SIRADAN FAŞİZM YA DA BİLİMİNSANLARI

_ Bora Ercan



Sıradan faşizm, birey ve toplum tarafından kanıksanmış, kabul edilmiş, içselleştirilmiş faşizmdir. Birey olmanın yoksanması, bencilliğin varsanmasıdır sıradan faşizm; bencilliğin oluşturduğu kitle ruhu temel besinidir onun, kimlikler, cinsiyetler, her şey değersizce kullanılır, kullandırılır; her şey birbirine yakınsanarak tekdüze bir hal alır; mazruf sıfırlanır, zarf süslenir sıradan faşizmde.

Sürekli suçsuz olduğunuzu kanıtlamak durumundasınızdır faşizmde. Yanınızda kimliğinizle birlikte kimliğinizin onaylı/onaysız fotokopisi de olmalıdır. Adliyeden alınacak sabıka kaydı da önemlidir. Olur olmadık her yerde istenir. Oysa ki, devlet aradığını bulamazmış gibi kendi yapması gereken işi vatandaşına yaptırır. Temel sorun da vatandaşın vatandaş olamaması/oldurulmamasıdır. Kim kim için, kim ne için vardır, devlet mi vatandaş için, vatandaş mı devlet için, sorusu soru bile değildir faşizmde.

“Her şeyi devletten beklemesin vatandaş” şiarı, “benim memurum işini bilir” söylemi faşist Kenan Evren ile sıradan faşist Turgut Özal’ın bize mirasıdır. Sonuçta, okullar özelleştiridir adım adım, hastaneler özelleştirilir. Karayolları yüceltilir. Nükleer enerji tek seçenek olarak zorla kabullendirilir insanlara.

Devlet, kaynaklarını kendi güvenliğine akıtır hoyratça. Her şeyin öncesindedir o. Çıkarına göre vatandaştan makam arabası da kabul eder, hem de en lüksünden; e yani karşılıksız vermek allaha mahsusdur. O arabaları hibe eden ne bekler, beklentilerinin kaçta kaçı yerine getirilir.......

Muhtar, kapıcı, apartman yöneticisi, emekli memur, lumpen mahalle delikanlısı vatanın ve vatan ahlakının bölünmez bütünlüğü uğruna görev verilecek olanlardır. Çoğu da bu görevi gönüllü olarak seve seve kabul eder. Hedef, kimi zaman travestiler, kimi zamansa alevilerdir. Nitekim, kimileri de yıllar yılı bu konularda sistematik olarak eğitilmişlerdir. Bu topraklardan önce Ermenileri, Rumları kovmuşlar; sonra sıra Alevilere gelmiş, şimdi de antimilitaristler ile eşcinsellerdir topun ağzındaki.

Bankada memur kimliğimi istedi. Zaten kimliğimizin kimlik olma hali mi kaldı, kim isterse hiç sorgusuz sualsiz veriyoruz, verdim ben de. Bu kimlik geçersiz dedi. Bir ay önce o kimlikle, nüfus cüzdanı ile gidilebilen tek ülke olan KKTC’ye gitmiştim, ne zaman geçersiz hale gelmişti benim nüfus cüzdanım? Banka memuru “nüfuz cüzdanlarının her on yılda bir değişmesi gerek” dedi. Yasa böyle buyurmuş. Hayatta en nefret ettiğim yerlerdir nüfus daireleri, anarşist ruhum örselenir oralarda, dolayısıyla ben de olabildiğince uzak durmayı tercih ederim böylesi gri atmosferli devlet kokan yerlerden. Bu nedenle evlendim ayrıldım ama nüfusumu değiştirmedim bile; yani hâlâ daha 13 yıl önce çıkardığım kimliğim yanımda. Ama yasalar gereği geçersizmiş bu kimlik, ve ben bunu bir banka memurundan öğreniyorum. İki yönlü sıradan faşizmdir bu.

Grip virüsüne çözüm bulunamıyor. Sürekli değişerek varlığını sürdürüyor bu virüs. En son kuş gribini anımsayalım. Faşizm de böyledir. Her yerde, her koşulda kendini var eder. Bir süre sonra kronikleşir: buyrun size 2000’li yılların Türkiyesi.

Faşizmde histeri çok önemlidir. Toplumsal bir sanrılanmadan beslenir faşizm. İnsanlar aptallaştırılır, toplum parçalanır parçalanabildiği kadar. Ve bu parçalar arasındaki uyumu sağlamak için tek yol silahlı kuvvetlerdir. Güce tapınılır, silaha tapınılır. Sonuçta her şeye, en başta da kendine güvenini kaybetmiş olan toplumun tercihi zaman içinde farklı şekillere bürünür. Toplum, denize düşen yılana sarılır, misali tercihini yapar. Toplum ile ülkeyi yönetenler birbirlerini tetikleyerek cehennem ateşini körükler.

Faşizmin kendi sistematiği vardır. Sinsicedir bu. Zaten her yerde var olabilmesi de böyle olasıdır. Bilimde ve bilimsel yöntemde de vardır faşizm. Değil mi ki, eğitim sayesinde istendik yönde bir toplum oluşturulur. Pekiyi bu ülkede bunca biliminsanı ne yapar toplumun şiddet kullanılarak sindirilmesine karşı? Başta da saydığım nükleer enerjiye, depreme dayanıksız olarak yapılan binalara ve şehir planlarına karşı ne yaptılar. Hayır, bilim yapsalar içim yanmayacak, onu yapmıyorlar, filim de yapamazlar zaten ya, neyse.

Cumhuriyet Gazetesi’nin 6 Mayıs 2006 tarihli Bilim Teknik ekinde biliminsanı Celal Şengör’ün “Zümrütten Akisler” adlı köşesinden “Donanmadan Tarih Şöleni” başlıklı yazısından bir bölüm okuyalım: “Deniz Kuvvetlerimizin Donanma Komutanlığınca üçüncüsü düzenlenen Deniz Harb Tarihi bilimsel toplantılarının üçüncüsü 18-21 Nisan tarihleri arasında Gölcük’te yapıldı. Donanma Komutanımız muhterem ve sevgili dostum Oramiral sayın Metin Ataç’ın emri üzerine ben de bu şölene Osmanlı’nın coğrafya cehaletinin onun bir deniz devleti olmasına engel olan en büyük etken olduğunu öne süren bir tebliğle katıldım.” Şengör’ün yazısı toplantının anlatılması ve katılımcıları onurlandıran sıfatlarla, ve elbette Ordu’ya methiyeyi aksatmadan devam ediyor, zaten bu ona göre bilimsel toplantı değil şölen!

Hayatta en sevmediğim şey bir kişiye karşı yazı yazmaktır. Eğer isim zikrediyorsam, derdim o kişiyle değil ve fakat o kişinin temsil ettiği düşünceyledir. Nitekim sayın Şengör de o yazısında somut anlamda hiçbir şey söylemeyerek bu toplantı vesilesi ile ordumuzun bilime gösterdiği özeni vurguluyor; bir de emir ile o toplantıya katıldığını. Daha önce de defalarca kendi üniversitesi olan İTÜ’deki akademik şikayetlerini dile getiren Şengör Harb Okullarını öve öve bitiremiyor. Pardon! O kadar kaynak kimde var, bu ülkede hangi kuruma, orduya tanınan ayrıcalıklar tanınıyor, diye sorarlar adama. Vatani görev adına orduevlerinde, kamplarında parasız çalıştırılır ya yurdum genci, kimin umrunda. Ama soramazlar! soran ya kafasında resmi faşist copu, ya sivil faşist sopası bulur, ya da resmi kovuşturmaya uğrar. İnsanın geleceğini karartır bunlar. Sahi kendi üniversitesinde de boy göstermeye başlayan faşist saldırılara tepkisi nedir acaba bilimadamının? Gerçi son öğrendiğime göre basmış istifayı hocamız.

Kaç zamandır düşünüyordum, neden bizden hem konusunda çok iyi hem de toplumsal sorumluluğu yüksek biliminsanları çıkmaz diye: Russell, Einstein, Chomsky, Said gibi. Artık düşünmeyeyim, eldeki malzeme bu, daha iyi de olmayacak, faşizmin karanlığında bazılarımız ona alışarak bazılarımızsa alış(a)mayarak yaşayacak.

 

Bora Ercan boraercan@yahoo.com
Odysseus Adaları'nın yazarı.