TOZ ŞEHİR, SARI ŞEHİR ILIK BİR GECEDE SANA GERİ DÖNDÜM...

_ Gül Büyükbay


I. Kahire o kadar büyük, o kadar karmaşık, dehlizleri olan bir şehir ki üç gün ayırın diyen gezi kitaplarına şaşırıyorum. Bir yandan da çok derine dalmaya gerek yok derin bir nefes alıp içine dalınca  Kızıldenizin o renkli melek balıklarının, mavi noktalı stringreylerinin, palyaçolarının, aslanlarının, napolyonlarının insan karşılıkları görülebilir.  -ki onlarla o büyülü göz göze gelmelerden sonra deniz ürünü yiyemeyen otuz yaşında bir kız çocuğu tanıyorum-

Kaldığım yer Roda’ da. Roda incecik bir suyoluyla ayrılan Nil üzerinde bir ada. Nehir yüksek binaları, otelleri kıyısına almış öyle ağır ağır akıyor, şairi doğrularcasına.

Nil üzerindeki köprülerden geçiyorum... Köprüaltlarında sevgililer, bir de hayallerinde her yere giden çocuklar var…

Şehirde yürürken sürekli bir önü kesilmiş olma duygusu, arabalar duyguların, derinleşmelerin, yürümenin karşısında duruyor., Ey yolcu! Kolla kendini, rüyalara dalma!
Tahrir Meydan’ında Arapça Irak’ ta savaşa hayır sloganlarıyla uyanıyorum. 

II. Geçen sefer ki uçurup götüren, gözün gözü görmediği, göğü karartan Hamsin şehri şimdilik terketmiş…

Kaldığım yerden bir buçuk saat uzakta 10. Ramazan Caddesi’nde fabrikaya gidiyorum.
10. Ramazan Sina Yarımadasının İsrail’ den geri alınışının başlangıç tarihi. Enver Sedat bunun karşılığında İsrail’i tanımış ve Arap dünyası da Mısır’ in ihanetini unutmamış. Sina’daki İsrail birliğine saldırı Ramazanın onuncu günü olan 6 Ocak 1973’da. 6 Ocak askeri müzesi de var, caddesi de. Önemli günler birçok cadde ve köprüye verilmiş.

Şubat’ta Kızıldeniz’in sualtı parkı Ras Muhammed’ de dayanamayıp tekneden denize atladığımız aklıma geliyor. Deli bir hızla yüzerek karaya çıkıp uçsuz bucaksız bomboş kumsalda bir baska hissederken artık uzağımızdaki tekneden çalan düdükle ve heyecanlı çırpınışlarla bacaklara kuvvet hızla geri dönüyoruz. Ben,koşarak zıplayarak doğal ortama zarar verdik herhalde tüh diye düşünürken oranın İsrail ve Mısır arasında yıllardır paylaşılamamış bir kara parçası ve birleşmiş milletler kontrolünde girişi yasak bölge olduğunu öğreniyoruz. Bir rahat yok ki şu dünyada.

Uzun fabrika yolunda ve susuzuz, ondan sonraki her gün tekrarlanacak olan yol ortası Guava molasını veriyoruz. Guava suyu en sevdiğim besin Mısır’ da.

İşçiler yemek torbaları ellerinde Kıpti mahallesinden geliyorlar. Çoğu yakın akraba ya da aynı sülaleden. Birine herhangi bir haksızlık yapıldığında büyük bir tepki oluşuyor.  Hatlara sabotaj ,toplu iş bırakma her ay yaşanan şeyler, o yüzden de çok sayıda güvenlik görevlisi geziniyor.

III. İşi bırakmaya karar vermiş mühendis Ahmed tatlı tatlı anlatıyor;

- Su yangın pompalarının olduğu karanlık oda var ya, birkaç saat orada oturdum karar aldığımda, borulara baktım, burayı ben tasarlamış, yapmıştım, hatta üzerinde oturduğum borudaki bir kıymık kıçıma batmış, bütün gün acımıştı, kırk sekiz saatbaşında durmuştum aralıksız. bırakmayı hüzünlü kılan işte böyle küçük izler, yaralar…

O anlatırken hapşırıyorum, Çok yaşaya karşılık gelen “Yarhamokom Allah” diyor  gülerek, ben de hep birlikte diyorum. Arapça söylememi öneriyor, “Yarhamona Wa-Yarhamokom”

- Hapşırınca ruhun  içinden çıkar  sonra yeniden girdiği için Allaha şükretmek gerekir

Fotoğraftakilerden biri arkadaşım Hoda. Çok gezindiği için işyerinde ona kelebek anlamına gelen “Falaşa” adını takmışlar. Zaten bu Mısırlılar pür neşe, kendileri ve her şeyle dalga geçebiliyorlar. Afrika kupası Senegal- Mısır maçı için işten izin alıp hazırlık için öğlen çıktı. Ertesi gün bana fotoğrafı gönderdi, Afrika kupasını Mısır aldı. Ben önünden geçerken stadyumun önünde yüz kişilik atlı polis topluluğu vardı, milli maçlarda kapıda duruyorlarmış.

Akşamları Felfela’ da geçen seferlerden tanıdık garson İskenderiye usulü Ful’ü ve guava suyundan oluşan yemeğimi getiriyor.
Felfela’da biraz turistik, bir kaç yerde şubesi, fast-food şeklinde olanı da var, sahibi Amila  adında çok güçlü bir kadın.

Bazı akşamlar Khan al- Khali’ye gidiyorum. Aslında yalnız gitmek pek tavsiye edilmese de bir tehlike göremedim. Bakır eşyalar, altın ve gümüş, bedevi giysileri, parfümler, baharatlar, halılar, dansöz kıyafetleri, hayvan tanrı heykelleri satılan labirent sokaklardaki dükkanlarıyla Kapalı Çarşıya benziyor. Çarşıda rahat gezmek kalabalık ve satıcılardan dolayı mümkün değil. 200 yıllık El Fishawy kahvesinde eski pervaneler tavandan gelen esintisi, oturup aynaların arasında naneli çay içerek etrafı izlemek için gelmeye değer.

Piramitler, çok fazla konuşulup gösterildiği için biraz anlam kaybıyla etkileyici ama Sfenks heykeli  boyutuyla ve ifadesiyle insani çarpıyor,  ve sanıyorum  hala kim neden yaptırmış anlaşılmamış, sanki kırılmış sakalını artık aramaktan vazgeçmiş, sakal Londra’daki müzede mutlu mudur?

Nedense bir ıssızlığın ortasında düşlemiştim onları, yanıbaşlarında gecekondular...

Kahire müzesinde özel bir bolümde mumyalar var...Bilmem kaç yıllık insan bedenlerini görmek hayatin bizim gündelik yanılsamalarla üzerini örttüğümüz sonluluğunu gözüme soktu, ve tabi gece biraz zor uyudum. Yine de bazılarının yüzünde ellerini kavuşturmuş bir huzur, bazılarınınkindeyse hırs ve acı  vardı. Bin yıllar öncesinden bugünün ifadeleri, değişmiyor… Acaba ölü bedeninin bir camekanda seyre sunulacağı aklına gelir miydi II. Ramses’in?


Gül Büyükbay mountolive@yahoo.com