“İŞÇİ VE ÇOCUĞU HEYKELİ”

_ Zehra Koç Sayı 41, Mayıs 2005

1976 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne ressamlar ve heykeltraşlar davet edilir. Heykeltraş Mehmet Aksoy bir heykelin meydana getirilişinin bütün evrelerini insanlara göstermek ister ve Antalya Meydanı’nda çalışmaya başlar. Bu çalışma halkın öylesine ilgisini çeker ki, çevresine her gün 20-30 hatta bazen bazen 100 kişiyi bulan kalabalıklar toplamaya başlar. Sürekli kendisine sorular yöneltilmektedir. Dönemin içinde bulunduğu siyasi ortamın da etkisiyle ve Aksoy kendi ifadesiyle “ajite” bir şekilde etrafında toplanan kalabalığın sorularını yanıtlar: “ İşte bu bir işçi. Bu adam emeğiyle geçimini sağlıyor. Bak emek mukaddestir”. İlle de Atatürk heykeli yapılmaması gerektiğini, bir işçinin çok önemli bir toplumsal varlık olduğunu, vazgeçilmez olduğunu anlatır. Bir süre sonra bunları artık onun anlatmasına gerek kalmaz, “sürekli izleyicileri” yanıtlamaktadır soruları: “Bak kardeşim bu işçi, sanki dünyayı kucaklamış gibi duruyor.

Devamı...      

KADIN VE ŞİDDET- 1

_ Zehra Koç Sayı 103, Eylül 2006

Şiddet, kanunlara uymamak, kişiye zarar vermek, hakaret etmek, onurunu kırmak, huzura son vermek; birinin hakkını çiğnemek, hırpalamak, incitmek, canını acıtmak için zor kullanmak; yıkıcı davranışlarda bulunmak, aşırı derecede öfke göstermek şeklinde tanımlanıyor. Şiddet bir canlıya iradesi dışında uygulanan bir davranış biçimi. Manevi baskı uygulamaktan, fiziksel baskı uygulamaya, hırpalamaya, zor kullanmaya, işkence yapmaya, hatta öldürmeye kadar varan biçimleri mevcut. Bu davranış kişisel iktidarın kullanımından, kurumsal iktidarın kullanımına kadar, geniş bir yelpazede kendini gösterebiliyor. Mutlak olan, tahakküm ve otorite kurmakla olan doğrudan ilişkisi. Dolayısıyla, toplumsal yaşamda, tüm hiyerarşik ilişkilerin içinde saklı olabiliyor.

Devamı...      

RIZA

_ Zehra Koç Sayı 163, Ocak 2008

4 Ocak gunu vizyona sessizce bir film girdi... Tayfun Pirselioğlu'nun yönettiği Rıza.. Film, İstanbul'da, Anadolu yakasında bir, Avrupa yakasında üç olmak üzere sadece dört salonda oynuyor... Muhtemelen gösterimdeki ömrü iki haftayı aşmayacakt... Adana - İstanbul hattında kamyon şoförlüğü yapan Rıza'nın İstanbul'un ortasında düştüğü, çaresizliğin, vicdan azabının, ayakta ve hayatta kalma mücadelesinin öyküsü bu... Hayatta sahip olduğu tek şey ipotekli kamyonu bozulunca umutsuzca para arayışına giren Rıza , sonunda bir "suç işler". Onun yaşadığı çaresizlik, vicdan azabı ve Dostoyevski'yi çağrıştıran suç mahallinden ayrılamama hali, sizi de sinemanın karanlığında ve perdenin karşısında çaresiz bırakır. Bir tür suç ortaklığı hissi yaşatan bir çaresizliktir bu. Avurtları çökmüş, saçı sakalına karışmış, göz alttları torbalanmış, özetle cilalanmamış, en gerçek halleriyle karşınızda duran, T. Pirselimoğlu'nun deyişiyle "sıradan insanlar", yaşadığınız hayatın eğretiliğini başka bir görüntüyle yansıtır size.

Devamı...      

KARANLIĞIN SOL ELİ İLE KIŞ'A DOĞRU BİR YOLCULUK: BU GEZEGENDEN VE KENDİNDEN GÖÇME İSTEĞİNE İLİŞKİN İÇ OKUMALAR

_ Zehra Koç Sayı 23, Aralık 2004

Gethen, “Kış”. Dondurucu, belki de hiç “bilmediğiniz” bir soğuğun içindesiniz. Ortamın rengi kül renginden, toprak rengine, toprak renginden donuk bir kızıla, kızıldansa beyaza evriliyor. 83 gezegenden ve 3000 devletten oluşan Ekumen Birliği evrene hakim. Amacı, gezegenler arasında ticareti, iletişimi ve uyumu geliştirmek. Ekumen hükmederek değil, işbirliği ilkesiyle işliyor. Hiç bir yasa koymuyor, kararlar emirle değil danışma ve rızayla alınıyor. Kış... Kirli bir griden beyaza doğru evriliyor gökyüzü. Tenim ve hatta saçlarım soğuktan bembeyaz kesilmiş. Yüreğimin sıcaklığını bile hissedemiyorum artık, hatta atıyor mu onu bile bilmiyorum... Bedenimin kıvrımlarında hissettiğim kırınımlar, bir süre sonra gerçeğe dönüşüyor... Gözlerimin önünde ufalanan parmaklarım, toza dönüşerek benden uzaklaşıyor...

Devamı...