ETNOCİNSELLİK, ETNOPORNOGRAFİ YA DA BİR KAVRAMSALLAŞTIRMA KARMAŞASI-IV: KARMAŞAYA SON

_ Bora Ercan



“Tüyleri nefesinle tütsülenmiş
büyülü kırlangıç, yuvasına yerleşir
bacaklarının tavan arasında başlar bahar”
Jenan Selçuk*


Etnocinsellik üzerine bir karmaşayla başladığımız yazıları karmaşayı sona erdirerek ya da başka bir karmaşaya bırakarak, Can Başkent'in değerli eleştirisine de yanıt vermeye çalışarak, bitirelim.
Dizinin başından bu yana cinselliğin din, sanat, felsefe, tarih, siyaset, tıp gibi alanlardan bağımsız ele alınamayacağını vurgulamaya çalıştım. Nitekim, etnocinsellik derken de antropolojiden bağımsız olamayacağını ifade ediyorum. Bununla birlikte, çağlar boyu gelişen teknolojik değişimlerden de bağımsız değildir cinsellik. Can’ın eleştirisinde dil boyutunu atladığım gibi bir sonuç çıkabilir. Fakat, özellikle, çeviri bağlamında buna değinmiştim, yine de yapılan açımlama ve katkı için teşekkür ediyorum.

Can’ın "Erotizmi pornografi yapan kapitalizmdir!" Ya da, şöyle diyelim, seks karşılığı para alan insanları orospu yapan da, kapitalizmdir. Saptamasına katılmamam da olası değil. Nitekim, geçtiğimiz günlerde İstanbul Polisi ‘barbie operasyonu’ adı altında bir operasyon düzenledi. Bu kez, Andy Warhol’un deyişiyle birkaç dakika içinde ünlü olan genç kadınlardı mağdurlar. Emniyet müdürü de infazını ‘Namuslu bir insanı hiçbir şekilde teşhir etmeyiz’ diyerek gerçekleştirdi. Gerek ülkenin politik gündeminin yoğun olduğu bir döneme denk gelmesi gerekse insanların evlerinden alınıp karakola hoş olmayan bir şekilde götürülmeleri tartışmalara neden oldu. Biz, bu olaya başka bir açıdan bakarak kendi gündemimize oturtalım.

Çok küçük bir azınlığın dışında bütün insanlar yaşamlarını devam ettirebilmek için para karşılığı bedensel ve zihinsel bir çalışma, bir emek içindedir. Yine, çok sayıda insan çeşitli biçimlerde cinsel edimde bulunur. (Resmi ideolojiler cinsel edimi yetişkin bir kadın ile bir erkek arasında geçmesi gereken bir edim olarak tanımlar. Oysa ki, cinsellik tek başına da yaşanır, eş cinsler arasında da yaşanır, ikiden fazla insan arasında da). Sonuçta hepimiz çalışıyoruz, ne iş yapıldığı bana göre ikinci plandadır. O zaman hemen ilk çıkarımımızı yapalım: hepimiz birer fahişeyiz! Ne olabiliriz ki başka, bu batımerkezli yaşamsal döngüde para karşılığında bedenimizi, beynimizi, zamanımızı kiralamıyor muyuz?

Ülkemizde devletin izni olmaksızın para karşılığı yapılan cinsel etkinliğe ‘fuhuş’ deniyor. Devletin haberi olursa sorun yok! O zaman devlete kayıtlı genelevlerde çalışan ve vergisini veren işçi kadınların, vergi kaçıran işadamlarından çok daha namuslu oldukları tartışılmaz bir gerçektir.

Amsterdam’a gittiklerinde şaşkına dönen yurdum insanı ülkemizin ‘red ligth’ ortamlarını nedense garipser. Bizde batakhane görünümünde olan yerler orada şehrin merkezinde yaşamla içiçedir. Gündemdışı tutulsa da ülkemizde yasal bir sürü genelev ve bu evlerde çalışan işçi kadınlar var. Hatta bir patroniçe vergi rekortmeni bile olmuştu, anımsayalım. Sonuçta, polisin derdi kayıtdışı işleri kayıt altına almak mıdır diye sormadan edemiyor insan. Bu noktada, ülkemizin yıkılması gereken ahlaki değerlerini de zorlayalım biraz: Evlilik de yine devlet tarafından kontrol altına alınmış cinselliktir.

Can, "Kimi zaman gözlerinden başka hiçbir yeri açık olmayan ya da çıplak olsa bile ayak bileğinde halhal, ellerinde eldiven, boynunda ince bir şal olan bir insanın çırılçıplak bir insana göre daha erotik görünmesinin bir açıklaması bu olsa gerek" diye yazarak yaptığım erotizm tanımlamasını ”aslında bir açıklama yapmaktan ziyade, zaten çoğumuzun aşina olduğu bir hakikati, farklı bir uçtaki terminolojiyle açıklamakta” diyerek eleştirmekte. Ancak, yazının başından beri hep öne sürdüğüm cinselliğin tanımlanamazlığını, erotizmi Barthes’a dayanarak tanımlama denemesiyle, aşmaya çalıştım. Burada söylediklerim bir kısım okura aşina olabilir, bir kısım okur için tamamen yeni bir şey olabilir; ama daha da önemlisi, bu tanımın, örneğin Batı Samoa adaları halkı için geçerli olmaması. Zaten bu yazıların yazılma nedeni de bu.

Son olarak afyon meselesini de çözümleyelim: opium (afyon) bir ölçüye kadar haz verir, lakin sonrası “overdose!”. Toplumların ise kendine iktidar tarafından sunulan farklı afyonlara gereksinimleri vardır. Ben, örneğin aşırı tutucu olan ABD’de porno endüstrisinin gelişmişliğini ve Türkiye’de devletin pornoya karşı ikiyüzlü tutumunu eleştiriyorum. Devrimci mücadele overdose’a karşı yapılmalı!

***

‘Öteki'nin algılanmasında bir dönem romanların oynadığı etkin rolü günümüzde, daha da yaygın olarak, sinema üstlenmiştir. Tipik Holywood filmlerinin dünyada yaygınlığı, bir dönem “şerif” ya da “vahşilere karşı iyi silahşör” olarak kurgusal bir “Amerikalı” tipini de dünyanın belleğine kazımıştır. İşte pornografi budur! Sonra ise sırayı Rambo almıştır. Kendini Rambo ile kolayca özdeşleştiren Asyalı, Afrikalı gençler Beyaz tenli her kadını Kim Basinger, Sharon Stone ya da benzerleri olarak algılamaktadırlar. Böylece, Türkiye’de bile Avrupalı/Amerikalı kadınlara erkeklerin yaklaşımı kendilerinden olan kadınlara yaklaşımlarından farklılıklar göstermektedir. Örneğin, en ciddi gazetelerde (?) bile turizm sezonu boyunca denize giren, güneşlenen erkek yokmuş gibi hep kadınlardır sayfaları süsleyen.

Cinsel davranış kalıpları da diğer davranış kalıpları gibi öğrenilir. Erkek egemen toplumlarda erkek, kendisine yüklenen anlamla varolur. Bu da erkeğin varlığını ve gücünü özellikle cinsellikte kanıtlaması şeklinde tezahür eder. Namus cinayetlerinin altında yatan da büyük ölçüde bu erkek egemen anlayıştır. Örneğin, Sibel Kekilli vakasında, bir Türk’ün asıl ağırına giden Almanya’da bir Türk kızının porno film çevirmesi değil o filmde Alman erkeklerle birlikte rol almasıdır. Bunun tam tersi olsa, Bir Türk erkek Alman kadınlarla birlikte rol alsa Türk erkekleri gurur duyuyor olacaklardı (Şahin K örneği). Buna başka bir örnek de Didim ve Alanya’daki genç Türk erkek yaşlı İngiliz kadın birliktelikleri/evlilikleridir. Vatan toprağı yabancılara satılamaz diye bağıran felç zihinliler vatan çükünün satılması durumu hakkında ne düşünürler acaba? (Asya uzmanı Ulaş Başar Gezgin’den aktarmayla: Tayland’da ekonomi bakanları kızlarımız bu yıl iyi çalıştı türü açıklamalar yaparlar.)

Burada asıl sorgulanması gereken toplumların kendi geleneklerinde olmamasına rağmen bazı kurgusal cinsel deneyimlerin parçası olmalarıdır. Batı yaşam tarzının sinema aracılığıyla dünyaya yayılması da birçok geleneksel toplumun yaşamında değişime/dönüşüme yol açmıştır. Bu noktada, önceki yazımızda da vurguladığımız gibi, özellikle internet, VCD, DVD gibi teknolojik donanımların, başta ticari olmak üzere cinsellik sömürüsünde hedef kitle neredeyse bütün dünyadır. 


***

Ötekinin cinselliğinin nefret ve merakla karışık duygularla var olmasına, ve politik düzlemde kullanılmasına başka örnekler de verebiliriz. Son dönemlerde, Rusya, kendisine muhalefet eden Turuncu devrimciler Gürcistan devlet başkanı Saakaşvili ve Ukrayna devlet başkanlarını hardcore bir porno filmde ana karakter olarak temsil ederek öç aldı.

Diğer ilginç bir örnek de iki yıl önce Kıbrıs’ta kapılar açılınca bazı Rum erkekleri Kuzey’e geçerek Türk kızlarıyla para karşılığı cinsellik yaşamak için soluğu Night Club olarak bilinen genelevlerde almış. Lakin, oralarda çalışanlar Doğu Avrupalı seks işçileri olduğu için bu duygularını böylesi bir yolla tatmin edememişler. Ancak Türk tarafının Clublarının kendi taraflarına göre çok daha ucuz olduğunu öğrenmişlerdi.


***

Sonuç olarak, toplumların birbirinden farklı cinsellik algılamaları ve teknoloji ile küreselleşmenin buna etkileri üzerine süreç içinde farklı kavramsallaştırmalarla kafa yoracağız.

* Başta birkaç dizesini alıntıladığımız şiir kitabı “Kaza” da öteki’lere adamıştır.

 

 


Bora Ercan boraercan@yahoo.com
Odysseus Adaları'nın yazarı.