiz. Makalenin arkasındaki politik motivasyonlar ise, günümüzde bireyci anarşizmin etkisinin artması ve benzer şekilde de, utiliteryancı ahlakın da postliberal yahut anarkokapitalist düşünce okullarında giderek artan derecede tartışılmaya başlanmasıdır. Sözü edilen düşünce okullarının, özellikle gündelik hayattaki dilemmaların üzerine heyecanla eğilmesi, bizim de bu satırlarda, aşağı yukarı benzer bir hevesle, gündelik hayata, dahası gündelik hayatın en iç karartıcı problemlerinden birine eğilmeye itti.

Devamı...      

DUYGUSAL SEÇİM KURAMI

_ Can Başkent Sayı 139, Mayıs 2007

Yazılarımızda çeşitli defalar belirttik: özgürlük felsefeleri varoluşsal olmak zorundadır ve insanı bu varoluşa (yapısalcılığın eleştirisini yok sayarak, çok kabaca söyleyelim hadi) aldığı kararlar ve yaptığı seçimler götürür. Varoluşçu felsefenin bizi mahkum ettiği özgür-lüğü verili alarak, bu seçimlerin nasıl yapılması gerektiğine dair formel bir yöntem gerek-liliğine işaret edecek ve kimi literatüre atıfta bulunacağız. Vefalı okur hatırlar, yazılarımızda usanmadan, bireyin beslenme, giyinme, dinlenme, sevişme vb. hallerine dair seçimlerini eşitlikçi ve özgürlükçü otobur düşünce (a.k.a egaliteryan vejetaryen anarşist felsefe) dolayımında nasıl gerçekleştirmesi "gerektiğine" dair kimi önerilerimizi manifeste etmekteyiz. Dahası, yukarıda sıraladığımız kulvarların herhangi birindeki özgürlükçü ve eşitlikçi tercih mantığının aslında, pek de zorlanılmadan, diğer parkurlara da uyarlanabileceğini kimi yazılarımızda uzun uzadıya kanıtladık.

Devamı...      

LİV NE OLDU SANA?

_ Can Başkent Sayı 137, Nisan 2007

Erken Theatre of Tragedy hayatımın gruplarındandır. Fakat, grubun son yıllarda kaydığı mecra pek de ilgimi cezbetmiyor. Zira "Velvet Darkness They Fear" gibi etkileyici, arabeskçilerin dediği gibi "damardan" bir albüm, tüm mürit kitlesiyle birlikte benim de, gruptan beklentilerimi insan algısının en üst sınırlarına dek çıkarmıştı. Ama en sonunda beklenen oldu, grup, biraz önce de değindim, benim müzik beğenim anlamında tuhaf mecralara kaydı. Theatre of Tragedy'yi gotik müzik çevrelerinde bu kadar vazgeçilmez kılmış olan en önemli faktör, aslında grubun sahip olduğu kadın vokaldi: Liv Kristine. Norveç fiyordlarının ferah serinliğine sahip endamı, platin rengi saçları, İskandinav göklerinin asla sahip olamayacağı mavilikteki gözleri, dolgun memeleri ve korsesini geçirdiği ince beli, gotik müzik piyasasında Liv'i bir ilahe yapmıştı. O zamana dek Liv'in sürüklediği Theatre of Tragedy birden tuhaflaşınca, nedeni hala tam olarak açıklanmayan bir sebeple Liv gruptan çıkarıldı.

Devamı...      

NONVIOLENCE IN TURKEY: CONSCIENTIOUS OBJECTION AND NON-VIOLENCE

_ Can Başkent Sayı 157, Aralık 2007

Tonight, I am extremely happy to be a small part of the David Dellinger lecture here in New York City. I will briefly talk on non-violence in Turkey, more specifically non-violence via conscientious objection. Due to the time constraints, however, I will not give a historical background of the 18-year-old conscientious objection movement in Turkey. Instead, I will provide a brief outline of the militarist violence in Turkey, and then focus on what conscientious objection movement -- the biggest (both in terms of size and duration) and most discussed non-violent movement in Turkey - was able to achieve under these circumstances.1. Organized Violence in Turkey ; Without any dispute, I believe, most of the people in the audience, would agree that the army is the biggest, oldest, and strongest form of organized violence. Then what about this biggest, oldest and strongest form of organized violence in Turkey? As the official Turkish General Staff documents put it "The history of the Turks whose political order was developed in line with its military order dates before 4000 years." [1] (Grammar mistakes are due to the official English pages of General Staff)

Devamı...      

ALIŞILMADIK SEX DENEYİMLERİ

_ Can Başkent Sayı 31, Mart 2005

Abasiophilia: Cinsel ilginin topallara, kötürümlere yönelmesi. Acousticophilia: Cinsel heyecanın seslerden kaynaklanması. Acrophilia: Yükseklikten ya da yüksek yerlerden cinsel haz alma. Acrotomophila (ya da Acrotometophilia): Bacağı ya da kolu kesik kişiye yönelen cinsel istek. Actirasty: Güneşin doğmasına, güneş ışınlarına yönelen cinsel istek. Acucullophilia: Sünnetli erkeklere duyulan cinsel arzu. Adolescentilism: Yetişkin takliti yapmaktan ya da kendisine yetişkin gibi davranılmasından cinsel tat almak. Aelurophilia: Kedilerle mutlu olmak..

Devamı...      

VEGAN KEMAN - 2

_ Can Başkent Sayı 127, Şubat 2007

"İmkansız vegan araçlar" kategorisine örnek olarak neden kemanı verdiğimiz, çeşitli noktalardan eleştirilebilir. Bu kategorinin diğer zorlayıcı örnekleri, taşıt lastikleri ve tıbbi ilaçlardır. Fakat, kemanın özgünlüğü bütünüyle gündelik hayat dışında olmasında yatmaktadır. Malum, ulaşım araçlarını kullanmadan yaşamak neredeyse imkansız; keza tıbbi ilaçların da piyasaya çıkmadan önce hukuki olarak hayvanlar üzerinde denenmesi gerekmekte.

Devamı...      

İNTERNET PORNOGRAFİSİ AFYON MU?

_ Can Başkent Sayı 89, Mayıs 2006

Bora'yla kimi zaman ortak zevkleri paylaşıyoruz. İkimiz de Andrew Blake-severiz, etnomatematik hakkında (çoğunu Bora'nın yazılarından edinmiş olsam da) ortak sayılabilecek yaklaşımlarımız var. Gene de pornografi hakkında, Bora kadar sakin olamıyorum. Gerek Andrew Blake olsun, gerek Şahin K., hatta Paris Hilton; pornografinin "yapay" olduğu hakikatını aklımdan çıkaramıyorum. Haliyle, pornografiyi bir cinsellik açılımı olarak görmüyorum. Nasıl yemek tarifi programı izlenerek karın doymuyorsa, pornografi de pipi-kuku doyuramaz. Peki, okuru buna nasıl ikna edeceğim? Dikkatli okur, aslında bu yazının ilk paragraflarında geçen "orospu" ve "pornografi" sözcükleri arasındaki ilişkiden fark etmiştir, fakat biraz daha açayım.

Devamı...      

AHLAKÇI SERSERİLER

_ Can Başkent Sayı 149, Temmuz 2007

Vicdani ret kavramıyla ilk karşılaşanlar ister istemez hep sorar: "Askere gidenler vicdansız mıdır?". Vicdani ret hareketine getirilen bu acele eleştirinin aynı düzlemdeki diğer bir ifadesi de, vicdani retçilerin, kendilerini yüce ahlaklılar olarak lanse edip, askerlerin "ahlaksız" olduğunu öne sürdüklerini iddia etmektir. Nitekim, bu eleştirileri dile getirenlere göre vicdani retçiler, yüksek bir ahlaki ilkeden yola çıkıp, daha da yüksek bir ahlaki irade kullanarak, bu ilkelerinin gerektirmelerini yerine getirecek kadar "cesur", "yürekli", "devrimci" ve "mert"tirler. Baştan söyleyeyim, her ne kadar damarlarımda derin bir anarşist ahlak geziyor olsa da, bu eleştirilerin gerekçelerini ciddiye alıyorum. Ahlaki gerekçelerin, vicdani reddin temel bileşenlerinden biri olmak zorunda olduğuna inanmıyorum. Derin bir moralist olmama rağmen, ahlakı ciddiye almayanların varlığını da elzem görüyorum. Standart metinler vicdani reddi, "bireyin ahlaki tercih, dini inanç ya da politik gerekçelerle askere gitmeyi ret etmesi" olarak tanımlamaktadır. Tanımın kapsadığı sahayı genişletmek mümkün. Zira, vicdani ret açıklaması sadece askerlik hizmetine karşı yapılmak zorunda değildir. Pekala diğer her türlü otokratik ve otoriter zorunluluğa ve angaryaya karşı benzer bir itiraz hakkı içkin olarak vardır ve gene benzer motivasyonlarla hayata geçirilebilir. Vicdani ret kavramın politik içeriğini dejenere edip, kavram bulanıklığı yaratmamak için, "diğer" karşı çıkışları "vicdani itiraz" olarak adlandıracağız. Zira malum, vicdani reddin politik konumuyla, vicdani itirazların politik konumlanmaları denk değildir. Vicdani ret ciddi politik riskler taşırken, vicdani itirazın "yan etkileri" daha düşük düzeydedir.

Devamı...      

YANIT: TÜRKİYE'DE ANARŞİST HAREKET

_ Can Başkent Sayı 113, Aralık 2006

Bu yazının ardındaki tek motivasyon M. Kubilay Akman'ın, İzinsiz Gösteri'nin Kasım 2006 nüshasında yayımlanan Türkiye'de Anarşist Hareket başlıklı yazısına cevap vermektir. 5 paragrafta anarşist hareket kategorisine girecek kadar kısa olan sözü edilen yazının, nasıl olup da "Türkiye'de Anarşist Hareket" başlığına haiz olduğunu her şeyden önce anlamak güç. Anarşist hareketi anlatmak niyetiyle başlayan fakat yüzeysel ve flu tespitlerle çizilmeye çalışılan bu tasvir hemen belirtmeliyiz ki, eksik ve yetersizdir. Türkiye'deki anarşist hareketen söz etmenin birçok yolu var. Akman'ın yazısında da sözü edilen Kara, Apolitika, Ateş Hırsızı gibi dergiler, bizatihi bu hareketin tarihinin birincil ağızdan anlatımlarıyla doludur.

Devamı...      

PORNOGRAFİNİN YAPAYLIĞI - 2

_ Can Başkent Sayı 103, Eylül 2006

Sıradan faşizm, birey ve toplum tarafından kanıksanmış, kabul edilmiş, içselleştirilmiş faşizmdir. Birey olmanın yoksanması, bencilliğin varsanmasıdır sıradan faşizm; bencilliğin oluşturduğu kitle ruhu temel besinidir onun, kimlikler, cinsiyetler, her şey değersizce kullanılır, kullandırılır; her şey birbirine yakınsanarak tekdüze bir hal alır; mazruf sıfırlanır, zarf süslenir sıradan faşizmde. Sürekli suçsuz olduğunuzu kanıtlamak durumundasınızdır faşizmde. Yanınızda kimliğinizle birlikte kimliğinizin onaylı/onaysız fotokopisi de olmalıdır. Adliyeden alınacak sabıka kaydı da önemlidir. Olur olmadık her yerde istenir.

Devamı...      

SİVİL ÖLÜM VE TOPLUMSAL EMPATİ

_ Can Başkent Sayı 83, Nisan 2006

Geçtiğimiz aylar vicdani ret açısından epey hızlı ve "verimliydi". Gazeteler yazdı, İzinsiz Gösteri'de (Şubat 2006) kararı yayınladık, artık duymamayan kalmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti vicdani retçi Osman Murat Ülke'ye bini masraflar için olmak üzere toplam 11 Bin Avro tazminat ödemeye mahkum oldu. Arkasından, bir kaç hafta sonra, tutsak vicdani retçi Mehmet Tarhan yaklaşık onbir aylık tutukluluk sürecinden sonra serbest bırakıldı.

Devamı...      

PORNOGRAFİNİN YAPAYLIĞI - 1

_ Can Başkent Sayı 97, Haziran 2006

Geçtiğimiz Geçen ayki yazıdan devam edelim. Önceki yazıda, pornografinin yapay olduğunu, ve de bu yapaylığın farkında olmanın pornografi eleştirisinde çok önemli bir kıstas olması gerektiğini vurgulamaya çalışmıştım üstü kapalıca. Zira, taraflardan birinin rızası olmadan ya da taraflar reşit olmadan pornografi tasarlamak, yasadışılığın ötesinde ahlak felsefelerinin büyük bir kısmına göre kabahattir (Antik Yunan'ı ne yapacağız peki). Dolayısıyla, bu sefer biz de muhafazakar pornografi eleştirmenlerinin yolunu takip edelim, ve yaş sınırını koyalım. Yaş sınırı koyarak, örtülü olarak tarafların farkındalığını tesis etmeye, ve de tüm tarafların -hangi motivasyona bağlı olursa olsun- rıza gösterdiğini kabul etmiş oluyoruz.

Devamı...      

FURRY GIRL RÖPORTAJI

_ Can Başkent Sayı 139, Mayıs 2007

Merhaba Furry Girl! Öncelikle, seni "otoburlar tarafından otoburlar için yapılan ilk ve tek yetişkin sitesi"ni kurmak için harekete geçiren neydi bize biraz anlatabilir misin? VegPorn.com’a aslında, internette soyunan vejetaryen insanlarla sex ve vejetaryenlıkle ilgili diğer linklerin bir listesini derleyen küçük bir link sayfası olarak başladım. Bu sayfayla ilgili çok fazla geribildirim aldığıma çok sevinmiştim ve bu ilgi, VegPorn’u vegan ve vejetaryen modellerden özel fotoğraflarla birlikte kendi başına bir siteye dönüştürmeye karar vermeme neden oldu. Yedi yılı aşkın bir zamandır veganım ve bu da zamanı gelmiş bir fikir olarak görünmüştü. Kendini "çokeşli ahlaklı bir sürtük" olarak tanımlıyorsun. Seni daha iyi tanıyabil-memiz için bunu biraz daha açıklayabilir misin? Açık ilişkileri ve arkadaşlarımla seks yapabilme özgürlüğünü tercih ediyorum. Ama yalan söylemeyi, aldatmayı vs. içeren cinsel etkileşimlerin meraklısı değilim. Çokeşli insanlar, "erkek arkadaşları çalmakla" ya da tek eşli partnerini aldatanın "diğer kadını" olmakla ilgilenmez. Bu dürüstlükle ilgilidir.

Devamı...      

YIKANMAMIŞ ISPANAK

_ Can Başkent Sayı 73, Şubat 2006

Tamam küstah bir his, kabul ediyorum. Hınzır gülümsemem, gudubet topluma ve kaygısızdevlete rağmen insanların ölümünü meşrulaştırmıyor. Fakat, gene de içimden bir his,olacağı buydu diyor. Anlatayım. Etten ilk uzak durmam zorakiydi. Yıllar öncenin ilk deli dana salgınında, mide bulandırıcı olsa da lezzetli olduklarını düşündüğümüz hamburgerleri ve köfteleri, sevdiğimiz hamburgerciden yemeyi bırakmıştık arkadaşlarımla. Korkuyorduk korkmasına da, işin garibi, hastalıktan ölme kavramı, her şeyin ötesinde bana, telaşla sakınılması gereken bir kavrammış gibi görünüyordu. Sanki ben trafik kazasıyla ya da çılgın sporların birindezevkle ölmeliydim. Haliyle aptal bir köfte nedeniyle ölmek istemiyordum.

Devamı...      

ULUSLARARASI VİCDANİ RET KONFERANSI: İZLENİMLER VE DUYGULAR 27 - 28 Ocak 2007, Bilgi Üniversitesi, İstanbul

_ Can Başkent Sayı 137, Nisan 2007

Umudunuz azaldığında, en iyi yöntem, umudunuzu kendiniz yaratmaktır. 27 - 28 Ocak 2007'de İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi'nin düzenlediği Uluslararası Vicdani Ret Konferansı, Türkiye'de bu konuda yaratılan umudun ve yükselen politik hareketliliğin ve kararlılığın önemli halkalarından biri oldu.Konferans, oldukça geniş bir ekip tarafından düzenlendi. Konferansın çağrıcıları uzun bir liste oluşturmakta: Nebahat Akkoç, Ercan Aktaş, Ayşe Gül Altınay, Murat Belge, Ayhan Bilgen, Tanıl Bora, Suna Coşkun, Özgür Heval Çınar, Melek Göregenli, Osman Cihan Hüroğlu, Ümit Kardaş, Barkın Karslı, Levent Korkut, Ömer Madra, Perihan Mağden, Taha Parla, Mithat Sancar, Serpil Sancar, Hürriyet Şener, Sezgin Tanrıkulu, Mehmet Tarhan, Nilgün Toker, Mete Tuncay, Yıldırım Türker, Hülya Üçpınar, Osman Murat Ülke ve Coşkun Üsterci. Doğaldır ki, bu kadar kapsamlı bir komitenin çağrıcısı olduğu bir konferansın, bir çok destekleyici kuruluşu da olacaktır: İnsan Hakları İzleme Komitesi (Human Rights Watch), Uluslararası Af Örgütü Türkiye, Uluslararası Savaş Karşıtları (War Resisters' International),

Devamı...