KARMAKARIŞIKLIĞIN GİZEMİ - I

_ Gediz Akdeniz

Redeksiyonist bilim (indirgemeci bilim) temelde bütünü parçalarına ayırma stratejisidir. Davranışlarını görebilmek istediği bir bütünü ideal bir sisteme indirgemede yeterli olacak kadar parçalarına ayırır. Ve bu parçaları kontrol ederek bütünün görülmek isteneni öngörmeye çalışır.VBu amaç için sonsuz küçükler matematiği (calculus, entegral ve diferansiyel hesap) ) geliştirilmiş ve bu teknolojisi ile donatılmış indirgemeci bilim ideal sistemlerin özellikle fizik ve kimya yasalarını bulmada kayda değer bir şekilde çalışmıştır. Örneğin atom altı fizik yasalarının ve atomik mertebede kimya yasalarının anlaşılması yanında kozmolojik mertebede evrenin standart oluşum modeli (Büyük Patlama Modeli) de temel taneciklerle ifade edilebilmiştir. Bazı özel durumlarda biyolojide (moleküler) de iyi sonuçlar vermiştir.

Devamı...      

MATEMATİK ÖNEMLİDİR !

_ Nurettin Çalışkan

Matematik ile ne kadar ilgilisiniz bilmiyorum ama, ilginiz yalnızca kullanımın ötesinde ise, mesela bir üniversitenin matematik bölümünde okuyorsanız ya da öğretiyorsanız daha da kötüsü bu konuda araştırma yapıyorsanız, çevrenizin size karşı tavırlarında "farklı" davrandıklarını hissediyorsunuzdur. İnsanların sizin matematikçi olduğunuzu öğrendikten sonra bir adım gerilemesi doğal bir davranış haline gelmiştir. Sonrasında ise bilindik sorularla karşı karşıya kalırsınız. Bu farklı davranışların nedeni biraz da olsa matematiğin doğasından geliyorsa da, gerçek neden matematik ile uğraşanların garipliğindedir.

Devamı...      

RESMİ İDEOLOJİDE KIBRIS TERMİNOLOJİSİ

_ Bora Ercan

18 Mart 2002 ne kadar yakın bir tarih değil mi? Daha üzerinden 2 yıldan biraz fazla zaman geçmiş üzerinden, bir ülkede bu süreçte ne değişebilir ki! Bu yazının o dönemde yayımlanan medyakronik adlı basın eleştirisi sitesinde yayımlanış tarihi. Değişime başka bir gösterge böylesine gereksinim duyulan bir sitenin artık yayında olmamasıdır. Bununla birlikte Kıbrıs sorununda da ciddi değişikler olmuştur. Bu yazı o gün yazılan yazının bir güncellenmesi gibi algılanabilir, buna ek olarak da küçük bir bellek yoklaması yapmış oluruz belki. Bazı ülkelerde yöre isimleri hep sorun olagelmiştir. Sınırlarını tarihin ya da coğrafyanın değil de, siyasî oyunların belirlediği böylesine ülkelerden olan Türkiye'de Yukarı Mezopotamya, Pontus gibi coğrafi tanımlamalardan rahatsız olunur.

Devamı...      

GEORGE CHRISTODOULIDES İLE KIBRIS EDEBİYATI ÜZERİNE SÖYLEŞİ

_ Bora Ercan

"Dilin, Kıbrıslıtürk ve Rumların arasına duvar örüldükten sonra bir engel olduğunu kabul etmek gerek. Nitekim otuz yıldan fazla zamandır iki toplum birbirlerinden ayrı yaşamaktalar. Diğer bir yandan da dil insanların sevinçlerini, üzünçlerini, umutlarını acılarını ifade aracıdır. Kıbrıslıtürk ve Rumların birleşik bir ülkede barış içinde yabancı ordulardan ve dış müdahalelerden uzak bir şekilde aynı umut ve beklentileri paylaştıklarına inanıyorum. Bunlar eğer sokaktaki insanların düşünceleriyse biz yazarlar daha da ötesini isteriz. Ne yazık ki, duvar bizim edebiyatlarımızı da ayırdı birbirlerinden. Birleşik bir Kıbrıs edebiyatının varlığı konusunda fikrimin olmadığını üzülerek kabul etmeliyim. Bunca ayrılık süreci boyunca Kıbrıslırumlar Yunanistan Kıbrıslıtürkler ise Türkiye ile ilişkilerini kuvvetlendirdiler, böylece edebiyatları da birbirlerinden birçok açıdan ayrıldı."

Devamı...      

NIKI MARANGOU İLE KIBRIS EDEBİYATI ÜZERİNE SÖYLEŞİ

_ Bora Ercan

"Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk edebiyatlarından söz etmek bunca zamanlık ayrılıktan sonra oldukça zor, öte taraf hakkında bilgilerimiz çok az. Eğer dili edebiyatın ana maddesi olarak kabul edersek Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk edebiyatlarını ayırabiliriz birbirinden: İki farklı dilin, dinin ve geleneğin edebiyatları olarak. Elbette aynı adada yaşamanın ve ortak bir tarihe sahip olmanın sonucu olarak benzerlikler de vardır. Ancak bu benzerliklere rağmen bilgimiz olmadan bu konuyu nasıl sorgulayabiliriz? Geçerliliği olan cümleler sarfetmek için çeviriler yoluyla fikir sahibi olmalıyız. "

Devamı...      

NEŞE YAŞIN İLE KIBRIS EDEBİYATI ÜZERİNE SÖYLEŞİ

_ Bora Ercan

Öncelikle edebiyatta kategoriler sorununa bir bakmak gerek. Kategoriler konusunda beni en çok rahatsız eden onların sınırlandırıcı olmaları. Zaten onlar da bu yüzden var diyeceksiniz. Peki edebiyatta kategoriler oluştururken neyi baz alacağız? Ülke mi, dil mi yoksa milliyet ya da başka bir şey mi? Bu da bizi kimlik tartışmasına götürüyor. Kimlikler, özellikle ulusal kimlikler ise üzerimize giydirilmiş üniformalar gibi. Üstelik her kimlik tanımı kendine bir öteki yaratıp onunla antagonist bir ilişkiye girebiliyor.

Devamı...      

BİR KLİŞE: KANALLAR ŞEHRİ AMSTERDAM

_ Gökhan Orhan

Evet başlığımız oldukça bilinen bir klişeyi tekrarlıyor, ben de baştan bu durumu kabul ediyorum. Evet kanallar üstüne kurulmuş bir şehir Amsterdam. Belki hiçbir şey aslının yerini tutmaz ama insanlar yine de Amsterdam’ı, Kuzeyin Venediği olarak adlandırıyorlar. Aslında sadece Amsterdam değil kuzey Avrupa’da kanalları olan Brugge gibi diğer şehirler de bu unvanı taşıyorlar ama dediğim gibi o ayrı bu ayrı. Ama yine de ne yalan söyleyeyim kanalları bu şehre ayrı bir hava veriyor. Düşünsenize adamların sadece çöp kamyonları değil aynı zamanda çöp tekneleri filan var, kanallarda gezip çöpleri topluyorlar. Şehri, mimarisini filan tekne turuyla görüp tanıyabiliyorsunuz. Kanallarda demirli tekne-evlerde yaşayan bir sürü insan var. Amsterdam aslında sadece kanallarıyla değil, aynı zamanda kırmızı ışıklı evlerle dolu mahalleleri, bu evlerin etrafına serpiştirilmiş sex shop tarzı mekanları ve diğer ülkelerde kullanımı yasak olan keyif verici maddelere karşı liberal yaklaşımından mütevellit zengin mönülere sahip kafeleriyle de meşhur. Bir de tabi meraklıları için güzel müzeleri var, Van Gogh Müzesi kesinlikle tavsiye edilir.

Devamı...      

KAYBOLUNACAK KENT: YEZD

_ Deniz Karabacak

İranlıların “Çölün incisi” dedikleri Yezd şehri, son yıllarda Unesco’nun “Dünyanın en eski 2. yerleşim yeri” saptaması ile gündeme gelerek koruma altına alındı. Bu durum, yaşadıkları şehrin tarihi, sert iklimi ve çok kültürlü yapısı ile son derece barışık yaşayan Yezdlilerin hayatında fazla değişiklik yapmamış görünüyor. Marco Polo 13.yüzyılda, Yezd’i ziyaretinin ardından burası için “eyaletin en asil ve güzel şehri” diye yazmış. Bu tanım, dürüstlüğü ve çalışkanlıkları ile tanınan Yezdlilerin sürekli gülen yüzlerinde aynı asalet ve güzellikte hiç azalmadan kalmış. Yezd’in mimarisi, çölün sıcak, kurak havasına ve yüzlerce yıl devam eden istilalara dayanarak günümüze kalmış hiç kuşkusuz en geleneksel ve özgün mimari. Kil ve kufi taşından yapılmış evlerin çatıları, kendileri gibi aynı organik, oval hatta çoğunlukla kubbe şekilleriyle ve rüzgar yakalayıcı (wind catcher) da denilen kuleleri (badgir) ile dikkat çekiyor.

Devamı...      

TARİHE, BELGESELE, REKLAMA DAİR BAŞLIKSIZ BİR YAZI

_ Ethem Özgüven

TARİHE, BELGESELE, REKLAMA DAİR BAŞLIKSIZ BİR YAZI Etem Özgüven Belgesel arkaik ve çağdışı bir kelime gibi geliyor kulağa. Sürekli olarak çok farklı şekillerde yanlış anlaşılmış ve yanlış kullanılan bir kelime, kavram; Örneğin günümüzde insanlar "Ben sabahtan akşama kadar diskaviri ya da neyşinıl ceyografik seyrediyorum" derken entellektüel düzeylerini, duyarlı kişiliklerini belgesel izlediklerini kanıtlayarak sergilemek istiyorlar. Halbuki o kanallardaki şeyler doğru kullanılan anlamıyla belgesele en uzak yapımlar. Belgeseller; araştırmacılar tarafından hayli farklı şekillerde sınıflandırılıyorlar. Etnolojik, araştırma, yolculuk, doğa belgeselleri; haber gerçek belgeseller, doküdramalar ya da bavul belgeselleri vs. Bu ayırımların bir televizyon kurumunda rafların tasnifini kolaylaştırması ya da bir araştırmacının incelemelerini daha düzenli yapabilmesi dışında "belgesel" öğrencilerine bir faydası olacağını düşünmediğim için bu sınıflamalara girmiyorum.

Devamı...      

ÇADOR VE MURATHAN MUNGAN

_ Tülay Akkoyun

“Hangi yazı hayata yetmişti?” Ailesinden izler arayan Akhbar bir Sahaftan yaşama, ölüme, okumaya, kitaplara dair bilgece sözler dinler. Hayatın sırrı kitaplarda gizlidir. “Çok okuyan insanlara hayatın yetmediğini biliyordu. Kitapların dünyasında hayatı küçük gören, tehdit eden bir şey vardı. Hem hakkında bu kadar yazı yazılan hayat neydi? Hangi yazı hayata yetmişti?” Sahafta raftaki kitaplara bakarak hayatın sırrını düşünür Akhbar, ama kelimeler çölünde kaybolmaktan korktuğu için okumak istemez.

Devamı...      

BEN DÜŞMANIM!

_ Gürkan H. Kılıçarslan

“Türk Sol Siyaset İlmihali” * der ki: “Eğer siyaset yapacaksan muhakkak surette bir itirafta bulunacaksın. İster program veya ilgili kayıtlarda, ister mitinglerde, ister söyleşilerde illa ki ve mutlaki şu üç sihirli sözcüğü yanyana getireceksin. - Servet Düşmanı Değiliz!” Özellikle yükselen seksenler ve alçalan doksanlar ile kulaklarımıza tanıdık gelmesi bir yana, Allah’ın varlığını kabul ve peygamberi teyit mertebesinde bir inan meselesi haline getirilen bu düşmanlık neyin nesidir ki bazı kimseler ve zümreler “tevbe” ederlermiş gibi bu boş ve komik lakırdıyı ederler sanki bir kelime-i şehadet gibi.

Devamı...      

KRALLARIN ÜLKESİ TÜRKİYE - 2 (ÜNİFORMA FETİŞİZMİ)

_ Lodos Egelioğlu

Sıcak yaz günlerinde takım elbiselerini çıkarmayan insanlar kimler olabilir sizce? Bence onlar başta milletvekilleri, bürokratlar olmak üzere devlet erkanı; haziranın son haftasında İstanbul sokaklarında her metrekareye sık olarak görülen sivil polisler ve iş görüşmesine giden işsiz toprakdaşlarımızdır. Bellerindeki silahlar, ceketlerinin içcebindeki telsizler görülmesin diye işlerinin gereği takım elbise giyme durumu biraz anlaşılabilir belki ama devletimiz bu konuda biraz cimri bari yaz günü onlara yazlık takım elbise verse, çünkü onlar siyahlar içinde kısa saçlarıyla sivil olmaktan çok bir tür normal polis gibiler.

Devamı...