ÖLÜM GELMİŞ CİHANE: İKİ ADET SKIP ÖLÜMÜ, 1969…

_ Emirhan Oğuz




A
merika Birleşik Devletleri'nin Vietnam savaş valiliğini Frenklerden devralışının üzerinden fazla zaman geçmemiştir ki memlekete yağmur gibi ceset yağmaya başlar.

Ahalinin feveranı gecikmez.

Yükselen eşitlikçi siyah hareketin bütün kültürel alanlarda köktenci bireşimler üretmek üzere köklere döndüğü bu yıllar beyaz adamın da yavaş yavaş "dans etmeyi becermeye" başladığı yıllardır. Sorgulama, başkaldırı, baskı, direnme ve ölüm yılları.

Köklerden blues çıkagelir. Eski esaret yıllarının siyah evliyaları tek tek keşfedilmeye başlanır.

Bunlar arasında karmaşık gitar tekniği ve hemen fark edilir ses tonuyla ihtiyar Skip James'in ayrı bir yeri vardır. 1930'un belalı bunalım günlerinde yirmi kadar kayıt yapıp unutulmaya mahkum olmuş Skip ömrünün son deminde lakırdısını en nihayet dinletebilmenin keyfini yaşar.

Ne yapalım ki birçok benzer örnekte görüldüğü üzere bu keyif nakde tahvil olamaz ve Skip 1969'da bu dünyayla ilişkisini kestiğinde naaşı bir yardım grubunun katkısı sayesinde defnedilebilir. Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm. Şarkı da hep bundan söz ediyordur zaten.

Skip'in kefen parası yokluğunda defnedildiği yıl, 1969'da, bir başka "Skip" daha "defnedilmiştir": Alexander "Skip" Spence.

Son yıllarda sinir bozucu sıklıkta ifade edilen genellemecilikle söylersek, bu sonuncu Skip "Amerika'nın Syd Barrett'a cevabı" olarak bilinmektedir ve bu ün adamımızın müzik sahnesinde görünüş yoğunluğuna bakarsak pek de uzun bir ömre sahip olmaz.

Jefferson Airplane kurucu üyesi olarak ilk albümde davulcudur, akabinde Moby Grape isimli psychedelic topluluğu kurup gitara geçer. Onlarla yaptığı albümden sonra, baştan beri tütsülü dolaştırmaktan pek cayamadığı kafasının estiği bir anda grubun iki üyesinin bu dünyadaki miyadlarının dolmuş olduğuna hükmeder. İşin kötüsü, hükmün infazıyla kendisinin yetkili kılındığına inanmaktadır ve herifleri öbür tarafa tek şişte birleştirerek gönderme eğilimini gözle görülür ve sınanabilir bir eylem haline dönüştürür.

Skip'i tımarhaneye gönderirler.

Galiba taburcu edilişinin az öncesinde, adamımız sonraları psychedelic rock’ın bayraklarından biri sayılacak olan "Oar" albümünü kaydeder. Albüm yayınlanır, etkili olur, sonradan yedi düveli mantar gibi saracak olan rock singer’larının çoğunun sesini de dalgalandırıp o yıllarda şöyle böyle yutkundurur.

Nihayetinde adamımız, "Deli gider baba!" deyip ağırlaşmış kafasının labirentlerine rücu eder, alkolizme yakın çevresinde kendi adıyla anılma onurunu bahşeder ve kalburüstü bir Amerikan homeless'i olarak yukarda yazgısını andığımız üstad Skip James'ten devraldığı sefaleti 1999'daki ölümüne kadar gururla sokaklarda gezdirir.

Bu son yılda rock panteonlarının tanrıları kendisini giderayak hatırlamış ve galiba toprağa gönderilişinin iki ay öncesinde bir tribute albüm kaydetmişlerdir.

"More Oar"dır bu albümün adı ve açılış şarkısını Zeppelin’in büyük Robert Plant’i icra etmektedir. Karanlık ve kirli Tom Waits, koyu mavi Robyn Hitchcock ve yeni kuşaktan Beck diğer tributecular arasında yerlerini alırlar.

Ölüm gelmiş cihane, baş ağrısı bahane denmiştir.

Bugünkü hikayemiz budur.

Gelecek sayıya bir başka ölüm hikayesi daha anlatırım belki size.

Sevgiler.

 




Emirhan Oğuz
2010 Altın Portakal Şiir Ödülünü aldı. Ateş Hırsızları Söylencesi kültleşti.