İNTAHAR

_ Nurettin Çalışkan Sayı 103, Eylül 2006

30 Mayıs 1832 günü sabahın erken bir saatinde şafak sökerken, iki genç bir meydanda buluştular. Ellerinde tabancaları ile sırt sırta verdiler ve ters yönlerde hareket etmeye başladılar. Yirmi beş adım saydıktan sonra ortalığın sessizliğini bir tabanca sesi bozuyordu.Genç adam yere yığıldı, karnından vurulmuştu. Diğerleri onu düştüğü yerde bırakıp meydandan uzaklaştılar. Yaralı halde meydanda yatan genci çok sonra oradan geçen bir köylü fark ediyor ve hastaneye götürüyordu. Ölüyordu genç adam, karın zarı iltihaplanmıştı. Öleceği anlaşılan gence papaz önerdiler. Genç, papazın son hizmetlerini kabul etmiyordu. Aileden tek haberdar edilen kız kardeşi gözyaşları içinde koşarak hasta haneye yetişiyordu. Genç, kalan bütün gücüyle kardeşini teselli etmeye çalışıyordu.

Devamı...      

SAYILARLA YAŞAMAK

_ Nurettin Çalışkan Sayı 3, Mart 2004

Yüzyıllar boyunca insanlar sayılara özel bir önem verdiler, onlara rakamsal değerlerinin ötesinde bir anlam yüklediler. Matematiğin bir aracı olan sayıların insanın kişiliğinin gizli yanlarını gösterdiği düşünüldü. Pek çok insan sayıların uğuruna ya da uğursuzluğuna inandı. M.Ö. II binde İbraniler, Yunanlılar, Latinler ve Araplar baş tanrıların her birine bir sayı verdiler. Mayalar, oluşturdukları 260 günlük tören takviminde, takvimi her biri bir Tanrının adını taşıyan 20 günlük devrelere böldüler. Her tanrının adına 1-13 arası değişen bir sayı da vermişlerdi. Böylece, 260 günlük takvimin her gününün, Tanrılarla ilişkili özel bir adı ve başka bir gün için yinelenmeyen bir sayısı vardı.

Devamı...      

OTUZ BİR üzerine Terennüm

_ Nurettin Çalışkan Sayı 31, Mart 2005

Otuz birinci sayıya gelmişiz, asal olarak. İzinsiz gösteri adına uygun bir sayı hazırlamak gerekti, sanki ayarlamış gibi de Şubat ayına düşmüş 31. sayımız. ODTÜ tarihçe de yazı bekler sonra... Uzunca bir 31 Şubat örgütü yazısı iyi giderdi belki ama, efsanesi kalmazdı o zaman... 31 sayısı on birinci asal sayıydı, sonra bazı ayların gün sayısıydı da. Peki başka? Tavlada bir oyun Tavla, iki farklı renkte on beşerli pullar, iki zar ve bir tabla ile oynanan bir oyundur. Daha çok emeklilerin ve erkeklerin kahvelerde oynadığı bir oyun olsa da, yakın zamanda cafelerde ve merkezi yerlerde kurulu kahvelerde kızlar da (henüz kız kıza değil belki ama) oynamaya başlamışlardır. Tavla avare zamanın ve avare insanların oyunu olarak bilinse de oyun sırasında çıkarılan sesler ve edilen küfürler, insanın içindeki hırs ve stresi yok etme özelliğine de sahiptir. Rekabetin boyutunu ve oyundaki durumu, taşların tavlaya vurma şiddeti ile anlaşılabilir. Şiddetin ve sertliğin olduğu bir erkek oyunudur tavla.

Devamı...      

ODTÜ'DE DEVRİM YAZISI

_ Nurettin Çalışkan Sayı 23, Aralık 2004

1959 yılında Ocak ayının ilk günlerinde, Küba’da Batista diktatörlüğü yıkılıyor ve iktidar “26 Temmuz Hareketi” önderliğinde halkın eline geçiyordu. Meydanlar devrim kutlamasını yaşayan kalabalıklarla doluydu. İnsanlar dans edip şarkılar söylüyorlardı. 4 Ocak günü Castro çalışanların işlerinin başına dönme çağrısı yapıyordu. “Bu günden itibaren devrim şenlikleri bitmiştir; yarın herhangi bir işgünü gibi işbaşı yapılmalıdır.” sözlerinden sonra güne uygun sloganı atıyordu, “tembelliğe hayır, çalışmaya evet”. Castro’nun bütün konuşmasını can kulağı ile dinleyen topluluk, liderlerinin bu istemine katıldıklarının göstergesi olarak sloganı tekrar ediyorlardı. Liderlerinin konuşmasından aldıkları heyecan ile eller balyoz hareketli, sesler tekrarlarda gürleşerek atılıyordu sloganı: “tembelliğe hayır, çalışmaya evet”.

Devamı...      

MATEMATİK VE ŞİFRE - 1

_ Nurettin Çalışkan Sayı 29, Ocak 2005

Eliyahu Rips, Michael Drosnin, Edip Yüksel ya da Serkan Tekin isimlerini duymamış olabilirsiniz belki ama, Ömer Çelakıl adı size çokta yabancı gelmeyecektir. Popüler kaynanamız Semra hanım kadar olmasa da, hemen her “tartışma” programında boy gösterip gaipten haber veren Tıp öğrencisi Çelakıl, muhakkak ki televizyonunuzun içinden size de seslenecek zaman bulabilmiştir. Anılan isimler Tevrat’ta ve Kuran’da şifreler olduğunu, matematiği kullanarak bunu çözdüklerini iddia eden ve bu konuda kitaplar yazan “araştırmacılar”dı. İzinsiz göstericilerden bir matematikçi olup ta konuya uzak kalmamız ayıp kaçardı. Bizde ayıp olsun istemedik. Öncelikle serin ve derin bir halde konuyu anlatalım istedik. Böyle bir konuda İzinsiz Göstericilere yorum yapmanın saçmalığını düşünerek de bu işten kaçındık.

Devamı...      

MATEMATİK ÖNEMLİDİR !

_ Nurettin Çalışkan Sayı 13, Temmuz 2004

Matematik ile ne kadar ilgilisiniz bilmiyorum ama, ilginiz yalnızca kullanımın ötesinde ise, mesela bir üniversitenin matematik bölümünde okuyorsanız ya da öğretiyorsanız daha da kötüsü bu konuda araştırma yapıyorsanız, çevrenizin size karşı tavırlarında "farklı" davrandıklarını hissediyorsunuzdur. İnsanların sizin matematikçi olduğunuzu öğrendikten sonra bir adım gerilemesi doğal bir davranış haline gelmiştir. Sonrasında ise bilindik sorularla karşı karşıya kalırsınız. Bu farklı davranışların nedeni biraz da olsa matematiğin doğasından geliyorsa da, gerçek neden matematik ile uğraşanların garipliğindedir.

Devamı...      

TECRİT BİR İNSANLIK SUÇUDUR

_ Nurettin Çalışkan Sayı 127, Şubat 2007

F tipi cezaevleri 2000 yılının ortalarında ülkenin gündemine girdi. Koğuş sistemini ortadan kaldırarak hücre sistemini getiren F-tipi cezaevlerinin yapımı sona erecek ve özellikle politik tutuklular bu cezaevlerine taşınacaktı. Yeni cezaevlerinin reklamını bizzat Adalet bakanı üstlenmişti. Özel turlarda cezaevlerindeki “temiz”, “bakımlı” ve “kullanışlı” tek kişilik hücrelerin tanıtımını yapıyordu televizyon kanallarında.

Devamı...      

İNTAHAR-2

_ Nurettin Çalışkan Sayı 107, Ekim 2006

Ağustos 2006 tarihli gazeteler, Irak’a gitmesine birkaç hafta kala intihar eden bir İngiliz askerinin hikayesine yer veriliyordu: 19 yaşındaki İngiliz piyade er Jason Chelsea, “eğitimleri sırasında komutanlarının Irak’ta intihar bombacısı olduğundan şüphelenilen çocuklar üzerine de ateş açması gerektiği yönünde kendisini uyardığını” ailesine söyledi. Bundan 48 saat sonra, 10 Ağustos'ta, Manchester'daki evinde aşırı dozda ağrı kesici almasının ardından bileklerini kesti. Ölüm döşeğindeyken annesine “Irak’a gidemem. Çocukların üzerine ateş açamam. Hangi cephede oldukları umurumda bile değil. Bunu yapamam” diyordu.

Devamı...      

PAUL LAFARGUE

_ Nurettin Çalışkan Sayı 73, Şubat 2006

Paris'te hükümete karşı direnişe geçen gençleri kışkırttığı gerekçesiyle akademiden uzaklaştırılan Lafargue, tıp öğrenimini Londra'da sürdürüyor. Laura'ya olan tutkusu, iki yıllık bir bekleyişten sonra, evliliğe dönüşüyor. Marx, kızıyla evlenecek bu gencin yaşamıyla yakından ilgilenmektedir. Engels'e yazdığı bir mektupta, kaygılarını şöyle dile getiriyor: "Anladığıma göre... Lafargue evlenmeden önce doktorasını Londra ve Paris'te yapacak. Buraya kadar bir sorun yok. Ancak, dün melezimize (Lafargue'ı böyle tanımlıyor) yine söyledim, eğer İngilizlerin o soğukkanlılığını benimsemezse, Laura ona kısa zamanda güle güle der. Bunu kafasına koymak zorunda. Yoksa yapacak hiçbir şey yok."

Devamı...      

24 ARALIK 1978, MARAŞ KATLİAMI

_ Nurettin Çalışkan Sayı 71, Ocak 2006

Her gün onlarca insanın öldürüldüğü yıllardı 70 li yılların sonları. Okullar, kahveler basılıyor, bombalanıyordu. Bir “iç savaş” görünümü vardı bütün yurtta. Bir yandan faşist saldırılar sürerken, diğer yandan bu saldırı karşısında kendini koruyanlar bulunuyordu. Sağ-Sol çatışması, Alevi-Sünni kavgası değildi yaşanan. 24 Aralık 78, Maraş katliamını olarak yazıldı tarihe. 19 Aralık : Maraş'ta faşistlerin propaganda aracı haline gelen Cüneyt Arkın' ın "Güneş Ne Zaman Doğacak" filminin gösterildiği Çiçek Sinemasının faşistler tarafından bombalanmasıyla olaylar gelişmeye başladı. 20 Aralık : Saat 20.00 sıralarında bu kez de, Yeni Mahalle'de sol görüşlülerin ve Alevilerin devam ettiği Akın Kıraathanesi'ne patlayıcı madde atıldı ve iki kişi ağır yaralandı.

Devamı...      

ODTÜ ORYANTASYONU

_ Nurettin Çalışkan Sayı 47, Temmuz 2005

Eskişehir yolu üzerinden ODTÜ’ye girişte, sağ tarafta devasa bir heykel bulunur. Bilim ağacı olarak adlandırılan heykel önceleri kampus içinde ağaçların arasında görünmez bir yerde iken, 90’lı yıllarda şimdiki yerine konulmuştur. Sol tarafta ise kocaman kahverengi taşlarla örülmüş bir duvardan set ve bu setin üzerinde ancak dikkatlice bakıldığında görülebilecek siyah boyayla yazılmış bir yazı vardır; “Karakaya girişi”. Ancak bilenlerin gözleriyle aradığı bir yazıdır o. Ertuğrul Karakaya bir ODTÜ öğrencisiydi. 1977 yılında, 9 aylık boykot döneminde ODTÜ Öğrenci Temsilcisi yönetim kurulu üyesiydi ve ÖTK'nın sözcülüğünü üstlenmişti.

Devamı...      

MATEMATİK VE MATEMATİKÇİLER

_ Nurettin Çalışkan Sayı 11, Haziran 2004

Newscientist dergisinin 1390. sayısında "Matematikçiler neden egzantriktir" başlıklı bir yazı yayınlandı. Yazının ilk başlarında matematikçilerin görünümleriyle ilgili olarak, "Amerika'da yapılan bir araştırma"dan söz ediliyor ve 56 matematikçinin özellikleri şöyle sıralanıyordu. 52'si erkek, 32'si gözlüklü, 5'i kel, 4'ü sakallı, 2'si normalden uzun, 2'si normalden kısa. Bu 56 kişilik gurup temel alınıp matematikçilerin bir portresi çizilmeye çalışıldığında, matematikçilerin orta boylu, gözlüklü, sakalsız erkekler olduğu ortaya çıkar. Bu görüntü, düşünülenden farklı şekilde oluşsa da, matematikçilerin dışarıdan gözlemlenen bazı özelliklerinin doğru olduğu görülebilir.

Devamı...      

SAYMA VE ÖLÇME

_ Nurettin Çalışkan Sayı 5, Nisan 2004

H. GANDERSHEIM 980 Sayma ve ölçme nasıl ortaya çıkmıştır dersiniz?. Matematiğin insanoğlunun varolduğu günden bu yana var olduğu savunulur. Hatta bazı görüşlere göre, bilim ve sanatta olduğu gibi, bütün matematiksel kavramlar doğada yer alır. Bugün ise, matematik bütün bilimsel etkinliklerin üzerine konarak, bilim dili olarak tanımlanmıştır. İnsanı hayvanlar aleminden ayıran şey, insanın kendi elleriyle yaptığı iş aletleriyle gösterdiği toplumsal çalışma faaliyetidir. İnsan benzerlerinin yardımı olmaksızın yaşamak için kendisine gereken şeyleri tek başına üretemez, ancak önceki kuşaklardan kalan deneyim ve teknik bilgi kullanılarak topluca bir çalışma sonrasında maddi üretim elde edebilir.

Devamı...      

İNTİHAR 3

_ Nurettin Çalışkan Sayı 179, Eylül 2008

Batıda birinci ve ikinci dünya savaşlarının karanlığında gelmişti intiharlar, bizde ise 80 darbesi sonrasında. Önce "içerde" yoğunlaştı. Ceza ve tutuk evlerindeki baskı ve işkenceleri protestolara vardı intiharlar. 12 Eylül 1980- 2000 tarihleri arasında 62 siyasi tutuklu jandarma ve gardiyanların saldırısı sonucu, 25 siyasi tutuklu ölüm orucu ve açlık grevlerinde, 68 siyasi tutuklu tedavi edilmedikleri, geç müdahale edildiği için yaşamlarını yitirirken 20 siyasi tutuklu hapishanelerdeki baskı koşullarını protesto etmek için intihar ediyordu. Bütün ülkeyi yarı açık cezaevine dönüştüren darbeciler, yasakları, baskıları "dışarıda" da aynı yoğunlukta uyguluyordu. Beklide insanlık tarihinde tek olan bir örneği yaşıyordu yurdum insanı, kendisinin ihbarcısı, polisi, yargıcı oluyor ve elinde "yasak" olabilecek kitapları yakıyordu. Almanya'da Nazilerin yaptığı toplu kitap yakma işini bizzat kitap sahiplerinin kendisine yaptırıyordu darbe yönetimi. 12 Eylül sonrasında 650 bin kişi gözaltına alındı ve 90 güne varan gözaltı sürelerinde ağır işkence gördü. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi Sıkıyönetim Mahkemeleri'nde yargılandı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi "sakıncalı" olduğu için işten atıldı. 18.525 kamu görevlisi hakkında soruşturma açıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi "mülteci" olarak yurtdışına gitti. Ve 12 Eylülün karanlık, puslu, pis havasını hissedenler zorlandılar nefes almakta.

Devamı...      

MATEMATİK VE HATALAR

_ Nurettin Çalışkan Sayı 101, Ağustos 2006

Eminim ki bir çoğunuz, lokantada içtikleri çorba sonrasında hesabı karıştıran üç kişinin macerasını duymuşsunuzdur. Üç arkadaş lokantaya girerler vegarsondan çorba isterler. Çorbalarını içtikten sonra sıra hesap ödemeye gelir. Hesabı ödemek için herkes onar lira verir. Garson para üstü olarak beş lira getirir. İki lirasını garsona bahşiş olarak bırakan üçlü, birer liralarını ceplerine atarlar. Sonra yaptıkları hesapta ise, çorbalara dokuzar lira ve garsona iki lira verdiklerini, bu paranın toplamının 29 lira olduğunu görürler. Peki o zaman bir lira nerededir?

Devamı...      

MATEMATİK KORKUTUR

_ Nurettin Çalışkan Sayı 23, Aralık 2004

Ülkemizde çıkan matematik kitaplarının isimlerinde ki ortak konu "korku" olmuştur. "Kim korkar Matematikten", "Matematik ve Korku", ya da Türkçe’ye çevrilen "Bir Matematikçinin Savunması" isimli kitaplar, matematik ile uğraşanların farkına vardıkları bir olguyu belirler. Matematiği sevdirmeye çalışmak asıl amaçları olmuşsa da, kitap içinde sözü geçmeyen korku kavramını kitap ismi olarak kullanmışlardır. Korku kavramının kullanımının altında yatan neden, matematiğin korkuttuğu ve insanların matematikten korktuğudur.

Devamı...      

MATEMATİK, DİN VE BATIL İNANÇ

_ Nurettin Çalışkan Sayı 7, Mayıs 2004

Tarihe bakıldığında matematikçilerin kayda değer "ortak" özelliklerinin dine bağlılıkları olduğu görülecektir. Birçok matematikçi (Newton'un hocası Isaac Barrow, Gerbert, din ve felsefe profesörü Bernhard Bolzano, ve John Wallis gibi) Kilisede yetişmiş ve dini görevler almıştır. Bazıları (Bernoulli'ler, Leonard Euler, Auguston Luis Cauchy, Ernest Eduard Kummer, Leopold Kronecker, Berhand Riemann gibi) matematik eğitimi yanında dini eğitim almışlardır. Geride kalan önemli sayıda matematikçiler ise dinlerine bağlı kalmış ve inançlarının gereklerini yerine getirerek yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Pascal gibi Matematik çalışmalarını bir yana iterek kiliseye sığınan matematikçilere de raslanılabilinir. İnançlarının yaşamlarını etkilemesinin yanında birçoklarının matematiği ve onun araçlarını değerlendirmelerindeki etkisi de görülebilir.

Devamı...      

MATEMATİK VE "CRANK"LAR- II

_ Nurettin Çalışkan Sayı 151, Ekim 2007

"Çemberi kare yapmak bir matematikçiyi ikna etmekten daha kolaydır.” der 1806- 1871 yılları arasında yaşamış olan İngiltere doğumlu Hindistanlı matematikçi Augustus De Morgan. Bu sözdeki vurgu her ne kadar matematikçilerin iknalarının zorluğu olsa da vurgunun şiddeti çemberden kare elde edilemeyeceğindedir. Crank, isim olarak dirsek, kol, manivela ve fiil olarak ta çevirme, döndürme, kurma şeklinde Türkçede karşılığını bulan bir terimdir. Argoda kullanıldığı biçimi ile de, “Crank” terimi “acayip fikirleri olan kişi” olarak dilimize çevrilebilir. Cranklar, bir anlamda, Pi sayısının ondalık sayı halinde yazılabileceğini yani veriler bir kareden çember elde edilebileceğini düşünen insanlardır. Bu yazı daha önceki “matematik ve crank’lar” (sayı 19) yazısının devamı niteliğinde bir yazı. Biraz fazla alıntı koksa da sizleri gülümseten kolay okunur bir yazı oldu. Yazıda olumlu/olumsuz tanıtım olmaması adına isimleri koymadım, fakat alıntılar gerçek ve çok rahat ulaşıla bilinir. Kainatı delen denklem’in bulucusu Bir Matematikçi, Tartaglia'nın 3., Ferrari'nin 4. dereceden denklemlerini rafa kaldırıp (!!!) sonsuz asal sayıyı ürettikten sonra şimdi de kainatı delen denklemi buldu. (1)

Devamı...      

EVARISTE GALOIS

_ Nurettin Çalışkan Sayı 97, Haziran 2006

30 Mayıs 1832 günü sabahın erken bir saatinde şafak sökerken, iki genç bir meydanda buluştular. Ellerinde tabancaları ile sırt sırta verdiler ve ters yönlerde hareket etmeye başladılar. Yirmi beş adım saydıktan sonra ortalığın sessizliğini bir tabanca sesi bozuyordu.Genç adam yere yığıldı, karnından vurulmuştu. Diğerleri onu düştüğü yerde bırakıp meydandan uzaklaştılar. Yaralı halde meydanda yatan genci çok sonra oradan geçen bir köylü fark ediyor ve hastaneye götürüyordu. Ölüyordu genç adam, karın zarı iltihaplanmıştı. Öleceği anlaşılan gence papaz önerdiler. Genç, papazın son hizmetlerini kabul etmiyordu. Aileden tek haberdar edilen kız kardeşi gözyaşları içinde koşarak hasta haneye yetişiyordu. Genç, kalan bütün gücüyle kardeşini teselli etmeye çalışıyordu.

Devamı...      

ONLAR ÖYLE DİYO!

_ Nurettin Çalışkan Sayı 17, Ağustos 2004

"Matematiğin aksiyomları denilen şeyler, matematiğin çıkış noktası için gerekli olan birkaç düşünce belirlemesidir. Matematik, büyüklüklerin bilimidir; onun hareket noktası, büyüklük kavramıdır. O, bunu, sakat bir biçimde tanımlar ve daha sonra tanımda mevcut olmayan aksiyomlar olarak dışarıdan alınan, büyüklüğün öteki ilkel belirlemelerini ekler, böylece tanıtlanmamış olarak görünürler ve doğaldır ki, matematiksel olarak da tanıtlanmamışlardır. Büyüklüğün tahlili, bütün bu aksiyom belirlemelerini, büyüklüğün gerekli belirlemeleri olarak verebilir. Spencer, bunların bize apaçık olarak göründükleri sürece, bu aksiyomların mirasla geçtiğini söylemekte haklıdır. Bunlar, diyalektik olarak, salt gereksiz yineleme olmadıkları ölçüde tanıtlanabilirler" FRIEDRICH ENGELS (1820-1895) Doğanın Diyalektiği

Devamı...      

BENİM BALONLARIM VARDI:

_ Nurettin Çalışkan Sayı 179, Eylül 2008

Çocukluğumun güzel anılarını oluşturuyordu uçan balonlar. Özellikle bayram günlerinde, satıcıların ellerinde ki uzunca ipin ucunda rengârenk salınan uçan balonları gördüğümde iç geçirir, sahiplenmek isterdim. Yerçekimine inat yukarıya doğru salınışlarını seyreder, onların sahip olduğu özelliğin bende de olmasını hayal ederdim. Çocukken özgürlük böyle tanımlanıyor olsa gerek, sizi ayaklarınızdan tutup yere bağlayan güce inat, kuşlar gibi havada rahatça hareket edebilmek... İlk uçan balonu sahiplendiğim günü anımsıyorum da, gün boyu sokak aralarında bir uçurtma misali dolaştırdıktan sonra, akşam kuyruğuna biraz daha ip ekleyip yatak odamın tavanına bırakıvermiştim. Ertesi gün yine bıraktığım gibi bulmayı düşlüyordum, uzattığım ipin ucundan tutacak ve sokaklara düşecektim yeniden. Sabah kalktığımda ise kocaman bir düş kırıklığına uğramıştım, balon başımın hizasına kadar inmiş, öylesine hareketsiz duruveriyordu. Telaşlandım, sonrada eklediğim ipin ağırlığıyla aşağı indiğini düşünüp, ipi koparıverdim. Bir umutla yeniden bırakıverdim, balon bir milim bile kıpırdamadı yerinden.

Devamı...      

MATEMATİK VE "CRANK"LAR

_ Nurettin Çalışkan Sayı 19, Kasım 2004

Size kare biçiminde bir karton verilse, pergel ve cetvel yardımıyla kesip yapıştırarak alanı karenin alanına eşit olan bir daire elde etmeniz istenilse, problemi çözmek için uğraşır mısınız? Boşuna uğraşmayın! Bu problemin çözümü olanaksızdır. Sorun sizin el becerinizin çok kötü olması ya da bu işi yapacak bilgi ve deneyime sahip olmamanız değil, problemin çözümsüz olmasındandır. İsterseniz problemi matematiksel olarak kuralım.

Devamı...      

TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞLERİ KANUNU

_ Nurettin Çalışkan Sayı 7, Mayıs 2004

Kanun Numarası : 2911 
Kabul Tarihi : 6/10/1983 
Yayımlandığı R Gazete: Tarih : 8/10/1983 Sayı : 18185 
Yayımlandığı Düstur : Tertip: 5 Cilt: 22 Sayfa: 662 

BİRİNCİ BÖLÜM 
Genel Hükümler 
Amaç ve kapsam Madde 1 - Bu Kanun; toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kulla- 
nılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller ile gerçek ve tüzelkişilerin dü- 
zenleyecekleri toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yerini, zamanını, usul ve 
şartlarını, düzenleme kurulunun görev ve sorumluluklarını, yetkili merciin ya- 
saklama ve erteleme hallerini, güvenlik kuvvetlerinin görev ve yetkileri ile 
yasakları ve ceza hükümlerini düzenler, 

Tanımlar Madde 2 - Bu Kanunda geçen deyimlerden; 
a)

Devamı...      

ODTÜ’DE 12 EYLÜL

_ Nurettin Çalışkan Sayı 53, Eylül 2005

idari ilimler fakültesinde öğrencisiydi Kenan. Bir örgütün, Devrimci Kemalistler Birliği’nin, kurucusu, yöneticisi, militanı, tek başına her şeyiydi. Kemalist Kenan olarak tanınıyordu, daha yaşarken efsaneleşmişti bu isimle. Hakkında o kadar çok öykü vardı ki, zekiydi, öğrencilik yaptığı dönemlerde 4:00 tutturuyor, diğer türlü 0:00 notuna sahip oluyordu. 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim gibi önemli günlerde bazen üniversite içinde bazen de Ankara’da eylemler yapıyordu. Bir defasında, Kızılay’da Güven Park kenarında bulunan bir polis otobüsünün ön kapısından girip, içerideki bütün polislere bildiri verdikten sonra arka kapısından indiği anlatılır...

Devamı...      

BEKİR HARPUTLU İLE BİR KONUŞMA (1974)

_ Nurettin Çalışkan Sayı 67, Aralık 2005

Bir dönem FKF yönetimi köylülerle ilişki kurma ve köylü mücadelelerine katılmayı rastlantısal olmaktan çıkarmak için bir dizi çalışmanın içine girdiler. Köylülerin içinde bulundukları koşulları daha iyi algılamak, diğer kesimlerle ilişkilerini ve çelişkilerini daha iyi yorumlamak ve kırlarda sınıf mücadelesinin tahlillerini yapmak için köylerde yaz çalışmaları örgütlediler. ODTÜ Öğrenci Birliğinin düzenlediği yaz çalışmaları konusunda , o dönemde yayınlanan , Öğrenci Birliği Haber Bülteni ODTÜ'de, Bekir Harputlu ile bir söyleşi yapıldı. Kendisi ile yapılan konuşmada Harputlu şunları söylüyordu.

Devamı...