KADIN YÜZYILINA DOĞRU UZUN YÜRÜYÜŞ: PEKİN'DE YÜZ KADIN AÇTI, YÜZ FİKİR YARIŞTI

_ Neşe Yaşın




Devletler ve sınırlarla uğraşırken öylesine umutsuzluğa kapılmıştım ki, belki de Pekin'e gidemeyişimin hikayesini yazacaktım. Sonunda pasaportuma Çin vizesi vuruldu ve kendimi Varşova yolunda buldum… Varşova'dan bir tren kalkacaktı ve kalktı. İşte ben o trene binen iki yüz şanslı kadından biriydim!…

Hikaye aslında böyle başlamıyor. Bütün hikayeler gibi bir öncesi ve öncesinin de öncesi var. ama sekiz gün sekiz gece dünyanın dörtte birini kateden Pekin Ekspresi'ndeki benzersiz deneyim işte o güneşli sabahta başlamıştı. Trenin fikir annesi Laureen Miller "bugün bir düş gerçek oldu" diyordu. Gazeteler, radyolar, televizyonlar o gün Varşova'dan bir tren kalktığını dünyaya duyurdular. İlk hedef Moskova'ydı. Bu uzun yolculuk "barış, eşitlik ve kalkınma" içindi. Dünya kadınlarının gündemi bu üç belgiyle özetlenmişti.

Vagonlarda dünyanın dört bucağından kadınları gördüm. Her biri kendi hikayesini yüreğinde taşıyordu. Vesna, Sarayevo'dan gelmişti gözleri savaşı, aşağılanmayı, kederlerin en derinini görmüş bir kadının gözleriydi, yüreğinde acı veren kurşun delikleri… Onca kadının arasında en çok onu gördüm… Kalabalıkların arasında gözlerim ona takıldı. Şiddetli bir vicdan sızısı; bir kalp ağrısı gibi…

Dünyaya kadın gözleriyle bakmak; politik pozisyonların inatçı savaşıyla değil, insani gereksinmelerle doğrudan göndermeler yaparak; yüreğin dilini devreye sokarak; şefkat ve özenle kucaklayarak… Çok yaralı, çok yıpranmış bir dünya için düşler ve şarkılarla bir uzun yolculuktu bu.

Bir kadın şöyle diyordu: "Hükümetler ve bazı erkekler orada olacaklar; lüks otellerde kalıp yiyip içecekler ve tartışacaklar, karar alacaklar, ama güç bizde; dünyayı ancak biz değiştirebiliriz."

Biz kadınlardık ve yola çıkmıştık. Sesimizi duyuracaktık; ayaktaydık.

Meksika'da toplanan ilk Birleşmiş Milletler Kadın Zirvesi'nden bu yana 20 yıl geçmişti. Nairobi ise 10 yıl önceydi ve onun heyecanı ve ışığıyla bugüne gelinmişti. Pekin Ekspresi'nde boş durmayacak ve hazırlanacaktık, amaç BM toplantısını etkilemekti. 21. Yüzyıla doğru ilerlerken yeni bir cins rolleri (gender) kontratı oluşturmaktı. Hükümetlerin pozisyonlarını, uluslararası topluluğu etkileyecek, bilgi toplayacak, kardeş sivil örgütlerle ilişkiye geçecek, yurttaş diplomasisini güçlendirecektik. Herkes kendi bölgesinin ve kimlik grubunun sorunlarını ve öncelliklerini dağarcığında taşıyordu. Kirli savaşlar, açlık, yoksulluk, göçmenler, militarizm, kapitalizm, kirlenme vs. Dünyanın derdi bizimleydi.


Ülkeler ve sınırlar geçtik. Her istasyonda çiçekler, armağanlar, bandolar, dans kostümleriyle bizi bekleyen insanlar, kucaklaşmalar, danslar, aryalar, gözyaşları vardı. İstasyona giren tren sevinçle karşılanıp hüzünle uğurlandı. O sıcak anların görüntüsü derinlerde bir yerlere yerleşti. Beyaz Rusya'da arya söyleyen o küçük adamdan çıkan inanılmaz ses… Hep birlikte yapılan danslar; her yerde ayrı bir bayram sevinci…

Trende en çok kullanılan sözler kuşkusuz ki: "Excuse me" (izninizle), "Sorry" (Afedersiniz) ve "What is the time?"dı (Saat kaç?). Daracık koridorları aşıp atölyelerin, İngilizce, bilgisayar gibi derslerin yapıldığı vagona ulaşmak ve sürekli değişen saatten ötürü yaşanan kargaşa… Ciddi işler yapıyorduk, ama başka türlü yapıyorduk bunu. Çekinmeden ağlıyorduk, bir başarının sevinciyle el ele tutuşup şarkı söyleyebiliyorduk. Karşımızdakini kırmayacak "ötekini" dikkate alacak yeni bir dili arıyorduk; gülümsüyorduk; bakışlarla birbirimize güç veriyorduk. Önce bir Azeri Kadın kendi gerçeğini anlatıyordu, gözyaşı döküyorduk; sonra Ermeni kadın için hüzünleniyorduk. Yüreğin işaretiyle kendi çözümümüzü oluşturuyorduk. Bir yanda rakamların, istatistiklerin dili vardı. Moskova'daki müzedeki gibi tavandan gözyaşlarını simgeleyen yüzbinlerce küçük kristal sarkıyordu. Her ölüm için bir gözyaşı, her ölüm için yüzbinlerce gözyaşı…
Her kadının kendi hikayesi vardı ve hepimizin hikayesi vardı, hep birlikte söyleyebildiklerimiz vardı…

Uyan gezegenimiz Dünya ve kadınlarının sesini dinle:
"Kadın hakları insan haklarıdır."

Bütün didişme parantezlerde ve retorikteydi. BM için parantezler tartışmalı ve itirazlı konuları içeriyordu. Pekin'de bu parantezler için tartışacaklardı. İtirazlar, çekinceler vardı. Biz ne istediğimizi biliyorduk ve Pekin' e bunları haykırmaya gidiyorduk. Çin hükümeti NGO'ların (Hükümet dışı sivil örgütler) toplantısını başkentin 50 km uzağındaki Huairou kasabasına atmıştı. Zorla kürtaj, kısırlaştırma ve kız çocuklarına karşı aldığı tutumlardan ötürü kendisine yönelecek oklardan, Tiananmen meydanında olabilecek bir gösteriden ürküyordu. Gazeteciler ve medya ile ilgili kısıtlamaları vardı. Pekin Ekspresi hızla ilerliyordu. Zorla sağlanan uydu bağlantısıyla dert anlatmak zordu. "Alo, alo, Sibirya'dan arıyoruz. Trendeki iki gazeteciye vize vermediğiniz takdirde Pekin'e girmeyecek ve treni geri çevireceğiz.

Son iki gazeteciye kadar, herkese vize verildi, ama Moğolistan-Çin sınırında treni değiştirmek zorunda kaldık; yine de bizlerde simgeleşen Pekin Ekspresi görkemli bir karşılama töreniyle Pekin'e girdi.
Öyle uzun ve öyle kısa bir yolculuktu ki bu… Göz açıp kapayıncaya kadar bitti. Nefes kesici doğa parçalarından geçerek; güzel insanlardan; güzel şarkılardan; sayısız kültürlerin zenginliğinden geçerek… Kadın yüreğinin sıcaklığından, dostluktan, yoldaşlıktan geçerek… Gece yarılarına dek bu vagonda çılgın danslarla, kültür gecelerinin sıcaklığıyla… Sarayevolu çocukların resimleri ve mesajları arasında; hüzünle ve sevinçlerle öyle uzun ve öyle kısa bir yolculuktu.

Pekin'de bütün renkler kadın
Üç yıl öncesinden hazırlanmaya başlamışlardı, ama bir anda yatacak yer, yemek ve rahatlık arayan onbinlerce kadını karşılarında görünce afalladılar. Binlerce kilometre yolu katedip gelen konukların bazıları sabırsız ve aksaklıklara tahammülsüzdü. Sonunda otellere, kongre için özel olarak inşa edilmiş apartmanlara yerleşildi. Ortalıkta sürekli gülümseyerek ve kırık dökük İngilizceleriyle yardımcı olmaya çalışan Çinli gönüllüler dolaşıyor, kocaman bavullar oradan oraya sürükleniyordu. Dünya kadınları bütün renkleriyle Huairou kasabasına konuk gelmişti.

Birden kalabalıklaşan Huariou ertesi gün bir hayalet şehre dönüştü. Otobüslere doluşan binlerce kadın (ve erkek) akın akın Ulusal Olimpiyat Stadyumu'na doluştu. Tahminen 80.000 kişinin katıldığı açılış töreninde sahnedeki göstericilerin sayısı. 5.000'di. "Harika, nefes kesici" yorumlarıyla gerçekleşti gösteri. Koltuklara her kadın için bir eşarp ve programı resimleyen kitapçıklar bırakılmıştı. Beyaz eşarplar çoşkuyla dalgalandı. İngilizce ve Çince yazılarla formu selamlayan uçak, alanı dolaşırken, tümü beyaz giysili kadınlardan oluşan 100 kişilik senfoni orkestrası Batı ve Çin klasik müziği karışımıyla töreni açtı. Birinci sahne şu sözlerle zenginleşti. "Neşe tanrıçası kutsal ve saftır ve güzel toprak gün ışığıyla yıkanır. Müziğimizle sizi selamlıyor ve amblemimizi sıkıca kavrıyoruz."

Birbiri ardı sıra gelen sayısız sürprizin oluşturduğu çoşku, barış ve birlik mesajını taşıyan 20.000 güvercin ve balonun gökyüzüne bırakılmasıyla doruğa ulaştı. Afrikalı kadınlar 31 Temmuz 1995'te Nelson Mandela tarafından yakılan barış meşalesini, ta Afrika'dan Pekin'e taşıyarak elden ele dolaştırdılar. Pat Humphres tarafından bestelenen konferansın tema şarkısı hep bir ağızdan söylendi:
"İleriye gitmeye devam edin." (Keep on moving forward)

Huairou'da rakamlar şaşırtıcıydı. Örneğin 30 Ağustos-8 Eylül arasında gerçekleşecek forumda 3.000'in üzerinde etkinliğin gerçekleşiyor olması. Etkinliklerin üç ana hedefi vardı:
Global kadın hareketinin gündemini oluşturmak, ilişkiler ağı oluşturmak ve BM toplantısını etkilemek.
Toplantı başlıkları ve ilgi alanları konusunda bölgesel öncelikler sözkonusuydu. Asya ve Pasifik bölgesi yoksulluğun dişileşmesi üzerinde dururken Latin Amerika ve Karayipler bölgenin kültürel çoğulluğunun tanınmasına vurgu yapıyordu. Kuzey Amerika ve Avrupa kadının insan hakları için yetersiz promosyondan söz ederken Batı Asya bölgesi, Arap kadınlarına eşit eğitim olanağını öne çıkarıyordu. Afrikalı kadınlar yetersiz yiyecek ve ekonomik güçsüzlüğün yanısıra Kadın'ın legal haklarına ve insan haklarına yönelik konulara vurgu yapıyorlardı.

Afrikalı bir kadın şöyle katılıyordu tartışmaya;
"Arkadaşımın derdi bulaşık makinesi, oysa benim evimde su yok."

Kendi yatağında akmak
Cıvıl cıvıl, rengarek bir forum alanı ve kadınlar… Rengarek giysileriyle kraliçe gibi ortalıkta dolaşan Afrikalı kadınlar, ince, zarif Çinli kadınlar, rengarenk etekleri, şapkalarıyla Avrupalı kadınlar, Asyalı, Latin Amerikalı kadınlar, dünyanın bütün çeşitleri ve renklerinin çoşku ve hareket dolu buluşması. Her odada, her çadırda bir gündem, her köşede bir gösteri… Yalnızca bu hareketin oluşturduğu güç bile gelecek yüzyıl kadınların yüzyılı olacak belgisini güçlendiriyor.

Meksika ve Nairobi'yi yaşayanlar, kadın hareketinin tarihini yaşamış Betty Friedan gibi feministler bu çoşkuyu açığa vuruyorlar:
"Burada muhteşem bir güç var. Bu kadarını beklemiyorduk."

Rengarenk afişler, nakışlı, işlemeli pankatlarla bezeli forum alanlarında bir karnavalda gibi yürürken, birden nükleer denemelere karşı bir yürüyüş başlıyor. Diğer bir köşede kadınlardan oluşan bir sokak tiyatrosu. Havva'dan önce yaratılan Lilith adlı efsanevi ve eşit kadının öyküsünü anlatıyor; karşı tarafta ise rengarenk giysiler içinde danseden kadınlar beliriyor. Bu zenginlik ve armoni gün boyu sürüyor, renkler, sesler, görüntüler, protestolar, kutlamalar… Geceleri geniş bir alanda kurulu Kumba sahnesinde yeryüzünün dört bucağından sayısız gösteriler, şarkılar, danslar, şiirler yer alıyor. Huairou'nun zarif binaları, mor, yeşil renklerle ışıklandırılmış. Herkesin içinde böylesi bir görkeme tanık olmanın ayrıcalığının gizli sevinci… Dünya ölümsüz bir anı için Huairou'da buluşmuş ve bu gelecek için bir umut olabilir.

"Akıllı bir horoz öttüğü için günün doğduğuna değil, gün doğduğu için ötmeye başladığını bilir. Güne ışığı getirmek erkeklere verilen bir ayrıcalık değildir." Burma'daki Ulusal Demokrasi Hareketi lideri, Nobel Barış ödülü sahibi Aung San Suu Kyi, planlama toplantılarının açılışında şöyle diyordu: "Gündoğumu (DAWN) adlı örgütün toplantısında Asyalı kadınlar 21. Yüzyıla doğru kadınların gündemini tartışıyorlardı. Kadınlar erkeklerin yerini almak değil, dünyayı değiştirmek istiyorlar. Kanser hücresinin cinsiyetini değiştirmek değil, kanser hücresini yok etmek gerekir. Kişisel olan politiktir. Bu sloganla dünyayı dönüştüreceğiz. İnsanların fikirlerini kolay değişteremezsiniz. Önce onların kalplerini değiştirin."

Bir başka toplantıda Avrupa Topluluğu'ndan bir erkek, bay Flynn konuşuyor ve Partnership (Ortaklık, eşlik) kavramından söz ediyor. Değişimin kadın-erkek ortaklığıyla gerçekleşeceğini söylüyor bir kadın şöyle karşılıyor bu kavramı:
"Güçlü bir ırmak daha zayıf akan bir ırmakla buluşunca ne olur? Kuşkusuz ki daha güçlü bir ırmak. Ama zayıf olanın yatağını değiştirir. Yatağınızda akmaya devam ediniz…"

Notlar:
Barış'ın boynuna beyaz şal

Eskiden Gürcistan'da kadınlar geleneksel beyaz şallarını orta yere attıkları zaman savaş dururmuş. Gürcü film yönetmeni Keti Dolidze'nin önderliğinde 1993 yılında bu gelenek yeniden diriltilmiş. Beyaz şallı 2000 kadın Tiflis'ten cepheye yolculuk yapıp anlamsız savaşı durdurmaya çalışmışlar. Gürcü kadınlara katılanlar arasında Rus, Ukraynalı, Yahudi, Alman, Litvanyalı, Azeri ve Ermeni kadınlar da varmış. Kadınlar trajik, yıpratıcı, korku dolu bir yolculuğa rağmen, yine de umutlu biçimde cepheye varmışlar. Savaşı tamamiyle durdurmayı başaramamışlar, ama beyaz şal hareketini global bir harekete dönüştürmüşler. Geçen yıl Tiflis, Varşova, Moskova, Salt Lake City, Londra ve Paris'te toplantıları yapılmış. Beyaz şallılar her yıl eylül ayının son pazarında şehirlerin büyük meydanlarında gösteriler yapılması ve en azından birgün bütün silahların susturulmasının başarılması için çağrı yapıyorlar.

Dünyaya Kadın Gözleriyle Bakmak
Toplantının ana belgesi "Dünyaya Kadın Gözleriyle Bakmak"tı, ama hükümet burslarıyla resmi politikaların propagandasını yapmaya gelmiş kadınlar da vardı. Türkiye'den gelen bir grup kadının yola çıkmadan Dışişleri Bakanlığı'nda "Kıbrıs ve Kürtler" konusunda bir brifinge tabi tutulduğu edinilen bilgiler arasındaydı. Aynı heyetle gelen iki Kıbrıslı Türk kadın Türkiye ile yan yana stand açıp resmi belgeler sergilediler. Kadın konferansında Türkiye'ye ait turizm broşürleri dağıtılması da şaşırtıcıydı. Kıbrıslı Rum kadınların sunuçları da resmi raporların okunması biçimindeydi. Rum tarafındaki sivil kadın örgütlerinin Adalet Bakanlığı'na bağlı bir ulusal Komisyon'a bağlı olarak çalıştığına dair bir belgesel gösterildi. Adalet Bakanı Kıbrıs gecesinde kadınlarla dans etti. Aynı gecede Türk ve Rum kadınlar dostluk ve dayanışma sergilediler.

Barış projesi
Pekin Ekspresi'nin finansörlerinden biri Türkiye'ydi. Trende Türki ülkelerden kadınlar ağırlıktaydı. Trenden Kıbrıs'la ilgili bir barış projesinin çıkmasının Türk Elçiliği'nde huzursuzluk yarattığı da konuşulanlar arasındaydı.

Kadınların yüzyılı
"Özel olan politiktir. Bu sloganla dünyayı dönüştüreceğiz." 21. Yüzyıla doğru panelinde bir Hintli kadın tarafından sarfedilen bu sözler Mahatma Gandi'den bir alıtıyla desteklendi: "Önümüzdeki yüzyıl şiddet içermeyen bir yüzyıl olacak ve kadınların bunu yönetmesi gerekecek."

Zılgıt
Kürtler Avrupa'ya zılgıt çekmesini öğretmişler. Açılışta sarışın kadınlar zılgıt çekiyordu.. Alafranga zılgıt.

Afrikalı kızkardeşler
Afrikalı kızkardeşler bavullarının yanı sıra kitaplarını ve bilgisayarlarını da başlarında taşıyorlardı.

Türk ve Rum kadınlar
Pekin Ekspresi'ndeki Kıbrıs Gecesi'nde Türk ve Rum kadınlar hep birlikte şiirler okuyup, şarkılar söyleyip dansettiler. Herkesi duygulandıran gece, yüreklerin barış için buluşmasını simgeliyordu.

Ekspres'in herkesçe kabul edilen en büyük başarısı Türk ve Rum kadınların hazırlamış olduğu ortak projeydi. Ara Bölge de denilen dünya kadınlarının buluşup barış için kültürel etkinlikler yapmasını planlayan bu projenin nihai hedefi Çatışmalı Ülkeler'in kadınlarını örgütleyen uluslararası bir örgüt oluşturmak. Birleşmiş Milletler kalkınma Fonu'na sunulan proje hemen onay gördü ve zorlu mücadele için ilk adım atıldı.

Alternatif Barış Grubu
Kadınlar forumunda Kıbrıslı Türk ve Rum kadınların bir kısmı resmi görüşleri yarıştırırken Alternatif Barış Grubu (Bi Communal Conflict Resolution Group) politik pozisyonlarla değil, insani gereksinimler ve yüreklerle hareket edildiği zaman ileriye doğru gidilebileceğini kanıtladı.

Winnie Mandela
Popüler konuklardan biri Winnie Mandela idi. Afrikalı kadınlar "annemiz, annemiz" diye çevresinde dans edip, peşisıra dolandılar.

Ortaklık
Erkeklerle Partnership kavramı konusunda bir kadının söyledikleri alkış topladı: Ortaklık deyince bundan ne anlaşılır? Elliye elli konulan bir ortaklık mıdır bu? Bence bir taraf yüz, diğer taraf da yüz verir ve gerçek dayanışma bundan doğar.

Kürt Kadınlar
Kürt kadınların toplantıda anlattıkları ve verdikleri rakamlar herkesin tüylerini ürpetti. Meydan okuma havasında gelen bazı Türk kadınların bile gözleri yaşardı. PKK militanı genç kadın kendi farklılığını ve durumun özgünlüğünü vurgulamaya çalıştı. Yöneltilen sorular arasında bu koşullarda silaha başvurulmuş olması anlaşılır olsa bile, salona asılı fotoğraflarıyla elleri silahlı kadın gerillaların neden kahramanlaştırılıp kutsandığı da vardı. Bir Türk kadından gelen başka bir soru ise, "Ulusal sorunu çözünce Filistinli kadınlar gibi mutfaklarınıza dönmeyeceğinizi garanti edebiliyor musunuz?" şeklindeydi.

Erkek Delegeler
Kadın forumuna delege olarak katılan erkeklere sık sık sorulup yüz kızartan soru "Neden buradasanız?"dı. Tokyo'daki Asya-Pasifik İnsan Hakları Enformasyon Merkezi'nden Bay Kawamura bu soruyu şöyle yanıtlıyor: "Bu kadın meseleleri üzerine bir konferans, kadınların konferansı değil." Akio Kawamura foruma katılan 1554 kahraman erkekten yalnızca biri.

Erkek azınlık
Pekin Ekspresi'nde gazeteciler, güvenlik görevlileri ve bir doktordan oluşan erkek azınlık hiç de azınlık hakları peşinde değildi. 200 kadınla seyahat etmekten oldukça mutlu görünüyorlardı.

Avrupa feminizmi
Avrupa feminizmi emperyalizmin yeni yüzü mü? Bir Arap kadının sorduğu bu soru tartışma yaratsa da, sorunun ardında gizli kaygılar ve duygular herkesi etkiledi. Biz Arap kadınla hep bir ağızdan konuşuruz ve yine de anlaşırız. Bu kültürel bir şey. Uluslararası toplantılarda hep Amerikalı gibi davranmaya zorlanıyorum diyordu."

Forum'un logosu
Forum'un logosu dans eden sekiz kadından oluşuyor. Herbirinin kendi enerjisi ve dinamizmi var. birbirlerine ortak bir mezkezden bağlılar ve hep birlikte teker teker üreteceklerinden daha fazla güç ve enerji üretiyorlar. Bu logo kadınları risk alıcı, yapıcı ve kendi kaderlerini biçimlendirici olarak kutluyor. Kırmızı ve bayaz motif, kutlamayı temsil ediyor.

 

 

 

 


>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz




Neşe Yaşın neshe@spidernet.com.cy