RAHİBENİN ŞARKISI BİTİNCE!...

_ Emirhan Oğuz



Amerikan sivil haklar hareketi aktivistlerinden Medgar Wiley Evers’in bir kitle gösterisi dönüşü evinin yakınlarında öldürüldüğü yıl ABD’de kayda değer gelişmeler yaşanır.

Yerel oligarşinin önemli simalarından ve ırkçı etkinliklerin örgütleyicisi katil Byron de la Beckwith, cinayet silahının bulunması ve diğer açık kanıtlara karşın, tamamı beyazlardan oluşan jüri tarafından suçsuz bulunup salıverilmiştir.

Evers cinayeti radikal Siyah hareketin hız kazanmasına yol açarken, başka olaylarla birlikte yüzyılın son kırk yılının çehresini değiştirecek gelişmelerin de tetikleyicilerinden biri olacaktır. 

Ağustos sonunda, ünlü Washington’a Yürüyüş gerçekleştirilir ve Martin Luther King gördüğü düşü dünyaya ilan eder:

“I have a dream!...” 

İnsanların her zaman olduğu gibi düşleri vardır; düş kurmaya devam etmekte, düşleri için mücadele etmekte, düşleri için bazı şeylerden caymakta, başka şeylere sarılmaktadırlar. İki siyah öğrenci bir ilk olarak Alabama Üniversitesi’ne kayıtlarını yaptırmayı başarırlar;  Harvard Business School ilk kız öğrencileri kabul eder.

Budist rahip Thich Quang Duc Saigon’da kendini ateşe verir. Amerika’nın Vietnam batağı yavaş yavaş ağırlaşmakta, sonraki cehennem on yılının işaretleri belirmeye başlamaktadır.

Budist rahibin külleri sıcak Vietnam gökleri altında savrulurken bir başka adanmış’ın şarkısı da radyo dalgaları aracılığıyla Amerikan göğünü boydan boya dolaşmaktadır.

Rahibe Luc-Gabrielle’in Peder Dominique’e ithaf ettiği şarkısı Billboard listesinin tepesine oturur ve Stevie Wonder ve Beatles şarkılarının üstünde 12 hafta boyunca yerini korur.

Şarkı yalın bir dinsel yaşam tercihine işaret ederken, paylaşımcı ve yetinmeci içerikli kardeşlik duygusunu yüceltmekte, nakarattaki yakalayıcı ezgisiyle belleklere kazınmakta, çok önceleri yaşanmış bir hikayeden hareketle yaşanan an’a göndermede bulunmaktadır.

Şarkının son kıtasının Martin Luther King’in gördüğü düşe benzerliği dikkat çekicidir:

Dominique, mon bon Père,
Garde-nous simples et gais
Pour annoncer à nos frères
La Vie et La Vérité.

Şarkıda bahsi geçen Peder Dominique’in tarihsel kimliği irdelendiğinde belki de çelişkin bir durumdan söz edilebilir. Peder Dominique esasen Fransa’nın tarihsel Languedoc bölgesinde gelişmiş “heretic” bir cemaate karşı Kilise tarafından düzenlenen kırım seferinin barışçıl aktörlerinden biridir ve vaazları işe yaramayınca bölge halkı seferin askeri lideri tarafından nerdeyse son ferdine kadar kılıçtan geçirilmiş ve engizisyon ateşlerinde yakılmıştır.

Şarkı mutlaka ki bu derin köklere değin uzanmamakta, rahibenin 18 yaşından itibaren kendisini Tanrı’nın hizmetine adadığı Dominican manastırda söylenen şarkılardan esin alan bir temayı hikaye etmektedir. İyilik peşinde yalınayak başıkabak tüm Avrupa’yı dolaşan bir azizden söz edilmekte, tüm dinlerde olduğu gibi yaşamını Tanrı’nın Kelamı’nı aktarmaya adamış bu birleştirici kişilik ve onun mesajı yüceltilmektedir.

1963 Amerika’sındaki lanetli ortamın –tarihsel izdüşümünün gerçeğe tekabül edip etmeyişi bir yana- böyle bir kişiliğe ve barışçıl öğretiye duyduğu ihtiyaçtı belki de Soeur Sourire ya da Singing Nun’ın Dominique’ini o kadar popüler kılan. 

Öte yandan, şarkının çelişkin çehresi icracısının yaşam seyrinin bazı renklerini de resmeder gibidir.

Jeanne-Paule Marie Deckers 1933 yılında Brüksel’de doğar. Babası Fransız Direniş hareketine katılmış bir yurtseverdir. Aile ortamına hiçbir zaman sıcak bakamamış olan Jeanine sanat okulundan sonra, 1959’da, ailesinin arzusu hilafına Brüksel’de Fichermont Manastırı’na kapanır. Burada gitar eşliğinde rahibelerin gününe renk katmakta, resim çalışmalarını sürdürmekte, arada bir müzik stüdyosunda kayıtlar yapmaktadır. Philips simsarları tarafından fark edilip kontrat imzalanır. Sahne adı “Soeur Sourire” olmuştur. 1963’te, Dominique şarkısıyla büyük sükse yapar. Manastır bürokrasisinin engel çıkarması sonucu bazı etkinlikleri gerçekleştiremez; Ed Sullivan Show’da önceden hazırlanmış bir kaseti yayımlanır, gördüğü ilgi artar. 

Soeur Sourire, tıpkı Peder Dominique gibi, yalın, birleştirici basit şarkısını söylemektedir, şanda şöhrette gözü yoktur. Kısa bir süre sonra yeniden yuvasına çekilir ve dinsel çalışmalarına döner. 

Bir yıl sonra yeni bir karar verir. Manastırı terk edecek, dinsel içerikli şarkısını sürdürmekle birlikte daha modern bir çehreye kavuşturmayı hedefleyecektir. İsmini değiştirir: Luc Dominique. Aslında şarkısının içeriğinin de böylece değişmeye başladığı görülür. 1967’de “I’m Not A Star” albümünü yayımlar. İlerleyen aylarda, yapıtında Kilise eleştirisinin, egemen  baskıcı yaşam biçimine tepkilerin ön aldığı gözlemlenecektir

Doğum kontrol hapına övgü niteliğindeki “The Golden Pill” i yazar. Beyaz rahibe giysileri yerini bule jean  ve gömleğe bırakır. 1968’in gelişini mayalayan özgürlükçü eğilimlerin izini taşıyan söyleşilerle eski hayatıyla şimdiki arasındaki mesafeleri ortaya koyar. Kopuş ve cesaretin dansı başlamıştır; sonraki 20 yıl boyunca hayat arkadaşı olacak Annie Pescher’la birlikte yaşamaya başlar.

Brüksel’de kurdukları okulda kendilerini otistik çocukların eğitimine vakfetmişlerdir.

1980’lerin başında hükümet okulu kapatma tehdidinde bulunur. Gerekçesi, rahibenin ünlü olduğu 1963-1966 yılları arasındaki gelirlerinden kalmış 60,000 $ dolayındaki vergi borcudur. Oysa rahibenin o dönem kazandığı tüm parayı olduğu gibi manastıra bırakmış olduğu, bu yüzden vergi dışı kalması gerektiği herkesin malumudur.

1983’te gelir elde etmek amacıyla Dominique’in yeni versiyonunu yayımlasa da gerekli parayı kazanamaz.

Rahibenin şarkısı yavaş yavaş nihayete ermektedir.

Böyle olduğunu hissettiğinde, hayat arkadaşı Annie’yle birlikte, bu dünyada durmanın artık manasının kalmadığına hükmederler. 1985 yılının bugünlerinde (29 Mart), birlikte oturmakta oldukları evde, birlikte intihar ederler.

Bıraktıkları mektupta şöyle yazmışlardır:

"Tanrı'nın bizi iyi karşılayacağını ümit ediyoruz, acı çektiğimizi biliyor."

Belçika Katolik Kilisesi kutlu bir mekanda toprağa verilme vasiyetlerine riayet eder.

Son yolculuklarında sadece birkaç dostları ile bir kısım aile üyesi hazır bulunmuştur.

Şu ölümlü dünyanın geri kalan kısmı sonradan “üzerlerine düşeni” yapacaklardır elbette:

Rahibenin şarkısı bittikten sonra hakkında kayda değer sayıda kitap yayımlanıp film çekilir. Mütevazı paylaşımcı Annie Pescher’in otistik çocuklarda psikomotor terapi üzerine kitabı ise kendi alanında halen dünya ölçeğinde referans sayılmaktadır. 

Rahibe ve hayat yoldaşının bu dünyadan çekip gitmesinden on yıl kadar sonra, Medgar Wiley Evers’in katili, Evers’in eşinin yılmaz çabalarıyla, (cinayetin üzerinden tam otuz yıl geçmiştir), tekrar yargılanmış ve karma bir jüri tarafından suçlu bulunarak cezalandırılmıştır.

Martin Luther King’in düşlerinin bir bölümü belki gerçekleşmiş durumda.

Amerikan ordusu yanımızda yöremizde yeni bataklara dalıp çıkmakta, tarihin sabrını sınama oyununu küstahça sürdürmekte.

Bu satırların yazarı ise, rahibe kiliseden ayrılıp başka türlü bir hayatı tercih edince aralarındaki kontratı dakika birde fesheden Philips simsarları günümüzde ne etmekte ne eylemektedirler acep diye derin düşüncelere dalmakta, akabinde çok da uzatmadan hak ettiklerinden emin bulunduğu sittir’le kendilerini öteki alemdeki ebedi çöplüklerine şimdiden uğurlamaktadır.

Hayatımıza ve gerçekliğimize sahip çıkalım der, Kadri Bilinmemiş Değerli Ölüler Mezarlığı Gönüllü Daimi Katibi sıfatıyla saygılar sunarım.

 

 

 


>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz




Emirhan Oğuz
2010 Altın Portakal Şiir Ödülünü aldı. Ateş Hırsızları Söylencesi kültleşti.