İKİ BİN DOKUZ YÜZ ON BİR

Kendisinden ve 1'den başka böleni olmayan pozitif tamsayılara asal sayılar denir. En küçük asal sayı 2'dir. Asal sayılar kümesinin sonsuz olup olmadığı tartışıladursun biz asal sayı gibi görünen sayımız 2911 ile ilgilenelim. Normal bir ülkedeki bir vatandaşın kendi isteği dışında asal sayılarla bir işi olamaz elbette, anadili İngilizce olan bir insanın 'present continuous tense'in ne olduğunu bilmemesinin doğal olması gibidir bu. Yani olması gereken, insanların bilmek istediklerini öğrenmeleri ve ayrıca, bunun bir sonucu olarak da yapabildikleri işleri yapmaları.

Biz de ise, malum, bir sürü garip problemin içine gömülür insanlar, sadece okulda değil yaşamlarında da. Bir sınav silsilesidir hiç bitmez. Tanrı insanları sınama görevini ÖSYM'ye vermiş olsa gerek. Masa başında küçük yaşta çok oturmaktan ve kocaman çantaları sırtlarında taşımaktan bir sürü insanda duruş bozuklukları, omurilik sakatlıkları vardır. Bazıları ise masa başında bu işler olmuyor biraz hareket gerekli deyip kendilerini sokağa atabilirler. Aman dikkat lakin bu iş sokakta da olmuyor. Bu insanların karşılarında sadece sayı olmayan 2911 durmaktadır. Avrupa Topluluğu'nun yüzü suyu hürmetine kağıt üzerinde değiştiği düşünülen bu kanun maddesi, "toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasası" devletlülerin kafalarına öylesine kazınmıştır ki, değişemez.

Bu sayıyı çok abarttığımızı düşünüyorsanız arama motoruna yazın lütfen, o kadar çok sonuç çıkıyor ki inanamazsınız.

Demokratik bir ülkede toplantı ve gösteri yapmak için önceden izin almak gerekli değildir. İncelikten dolayı, toplantı yapanların toplantılarını huzur içinde geçirebilmeleri ve toplantı yapmayanların hayatlarının çok fazla aksamaması için gerekli mercilere önceden haber verilir. Bizim anlayamayacağımız bir olgudur bu. Bu yüzden editörlerimizden bazıları yurt dışında bulundukları sürede hiçbir eyleme katılmaz olmuştu. Göstericilere yol açmaya çalışan birkaç polisin arkasından yürümeyi kendilerine yedirememişlerdi.

Devleti ve milleti ile bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri bütün ulus devletlerin temelleri gibi paranoyalar üzerine kurulmuştur. Kendi varlığını diğerleri üzerine kurarak oluşturulan psedoutarih ve devlet felsefesinden birçok ülke bugün kurtulmuştur. İnsanın bir hastalıktan kurtulması için o hastalığı iyi tanıması ve kabul etmesi gerekir. Örneğin darbe geçirmiş devletlerin darbecilerinin bugün o ülkelerde ne durumda olduğuna bakılması bile o ülke hakkında bir fikir verebilir.

Varını yoğunu kendi varlığına ve güvencesine adamış bir devlettir TC. Kendini duvara yazı yazan çocuklarla bile uğraşacak kadar, onlara işkenceler yapacak kadar alçaltır. Kocaman bir aşiret gibidir. Aşirete ya da liderine tepki gösterebilir mi hiç o aşiretin bir kulu? Ne mümkün! Aynı böyledir: Allah devletimizi başımızdan eksik etmesin! Eh tabii devletin aşiret anlayışında olduğu yerde özgür bir vatandaş da olunamaz.

Ülkemizdeki değişimlere bugünü yorumlayarak bakamayız. İnsanların evlerine hapis olup anlamsız televizyon dizilerini izlemelerinin açıklaması çok zor değildir. Bugün gelinen nokta hiç sürpriz değildir kısacası. 1980 darbecilerini kutlamak gerek: Başarıları yadsınamaz. Kazara solcular devleti ele geçirselerdi darbeler bu ülkeye dar gelirdi, ancak bakın asker tek hamlede şah mat!

Toplumdaki değişimi izlemek için duvarlar bize bir şeyler söyler. Bizler çocuk yaşta anlamlarını bilmesek de oligarşi, faşizm, mücadele gibi kavramlarla mahalledeki abilerimizin duvarlara yazdıkları sloganlardan karşılaştık. Ardından da gözlerimizden kan gelene kadar okuduk; anlamaya çalışarak, anlamlandırmaya çalışarak şu hayat denen şeyi. Bugün üniversite mezunları bile bu sözcüklerin anlamlarından bihaberdir, duvarlarda ise garip yazılar yazmaktadır. (Geçenlerde "tropikal bıyık nuri alço" diye bir yazı bile vardı duvarda).

Hadi duvarlar kirlenmesin, zaten internet çağında duvarlara yazılar yazmak da abesle iştigaldir. Muhalefetimizi sokaklarda da sürdürmeyelim, yollar ve kaldırımlar aşınmıyor işte, belediyeler hep çalışıyor, hele şu seçim arifesinde aman da aman. X partisinin sigara dumanlı toplantılarında da konuşup, aynı şeyleri n'inci kez dinleyip kendimizi ve zamanımızı tüketmeyelim. Ama Cahit Berkay'ın sesinden "bir şey yapmalı hey" diye bağırıp "eli kalem tutan" özdeyişini "klavyeyi parmaklayan" özdeyişine çevirelim.

Buyrun gösterimiz izinsizdir. Katılın. Eylem yapmak güzeldir. Bir itirafla noktalayalım 2911 asal sayı gibi görünmesine rağmen asal sayı değil, son anda farkettik. Bu işte editörlerimizden matematikçi olan baş sorumludur ya neyse ancak yine de 2911'in asal sayılarla akrabalığı var: iki asal sayının çarpımı, 41 ile 71 çarpıldığında 2911 yapıyor..

Editörler