FABRİKADA YAŞAM ; SINIF, GREV, SENDİKA SÖZCÜKLERİ ÜZERİNDEN ANLAM DÜNYALARI

_ Gül Büyükbay



I. METOD ve YAKLAŞIMLAR:
400 kişilik bir fabrikada çalışan ve genelde dindar bir yapıya sahip işçilerin, gündelik yaşamlarını ve dillerinde “Sınıf”, “Sendika”, “Grev” , “Tuzla’ daki iş kazaları” kavramlarını nasıl anlamlandırdıklarını araştırdım.

Nicel ve pozitivist değil , Nitel, yorumsamacı (Interpretative) bir yöntem kullandım.Zaman zaman eleştirel bir yöne doğru da kaydığım söylenebilir. Anlam dünyalarına kendi anlam dünyam eşliğinde ve nedensellikleri de sorgulayarak ve empati kurarak ulaşmaya çalıştım. Görüştüğüm insanlarla beş yıldır aynı çalışma mekanını paylaşmış olmak zaman zaman söylem analizi, semiyotik ve psikanalize başvurduğum bu çalışmayı -Yorumlamak için yeterli lexicon’ a (kültürel bilgi) ye sahip olduğumu varsayarsak- etnometodolojik yapabilir.

Taslak bir sorular listesi hazırlamış olmama rağmen görüşmeler ilerledikçe listeye bağlı kalmamayı tercih ettim. Derinlemesine mülakat amacıyla başladığım görüşmelerin temel iskeletini kaybetmeden bir sohbete dönüşmesi anlam dünyalarını yakalamakta kolaylık sağladı.

Yakın ve birlikte yaşamak koşullarını yerine doğal olarak getirdim. Gerçek dünyaya uyarlanabilirlik bakımından ekolojik validitesi yüksek olduğu için bu çalışmada rasgele örnekleme yaptım ve konuştuğum işçilerle doğal bir sohbet ortamı yaratarak çalışırken deneysel etkiden (Hawthorne effect) mümkün olduğunca uzak kalmasına çalıştım.

Altı kişiyle birbuçuk saatlik görüşmeler sonucu üç operatör ve üç işçi ile yaptığım görüşmeleri yazıya döktüm. Bu üç işçiyi, bir anlamda fabrika hakkında “key informant” lar olarak gördüm. Gündelik sohbetlerinin ortak konularının, maaşların düşüklüğü, çalışma ortamının sıcaklığı, geçim sıkıntısı, sigara yasağı, memleket meseleleri, futbol maçları olduğunu gözlemledim.



II. FABRİKA GÜNDELİK YAŞAMINA KUŞBAKIŞI
Çokuluslu bir dev gıda şirketinin Istanbul’ un Pendik ilçesi Kurtköy mahallesindeki Şeyhli Köyündeki işçilerden örnekler seçilmiştir. Fabrika 5 yıl önce MÜSİAD üyesi patronundan satın alınmıştır. Gıda sektörü, ucuz emek avantajının iyi kullanıldığı ve tarımsal girdilerin ucuza maledildiği bir sektördür. Çalışan işçi profili vasıflı merkez işçiler ve vasıfsız çevre işçilerden oluşmaktadır. İş Kanununa göre asıl işin taşerona verilmesi kısıtlandığı için, nakliye, temizlik gibi işler taşerona verilebilmektedir. Taşerona verme, yönetimde, sorumluluğu aktarıp rahatlama duygusu yaratmaktadır.Fabrikadaki terminolojide operatörler, bir makineden ya da tesisten sorumlu daha kalifiye çalışanlardır. İşçiler ise operatörlere bağlı ve onların yönlendirmesiyle çalışıyor. (Örneğin bir vardiya/8 saat boyunca döner bir tepsiden aldıkları paketleri kolilere yerleştirmek, ya da standarttan büyük patatesleri yürüyen bir bant üzerinde ilerleyen patatesleri ikiye bölmek gibi)

Fabrika binası asimetrik üç kattan oluşur. Üretim alanı üst kattaki yöneticiler tarafından camlı bir bölmeden izlenir. Aynı zamanda görülür haldeki kameralar da güvenlik kulübelerinin gözetimindedir. İşçiler, ara temizlikler esnasında kameraların görüş alanını değiştirirler.

Fabrika, çokuluslu bir şirket tarafından satın alındıktan sonra, Fordist üretim biçiminden esnek uzmanlık yani herkesin birçok işi yapabileceği bir sisteme basamak basamak adapte edilmeye çalışılmaktadır. İşçilerin çok fonksiyonlu olması beklenmekte, gördükleri rotasyon eğitiminden sonra bunu beceremeyenler, yeni sisteme adaptasyon gösteremeyenler işten çıkarılmaktadır.

II. 1 GÖRÜNTÜLER/SİMGELER
Ustabaşı, mühendis, müdür ve bir direktörü de içine alan yönetici sınıf 50 kişiyken, işçi sayısı 400 civarında seğretmektedir. İşçi sayısı mevsime ve promosyon zamanlarına göre değişiklik gösterebilirken, yönetici sayısı sabit kalmaktadır. Yöneticilerin kolay feda edilemeyeceğine dair yazılı olmayan bir kural vardır.

Organizasyon Şeması 250 OPERATÖR VE İŞÇİ Hiyerarşi aşağıdaki sıralamayladır; BEYAZ YAKA Direktör Müdür Uzman ya da Mühendis Teknisyen Ustabaşı (formen) MAVİ YAKA Operatör İşçi

Fabrika üç vardiya çalışmaktadır. Yöneticiler ve İşçiler arasındaki ana ayrımlardan biri budur. İşçiler üç ayrı vardiya gelirler, 07:00-15:00, 15:00-24:00 ve 24:00- 07:00 . Vardiyalar her hafta değişir. Bu da uyku düzenlerinde ciddi sorunlar yaratır. Gece olan iş kazalarının oranı bu fabrikanın son beş yıldır tutulan istatistiklerinde %74’ dür. Çalışma saatleriyle ilgili başka bir sorunda, üretim talebinin yoğun olduğu zamanlarda 12 saatlik çalışma düzenidir. Kar maksimizasyonu ereği, mümkün olduğunca az kişiyi esnek saatlerde çalıştırmayı gerektirir. Mesai yapmak işçiler için ayrıca bir kazanç kaynağı olduğu için tercih edilmektedir. Ancak mesai yapılan dönemlerde iş kazaları artmaktadır. Yöneticiler, mesaiye kaldıkları istisnalar dışında sabah 08:30- 17:30 arasında çalışırlar. Mesaiye kaldıkları zaman ayrıca para almazlar. Gece vardiyasında yönetici olarak iki ustabaşı kalır.

Normal şartlarda yöneticiler kendi bireyselliklerini; tatil ve seyahat resimlerini, sevdikleri şiirleri, mezun oldukları okulu yani kısaca görünmek istedikleri şekli ya da olmak istedikleri insanı simgeleyen göstergeleri kendilerine ait masalarının üzerindeki panolara asarlar. Internet bağlantıları vardır, bu bağlantıyı “arada sırada nefes almalarını” sağlayan aygıt olarak görürler. Ülkenin iyi okullarından mezun ve dil bilmektedirler. Bir kısmı eğitimli orta sınıf ailelerden , diğer bir kısmı da doğulu, tüccar ve zengin ailelerden gelmektedirler. Çoğunluğu daha alt bir pozisyona şirketin merkez binasında çalışmaya razıdır. Merkez bina, şehir merkezindedir. Orada çalışmak, yani Üretimde değil Pazarlama ya da Finans bölümünde olmak, şirkette kariyer gelişimi için önemli bir yoldur. Fabrika bir anlamda “ taşra” dır. Ayrıca şehir merkezine ve yöneticilerin alışık oldukları gündelik yaşam alanlarına (sinema, alışveriş merkezi, kafeler vs.) ulaşımı çok daha kolaydır. Özellikle kadın yöneticiler, fabrikada giysilerine, hareketlerine dikkat etmek zorundadırlar. İçlerinde bir etek topuklu ayakkabı özlemi olduğu, şirket merkezine toplantıya gittiklerinde giydikleri giysilerden anlaşılır.



İşçilerin soyunma dolapları dışında herhangi bir kişisel alanları yoktur. Ortak kullanılan makineleri herhangi bir şekilde kişiselleştirmek sözkonusu değildir. Giysi dolaplarının kapak arkalarında bazı dini sözler ya da özellikle genç kızlarda romantik şiirler asıldığı görülmüştür.

İşçiler, üretimde çalıştığı için üretim giysilerini giyer, beyaz yaka diye de nitelenen yönetici sınıf ise yanlız üretime inmesi gerektiğinde üretim önlüğünü ve iş ayakkabılarını giyer.

Yöneticilere çay servisi ve getir götür işleri yapan çaycı, çay ocağının yanına çocuklarının resmini bir çerçevede koymuş, yöneticileri de ikna ederek herbirinin bir balık almasını da sağlayarak bir akvaryum da yerleştirmiş, ortak alanda da olsa kendine özel bir alan yaratmıştır. Daha sonra tasarruf tedbirleri kapsamında çaycı çalıştırılmamasına karar verildiğinde bu kişi, Üretim’ e kaydırılmıştır. Üretime geçtikten sonra ambalaj makinelerindeki yinelenen hareketler sonucu (repetitive motion diseases) sırt ağrıları, el ve bilek ağrıları başlamış, kendini mutsuz hissettiğini ifade etmiştir.

İşçilerin çalışma ortamında darbeli bir gürültü ve yaz aylarında üretimde kızgın yağ ve büyük kızartma fırınları kullanılmasından kaynaklanan aşırı bir sıcaklık (>40 C, iki aydan uzun süre) vardır. İşçi Sağlığı ve Güvenliği Tüzük ve Yönetmeliklerinde sıcaklığa dair çok genel bir ifade yeralmakla birlikte, yasa herhangi bir limit koymaz.

Kadın işçiler şikayetlerini, rahatsızlıklarını, yorgunluklarını daha kolay dile getirirler. Aşağıda bildirisi yeralan Novamed örneğinde olduğu gibi üzerlerinde görünür değil ama sembolik bir şiddet (Bourdeiu) uygulandığından söz edilebilir. İşçilerin yanında sendika, grev vs. gibi konular açıldığında , tuhaf bir sessizlik ve yanıt alamama tepkisiyle karşılaşılıyor. Görünürde konuşulması yasak olmayan ama gizli bir kuralla yasaklanmış kelimelerdir sanki bunlar. Ancak aşağıda bahsedilen türde uygulamalar yapılmasa da, işçiler herşeyden önce asgari ücret civarında paralara çalışıyorlar ve açlık sınırında yaşıyorlar ve bunu bir mukadderat olarak algılıyorlar.

Sınıf bilinci diye kavramın tanımından başka bir ifade yoluyla da olsa varlığından sözedilemez. Verili bir gerçeklik vardır ve kadere boyun eğilecektir.

Burada Thompson’ un sözleri aklımıza geliyor: “Çalışan sınıflar, tanımladıkları kadar boşlukları da olan bir betimsel terimdir. Bir yığın farklı fenomeni gevşek bir şekilde biraraya getirir. Sınıftan, ilişkisiz ve birbirine benzemez gibi görünen bir dizi olayı, hem deneyimin hammaddesinde hem de bilinçte birleşen tarihsel bir fenomeni anlıyorum. Bunun tarihsel bir fenomen olduğunun altını çiziyorum. Sınıfı bir “yapı” ve hatta bir “kategori” olarak görmüyorum. İnsan ilişkilerinde gerçekten varolan (ve oluşumunu da) birşey olarak görüyorum.” (1)

II.2 POLİTİK TERCİH YA DA TERCİHSİZLİK VE DİN
Üniversite mezunu, yabancı dil bilen, ortalama yaşı 30-35 arasındaki yönetici sınıf siyahi tercihini sol eğilimli partilerden yana kullanırken ve dini vecibelerini yerine getirmez ve hatta yerine getirilmesini Bourdeiu’nun kavramsallaştırması olan sembolik şiddetle aşağı görürken, İşçilerin %95 ‘i dini arkalarına alan ve sağ/milliyetçi partilere oy vermekte dini vecibeleri örneğin Cuma namazı kılmayı ve oruç tutmayı aksatmamaktadır. Yeni alınan işçi seçiminde yönetim daha seküler tercihler yapsa da kişi bir süre sonra dışlanmamak için ortama uyum sağlamaktadır. Amacını dünya nüfusunun daha iyi beslenmesi şeklinde ifade eden çokuluslu firmanın vizyonunda çalışanlar arasında din, dil, renk, ırk ayrımı yapılmayacağı ve bu konudaki şirket hassasiyeti vurgulanarak belirtilmektedir. Özellikle vurgulanması bunun değilinin de fırsatını bulduğunda ortaya çıkacağını imlese de görünürde bu konuda hoşgörü sergilenmektedir.



Hatta işçilerin tek özgür ve dokunulmaz zamanlarının ibadet zamanları olduğu söylenebilir. Çoğunun en büyük hayali para denkleştirip Umreye ve daha sonra da Hacca gitmektir. Sol eğilimli iki ayrı partiye oy verdiği bilinen iki mavi yaka çalışan ile yapılan görüşmede birinin mahalleden en yakın arkadaşının o partinin ilçe başkanı olduğu, diğerininse töre nedeniyle oy verdiği öğrenilmiştir. Töre kelimesi işçilerle yapılan görüşmelerde bir kaç yerde daha karşımıza çıkacaktır. Ailesinin yeraldığı Kürt aşiretin başı bağımsız milletvekili Ufuk Uras’ a oy verilmesini istediği iki yıl önce hacca giden işçi buna uymuştur. Bir önceki seçimde ise oyunu AKP’ ye verdiğini belirtmiştir.

Erzurum’dan on yıl önce göçen başka bir işçi ise, orada kendini ya devletin korucusu ya da dağdaki militan yapmak dışında seçenek bırakmayan ortam yüzünden İstanbul’ a geldiğini belirtmiştir. İşçilerin %80 i Karadenizli ve Güney ve Doğu Anadolu bölgelerindendir. İşsizlik ve yatırım yapılmamış olma gerçeği insanların doğdukları yerlerden ayrılmaya mecbur bırakmaktadır.

“Olağanüstü Ülke Sanayisi
Orada sanayiden söz etmek garip kaçar belki: Sanayi ancak yokluğuyla hissettirir kendini. Ama devlet, iyi-kötü bildiği bir-iki alanda buraya da bir-iki yatırım yapmış. Bunlardan başka nasıl bahsetmeli; bazısı için fabrika demek bile fazla kaçıyor Elazığ’ da bir başka fabrika da çalışması değil çalışmamasıyla özel sorun yaratıyor. 1953 yılında kurulan İplik ve dokumacılık Fabrikası 1989 yılında kapatılmış. 1970-75 yılları arasında günde 8.5 ton iplik üreten fabrikanın kapanmadan önceki üretimi 2.5 tona düşmüş. Bugün fabrika kedi, köpek ve farelere terkedilmiş durumda, orada çalışan 300 işçi de aç ve işsiz. “ (2)

İşçiler, içinde bulundukları umutsuzlukta dine yaslanarak ayakta kalmaktadır, inanç ve gerektirdikleri; bu dünyada yatırım yapıp karşılığını alacakları, adaleti sağlayacak tek çaredir. Çalıştıkları firmanın, onlara göre müslümanlara zulmeden bir ülkeye ait olması çelişkiye düştükleri ana noktadır. Aynı konu kendini sol görüşlü atfeden yönetici sınıf için de satır aralarında alttan alta rahatsız edicidir. Lenin’ in din üzerine söyledikleri geçerliliğini korumaktadır:

“Başkaları hesabına çalışmaktan, yerine getirilmeyen isteklerden ve yalnız bırakılmışlıktan yılmış halk kitleleri üzerine her yerde büyük ağırlıkla yüklenen ruhsal baskı biçimlerinden biri dindir. Doğaya yenik düşen ilk insanların tanrılara, şeytanlara, mucizelere ve benzeri şeylere inanmasına yol açışı gibi, sömürülen sınıfların sömürenlere karşı mücadeledeki yetersizliği de kaçınılmaz olarak ölümden sonra daha iyi bir yaşamın varlığına inanmalarına yol açar. Din, bütün yaşamı boyunca çalışan ve yokluk çekenlere, bu dünyada azla yetinmeyi, kısmete boyun eğmeyi, sabırlı olmayı ve öteki dünyada bir cennet umudunu sürdürmeyi öğretir. Oysa yine din, başkalarının emeğinin sırtından geçinenlere bu dünyada hayırseverlik yapmayı öğreterek, sömürücü varlıklarının ceremesini pek ucuza ödemek kolaylığını gösterir ve cennette de rahat yaşamaları için ehven fiyatlı bilet satmaya bakar. Böylelikle din, halkı uyutmak için afyon niteliğindedir. Din, sermaye kölelerinin insancıl düşlerini, insana daha yaraşan bir yaşam isteklerini içinde boğdukları bir çeşit ruhsal içkidir. “ (3)

Dünya dinleri, Tanrı'ya ya da tanrılara olan inanç, kutsallık bilinci, bu dünyanın görüntü olması,ölümden sonraki hayatın vurgulanması, aşkın varlıklar, kurtuluş miti, ruhban sınıfı, kurban kavramı gibi öğelerden oluşur. Bu öğelerden tüm dinlerde rastlananı ise kurtuluş mitidir. Dünya düşüncelerde, dille ikiye bölünmüştür: Varolan ve acı çekmeye geldiğimiz dünya ve buradan anlımızın akıyla çıkarsak gideceğimiz herkesin kendi tahayyülünde idealleştirilmiş, bütün acılardan kurtulacağımız başka bir dünya.

II. 3 İLİŞKİLER
Fabrikada son üç yılda 7 işçi çift tanışıp evlenmiştir. Bu çiftlerden üçü işçi olarak çalışmaktadır. Dördüncü çiftin ise erkek tarafı teknisyendir. Beyaz yaka ve mavi yaka arasında fabrikanın tarihinde bir evlilik yaşanmamıştır. Kaynaşmak için yapılan kokteyller ya da yemeklerde tanımı zor bir ayrım hissedilmektedir. Yöneticiler işçi masalarına yaklaştığında masalarda bir toparlanma olmakta ve sohbet doğallığını yitirmekte, dil değişmektedir. Burada da bazen uygulayanın da farkında olmadığı sembolik şiddetin verdiği rahatsızlığı hissedebiliriz.



Sembolik şiddet, farkına varılması çok zor bir şiddettir, üzerinde uygulandığı kurbanlar için neredeyse görünmezdir; iletişim ve tanımanın bilgisinin (daha keskin söylemek gerekirse yanlış-bilginin) katışıksız sembolik kanallarıyla, son tahlilde hislerle dayatılan şiddettir. (4)

Fabrika şehir dışında Sanayi mahallesinde, İşçiler fabrika çevresinde Kaynarca, Pendik, Şeyhli civarlarında otururken yönetici sınıf fabrikaya en az otuz dakikalık mesafede yaşamaktadırlar.

Bir yöneticinin eğitim ya da toplantı için yurtdışı seyahati, bir işçinin aylık maaşının minumum 3 katı,yeni başlayan bir muhendisin maaşı, işçinin beş-altı katı, Üst yöneticinin maaşı yaklaşık 10 katı,Direktör maaşının 20 katı olduğu düşünülürse, bu kişiler arasındaki ekonomik uçurumun kültürel uçuruma nasıl zemin hazırladığı anlaşılabilir.

Gramsci’ye göre , kültür kişinin dünyaya dair kurduğu tasavvurdur ancak önemli olan bir nokta vardır ki, bu sadece kişinin kendi özgün keşfi değildir. Kültür bir kişinin öz-bilinç uğraşı değildir, daha çok birinin başka insanlarla kurduğu ilişkileri sorgulayan öz-eleştirel bilgidir. Çünkü Gramsci’ nin bu bakış açısı, kültürü sadece dünyayı anlamak için değil, onu değiştirmek için mücadele edilebilecek bir alan olarak tanımlamaktadır. Fabrikanın kültürü irdelendiğinde birbirinden yaşamsallık anlamında kopuk, azınlığın modernleşmenin avantajlarından yararlandığı, çoğunluğun ise yararlanamadığı yalnızca teknik ilişki düzeyinde bağlantılı iki küme olduğu görülmektedir.

“Herhangi bir batı ülkesine göre Türkiye’ de ekonominin ve toplumun devletin rolünü şekillendirmesi çok daha etkindir. Bununla birlikte devlet ekonomik hayata çok fazla müdahale ettiğinde birincisi, bu kurallar çerçevesinde formal kurumsal düzenlemelerle değil, politik otorite ve işadamının çıkara dayalı ilişkisiyle olmaktadır. İkinci olarak da devletin, ekonomik ve sosyal hayata aşırı müdahalesi sosyal entegrasyonu sağlamakta başarısız olmakta, nüfusun büyük çoğunluğu modernleşmenin ekonomik getirilerinden faydalanamamakta, yaşam tarzlarının benzeşmesi gerçekleşememektedir.” (5)

III. MÜLAKATLAR
ÖNDER, Üretim İşçisi, İşçi Sağlığı Güvenliği Temsilcisi- Üretimde uzun yıllardır çalışmakta, işten arta kalan zamanlarında imamlık da yapmaktadır. Aynı zamanda işçilerin oy birliğiyle seçtiği işçi sağlığı ve güvenliği temsilcisi/sözcüsü olarak yönetimle toplantılara katılmaktadır.

-Hasta olduğunu duymuştum geçenlerde, önemli birşey yok değil mi?
-Midemde geğirti var, reflu teşhisi koydular, kan aldılar, akciğer filmleri çektiler birşey bulamadılar.
-Nasıl gidiyor aşağıda işler?
-Iskarta çuvallarını taşıyacak bir alet olsa.…. Asansöre götürmek, koymak zor. Şöyle el forklifti gibi, hammaddedekinden. Söylemiştim geçen toplantıda.
- Amirine sordun mu hiç? Eski toplantı raporundan bakalım ona... Ben bir daha sıkıştıracağım ,alınsın.
- 3 vardiyada 650 kilo çıkıyor, bir adam çekiyor onları. Şarjlı aletten alsak kolay olacak oraya da.
-Ne yazmışız buraya?
-Daha önce konuşmuşuz... Belki onu almadılar notlara.İstersen bir daha konusalim toplantida. Yarın mı yapsak toplantıyı?
- Olur, bu hafta olsa iyi, gündüzcüyüm
- Sen nereliydin?
- Ben, Ardahanlıyım
- Ne zaman geldin İstanbul’a?
- 94
- O zamana kadar ne yaptın?
- İmam hatip okudum. Sonra Bursa’ da akrabanin yaninda calistim, 10. sene...
-Ne zaman operatör oldun?
-Yok olmadım seçildim ben bu goreve, operatör degilim
-Niye seçtiler sence?
-Bilmiyorum artık (gülerek) vardiyada 58 oyu ben aldım 2 gecersiz oy çıktı, rakip operatör arkadaştı… Birşeyler yapmak istedim, beni mahallemde de sayarlar böyle.
-Aktif olmayı seviyorsun yani...Peki işçi sağlığı iş güvenliği alanındaki gelişmeleri nasıl görüyorsun?
-Başta siz olmak üzere bana kadar herkes işini yapıyor. Yalnız bir şey var, amblem olsaydı görsel olarak iyi olurdu. Forkliftçiler gibi.
-Ugraştık da aslında , biryere geldi, Ali Osman da kaldı, adamlar az sayida yapmak istemiyor armayı, beş kişisiniz ya.
-Sonuçta burası büyük biryer olduğu için, arma olsa kolay bilirler bizi. (….)’ da çalıştım orada işgüvenliği diye bir şey yoktu. Baş göz yarılırdı, birşey yapmazlardı. Ayakkabı vermediler, ben de terlikle kaydım. Asit döküldü üzerimize. Sırtım yandı. Kovayla taşıyorduk, merdiven basamağından dustum.
-Kuvvetli asit miydi? Şimdi öyle birşey yok yapıldı, standarda uygun merdiven bir de açık asit kovayla taşınmaz ki?
-Arkadaşlara diyorum aman dikkat edin. Sonucta oldu mu bize oluyor. Birkaç arkadaşımız hastaneye yattı, çalışamadı, işverenin dediği bir geçmiş olsun.Önce kendini koruyacaksın.
-Yasa şunu söylüyor, kendi can guvenliğini sağla diyor, güvenliksiz işi yapmama hakkın var.
- Burada zorlama yok zorlama olsa ben de karşı çıkarım, gözüm kesmiyosa anında soylerim .Riskliyse yapmasın hiç işi.
-Tuzla olaylarını takip ediyor musun?
-Gazetede okuyorum, her gazeteyi okurum, Akit olsun Zaman olsun.
-Sakat kalmanın dışında bir de ölüm oluyor. Hem neyse sen kendin gidiyorsun da geri kalanlar oyle kalıyor.Bilmiyorum nasıl bir ortam.Orada eğitim yok ya da baştaki adam işi savsaklıyor.
-Gel bir sigara içelim, nası bakıyosun sigara yasağına?
-İyi olmadı ben de kullanıyorum, hükümeti eleştiriyorum.Oy vermedim, oy veren mesuldur.Zaten bu adamlar Amerika yanlısı.350 lira kira ben 650 alıyorum.İki çocuk var biri 10 biri 16 yaşında, okutmak zor. Onu duzeltmemişsin, asgari ücreti düzeltmiyorsun.Bir ev alsam 100 milyar para.Ya da teneke yağ alıyoruz sen bilmezsin,iki ay once 13 ‘e veriyolardı olmuş 24 milyon.Bankamatiğin önünde sigara içiyoruz. Kışın terli çıkıp. Kar yağdığını düşün ne yapacağız?
-Bıraksak?
-Yok...
-Ek iş yapıyorsun de mi sen?
-Buradan üçte çıkıyorum ikindi namazı 5 te okunuyor ya, Çarşamba bizim imamın izin günü... Müftülükte vekil olarak var adım. Hem cemaat yanlız kalmasın hem bu işi bildiğimiz için. Şu ara ölü yıkamıyoruz, Soğanlığa gidiyor. Eskiden ölü yıkıyorduk.
- Zor
-Ölüyle masanın farkı yok ki, ruh bedenden çıkmış cansız. Kaza olayları kötü olur, torbaya konulur.Yakını yardım ediyor, kolunu çekiyor, sırtını ovalıyoruz.Abdestini aldırıp, kefene sarıp havuza koyuyoruz. Ben seviyorum. Benim de ölümü birileri yıkar. Mahallemde parmakla gösteriliyorum. Bana hoca diyorlar, birşey oluyor, dua okuyorum çayını içip eve gidiyorum. Benim gibi adamlar yapar bu işi...Bilmeyen adam bunu yapamaz.Ne eker onu biçersin. Kazandığım oylamada buradan geliyor,Üç vardiyada da beni seviyorlar... Buradaki arkadaşların cenazesi olunca gidiyorum.
-Cemaatler var burada galiba çeşit çeşit, duyuyorum?
-Sohbetlere gidiyorum, bir cemaate bağlı değilim.Bilen kişi var bilmeyen var. İşi bildiğim için cemaate bağlanmam.Nakşıbendi var, Nur cemaati var...
Bunlar (diğer işçileri kastediyor) dinliyor, ben anlatıyorum.Bizim farkımız burada.Birkaç dairede sohbet ediyoruz. Kendimiz birşeylerle mücadele ediyorsak hakkıyla helaliyle kazanırız. Her sıkıntımda düze çıkmışımdır.Pes etmiyorum. Bizim mahallede kadının biri intihar etmiştir. O da allah vergisidir.Allah, insanın aklını alıyor, Onun da ölümü o şekilmiş; doğduğun zaman senin sonun yazılı hangi yaşta öleceğin belli.
-İnanıyor olmak güç veriyor sana...
-Kurandan seçme yapıyorum kendime İlmihlal okuyorum Kuran okuyorum doğru yolu biliyorum. Yirmiiki yıldır bu işin içindeyim yanlış birşey olsa çözerdim. Doğuyoruz, buyuyoruz, yaşlanıyoruz, ölüyoruz.Bizi yoktan var eden allah var. Okula gidiyorsun zayıf alınca üzülüyosun. Kul hakkı yememişsen... Kul hakkı çok önemlidir. Eğer cenabı allaha ,ibadet etmişşin etmemişsin o senin allahla arandaki birşeydir. Kul hakkı ille para yeme değildir, insan hor görmek de, gönül kırmak da. 35 yaşındayım. 4 defa oy kullandım. 4’ ünü de Saadet Partisine verdim. 96 yılında işçiydim askeri ücret kaç katına çıktı, 26 milyon oldu. İslam ülkeleri birliği kursaydı Avrupa gibi olacaktık. İşçilik hayatımda en iyi parayı o zaman aldım.. 11 ay kaldılar, emekli maaşı arttı, işçinin maaşı arttı.
-Hatırlamıyorum
-Hatırlarsın da ogrenciydin sen o zaman. %170 arttı 9’dan 24 ‘ e çıktı maaşım. Aşağıda (üretimdeki işçiler kastediliyor) oy veriyorlar. Çoğunluk ak parti.Veren de pişman...Öyle bir çözümsüz ki. Zam işi konusunda İbrahim Bey (Üretim Müdürü) çağırdı. Hocam dedi, zam %10 dedi, soylemek istediğin birşey var mı?
Birşey demedik ... Hükümet 9,1 açıklamış enflasyonu, resmi kayıtlar oyleymiş diyor Yaşamımız olarak değil de.Kiralar ,yağ , sebze almış başını gitmiş. Kraftın 6. yılı herhalde. Hiç umudum yok.Kar gıda zamanında mevlud okunurdu.İki üç otobus kalktıydı. Eyüp’teydi.
-Mevlid okunurken daha bereketliydi paranız diyenler var.
-Salavat getirdiğin zaman allah verir sana. İhlası okuyunca kazalardan korur seni.
-Yani Kulvallah...
-Silahın oluyor sana karşı yani. Bismillah kapıyı aç kaparken.Çocuk yemeğe oturuyor, besmele çekiyor, diğer çocuk da taklit ediyor, hoşuma gidiyor.
“Kovulmuş olan şeytanın şerrinden allaha sığınırım” yani anlamı.Kurtulmak için allaha sığınıyoruz. Besmele çekilen sofrada bereket olur, insan doyar.
-Ama bir parça dini kullanıyor mu sence bazıları?
-Yörsan da grev vardı hatırlıyor musun Balıkesir’de?
Sahibi, “Biz cok calıştık hak yemedik zengin olduk, Ademden beridir zenginle yoksul hep olmuştur hep olacaktır” diyor.Adam kendisi yaşıyor, işçilere de yetinin diyor... Sence adil mi?
-Ben zengin olmak istemem.Evim olsun arabam olsun yeter. Bir aileye ne gerekiyorsa o.
Ademle havva anamızdan beri zengin fakir vardir.
Allah yuru kulum diyor bazısına. Altın buluyorsun...İnsana en buyuk nimet akıl...Çalıştır. İlim Çinde olsa bul.Bir şeyi araştır.Bulursan zengin olursun.Bulamazsan da şükredeceksin.
-Sınıf deyince ne aklına geliyor?
-Öğrenci aklıma geliyor, çocuklarım aklıma geliyor.Senle ben sınıf mıyız? Hayır, ben öyle görmüyorum. Bizim çalıştığımız zaman sen okuyordum, mürekkep tükettin. Çok yoksul aile çocukları okuyor.İmkanı olmayıp okuyamayan da vardır. Benim ya da senin elinde değil o. 10 milyar maaş alan da haketmiştir de almıştır.İşi yürüten sizsiniz..Zincirlemedir. Örneğin satın almacı, pazarlamacı işi yapamasa ne yapacağız burada, ne üreteceğiz.
-Araştırma yapılmış. 70 lerden bu yana Gittkçe katlamış işçi maaşıyla fabrikanın müdürünün maaşının arasındaki fark. (Bir üçgen çizip alt kısmı göstererek) Bu insanca yaşasa tamam, aç kalmasa çocuklarını okutabilse, şurası sıkıntılı... Rahatsız oluyorum ihtiyacı olan insan olsun yakınımda, ben birşey yapmayayım. Çok tepedekiler aşağıdakiler. Emek var, alt taraf olmadan üsttekiler olamaz ki?
- Peygamberimizin hadisi vardır...Komşusu aç yatan ...Doğru diyorsun da... Mısır da mesela grev olmuş , 9 milyonu açmış 1 milyonu lüx yaşıyormuş, Halk kışkırmış , asgari ücret yukselmis. Ama bizim ulkenin sonu da bu, millet bir yere akın edecek.
- Sendika yok burada, olsun ister miydin?
-Ben sendikayı pek olumlu bulmuyorum. Ara Plastikte bir ay çalıştım sigortasızım hala, oradaki elemanlar sendikaya git diyor. Sendika yevmiyeni alıyor Sendikanın eksiği var, patronla anlaşma ihtimali yüksek. Sendika değil de aslında işveren. Anlaşmalı bunlar, işin o yuzu daha komplex. Akıllı olan adam sendikaya bulaşmaz. Haklar verilmese herkes işten çıkar, bulana kadar.
-Sendika ihtimali oldu mu burada?
-Emre bey vardı İnsan Kaynakları müdürü.... Bir vardiyayı toplamış.. Sonradan vazgecmişler. O zaman gelse kalırdı.
-İyi olmaz miydi?
-Her ay yevmiye alıyorsa bana da birşey vermiyorsa istemem yani. Burada olmaz cok insan var, kafalar birbirine eşit değil, 50-60 kişilik yerde ikna edilir. Ama burada cok kişi var...
-Büyük fabrikalarda da var..Gebzeye doğru giderken bir çok grev var.
-Tibet var ornegin.
-Grev mi var Tibet’ te?
-Buradan çıkanlar oraya gider, bizim ikinci şeyimiz...Sendika olayı gundeme gelmişti. Çadır açmışlar, cay içiyolar, yol kesiyorlar. İşçi işinin sahibiyse emek veriyorsa yapar yani.Biz maaşımızı her gün zamanında alıyoruz. Maaşlar odenmese...İşçilerin ruhunu biliyorum. Bowling olsun yemek olsun, işin güzelliğini ortaya çıkardı.Eskiden kıra falan gidiyordık.Bowling oynadık, ama yenildik. (gülerek)
-Ardahan Karadeniz’ e Doğu Anadoluya mı dahil?
-Ben Kürdüm ama ben kafası çalışan bir adamam ileri bakarım.Benim için kürtlük lazlık şeymiş....
-Neden DTP değil de Saadet Partisi?
-İslam ağır bastı. Hoşuma giden bir grup kurmuşlar. Sağ sol vardı şimdi Kürt Türk var, alevi sünniden ona geçti. Bu ülkeyi parçalamak amaçları. Elhamdullah müslümanız bu ülkeyi ona buna yedirmemek olmalı amaç. Ben başbakan olsam Amerika’yı almazdım yanıma, asgari ücreti yükseltirdim.
-Kaynak?
-Bor var, kaynak var. Amerikaya bağlı olduğumuz için kullandırtmıyor.
-Hangi ülkelerle bağlantı kurardın?
-Teknolojik olarak Almanya, onun dışında İran, Endonezya...Şeriat görünüyor, içine girince öyle değil. Şimdi diyorlar çarşafa gireceksin.
-Evet İran’ a gittim, örtünülüyor mecbur.
-İslamda zorluk yoktur... Tebliğ ederim, anlatırım, allahın kuralları bunlar. Uymazsan sonun allaha kalır.
-Sana imam olarak soruyorum , başımı örtmedim kul hakkı da yediğimi bilmem, ne olacak?
-Biri daha sorduydu (gülerek) Şimdi bak... Kul hakkı yemedin. O cok guzel
-Derecen zayıf olur.
-Niye ki?
-Diyelim cennet 7 katlı derler ya alt katlara düşersin.Ama belli olmaz, allah seni de en üste koyabilir.35 yaşında bir adamım.Bir de baktım 70 yaşında olacağım. Genç insanın ibadetiyle yaşlınınki farklı.60 yaşında gitsen 1 derece alırsın, genç gidersen 10. Hacca giden adam yeni doğmuş insan kadar temiz donuyor. Annemden doğmuş gibi günahsız döneceğim.


İSMET, 34, Arıtma Tesisi Operatörü- Yalnız başına çalışıyor. Bir tesisin tüm öğelerini işletmekten sorumlu.
-Sen ne zaman başladın burada?
-3 yıl oldu yaklaşık...
-Eski kadrodan değilsin yani.
-Arıtma işine 96’ da başladım. Otomatik kumanda yapan şirkete girdim. Onların taşeronluğunu yapıyordum 6-7 sene onlarla çalıştım.
-İstanbul’ a zaman geldin?
-Ailemin yanına geldim, ilkokuldan sonra Karabük’ ten. Ailem ben okula başladığımda İstanbul’ a taşındı. Anneannemle buyukbabamın yanından geldim buraya.Şıhlıda (Şeyhli Köyü) oturuyoruz işte buraya yakın.
-Ailenden bahsedersen?
-Aile; benden hariç iki kardeşim var.
-Evlisin değil mi?
-Ev 3 oda bir salon, 8 kişiyiz, kardeşler büyüdü.
-Gelir kaynağınız var mı başka?
-Baba emekli SSK’ dan işçi olarak, guvenlikti o. Maaşı var. Düşünüyorum, başka da yok.
-Kardeşin çalışıyor mu?
-Anaokulu ogretmeni oldu, kendi yatırımını kendi yapıyor.
-Sizin eve ne kadar para giriyor?
-1200...Benim çocukla 8 kişiyiz
-Nasıl geçiniyorsunuz?
-Kendi evimiz, kira değil, Babamın emekliliğiyle aldık.
-Hangi TV programlarınıı seviyosun?
-Pek seğretmiyorum maçlar harici, derbi maçlar milli maçlar harici...
-Boş zamanlarında ne yapıyorsun?
-İnternette geciriyorum.Müziklerle. Sosyal aktivitem de hiç yok aslında, evden işe işten eve...
-Memnun musun peki?
-Aslında hayat.... (burada durup uzun uzun düşündü) Belki daha yüksek maaş olsa nasıl yaşardım diye düşünüyorum. Hayatımda disko türü şey yok. Gittim gitmedim değil, üniversitede de okurken cok gittim.Ama kalabalık ortamları sevmiyorum.Kendi başıma olmayı seviyorum.
-Kitap okur musun?
-Eskiden okurdum.
-Etkilendiğin kitap var mı?
-Jack London vardı eskilerden
-Martin Eden mi?
-Yok, Vahşetin Çağrısı
-Dindar mısın?
-Dindar derken.. pek ...
-Buradakilerden biraz farklısın yani?
-Beş vakit kılamıyorum. Burada iş olduğunda bırakıp da gitmiyorum.
-Siyasetle ilgilenir misin?
-Hiç sevmem. Siyaset okulu bırkmamın da sebebiydi. 96 da aşırıydı, bıçaklanmalar falan oldu. Bir tarafa çekiyorlar seni illa ki. Ona selam verirdin o solcu, sen de solcu olurdun.Önce arkadaşlarım sol kesimdi. Sağdaki arkadaşlar dışladı. Biraz bocaladık. Ama sağcıydım genelde.Siyaseti hic sevmem oy kullanmam.
-Tuzladaki olayları biliyor musun?
-Tersane ağır iş zor iş, ama guvenlik alınmadıktan sonra. hızlı calıştırıyorlar mesai de yaptırıyorlar geceleri falan.
-Biri öldüğünde ne hissediyorsun?
-Ardında kalanları düşünmek lazım... Öldüğü zaman ikinci hayat onu bekliyor ama ardındakiler...Geçenlerde Erkan’ın halasının oğlu öldü. Vinç düştü üzerine (Erkan’ a başasağlığı dilerken, bana yol yordam için yardımcı olup olamayacağımı sordu. Sonra da ölen işçinin ailesine bir villa alacaklarini, benim yönlendirdiğim insanlarla konuşup durumu bozmak istemediğini söyledi.)
-Önce insandan çok önce iş diyorlar.Mekanikle, makinalarla uğraşılan çoğu iş böyle.
-Sınıf deyince aklına ne geliyor?
-İnsanlar arasındaki sınıf farkı....
-Ne düşünüyorsun bu fark hakkında?
-İçine girmediğinde var gibi görünüyor, diyalog olduğu zaman değişiyor. Yüksek görüyorsun önce. Benden bir üst kademedir diyorsun ama sonra fark görmüyorsun diyalog olunca.
-Haksızlık olduğunu düşünüyormusun toplumda, gelir dağılımı, yaşam standardı açısından?
-Bu biraz zeka işi, belki ailerinden, belki daha otesi. Bir şekilde bir zeka oyunu haksızlık da olsa.
-Ya haksızca kazanıyorlarsa bazıları?
-Benim hayatta yapamayacağım şeyleri yapmışlardır. Oda onun idolü. Ben mutluyum.Azla yetinmeyi oğrettiler ne olursa olsun.
-Kim öğretti?
-Hayat öğretti.Ailem yoksul bir aileydi, okulda harçlık olarak fazla bişey almadım.Küçükken genelde boyacılık yaptım.Lisede tamircide çıraklık yaptım, isteyemedim harçlık hiç. Yaşam tarzlarını biliyordum.Isteyemedim.Azla yetinmeye alışık olunca şu an pek şey yapmıyorum. Benim idolüm bir evim belki de bir arabam.
-Eşin nasıl biri?
-Eş olayı görücü usulü oldu. Pek problemim yok.
-Çalışıyor mu?
-Çalışmıyor çocuk var ailenin yukunu cekiyor.
-Anladım. Peki, sendikalar hakkında ne düşünüyorsun?
-Benim izlenimim, sendikaya gerek olmaması gerekiyor.İşveren işçisinin hakkını vermeli araya başkası girmemeli.Ne hakediyor işçi, işveren bilmeli.
-Ama işveren de mümkün olduğunca çok para kazanmaya çalışıyor. İşverenin adaletli olmasını beklemek yerine, hak aramak için birşey yapmak gerekmiyor mu?
-Sendika olaylarına sıcak değilim.Üç iş değiştirdim, tazminat almadım hakkımı da almadım.
-Hak aramak için ne yapmak lazım?
-İşverenin insan olması lazım.
-Birlikte daha güçlü değil mi insanlar?
-İşçiler kendi arasında halledemez. İşçiler birbirine guvenemiyor sırtını veremiyor. Doğrusu herkes kendini kurtarmaya calışıyor.
-Bir cok yerde grev var, onlar hakkında ne düşünüyorsun? Sempati mi duyuyorsun aman bunlar ne yapıyor mu diyorsun?
-Yok arasınlar haklarını.Birlik olsa bu işyeri de oyle, hak alınır. Hoşuma gidiyor. Ben şimdiye kadar hiç oy bile vermedim.
-Kime verirdin verecek olsan?
İnsanlara karşı güvensizliğim de var.
-Baban kime veriyor?
Babam AKP’ ye verdi ondan once Refah a once Doğru yola verdi. Genelde onlar sağ kesim. Şey yok. Görüş yok onlarda... Bir televizyonu açıyorsunuz göklere çıkarıyor, güvenesim gelmiyor. Tayyip Erdoğan diyorlar dinci tarikatçı diyorlar ama yaptığı çogu şey dinle bagdaşmıyor.
Sosyal güvenlik yasası çıktı. Hep aleyhimize...
-Buna karşı yürümeyi düşündün mü?
Düşündüm ama o ara burada çalışıyorduk.
Zaman olsa gidermiydin yani?
Bilmiyorum. Buradan bir kaç kişi gidelim dese giderdim.Birlik olsa katılırım.
-Birlik oluşamıyor peki niye?
Geçmişte olmuş sendika olayları. Problem, Nasrettin hocanın fil olayına dönmüş. Sendika olaylarını çıkaranlar geri çekilmiş diğerleri kalanlar çıkarılmış. Güvensizlik, herkes birbirinin kuyusunu kazıyor. Burası da gayet dindar birilerinin firmasıymış şimdi Amerika’ nın. İnsanlar memnun mu çalışmaktan, %90 ı memnun değil... Şikayet ediyorlar. Ama çalışıyorlar da. Gerçekten garip, bilmiyorum.
-Şimdi burada çalışmıyor olsan ne yapmak isterdin?
Güvensizliğim var, çevrem yok, o yüzden açamadım kendime bir dükkan acmak isterdim.
-Sömürü deyince aklına ne geliyor?
Sömürü sonuçta bir şahsı bir ülkeyi kullanmak kendi çıkarları açısından, haksızlık geliyor aklıma.
-Somuru duzeni var mı sence?
Şu anda Türkiye öyle. IMF’ le herşeyinizi bağliyorlar. Hiçbir ülke kendi özgürlüğüne sahip değil.
-Iran?
Halkta bir hak yok İran’ da da. Arkandaki yazı sana ne ifade ediyor (Bir şelale resminin köşesinde büyük puntolarla yazılı: “Hazırlanınız başka bir memlekete gideceksiniz Bu memleket O’na göre zindan gibidir." -İkinci hayattan bahsediyor. Cennet Cehennem. Bana biraz şey geliyor haç, öyle müslümanlık. Benim kendi karakterim var. Belki beş vakit namaz kılmıyorum ama haksızlık yapmadım, saygısızlık yapmadım, bu zindansa ben razıyım diyorum...Bazı ibadetleri de şey buluyorum. Zorunluluk İslamda var ama. Karakterle ölçülmesi gerekir bence.
-Karabük sol partilere oy verir değil mi genelde?
-Ecevit olayından dolayı solcudur ama genelde de beş vakit namazdadır coğu.
-Sol deyince dinsizlik mi akla geliyor?
-Şöyle diyeyim, komünizm akla geliyor. Ben solculugu okudum Karl Marx , Lenin. Tüylerim ürperdi. Sınıfçılık, aile ortamının olmaması Çocuk 6 yaşından sonra aileden alınır, devlet okutur, büyütür, evlendirir.Lenin kitabında ondan bahsediyor. Okuyarak anlamaya calıştım.
-Dinsizlikle solculuk eşit değil aslında.Sol deyince sınıf mucadelesi akla gelmeli..Sınıfları ortadan kaldırmak geliyor benim aklıma.Okudum anlamak için..Modern bir kolelik aslında. Ben de işçiyim sabah geliyorum akşama dek satın alınıyor emeğim.
-Sınıf ayrımı olmasın da Gül hanım, ben haytalık yapmışım. Karınca Ağustos böceği durumuna geliyor yine.Fark yine açılacak.
-Ben hakettiğim için sen haytalık yaptığın için mi?
-Ben bir yönu tercih etmişken o yön düşük paraya götürmüştür. Denge de olsa, yukseliş biryerlerde olacak... Benim çocugum okumasa benim suçum olacak. Bu denge hicbir zaman kurulamaz. İnsanlar arasında fark var, sapma olacak devlet mi yardım edecek.
-Peki çocuğunun suçu ne, sen haytalık yaptıysan?
-O dogru, çocuğun sucu yok. Ben burada çalışıyorum ama birileri kahvede oyun oynuyor. Haksızlık olur o benle aynı gelire sahip olmasın.
-1 -10 -100 değil de 1 –2- 3 olsa geciş...Adaletli değil bence.
- Dengenin kurulamayacagina inaniyorum....
- Çok fakir ailelerin çocukları okurdu eskiden...Anadoludan okuması çok zor duruma geldi.
- Günden güne devlet de çöküşe geçti gibi geliyor bana.
- Ne olacak sence?
-Bilmiyorum yani pek iç açıcı bir durumumuz yok.
-İşçi hareketi olsa mesela, haklarını savunmak için?Katılır mısın oyle birşeye yoksa anlamsız mı gelir?
-Katılırım...



HAKAN, Üretim İşçisi 33
-Ne zamandan beri İstanbul’ da yaşıyorsun?
1992 de geldim. Taşınma vardı köyümüzde herkes göçünce...
Neler hayal ediyordun taşınırken?
-İleri gitmek istiyordum. Ama gidemedim.
-Ne yaptın ozamandan bu yana?
-Çatı kebapta çalıştım Bostancı’da , garsonluk.
-Buraya nasıl girdin?
-Otocam fabrikasında çalıştım, masa örtüsü fabrikasına girdim, orada forklif kullandım ama ehliyet alamadım.
-Buraya nasıl geldin? -Amcaoğlu vardı İstanbul Büyükşehirde, Sanayi Odasında görevliydi. O zaman burada Oğuz Bey vardı. Onla tanışıktı, o sebep oldu.
-Geçenlerde ev aldığından söz etmiştin.
-Toplu konutta Velibaba mahallesinde yaşıyorum.Maaşla geçiniyoruz. 600 alıyoruz şu an. Toplam 4 haneyiz.
-Nasıl geçiniyorsunuz?
-Bazı noktalardan kısarak geçinmeye çalışıyoruz.
-Borcunuz var mı?
-Büyükşehir Belediyesine ,iskana var borç tabi. Kredi kartına karşıyım.Elimde var ise harcamayı düşünüyorum.
-Neden karşısın kredi kartına?
-Ödeyememe şansımız olabilir. Köyde bir ablam var arada geldikleri zaman çökelek falan getirirler. Bazı zamanlar oluyor ki 20 milyonla pazardan çıkıyoruz. Et türü birşey alamıyoruz. Ayda bir tavuk. Ben sayayım hanımın aldıklarını; pırasa, ıspanak türleri alıyor öyle geçiniyoruz.
-Boş zamanlarında ne yaparsın?
-Çocuklar gezme istiyor, parka götürüyorum.
-Başka?
-Kitaplara bakıyorum. Büyükşehirde bir arkadaş vardı benden büyüktür, onun verdiklerini okumaya çalışıyorum Büyükşehir Belediye başkanı Kadir Topbaş şunları yapmış, yabancıların önerileri.
-İstanbulun durumunu iyi görüyor musun?
-Oldukça iyi ama kuresel ısınma oldugundan dolayı hayat bir sınıra gelecek.
-Hangi kanalları izliyorsun?
-TGRT haber gunluk haber veriyor.
-Diğer zamanlarda Samanyolu, Shov TV, ATV izliyorum.
-Cemaat toplantılarına katılıyor musun?
-Herkesin bir dediğine inanmıyorum. Bana zarar gelecek toplantılara katılmıyorum.
-Zarar gelir mi?
-Ummadık şeylerden... Oradan ayrılıyorum.Yaşantıma daha özeniyorum.Normal toplantı olur, herkes fikrini belirtir. Ağzınızdan küfür çıkmasın önerileri sunarız ağzı bozuk olanlara.Bazen arkadalar bana küs yapar, ama ben küs bilmem.
-Severler mi arkadaşların seni?
-Sevmezler. Hatalarını söylerim bir kenarda. Küskünlük yaparlar ama sonradan toparlarlar. İnsanlarda küfür alışkanlığı sevmem. Çocuklar bazen arkadaşlarından öğreniyorlar..
-Tuzladaki ölümler hakkında ne düşünüyorsun?
-Üzerine saç düşmüş. Bizim Erkan’ ın arkadaşıymış.Öncelikle iş güvenliği Gül Hanım... Tam olarak bilemiyorum, medyadan izlediğim...Burada yonetcinin sorumlulugu patrondan tuıt aşağıya kadar...Bir de maaş yüksekmi 1000 YTL’ den aşağıda değilmiş..
-Sınıf deyince aklına ne geliyor?
-Her türlü sınıf var, okulda.
-İnsanlar arasındaki sınıftan bahsediyordum.
-Ben ilkokul mezunuyum.Okumamış olmayan zenginler de var ama. Tecrübe onemli ben tecrubemi bırakmam...
-Kendini işçi sınıfının içinde görüyor musun?
-Ben tesisleri yürütebilirim ama belli noktadan yukarı cıkamıyoruz.Site yonetimi sunuldu ama komşu hanımları falan vardı.Kaldıramam dedim.O iş bana gelmez dedim güzellikle.
-Sendika grev hakkında ne düşünüyorsun?
-Daha önce tekstilde çalıştığımda sendikayı orada duydum, imza toplandı bana sundular daha yeni girmiştim, onları kırmadan uzak durdum imza atmadım. Grev belli bir sonucu almak demektir. Şimdiye dek oyle birşey yaşamadım Bilgim yok. Bir bakıma haklarını aramaları güzel birşey ama Türkiye’nin gidişine bakınca zarar veriyorlar, iş kaybı çok olduğu için o zaman vuruyorlar halkın sırtına....
-Ama işçilerin grev yapması dışında ekonomiye zarar veren birnsürü.
-Çarpıp çırpma olunca iş farklı oluyor. Ben AKP ye oy verdim, gelecegini bildiğim için.
-Memnun musun?
-Bazı açıkları var medyadan izlediğime göre ama çalışmaları mükemmel. GAP mükemmel.
-Hayatına yansıması?
-Zam olarak düşük.Geleceği için veriyorum.
-Refaha niye vermiyorsun?
-AKP’ nin geleceğini hissediyorum Oyumuz kaybolmasın diyorum.Satıyorlar ülkeyi bir yandan.Hazine topraklarını komple satıyorlar.Belli bir zaman sonra yabancıların olacak. Mesela CHP, MHP geldiği zaman liderleri değişmiş olsa MHP coğunluk olabilir.Liderlerin genç dinamik olması gerekiyor.
-CHP de oyle biri olsa genç dinamik ve yine geleceğini bilsen, CHP ye de oy verir misin?
-Uzak dururum ama gelecegini hissedersem veririm.Oyum boşa gidecek. Bunun sorgusu suali olacak.
-Anlamıyorum, neyin sorgusu?
-Büyüklerimiz der ya, boşa gitti sorunlar yaşadığımız için.
-Anlamadım yine.
-Anlamadın mı? İktidara bir parti geliyorsa çoğunluğu izliyorum medyadan izleyip kendi kararımı kendim veriyorum.
-Geçenlerde Kazım Koyuncu belgeselini izledim, sizin oralı, tanıyor musun, şarkıcı?
-Yok tanımam. Bizim oradan Mustafa Küçük’ ü severim, dinlerim.
-Sosyal Guvenlik yasası?
-Güvenlik adı üzerinde. İyi birşey.
-Ama geç emeklilik az para?
-45 olsa sınır, yaş mükemmel diyorum..
-Hayatından memnun musun?
-Mutluyum.. Geçim sıkıntısından açığım var.1 milyar alsam fazla. Düşüncelerim farklı olur... evime düzgün bir çekyat alırım. İki çocuğa bakıyor eşim, çalışmıyor. Bizde bayanı çalıştırmazlar açık konuşalım da Gül hanım. Ailemle mutluyum hayattan zevk alıyorum.Maaşımız yuksek olsa, sıkıntı birtek orada... Çocukları en güzel şekilde okutacağım.
-İnanıyor musun başaracağına.
-Elimden geleni yapacağım, neyse okula para istemediler kayıtta.
-Burada sendika olsa nasıl bakıyorsun?
-İşyeri kabul ederse olabilir.
-Daha çok para almanda işe yarar mı?
-Şu durumda sendikaya üye olmak istemem..Her şey ortada.

ÇIKARIMLAR
Sınıf sözcüğüne olumsuz bir bakış açısı yerleşmiş, sınıf, ayrımı yapıldığında anlam kazanan bir kavram halini almıştır. Kendisi için sınıf algısı görüşmelerde herhangi bir şekilde ortaya çıkmadı. Önder’ le yaptığım görüşmede, kaba bir organizasyon şeması çizerek, yöneticileri beyin olarak gösterdi, yöneticiler olmadan kendilerinin hiç olduğunu söyledi, bu da organizasyon şemalarının gerçekle araya mesafe koyma görevini yerine getirdiğini gösteriyor.

Tuzla’ daki iş kazaları için, ölenlerin kendilerine değil de ailelerine üzülüyorlar. Yaklaşımları, orada işe başlayan insan iyi para alır ve zaten ölümü göze alır doğrultusunda. Bir kızgınlık ya da mevcut duruma başkaldırı duygulanımında değiller.

Sendika’dan ise önyargılarla bahsediliyor. Sendika’nın imajı, işçinin yevmiyesini alan işverenle işbirliği yapan bir kurum. Kimse birbirine güvenmiyor inancı hakim. Greve gitmek bazılarınca sempatiyle karşılansa da bir kısmı grev yapanların düzeni bozduğunu, ülke ekonomisine zarar verdiğini düşünüyor.

Bu da seksen sonrası sendikalarla ilgili ortaya çıkan söylem oluşumunun (sendika başkanının jaguar arabası, yolsuzluklar gibi) ve sendikaların güçsüzleştirilmesinin, onlara olan inancı zedelemeyi başardığını gösteriyor. Bu fabrika İslamcı sermayeye aitken, 7 yıl kadar önce bir sendika girişimi olmuş. Başı çekenler çalışmaya devam etmiş, geriye kalanlarsa işten atılmış. Bu hepsi için bir gözdağı olmuş ve birbirlerine güvensizler. Bu başarısız girişimden sonra fabrikadaki ortak akıl sendikayı , fırsatçı, “yevmiyesinden para kesen” , “işverenle aleyhlerine anlaşan” bir aygıt olarak adlandırıyor. Genel olarak sendikalaşma fikri hakkında bir yılgınlık hakim.

Sayfa 40, “İşçi sendikaları dünya çapında kendilerini artmış bir uluslararası yarış ve toplu pazarlık süreçlerinde müdahelelerinin azalması içinde buldular. Teoride bu durum dünyadaki tüm işçilerin daha uluslarası bir bilinç kazanmaları potansiyelini taşıyordu. Arrighi’nin söylediği gibi bu uluslarasıdan çok kabilecilik şeklinde yerini buldu. Etnik ya da dini hatlar, şüphesiz dünya pazarındaki rekabete ve devletin çöküşüne karşı, sınırlar ötesi sınıf dayanışmasından daha kolay bir yanıt verdi. Bu sınıf dışı aidiyet çok farklı roller oynadı. Din “kitlelerin afyonu” olarak oynadığı rol yanında sömürüyü tolere etmeye yardım etti.

Herhangi bir çıkış yolu aramıyorlar hayal ve hedefleri umutsuzca da olsa bir ev bir araba sahibi olmak söyleminde hapsolmuş.

GAP projesi , Bor madenininin aslında herşeyi değiştirebileceği gibi genelgeçer söylemler yaygın. GAP kelimesi, umudu metaforize eden kavramsallığıyla gözlerinde büyülü bir değnek, e-mail zincirleriyle içi boşaltılan sonrasında esrarengiz ucak kazasıyla gündeme gelen Bor madeni ise ülkenin ekonomisini düzeltmeye yetecek umut.

(Evet neredeyse bütün hükümetler “GAP” kelimesini, kavramsal bir metafor olarak kullanıp, bölge insanının hayal dünyasında adeta bir “umut” haline dönüştürdüler. “GAP” sihirli bir değnek, dokunduğu yeri “ihya” edecek! ) (7)

Hakan’da AKP’ nin “iktidara geleceğine inandığı” için oy vermek güçlü olana dahil olmanın ezikliği hafifletmesi görevini yapıyor. Başbakan ya da işveren gözlerinde bir türlü katledemedikleri “baba figürü”. Bir yandan da ahrette sorgu sual var, oy vermem gerekiyordu düşüncesini deştiğimde, bu tarz düşüncelerin cemaat toplantılarında aşılandığı ortaya çıkıyor.Oy vermek ve Allah korkusu bağlantılandırılıyor.

Ayşe Buğra’ dan alıntılar ve RP yerine AKP’yi koyduğumuzda, aşağıdaki çıkarım yukarıdaki nedenselliği bütünleyebiliriz.

“RP ‘nin islamcı politikası, bir “ sosyal dezavantaj “ dili kullanır ki bu da nüfusun farklı segmanlarını örneğin yeni girişimcileri, islamcı entellektüeller ve profesyonellerden oluşan orta sınıfı, şehir merkezlerinin memleketinden yeni göçmüş marjinal kitlelerini ve esnek çalışma sisteminin zorunluluklarıyla tehdit altında olduklarını düşünen organize emeği biraraya getirir. “ (5)

“Hazırlanınız! Başka daimi bir memlekete gideceksiniz.
Öyle bir memleket ki
Bu memleket
Ona nisbeten bir zindan hükmündedir”

Bu dörtlük Arıtma Tesisindeki işçinin astığı şelale tablosunun altında büyük puntolarla yazılı durur. Arıtma Tesisi gözden ırak bir yerde olduğu için böyle bir şiir asılabilmiştir.

Gramsci’ ye göre ise din herkese özgü dediğimiz felsefeye rastlanılan alanlardan biridir. Bir çeşit sıradan insanın felsefesi olarak da düşünülebilir.

Yönetici sınıfın çoğunun anti-depresan kullanarak ya da buna ihtiyaç duyarak hayatını sürdürebildiği düşünülürse, gündelik hayatlarında önemli yer tutan dinin işçi sınıfı üzerindeki olumlu etkisi dayanma gücünü artırması olarak görülebilir.

İşten arta kalan zamanlarında imamlık da yapan Önder isimli üretim işçisi, işçi temsilcisi seçilmesini “beni mahallemde de böyle sayarlar” derken dini bilgisine bağlıyor. Dine dair bilginin bir güce dönüşmesi, bilgi ve güç arasındaki ilişkiyi yineliyor. Önder diğer işçiler tarafından bir çeşit kanaat önderi gibi algılanmakta ve sohbet srasında Cenneti kademelendirmesi toplumdaki sınıfsal eşitsizliklerin bir çeşit rövanşının anlam dünyasında yeraldığını göstermekte.

Önder’in buradan çıkarsa Tibet’ te yerinin hazır olduğunu söylemesi ve gerçekten de bunun örneklerinin olması İslamcı kesimde networkun ne kadar güçlü olduğunun göstergesidir. Bu alttan üste bir güven sağlamaktadır.

Ayşe Buğra’ nın RP için söylediği gibi, AKP ‘nin de etnik aidiyet mevcut adaletsizlik üzerine eşitlikçi ve batı kapitalizminin eşitsizliği getirdiği söylemi Türk insanının islamcı aidiyeti üzerinde etki bırakmaktadır. (5)

İsmet’ le yaptığım konuşmada sendikaya ve hakkını aramaya bakışı bir bıkkınlık hissi taşıdığını gösterdi. Kişilik olarak aşırı saygılı davranışlarıyla dikkat çekiyor. Küçüklüğünde babasından nasıl para isteyemiyorsa aynı şekilde işvereninden de ihtiyacı olan parayı talep edememesi, bu işlerin de sendikayla olacağına inanmaması, işverenin kendiliğinden emeğin karşılığını vermesini beklemesi yetişkin hayatıyla paralellik gösteriyor.

Müsiad’ ın işçilerine ailesi gibi yakın davranma politikası bu işyerinde de uygulanmıştır. Bu oluşuma karşılık Muhammed’ in sık tekrarladığı bir cümlelerde görülebilir. “En çok mükafatlandırılacak kazanç, işverenine saygılı olan işçinindir” ya da “Rızkı için yorgunluktan bitap uykuya dalanın, uykusunda tüm günahları affedilir” (5)

1980 öncesi ve sonrası egemen söylemlerin etkisiyle Solu dinsizlikle özdeşleştirmeye yatkınlar. Önceleri sol gruplara sempati duyan sonra sağa kayan İsmet, Lenin’in sisteminde, çocukları ailelerinden uzaklaştırmak istediği gibi “ürpertici” amaçları olduğunu düşünmekte.

Boş zaman denince özgürleştirici bir alan yerine “diskoya gitmek” akla gelebiliyor. Bu da televole medyasının yarattığı “ortak akıl bilgisi”.

Fabrika yemekhanesinde yöneticiler ve işçiler aynı salonda ama yazılı olmayan bir kuralla farklı masalarda yemek yerler. Yöneticilerden birinin işçi masasına oturduğu zaman masada herkes susar, ya da olağan konuşmalarını değiştirir. Yemek sembolik anlamların imleyenidir Yöneticiler, yemek konusunda daha seçicidir. Sunulandan kendilerince sağlıklı olduğunu düşündüklerini seçerler. İşçiler ise alabilecekleri tüm yemeklerden bol bol alır ve beş-altı dilim ekmekle birlikte yerler. İşçi ve yönetici tabakları sahiplerini ele verir. Sohbet esnasında bir işçi sırf fabrikada yediği yemek için bile burada çalışılabileceğini söylemiştir. Bourdeunun tad sınıflar ve sınıflandırır yaklaşımı burada da günyüzüne çıkar.

İşçiler işçi tulumu ya da önlük giyerler, yöneticilerin üretim alanına girdikleri zaman dışında böyle bir zorunlulukları yoktur. Üniforma giymek zorunda olmak ve bu konuda özgür olmak fabrikada yöneticiler ve işçiler arasında sembolik bir duvar örer. Önlüklü olduğumda benimle daha rahat ve içeriden biri gibi iletişime geçtiklerini farkediyorum.

Yöneticiler global bir şirkette çalışmak ve dil bilmenin getirdiği avantajla diğer ülkelerdeki meslekdaşlarıyla karşılaşabilir ve mesleki/sosyal paylaşımda bulunabilirken, işçiler için globalizasyonun bu avantajı söz konusu değildir. Şirketin diğer bir ülkedeki fabrikasındaki grevden ya da ölümlü bir iş kazasından işçilerin doğal olarak haberi olmaz. Şirketin de böyle bir paylaşım için yarattığı bir kanal yoktur. İşçiler arası bilgi alışverişinin yollarının kurulması yeni olanaklar getirebilecektir. Kendi şehrinden hatta mahallesinden dışarıya çıkmayan bir işçinin yaşamdaki olasılıklar üzerine düşünmesi imkansız hale gelmekte, cemaat ve mahalle, aile ilişkilerinde sıkışıp kalmaktadır.

Fabrika mimarisi yöneticiler için de işçiler için de gözlemlenebilirliği mümkün kılmıştır. Yöneticilerin odaları camlıdır. İşçilerse hem kameralarla hem de yönetici katındaki büyük camdan izlenebilirler. Bu Foucault’ un panopticon’unu çağrıştırır. Modern zamanın panopticonu kameralardır. İzlenmekten hem yöneticiler hem işçiler rahatsızlık duyduklarını zaman zaman gundelik sohbetlerinde dile getirirler. Sürekli görünürlük gücün işleyişini ve varlığını doğrular. Fabrika organizasyon şemasındaki en tepe yöneticinin odası camlı değildir ve tüm kameralar oradan izlenebilir.

İnsan yapısı olan şeyler, konvensiyonel inanışın doğal olarak inanmak haline gelmesi mitleştirmenin başarılı olduğunu gösteriyor. Mitler egemen grupların iktidarlarını evrenselleştirdikleri sürece o çıkarların toplumun çıkarları olduğuna inandırıcılığı ölçüsünde başarılıdırlar. Bu durumda, solun dinsizliği, aile yapısını bozacağına inanç, grevin ekonomiye zarar vermesi, sendikanın işe yaramazlığı, GAP ve Bor un ülkeyi kurtaracağı mitleri başarıya ulaşmış görülüyor. Ortak akıl, sendika işçiyi sömürür, sol dinsizdir ikilikleriyle beslenmektedir. Gösteren ve Gösterilen , direk ya da ima edilen anlam arasında negatif anlamda büyük bir mesafe vardır.

Ömer Laçiner’ in anlatımıyla Marx, işçi sınıfının potansiyel olarak, nesnel olarak görülebilir yönleriyle herhangi bir olumlu öğe taşımadığını, bilakis görünmeyen tarafıyla, virtüel olarak olumluluk taşıdığını, o olumluluğun üzerinden kendisini dönüştürürken, dünyayı dönüştüreceğini söyler. (6)

Üretim bilgisine sahip olmak, tasarım ve uygulama birliğine sahip olmak, emek süreci üzerinde kontrol sahibi olmak işçiler için hayal değildir, konuşmalarında bunu istediklerini belirtirler, ancak bunun için öncelikle Sendika, Sınıf, Grev, Sol tanımlarının anlam dünyalarında başka şekilde varolması gerekir.

Bibliyografya
(1) Thompson, E.P. İngiliz İşçi Sınıfının oluşumu, Birikim Yayınları, II. Baskı, 2004
(2) Somersan, Semra , Türkiye’ de Çevre ve Siyaset, Metis Yeşil Kitaplar, sayfa 287,288, Kasım 1993
(3) (Lenin, Din Üzerine, Ekim Yayınları, 3. Baskı, 1990, s.9-15)
(4) Bourdeiu, Pierre, Bir Siyasi Mücadelenin Kalbinde
(5) Buğra, Ayşe, Islam in Economic Organisations, TESEV Yayınları 9
(6) Laçiner, Ömer , Savran Gülnur, Sönmez Mustafa, Ansal Hacer, Satlıgan Nail, İşçi
Sınıfının Öncü Rolü, Teknoloji ve İşçi Sınıfında Değişim , Toplumsal Araştırmalar Vakfı Panel Dizisi, 1. Baskı, Ekim 1994
(7)Şeyhmus Diken- 6 Temmuz 2008/ Birgün

Gül Büyükbay mountolive@yahoo.com