Söyleşi: Can Başkent

_ İzinsiz Gösteri Sayı 263, Haziran 2014

"Çok iyimsersen, Türkiye deri değiştiriyor diyebilirsin. Kötümsersen, Türkiye'nin yeni bir hengameden geçtiğini, dallanıp budaklanan sosyopolitik sorunların artık iyice keşmekeş yarattığını düşünebilirsin. Ben elbette karamsarım, Türk insanından da siyasetinden de bir umudum yok. Klişe analizlere kapılmıyorum, cehalet ve emperyalizm gibi artık içbayan teşhislerde de bulunmuyorum. Sanırım "tarihselciliğin sefaletine" kapıldım son dönemlerde biraz."

Devamı...      

CAN BAŞKENT VE GÜR GENÇ'TEN YENİ YAYINLAR

_ İzinsiz Gösteri Sayı 241, Eylül 2011

İzinsiz Gösteri'de düzenli olarak yazıları yayımlanan Can Başkent'in yeni kitabı Cinsler ve Türler başlığını taşıyor. Genç bir bilim insanı olarak Can Başkent hem Türkiye'deki Anarşist felsefenin gelişmesine katkıda bulunuyor hem de gittikçe muhafazakarlaşan toplumun genel ahlak anlayılına aykırı gelebilecek birçok konuyu büyük bir düşünsel tutarlılık ve açıklıkla yazıyor. Dergimizin diğer bir yazarı olan Gür Genç'in öncülüğünde Kıbrıs'ta yayımlanan edebiyat dergisi ISIRGAN uzun bir aradan sonra yeniden yayın yaşamına döndü. Cemal Süreya dergileri edebiyatın laboratuvarı olarak tanımlar. Bu açıdan bakıldığında bir ülke edebiyatının atardamarlarıdır da diyebiliriz dergilere. Çok yaşasın dergiler, çok basılsın Isırgan.

Devamı...      

İZİNSİZ GÖSTERİ’NİN 7.YILI ve MAKYAJ KİMLİKLER

_ İzinsiz Gösteri Sayı 227, Ekim 2010

Ne kadar özel bir ülkede yaşadığımızı söylemeye gerek yok. Her gün azıyla çoğuyla yaşadıklarımız ve yaşayacağımız bir çok olay bunun kanıtı. Saatli Maarif Takvimi’nde günün adrenalini diye bir bölüm açmayı öneriyoruz. Her şeyin parayla ölçüldüğü kapitalist düzenin anti-sosyalist mücadeleyle harmanlanarak uygulamaya konduğu ülkemizde artık bizi hiçbir şey şaşırtmamalı. Gel gör ki, biz şaşırmasak da bu yapılanları kabul edeceğimiz ve susacağımız anlamına gelmiyor. İşte bunun için bir başka dilden bağırıyoruz: Beynimizin en derin, kalbimizin en kırmızı yerinden. İzinsiz Gösteri, konuştuğu bu dille, hedeflediği kaynak yayın olma çabasını bir ölçüde yerine getiriyor. Bazı konularda bu ülkede, bu dilde yazılmış bazı makaleleri, denemeleri eğer çalıntılandırılmamışlarsa sadece dergimizde bulabilirsiniz. Oysaki biz “copy left” ya da ”creative common” gibi mantıklarla varız. Nezaket gereği alınan yazıyı bize bildirseniz ne mutlu oluruz bilseniz.

Devamı...      

İZİNSİZ GÖSTERİ'NİN 5. YILI

_ İzinsiz Gösteri Sayı 193, Şubat 2009

Beş yıldır ara vermeksizin, beş yıldır her sayı, aynı heyecanla yola devam eden ve bütün yazılarına internet üzerinden her an ulaşılabilecek olan bir yayın hakkında ne söylenebilir? Zaten söyleyeceklerimizi yazmıyor muyuz? Yine de 5.yaş günü hatırına bir iki kelam etmeden geçmeyelim dedik. Dergimizin; bu beş yıllık süreç içinde, farklı coğrafyalardan, başka dillerden yazarlarla çoksesliliğin uyumunu ortaya koyduğunu söylemek büyük bir söz olmasa gerek. İzinsiz Gösteri hiç reklam yapmadan, reklam da almadan, basit bir tabirle kimseye eyvallahı olmadan, kendi başına pankartı arkasında sloganlarını atıyor uzun cümlelerle. İzinsiz Gösteri’nın özgün yazıları birçok makaleye kaynaklık ederken, internet dünyasının kolaycılığının ve Türkiye gibi kopyacılığın meşru görüldüğü bir kültürde yaşamanın sonucunda, kes-yapıştır yoluyla çalınıyor ve çoğu zaman da imzasız olarak başka sitelerde yayımlanıyor. Böylesi olumsuzluklar bile bizi kendi çizdiğimiz yoldan alıkoymayacak.

Devamı...      

RADICAL THOUGHT AND THE RESIDUE OF AMBIVALENCE: AN INTERVIEW WITH GERRY COULTER

_ İzinsiz Gösteri Sayı 191, Ocak 2009

“Meaning is found solely by him who seeks it. Into one another flow dream and waking, truth and falsehood. Certainty is nowhere. We know naught of others nor of ourselves. We are forever at play – he who knows that is the wiser” (Arthur Schnitzler, Paracelsus, 1898). We live at a time when uncertainty reigns. Thinkers who are at home with ambiguity flourish alongside new modes of communication. Gerry Coulter is one of a generation of remarkable young thinkers now reaching mid-life. He has played an important part in resisting the “pay-per” academic journal industry (and its increasing corporate control) with his ironic, innovative and influential open-access pioneering publication the International Journal of Baudrillard Studies (founded in 2004). Coulter is among those who are intensely aware of the most dramatic change in academic culture today – the coming together of the arts, poetry and literature with social thought. In his words: “social theory today takes more from poetry, literature, performance and painting than it does from either traditional social scientific thought or from quantitative tools”. Rather than empirical conclusions Coulter seeks a poetic resolution to the world more in keeping with its enigmaticalness. In the following interview he shares many profound insights concerning today’s academic culture, publishing, writing, teaching and learning – and possible future developments.

Devamı...      

AYLA SEYHUN İLE SÖYLEŞİ

_ İzinsiz Gösteri Sayı 177, Haziran 2008

AS: Aslında yapılabileceğini göstererek insanları yüreklendirmek istiyorum. Yaşayan ve yapan bir örnek olarak. Kitaplar, dergiler, web siteleri bu konuda yüzlerce şey anlatıyor ama yola koyulup yapan çok az. Bahaneler bizi bir şekilde egemen kültüre, sosyal ve entelektüel sisteme esir tutarken, özümüzü oluşturan doğa ile bağlarımızı kesiyor. Tıpkı köklerinden kesilerek, vazoya konarak suni beslenmeye tabi tutulan çiçekler gibiyiz. Ve biliyoruz ki bu beslenmenin arkası kesilirse ölürüz. Yeniden toprağa bırakılırsak, toprağın bizi sevgiyle kucaklayacağına ve yaşatacağına olan inancımız ise sıfır. Çünkü akılımızla düşünüyor, inancı göz ardı ediyoruz. Ta ki yapacak başka bir şey kalmayıncaya kadar, dibe vuruncaya kadar da sisteme bağlılığımızı sürdürüyoruz. Dibe vurunca yapacak iki şey var, ya ölümü istemek, ya da yaşamı. Ben yaşamı isteyenlerdenim, yaşamaya cesaret edip, arkama bakmadan yürüyenlerden. Toprağın beni kucaklayacağına, ana gibi sarıp sarmayalacağına, besleyeceğine olan inancımı hiç yitirmemiştim. Aslında o beni hiç bırakmamıştı ki, her yağmurdan sonra buram buram kokusuyla hep "buradayım" demişti. Hep bir özlem kesilmişti içimde.

Devamı...      

YİNON MUALLEM İLE SÖYLEŞİ

_ İzinsiz Gösteri Sayı 173, Nisan 2008

İzinsiz Gösteri: Yinon, öncelikle yeni albümün için seni tebrik ederim, bu albümü yaparken sana neyin ilham verdiğini bize anlatabilir misin? Yinon Muallem: Şevkim yeni bir albüm yapmak ve bunu dünyaya yaymaktan geliyor. Parçalar zaten bir araya getirilmek için kağıt üzerinde duruyordu. Albümde geçen sene yaptığım farklı bir müzik türü var. Geçen sene albümü yapmak istediğimde kafamın biraz karışık olduğunu ve yeteri kadar motivasyonum olmadığını hatırlıyorum. Bu iş için oldukça para, enerji ve zamana ihtiyacım olduğunu biliyordum ve zihinsel olarak da sürece başlamak için kendimi hazır hissetmiyordum. Kendimi toparlayıp işe koyulmam birkaç ayımı aldı. En sonunda bu albümü yapmam için gerekli motivasyonumun sadece bunu yapmak istememden geldiğini fark ettim. Belki de ilhamın derin, içsel bir ihtiyaçtan geldiğini söyleyebiliriz .İG: Son beş yıldır İstanbul'da yaşıyorsun, müzik tarzını ve kendini tanımlayacak olursan ne söyleyebilirsin? Tabii Orta Doğu'nun etnik müziği, dünya müziği gibi müzik tarzlarından bahsediyorum. YM: Müziğimi tanımlamak benim için oldukça zor. Hint, Türk, Arap, Yahudi, caz hatta klasik müzikten bile etkilendiğimi söyleyebilirim; fakat en sonunda ruhumun derinliklerinden gelen orijinal müziğimi buldum. Belki de bunun için en iyi tanım "birçok müzik türünden etkilenmiş bir etnik müzik kompozisyonu," olabilir. Belli bir türle kendimi kısıtlamak yerine bağlarını benim oluşturduğum birçok müzik türünden farklı renkler bulabilirsiniz benim müziğimde

Devamı...      

İZİNSİZDEN

_ İzinsiz Gösteri Sayı 151, Ekim 2007

İzinsiz gösteri üç buçuk yıldır düzenli olarak çıkıyor ancak son sayımızın çıkması bu düzenliliği biraz aksattı. Belki de nadasa bırakılmamız gerekiyordu verimliliğimizin artması için. Şimdi yeni sayımızla yeniden eski üretkenliğimize dönüyoruz. Ülkemizde bugünün entellektüel yaşantısı ne yazık ki 1930’ların gerisinde. Hadi canım demeyin. Okullarımız, üniversitelerimiz ve koskoca Anadolu toprakları çoraklık içinde. Bu durumda bizim elimizden gelen bu çoraklığa ağaç dikmek ve o ağacı sabırla sulamak. Okur sayımızı hiçbir duyurmak ihtiyacı hissetmedik. İstedik ki yazıları okumak için emek verilsin, nitekim yazarın emeğinin de tek karşılığı bu olacaktır. Nitekim artık aylık 30.000’lere varan tekil ziyaretçimiz var. Bizi üzen nokta ise gelen yazıların belirli düzeyde olmaması. Forumlarda ve mail gruplarındaki sığ yazışmaların düşüncelerimizi daraltması mı bu? Güzel haberlerle devam edelim. İzinsiz Gösteri’ye emekleri geçen, omuz veren dostlarımızın dünya çapındaki başarıları bizi gönendiriyor. Can Başkent artık New York’ta akademisyen, Ulaş Başar Gezgin ile Ali Rıza Arıcan Vietnam’da. Bu arada Ulaş, Evrensel Gazetesinde Pazar günleri yazıyor. Eski dostlardan Gürkan Haydar Kılıçaslan da Yeni Harman’da. Atlas dergisinin bu sayısında daha önce söyleşi yaptığımız ve yazılarını yayımladığımız Aslı Pelit’in Küba yazısını görünce ne mutlu olduk. Aslı eline sağlık, ama bizi de unutma.

Devamı...      

ERTUĞRUL KARAKAYA'YI ANIYORUZ...

_ İzinsiz Gösteri Sayı 137, Nisan 2007

8 Haziran 2006’da daha öncede yaptıkları gibi ailesi, dostları ve yoldaşları mezarı başındaydılar. Saz çaldılar, türküler söylediler… Andılar Ertuğrul’u. Ertuğrul’un annesi Ayşe Karakaya ve yeğenlerinin de içinde bulunduğu 19 kişi hakkında dava açıldı. Ertuğrul’un kardeşi ve yeğenlerin babası Erol Karakaya anmaya katılamadığı halde dava listesine adı yazıldı. Salihli savcılığı, 19 şüphelinin “Karakaya'nın ölüm yıldönümünde umuma açık yerde aleni olarak slogan atma suretiyle işlenen suçu ve suçluyu övmek” kararıyla şüpheliler hakkında, TCK'nın 215. maddesi gereğince, iki yıla kadar hapis cezasına çarptırılmalarını istedi.9 Mart 2007’de görüldü dava. Gönlümüz oradaydı, gözümüzde… Ve sanki bilerek yapılıyormuş gibi, ertelendi dava. 8 Haziran 2007 tarihine, Ertuğrul’un ölüm tarihine.

Devamı...      

“KENDİNİ TANIMAK: HER ŞEY ORADA BAŞLAR, ORADA BİTER”

_ İzinsiz Gösteri Sayı 127, Şubat 2007

"Bu konu biraz karışık. Nereden başlamalıyım, bilmiyorum. Mesela benim alanım tam olarak biyo-enerji, medyumluk ya da alternatif tıp konusu değil. Ben patolojinin nedenlerini arıyorum. Bazen insanların yaşadığı patoloji kendilerinden değil kozmostan gelir. Bunları saptayıp insan sağlığı için kullanmaya çalışıyorum. Örnek verecek olursak, ayın pozisyonu ve değişimleri insanlar ve onların biyo-ritmik frekansları üzerinde etkili olmaktadır. Binyıllardır bu evrensel bilgide bilinir ve insanlar bunu kullanır, hayatlarına uygularlar. Ayrıca manyetik alanlar da çok etkilidir. Ben İstanbul’daki 50 kilometrekarelik bir manyetik alanı keşfettim ve burada kullandığım metodun patentini aldım. Bunun nedenlerini ileride açıklayacağım."

Devamı...      

MUSTAFA TÜZEL’LE NIETZSCHE HAKKINDA

_ İzinsiz Gösteri Sayı 97, Haziran 2006

Ben Nietzsche’nin öyle en uç noktalarda yorumlandığını düşünmüyorum. Henüz doğru okunup anlaşıldığından bile emin değilim. Aslında çok gizemli bir yazar da değil Nietzsche. Colli-Montinari Nietzsche’nin okunması için gereken ilk koşulu yarattı. Nietzsche’nin yapıtlarını eksiksiz ve tahrifatsız olarak günyüzüne çıkarttı. Biz de bu edisyonu Türkçe’ye kazandırma çabası içindeyiz. Daha herşey yeni başlıyor. Nazilerin okuduğu, Nietzsche değil, kızkardeşinin elinden çıkma bir metindi. Nietzsche’nin faşist olduğunu zannedenler de aynı metne bakıp öyle söylediler. Biz Türkiye’de biraz geriden takip ediyoruz. Hâlâ Nietzsche’nin faşist olduğunu düşünenler, onu değil, faşist bir kalemden çıkma bir metni, tabii ki o metni de değil, o metin üzerine yazılmış yorumların çevirisini okuyarak böyle ...

Devamı...      

İKİNCİ YIL BİTERKEN

_ İzinsiz Gösteri Sayı 79, Mart 2006

İzinsiz Gösteri iki yıldır yayın hayatında. Bu süreçte 79 asal sayıda toplam209 makale, deneme, söyleşi ve çeviri 47 kişi tarafından kaleme alındı. Her sayı büyük bir heyecan ve özveriyle hazırlandı. Yazar ve konu kadrosu genişliğinin önceliği, yazıların özgünlüğü ve niteliğiyle paralel tutulmaya çalışıldı. Dergimizde, 18 yaşında bir lise öğrencisiyle birlikte dünyanın saygın üniversitelerinden akademisyenlerin yazıları birarada bulunabildi.

Devamı...      

STAVROKONNO

_ İzinsiz Gösteri Sayı 223, Şubat 2010

“Böyle bir kitap yayınlama ihtiyacı hissetmiş olmamın, elbette kendimce nedenleri var. Bunların arasında öne çıkanları, kişisel tarihimle yüzleşmek, belleğin güve yeniği boşluklarını doldurmak, Stavrokonnolu ve Kıbrıslılar olarak, geçmişle aramızdaki küskünlüğü giderme girişimi, Baf kazasına bağlı Stavrokonno'nun bir zamanlar, sokaklarında en sıradışı Kıbrıslıtürkler'in bazılarının dolaştığı köylerden birisi olduğunu vurgulamak, ve zaman aşımıyla çürümenin insafsız etkilerini yavaşlatma uğraşı şeklinde sıralayabiliriz.”... “Bilindiği gibi göçler ardından parçalanmayı da getirir. Bizden öncekilerden miras kalmış, yıllarca birbirlerine eklene ulana kimliğimizin parçası haline gelmiş değerleri göçle birlikte yitirir, asırlarca yaşamış olduğumuz yerin coğrafyasına duyduğumuz sevgiye bile zamanla yabancılaşırız. Nitelikli bir yaşam için illa ki kuş olup uçmamız gerekmez, bazen toprağa, köklerimize sarılmak da yeterince uyarıcı olabilir.”

Devamı...      

UZAKLARDAN 2: ALİ RIZA ARICAN İLE ŞÖYLEŞİ

_ İzinsiz Gösteri Sayı 151, Ekim 2007

İzinsiz Gösteri: Türkiye dışında Türkçe yazanlar ile Türkiye’de yaşayıp Türkçe yazanlar bence aynı sınıfa dahil edilemezler: Şöyle ki Türkiye ve Türkçe ile bağlarını koruyan Almanya ya da Batı Avrupa’da yaşayan yazarlarla senin gibi Vietnam’da yaşayan yazarların yazdıkları birbirlerinden dolayısıyla farklı olacak, yanılıyor muyum? Ali Rıza Arıcan: Bu kaçınılmaz bir farktır. Çünkü sonuçta her yazar farkında olsun ya da olmasın yaşadıklarını, etrafındakileri, kendi iç dünyasındaki çatışmaları yazar. Yurt dışında yaşayan her birey için dil tutunacak bir dal gibidir. Hele bir de etrafta Türkçe iletişime geçecek kişilerin olmaması kişiyi yazı ile özel bir ilişki kurmaya yönlendirir. Bir çeşit çaresizliktir yaşanan. Sonuçta insan kendi anadilinde konuşup yazarken daha çok mutlu olur, kendisini evindeymiş gibi hisseder. Ben aslında yazmaya Tayland’da başlamadım. İlk öykümü 1999 depreminden birkaç ay sonra yazmıştım. O zamanlar nasıl olduysa bir dergi öyküyü ele geçirmiş ve yayınlamıştı. Ben öykünün yayınlandığını dergi elime geçince öğrenmiştim. Öykü yazmaya pek havesim yoktu! Bol bol okurdum! Bulduğum her şeyi, özellikle felsefe, sosyoloji kitaplarını okumayı severdim.

Devamı...      

UZAKLARDAN 1: ASLI PELİT İLE LATİN AMERİKA, SEYAHAT VE YAZARLIK ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ

_ İzinsiz Gösteri Sayı 109, Kasım 2006

Uruguay’ı ilk defa 2004’un Mayıs ayında ziyaret ettim; Havana’nın yapış yapış sıcağından bir aylığına kurtulup Güney yarımkürenin güneşli ve serin sonbaharında, Montevideo’nun sakin sokakları ve insanları ile tanıştım. Gerçekten de diğer Güney Amerika başkentlerine oranla inanılmaz nezih bir yer gibi gelmişti bana. İnsanlarını tanıdıkça ne kadar içten ve sevecen olduklarını anlıyorsunuz, zamanla, ama ilk bakışta kendilerinin de söylediği gibi biraz tristones (hüzünlü) Uruguaylılar. Suç oranı çok düşük, eğitim seviyesi yüksek. Ufacık bir ülke olmanın getirdiği bir his belki de. 3 milyoncuk bir nüfusu var sadece! Belki de üç saat uzaklıktaki güzeller güzeli ve ünlü Buenos Aires ile mukayese edilmek bu hislere sebep oluyordur ...

Devamı...      

MERCEDES SOSA BİZİMLE

_ İzinsiz Gösteri Sayı 229, Aralık 2010

Şarkılarımız var. Yedi iklimde yakılan. Şiirlerimiz, derya denizler boyunca yazılan. Aşksa aşk. Sevgiyse sevgi. Dostluksa dostluk. Bizimle her şey. Kavgaysa kavga. Yolculuksa yolculuk. Bizimle. Adlarımızın ötesinde. Ten renklerimizin, dillerimizin ötesinde kalplerimizle bir arada. İnançlarımız, hep beraber yaşayabileceğimiz güzel günlere. Şarkılar da. Sürgünlükler de. Mahpusluklar da hep bunun için. Şili’de, Yunanistan’da, Arjantin’de, Türkiye’de. Hiçbir ses yok olmaz evrende. Hiçbir söz karşılıksız kalmaz. Mercedes Sosa’nın sesi ve sözleri bizimledir. Ne uzaklık engelleyebilir bunu ne de devletler. Belki 1986 yılının Ankarası’nda bir kış gecesi tuğlaların etrafına sarılı rezistanslarla ısınmaya çalışan gençlerin şiirlerinin dizesi olacaktır. Çocuk bakışlarını büyütürken Ateş Hırsızları Söylencesi’nin fısıltıları her yeri saracaktır. Ya da bir Kuzey Adası’nda neden orada olduğunu kendine soramayacak kadar yorgun bir sürgünün soluk alışverişleridir. Şarkılar yaşamla bağdır. Geçmişle ve gelecekle ve şimdinin ateşinin dumanında bir anafordur. Mekanlar arasında bir gökkuşağıdır devrimimizin şarkıları.

Devamı...      

Galileo’nun Karısı

_ İzinsiz Gösteri Sayı 251, Mart 2014

Bu basit çekirdek kurguya eşlik eden onlarca trajikomik öyküyle birlikte düşünüldü¬ğünde, “Galileo’nun Karısı”nın bir anımsama kitabı olduğu kolaylıkla söylenebilir. İster geçmişte kalsın isterse henüz yaşanmamış olsun, her öykü anlatılmak ister. Yaz¬dığı her metinde olduğu gibi, “Beckett ve Benjamin çevirmeni” Suat Kemal Angı’nın bu son metninde de yine Walter Benjamin ve şiir var. Ankara Kitaplığı’ndan mizah ve eleştiri dolu, üslubu ve içeriğiyle şaşırtıcı, içinde herkese yer olan ilginç bir roman. Umarız, gündelik yaşantımızı yakından ilgilendiren “Galileo’nun Karısı” okurların ilgisini çeker. Kışkırtıcı bir dille söylemek gerekirse. Çekse hiç fena olmaz.

Devamı...      

YORUMUN 25. YILI

_ İzinsiz Gösteri Sayı 227, Ekim 2010

Grup Yorum, onca baskıya rağmen ilk günkü heyecanıyla müziğini ve eylemliliğini devam ettiriyor. Türkiye’de ve dahi dünyada televizyona bile çıkamayan bir grubun 55 bin biletli izleyici toplayabilmesinin nedeni de bu enerji olsa gerek. 25. yıl konserini merakla bekledik ve konser günü İnönü Stadyumuna gittik. Son yıllarda müziğini yakından takip edemesek de grubun sanatsal gelişimini konserin gösteri boyutuyla birlikte değerlendirdik. Bu esnada da Türkiye’nin başka bir yüzünü gözlemledik. Konserde çok sayıda yıldızlı bereleriyle görevli vardı. Girişlerde ve çıkışlarda kibarca yardımcı oldular. Kendi güvenliğimizi kendimiz sağlarız gibi bir anlayış çok değerliydi. Stadyum konserinin dejavantajı izleyicilerle sanatçıların kopukluğudur. Ne yazı ki bu konserde de öyle oldu, ama başka da bir çare yoktu belki.

Devamı...      

İZİNSİZ GÖSTERİ YAZ 2005

_ İzinsiz Gösteri Sayı 47, Temmuz 2005

Sevgili İzinsiz Gösteri katılımcıları, 47. yaz sayımızla yayındayız. 2005 yılında, daha önce de söz ettiğimiz gibi yazarı ve okuruyla katılımcı sayımız oldukça arttı. Bir de bizim ilgimizi çeken katılımcıların çok değişik coğrafyalardan olması. Örneğin birkaç sayı önce Avustralya’dan olan ilgi Türkiye’den daha fazlaydı, geçen sayıda da ABD’den oldukça ilgi var. Bununla birlikte aralarında Yunanistan, Meksika, İran, Çin gibi ülkelerin de olduğu onlarca ülkeden okurlarımız var.

Devamı...      

TÜRKİYE’DE 12 EYLÜL

_ İzinsiz Gösteri Sayı 53, Eylül 2005

* 650 bin kişi gözaltına alındı ve 90 güne varan gözaltı sürelerinde ağır işkence gördü, * 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, * Açılan 210 bin davada 230 bin kişi Sıkıyönetim Mahkemeleri’nde yargılandı, * 7 bin kişi için idam cezası istendi, * 517 kişiye idam cezası verildi, * 124 kişinin idam cezası Askeri Yargıtay tarafından onaylandı, * Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1 ASALA militanı), * İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi, * 71.500 kişi Türk Ceza Kanunu'nun 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı, * 98.404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçlamalarından yargılandı, * 388 bin kişiye pasaport verilmedi, * 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı, * 18.525 kamu görevlisi hakkında soruşturma açıldı, * 14 bin kişi “yurttaşlık”tan çıkarıldı, * 30 bin kişi “mülteci” olarak yurtdışına gitti, * 366 kişi “kuşkulu bir şekilde” öldü, ....

Devamı...      

İZİNSİZ GÖSTERİ'DEN

_ İzinsiz Gösteri Sayı 41, Mayıs 2005

İzinsiz Gösteri’nin 2., 3., 5., 7., 11., 13., 17., 19. , 23., 29., 37. ve 41. sayıları yayımlandı 2004 Şubat’ından bu güne. Sırada 43., 47., 53. ve 59. sayılar var, sonrası asal asal devam edecek. Bu şekilde bir dergi numaralandırılmasının altında bu ülke insanlarının sayılarla zorunlu bir şekilde saçma sapan (bürokratik) ilişkilerinin bir çeşit ironisi yatıyor. Değil mi ki 657, 1402, 2911 ve daha nice sayılar sadece birer sayı olmanın ötesindedir bu topraklarda. İzinsiz Gösteri öncelikle bir düşünce dergisi. Bizim hakkımızda kimi sitelerde çıkan kısa tanıtma yazılarında bağımsızca ya da hiçbir kuruma bağlı olmadan yayımlandığımız vurgulanmış. Bu bizi mutlu etti. Evet bağımsızız ya da özgürlüğe bağımlığız.

Devamı...