FATİH AKIN SOLCU MİLİTAN'IN KIYISINDA

_ Bora Ercan

Yaşamın Kıyısında Fatih Akın'ın son filmi. Kurgusu, konusu, kahramanları; her şeyden önce de tabulara karşı cesurca yaklaşımıyla, aldığı ödüller bir yana, şüphesiz bir Fatih Akın sineması vardır.

Duvara Karşı'da olduğu gibi Yaşamın Kıyısında kozmopolit yapısı ve hayata tek elle tutunanlarla tutunamayan kişilikleriyle kendini izlettirir. Bu tiplemelerden solcu militan ve onun hamisi görevini yüklenen Alman öğrenci kız diğerlerinden filmin başından sonuna kadar çok da ayrıksı durur. Diğerlerinin mükemmeliğinin yanında onların sıradanlığı filmi gölgeler. Bu mükemmellik ya da sıradanlık oyunculukla ilgili değil doğrudan senaryoyla, yani seyaryoyu da yazan yönetmenle ilgilidir.

Sempatizan olmanın ötesinde silah bile taşıyabilecek, hatta 1 Mayıs'a silahla gidebilecek kadar örgütte rolü olan üniversite öğrencisi solcu militan gösteri esnasında çıkan arbede sonucu polisten kaçarken cep telefonunu düşürür!!!

Oldu mu ya şimdi? Film bu diyeceğiz ama bu kadarı da garip çünkü telefon defteri bile olmaması gereken birinin cebinde gerçek isimlerin de kodlandığı bir cep telefonun çıkması anlaşılmaz.

Böylece, örgüt darbe yer, hücre evi basılır. Militanımız sahte pasaport ve belki de sahte vizeyle yurt dışına kaçar. Hemen sahte pasaportu bulabilen militan soluğu Almanya'da alır. Bu nasıl bir örgüttür ki sahte pasaport bulur ama böylesine önemli bir militanını gurbet ellerde aç bi ilaç bırakır.

Önceki yıllarda Almanya'ya gidip orada kaşarlanmış olan diğer örgüt üyeleri bu kadın yoldaşlarına pek de insani davranmazlar. Militanımızın gözü karadır, kimseye eyvallahı yoktur, oradaki bağlantılardan kopar hemencecik?

Dünyanın her yerinde yardıma ihtiyacı olan milyonlarca insan varken, yardım edecek birini arayan, Hindistan gezisinden yeni dönmüş, hayatı sorgulamanın zirvesindeki Alman öğrenciden üç euro borç ister militan ve böylece yakınlaşır iki kahraman. Militan, sosyoloji okumaktadır. Sosyal zekası ve uyum gücü yüksek olsa gerek o gece kendilerini bir "clup" da bulurlar. Dans edip dumanlanırlar. Böyle dans eden militan, hele ki yoldaşları onun yüzünden içeride işkence altındayken, görülmedi tarihin hiçbir safhasında!

Medyanın lezbiyen solcu militan diye sulandırdığı konu başlar ardından. Aralarındaki çekim insanidir, bunu eleştiremem. Militan kendine yakınlık gösterecek kim olursa "verecektir" o anda. Alman öğrenciyse yardıma sadece maddi değil manevi bir boyut da katmıştır.

Gününü gün eden çiftimizin aklına ne evlenmek gelir, ki galiba Hollanda da mümkün ne de  zamanında iltica başvurusu yapmak pratik nedenlerden dolayı. Zaten örgüt de bu önemli militanın ensenine kurşun sıkmaktansa (geçmişte çok oldu) bırakır kendi haline. Sonuçta Alman polisine yakalanırlar. Militan, artık Paşakapısı cezaevindedir, diğer kadın yoldaşlarıyla. (Filmdeki doğrudan göndermeler de biraz ucuz kaçmış. Hapishanede Nazım okunur, basılan evin ya da Almanya'daki örgüt evinin duvarlarında Denizlerin resimleri vardır.)

Bu noktada diğer elemanlardan öğrendiğimize göre örgütün geleceği en baş sahnede bir apartmanın tepesinde su depolarının altına saklanan silahdadır (Yahu Karaköy'de her adım başı silah satılır, ne gariban örgürmüş bu.) O silah bulunmalıdır.

Sonuçta, yardım meleği Alman, Türkiye'ye gelerek militanı kurtarmak için çırpınır, hatta bu sırada silahı bile olduğu yerden alıp diğer militanlara ulaştırma görevini üstlenir ama başka bir nedenle o silahla öldürülür. Filmin başında görünen silah patlamıştır. Yönetmene alkışlar, Fatih Akın Almanya'da yaşadığı için bilmiyor olabilir ama sorabilir hiç değilse, nitekim biraz sol aktivist politika bilen, olmadı biraz Latin Amerika politik filmleri izlemiş biri böyle bir solcu tip koymaz ortaya.

Film elbette çok katmanlıdır, ben bir tarafından baktım. Haksızlık etmek istemedim, ayna tutmak istedim sadece.

Bora Ercan boraercan@yahoo.com
Odysseus Adaları'nın yazarı.