MUASIR MEDENİYET ÜZERİNE KARMAŞIK DÜŞÜNCELER

_ Bora Ercan

Maddi uygarlıkla manevi uygarlık arasında ters orantı vardır. Buna en uygun örnek; Avustralya yerlilerinin maddi hiçbir varlıkları olmamasına rağmen manevi dünyalarının zenginliği, ABD gibi ülkelerin de maddi zenginliklerinin yanında manevi dünyalarının eksikliğidir. Günümüzde, yerli toplumlara yaşam alanı kalmadığı için artık tükendiler, tüketildiler, ne ironidir ki, gelişmiş ülkeler denen ülkelerde de New Age akımlara ilgi gittikçe artarak manevi açlığa ilaç olmaya çalışıyor.

Bu düşünce dizgesiyle devam edersek, dış dünya zenginliğiyle iç dünya zenginliğinin birbirinden farklı olduğunu söyleyebiliriz. Kültürel zenginlikle parasal zenginlik nasıl birbirinden ayrıysa. Dünyanın en yoksul ilkelerinden Nepal, en zengin ülkelerinden biri olan Dubai'den şüphesiz ki daha zengindir.

Manevi zenginlik maddi zenginlikten daha kalıcıdır. Bu dünya İskender'e kalmadı ne de Sultan Süleyman'a. Bir insan ne kadar uzun yaşayabilir? Bir insan ne kadar çok para kazanabilir ve ne kadar çok harcayabilir? Aynı anda beş farklı yerde onbeş farklı şey yapamayacağına göre bir insanın neden beş tane evi olur?

Herkes beş tane evi olsun ister, diyecekleriniz çoktur. Böyle düşündüğümüz için belki de cennet ülkemizde çeşmeden su içemiyoruz, güzel hava soluyamıyoruz. Ne alakası var şimdi demeyin, çok alakası var. Bütün ülke önceliklerini şaşırmış durumda. Herkesin bir yazlığı, olmadı dağ evi, olmadı bağ evi, olmadı yayla evi var. Bütün ülke bina dolu. Ama durun, çeşmeden su içemiyoruz, sigaraya karşı kampayalar devam ediyor ama egzoz dumanı soluyoruz.

Bir gelişme / ilerleme paradigması kurulacaksa bunlar göz önünde bulundurulmalı! Nasıl Cumhuriyet ideolojisi tepeden inme devrimlerle var olamadıysa AKP ideolojisi de tepeden inme zenginlikle var olamayacaktır!

Devletlerin zenginliğiyle o devletin vatadaşlarının maddi zenginliği de yine üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Bu satırları dünyanın refah düzeyi en yüksek ülkelerinden biri olan İsveç'te yazıyorum. En pahalı ülkelerinden biridir İsveç ama eğitim ve sağlık ücretsiz. Buralıların dertleri zengin olmak değil, gözlemlediğim kadarıyla, kaliteli yaşamak. İşte bu ikisi arasındaki farkı ayırt edebiliriz. Kaliteli yaşamak birey olarak değil toplum olarak mümkün. Siz ne kadar çok mal varlığına sahip olursanız olun sokaklarınızda işsiz, aç, yoksul insanlar varsa yaşamınız kaliteli olamaz!
Devletin güçlü olması bireyler / vatandaşlar arasındaki ilişkileri zayıflatır. Gelişmiş Batı ülkelerindeki yalnızlık duygusu ve intihar olaylarının yoğunluğu bununla ilişkili olabilir, tersten gidersek de devletin güçsüz olması aile ve arkadaşlık bağlarının kuvvetli olmasını gerektirir. Var olabilmek için olmazsa olmaz koşullardan biri budur. Orta yol nedir diyeceksiniz: Hem insanın kendini güvende hissedebileceği bir hukuk devleti hem de ortalama bir aile ve arkadaşlık yaşantısı çok mu uzaktır?

İnsan kendinde olmayanı ister, toplumlar da... İsteklerimizle yapabileceklerimizle arasındaki denge belki bizi, hayvanları ve bitkileriyle dün evreni daha mutlu kılacaktır.

Bora Ercan boraercan@yahoo.com
Odysseus Adaları'nın yazarı.