ERTUĞRUL KARAKAYA'YI ANIYORUZ...

_ İzinsiz Gösteri Sayı 137, Nisan 2007

8 Haziran 2006’da daha öncede yaptıkları gibi ailesi, dostları ve yoldaşları mezarı başındaydılar. Saz çaldılar, türküler söylediler… Andılar Ertuğrul’u. Ertuğrul’un annesi Ayşe Karakaya ve yeğenlerinin de içinde bulunduğu 19 kişi hakkında dava açıldı. Ertuğrul’un kardeşi ve yeğenlerin babası Erol Karakaya anmaya katılamadığı halde dava listesine adı yazıldı. Salihli savcılığı, 19 şüphelinin “Karakaya'nın ölüm yıldönümünde umuma açık yerde aleni olarak slogan atma suretiyle işlenen suçu ve suçluyu övmek” kararıyla şüpheliler hakkında, TCK'nın 215. maddesi gereğince, iki yıla kadar hapis cezasına çarptırılmalarını istedi.9 Mart 2007’de görüldü dava. Gönlümüz oradaydı, gözümüzde… Ve sanki bilerek yapılıyormuş gibi, ertelendi dava. 8 Haziran 2007 tarihine, Ertuğrul’un ölüm tarihine.

Devamı...      

ODTÜ TARİHÇE ÇALIŞMASINA YÖNELİK BİR ÇAĞRI

_ Ali Pekşen Sayı 41, Mayıs 2005

Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin 1980-2000 yılları arsındaki dönemini, kişisel yaşantılardan ve deneyimlerden yola çıkarak anlatmaya çalışan, bir tür öznel tarih yazma çabası olarak nitelenebilecek "ODTÜ TARİHÇE: 1980-2000" adlı kitap çalışması, ilgili kamuoyuna duyurulduğundan beri ne yazık ki beklenen aktif katılım gerçekleşmedi. Öte yandan ODTÜ tarihçesine ilişkin olarak, İzinsiz Gösteri Dergisi'nde Kasım 2004’ten beri yayımladığımız yazılar oldukça fazla okunmaktadır. Bunu ziyaretçi sayısından anlayabiliyoruz. Projenin yeteri kadar iyi tanıtılmaması, henüz aktif ve yaygın bir katılımın sağlanamama gerekçesi olsa bile, bire bir yazma çağrısı yaptığımız kimi arkadaşlarımızda ortaya çıkan isteksizlik, başka nedenlerin varlığına işaret ediyor.

Devamı...      

ODTÜ'NÜN TARİHİ ÜZERİNE DENEMELER

_ İlkem Toker Sayı 19, Kasım 2004

1950’lerin sonlarında Ankara’da, şehrin ortasında varolma savaşı veren bir üniversite... Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bitişiğinde, Meclis’e ait bir atölye binası ve birkaç baraka.. Dört katlı binada ofis ve derslikler var, garaj da kantin olarak kullanılıyor. Rektörlük binası ise Milli Müdafaa Caddesi’nde Emekli Sandığı’na ait üç katlı bina. Henüz yalnızca Mimarlık ve Makine Mühendisliği bölümlerinde öğretime başlanmış, Mimarlık, Mühendislik ve İdari Bilimler Fakültelerinin kuruluş çalışmaları tamamlanmak üzere. Evet tahmin ettiğiniz gibi sözünü ettiğim üniversite Orta Doğu Teknik Üniversitesi.. Bugün 4500 hektar kampus alanı ve 3043 hektar orman alanı içinde kurulu, 5 fakültede 37 lisans programının ve dört enstitüye bağlı 67 lisansüstü programın yürütüldüğü 18.000’in üzerinde öğrencisi, 60.000i aşkın mezunu bulunan dünya standartlarında bir üniversite...

Devamı...      

Gavur Ölüsü Gibi-Madenci Ölüsü Gibi

_ Bora Ercan Sayı 263, Haziran 2014

Türkçede ne anlama gelir ‘Gavur Ölüsü Gibi Ağır Olmak,’ Gavur, yani gayrimüslüm, yani müslüman olmayan. Anadolu’nun müslümanlığa ihtida etmemiş, kılıç müslümanı olmamış Ermenileri, Rumları. Onların cesetleri neden ağır olur? İnsan insandır. Ölüsü de dirisi de aynıdır. Fakat galiba miktar fazla olunca ölüleri taşımaktan yorulanlar bu sözü söylemiş. Savaşta ölüm var, kıyım var, yaşamın fitratında var, değil mi?

Devamı...      

ODTÜ'DE DEVRİM YAZISI

_ Nurettin Çalışkan Sayı 23, Aralık 2004

1959 yılında Ocak ayının ilk günlerinde, Küba’da Batista diktatörlüğü yıkılıyor ve iktidar “26 Temmuz Hareketi” önderliğinde halkın eline geçiyordu. Meydanlar devrim kutlamasını yaşayan kalabalıklarla doluydu. İnsanlar dans edip şarkılar söylüyorlardı. 4 Ocak günü Castro çalışanların işlerinin başına dönme çağrısı yapıyordu. “Bu günden itibaren devrim şenlikleri bitmiştir; yarın herhangi bir işgünü gibi işbaşı yapılmalıdır.” sözlerinden sonra güne uygun sloganı atıyordu, “tembelliğe hayır, çalışmaya evet”. Castro’nun bütün konuşmasını can kulağı ile dinleyen topluluk, liderlerinin bu istemine katıldıklarının göstergesi olarak sloganı tekrar ediyorlardı. Liderlerinin konuşmasından aldıkları heyecan ile eller balyoz hareketli, sesler tekrarlarda gürleşerek atılıyordu sloganı: “tembelliğe hayır, çalışmaya evet”.

Devamı...      

ANILARLA ODTÜ

_ Levent Tosun Sayı 19, Kasım 2004

6 Ocak 1969. ODTÜ tarihinde bir kilometre taşı. Ertesi gün gazeteler olayı şöyle duyurdular (1): "ABD Ankara Büyükelçisi Robert Komer'in makam otomobili dün ODTÜ Rektörlüğü önünde bir kısım öğrenci tarafından yakılmıştır." Rektör Kemal Kurdaş basın toplantısında olayı şöyle aktarıyordu (2): "Her yönü ile yerilecek bir kaba kuvvet gösterisi oldu. Rektöre bir nezaket ziyaretinde bulunan, dost bir elçinin arabası herkesin gözleri önünde gösteriler arasında yakıldı." ABD elçisi Komer'in basın açıklamasında ise şu ifadeler yer alıyordu (1): "Müttefik bir ülkenin temsilcisinin, büyük bir Türk üniversitesi rektörü tarafından öğle yemeğine davet edildiği bir sırada, otomobilinin ufak bir müfrit grup tarafından ateşe verilmesi gerçekten üzücü bir husustur."

Devamı...      

"-- İyi yolculuklar, yine görüşeceğiz"

_ Ali Pekşen Sayı 263, Haziran 2014

(...) Ölü yakıcı konuşuyor. “Bazen ölümün bir kapı olduğunu düşünürüm. Ölüm her şeyin sonu demek değildir. Bu zamandan ayrılıp, bir sonraki aşamaya geçmektir. Tam anlamıyla bir kapı. Bu kapının bekçisi olan ben buradan pek çok insanı uğurladım. Onlara her seferinde: "-- İyi yolculuklar, yine görüşeceğiz" derim.”

Devamı...      

12 EYLÜL SONRASI, ODTÜ'DE 1 MAYISLAR ...

_ İbrahim Akar Sayı 103, Eylül 2006

1980-81dönemi, ODTÜ'de hazırlık sınıfındayım. Hareketin ODTÜ sorumluluğunu üstleneli iki üç ay olmuş. ODTÜ'de örgütlülüğünü sürdüren sadece 3 hareket var. TKP, TP ve Hizip SGB olarak tanınan, TKP-B... Üçünün bir araya gelmesini sağlıyoruz ve düzenli görüşmeler yapıyoruz. Tüm çabalara rağmen, örgütlülüğünü sürdüren dördüncü bir yapı bulamıyoruz. Ancak bu sınırlılılığa rağmen, oluşturulan bu üçlü odak, yaklaşık 5 yıl süreyle ODTÜ'de bir dizi eylem gerçekleştirdi Bunlardan ilki, 1981 1 Mayıs'ında oldu. Herkes öylesine sinmiş ve hatta güvensizlik içine düşmüş ki, gizliden gizliye, sistem karşıtı konuşma yapan, hatta rengini ortaya koyan bile yok

Devamı...      

ODTÜ ORYANTASYONU

_ Nurettin Çalışkan Sayı 47, Temmuz 2005

Eskişehir yolu üzerinden ODTÜ’ye girişte, sağ tarafta devasa bir heykel bulunur. Bilim ağacı olarak adlandırılan heykel önceleri kampus içinde ağaçların arasında görünmez bir yerde iken, 90’lı yıllarda şimdiki yerine konulmuştur. Sol tarafta ise kocaman kahverengi taşlarla örülmüş bir duvardan set ve bu setin üzerinde ancak dikkatlice bakıldığında görülebilecek siyah boyayla yazılmış bir yazı vardır; “Karakaya girişi”. Ancak bilenlerin gözleriyle aradığı bir yazıdır o. Ertuğrul Karakaya bir ODTÜ öğrencisiydi. 1977 yılında, 9 aylık boykot döneminde ODTÜ Öğrenci Temsilcisi yönetim kurulu üyesiydi ve ÖTK'nın sözcülüğünü üstlenmişti.

Devamı...      

NERELERDEN NERELERE GELDİĞİMİZİN HİKÂYESİ

_ Feza Kürkçüoğlu Sayı 19, Kasım 2004

Türkiye’deki öğrenci hareketinin içinde özel bir yere sahip olan ODTÜ’nün artık bir “tarih” kitabı var. Ancak bu kitap, “resmi tarih”in yeni örneklerinden biri değil... aslında ODTÜ’nün değil ODTÜ’lülerin tarihi demek çok daha doğru olacak bu kitap için. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde 1956 ile 1980 yılları arasında yaşananları konu edinen ODTÜ Tarihçe 1956-1980, bu yıllar içinde üniversitede yaşanan “olayları”, öğrenci hareketini ve elbette o yılların Türkiye’sinin öyküsü anlatıyor. ODTÜ Tarihçe’nin yazarı Nurettin Çalışkan bize bu tarih içinde öne çıkanları belgelerle ve tanıklıklarla vermeye çalışmış. ODTÜ tarihinin köşe taşlarını konu edinen kitap aslında 1980 darbesiyle birlikte unutulan, unutturulmaya çalışılan günlerin hikâyesini anlatırken bize o yıllardan öyle bir Türkiye fotoğrafı sunuyor ki,

Devamı...      

SAHİBİNİ BULAMAYAN EMANET

_ Bora Ercan Sayı 31, Mart 2005

1980’lerin sonuydu. 2.Yurt 509 No’lu odada, böcek popülasyonunun dengelenmesi için onca yıldır yapılmamış olan ‘dip temel’ temizliği yapmaya karar veriyoruz. Yıllardır yerinden oynamayan çalışma masalarının ve dolapların aralarının ne durumda olduğunu tahmin edersiniz, ancak o an orada bizi başka bir sürpriz, biri elbise dolaplarının altına, diğeri de çalışma masalarının arasına özenle yerleştirilmiş iki kitap bekliyordu. Bu kitaplardan birini ben, diğerini de odadan başka bir arkadaşım aldı. Bendeki kitap ise onca baskınlardan, aramalardan, yollardan sonra kitaplığımda güven içinde gerçek sahibini arıyor.

Devamı...      

İKİ FOTOĞRAF: GORBAÇOV ODTÜ'DE VE HALAY

_ Yunus Özkazanç Sayı 31, Mart 2005

İlk bakışta Bruegel’in bir tablosuymuş gibi duruyor bu fotoğraf.. Öylesine canlı ve devingen. Sanki o an orada donmuş değil: öncesi ve sonrasıyla var. Hep bir adımla, aynı ritmlerle halaya durmuş olan bu coşkulu kalabalığın hiçbirinin adımlarının birbirine uymamasının güzelliğini algılıyor insan. Fotoğraf siyah beyaz ancak kışın bütün renkleri var: bereler, atkılar, kabanlar, kel ağaçlar. ODTÜ’de yeni bir dönemim başlangıcı olduğu belli yüzlerin rahatlığından. Yıl 80 sonları ya da 90 başları olmalı. Bakışlar, ifadeler öyle söylüyor. İnsanlar birbirine sarılmış. Bir duygudaşlık var. Kolay kolay yakalanamayacak bir şey bu.

Devamı...      

AMELİZM, FALAN FİLAN

_ Anarkom Sayı 23, Aralık 2004

1995 yılı Ağustos ayıydı. Dağ rehberi olarak işe başladığım, sonra turist rehberi olarak çalışmaya devam ettiğim şirketin bürosunda oturuyor ve bunalıyordum. Çünkü içeride dört adet kadın ve bir de köpek vardı ve bunlar bir insanın kafasını ütülemesi için yeterli gibiydi. Kakara kikiriler ve ağır feminel muhabbet oradan hızla fırlayıp kaçmama neden olmuştu. Eh, o kadar kadın bir araya gelmişse toşakoğlanı olmamak için de erkekliğin onda dokuzundan yararlanmakta fayda görüyordum. O hızla ve nedenini sorgulamak konusunda bilinçsiz olduğumu gizlemeyerek ODTÜ’ye gelmem bir tesadüf müydü ya da tarihin istekli bir cilvesi miydi söylemek zor, ama MM kantinine vardığımda dünyanın gidişatında bir değişiklik olacağının müjdecisi belki de bir martı olarak gökyüzünden bize gülümsemişti (ama o martı dahil bu olay kimsenin ipinde miydi, kesin bir şey söylemek zor).

Devamı...      

BİR İLAN: ODTÜ ÖĞRENCİ DERNEĞİNE ÜYE OLALIM (1987)

Sayı 31, Mart 2005



Devamı...      

ODTÜ EFSANELERİ: AKLA ZİYAN HİKAYELER

_ Haluk Kalafat Sayı 43, Haziran 2005

Hazırlık’ta okurken her sabah altından kafamda bin bir hülyalı düşüncelerle “gölgesinin Ata yazdığı” metal üç bloktan geçerdim. Mimarlık binasının önündeki “heykel desen heykel değil” olarak tanımladığım (o zaman daha gençtim, heykel insan figürüydü benim için en çok da Atatürk şeklinde tezahür ederdi) o bloklara pek çok kez tırmanıp Ata yazısını okumaya çalıştım. Bloklar inatla “A ve T” harflerinden fazlasını göstermediler. Heykelin ATA yazdığını anlatanlar; ki kim anlatmıştı hatırlamıyorum, “belli bir mevsimde, günün belli bir saatinde gösteriyormuş, o yüzden göremiyorsun” ya da “10 Kasım günü saat dokuzu beş geçe yazar” derlerdi. Bir süre sonra bunun hoş bir şaka olduğunu anlamıştım. Gerçi o zaman eşek şakası gibi gelmişti bana ya neyse.

Devamı...      

ODTÜ’DE BAĞIMSIZ ÖĞRENCİ HAREKETLERİ VE BİR DENEYİM

_ Bora Ercan Sayı 59, Ekim 2005

1980 sonrası başta gençlik ve öğrenci örgütlenmesi olmak üzere muhalif örgütlenmeler yoğun baskılar nedeniyle büyük zorluklar altında yapılmıştır. Oluşumların yasal olması dahi polis baskı(n)larını engellemiyordu, değil yönetici olmak derneğin bir üyesi olmak bile neredeyse bir cesaret işiydi. 1980 darbesiyle başlayan Türkiye halkının örgütlenme sorununun bugün hala daha aşılmamış olmasının en büyük nedeni bu değil mi?

Devamı...      

ODTÜ’DE NAZIM HİKMET GÜNÜ

_ Bora Ercan Sayı 43, Haziran 2005

Öğrencilik dönemlerimde, özellikle yurtlarda kaldığım süre içinde durmaksızın şiir okurdum. Bahar günleri bir ağacın altında bıkmaz, sıkılmaksızın okur, gelen geçen dostlarla dizeleri paylaşırdım. Karacaoğlan’ın gönlünü üç güzele meyledip, Elif, Şemş, Kamer arasında bir seçim yapamaması gibi, ben de Edip Cansever’den Turgut Uyar’a, İlhan Berk’ten Nazım Hikmet’e savrulup dururdum. Bu arada, tabii tüm gün bir ağaç altında şiir okuma lüksünün bedeli sabaha kadar çalışma salonunda formüllerle boğuşarak ödenirdi.

Devamı...      

ODTÜ BİLİNÇSİZ ANARŞİST FUTBOL LİGİ

_ Anarkom Sayı 29, Ocak 2005

1990ların başında ODTÜ, ünlü Öğrenci Derneği geleneğinin son günlerini yaşıyordu. İktidar hırsı, binlerce devrimci öğrenci potansiyeli olan ODTÜde derneği kopuş noktasına getirmişti. O zamanlar postmodernizm hayatlarımızın içine girmemişti ve ortamda iki kutup vardı: Devrimciler ve karşı-devrimciler. Ama bu demek değildi ki farklı fraksiyonların insanları biraraya gelsin, devrimci dayanışma doruğa ulaşsın. Ne yazık ki devrimcilik anlayışı o zamanlarda 70lerin ünlü çatık kaş teorisini doğrularcasına gülmeyi-eğlenmeyi, top oynamayı ve diğer fraksiyonların insanlarıyla görüşmeyi yasaklıyordu. Devrimci fraksiyonlar futbol kitlelerin afyonudur şiarını benimsiyor ve özellikle futbol topu gördükleri zaman sanki farklı bir fraksiyondan birini görmüş gibi kaçıyorlardı. Devrimci dayanışmaya inanan biz saf anarşistlerin ise tek amacı sol fraksiyonların futbolla barışmasını sağlamak ve futbolun izin verilse aslında sadece futbol olduğunu görmelerini sağlamaktı. Bu isteğimizi 1996 yılında rektörlüğün o yıla kadar top oynadığımız baraka önü toprak sahasını çimlendirmesiyle gerçekleştirebileceğimizi nereden bilebilirdik ki?

Devamı...      

ODTÜ ARGOSU (TERMİNOLOJİSİ), YURT ŞAKALARI VE 23.40 SERVISLERİ

_ Bora Ercan Sayı 61, Kasım 2005

Binlerce gencin bir arada yaşadığı ortamda şakalar da çeşitli ve renkliydi. Özellikle yurda yeni katılanlar kurbandı bu şakalara. Bu şakalardan birinde, sanıyorum 1.Yurdun ÇŞ’inde kurulan mahkeme tarafından yargılanan kurban kaçıp soluğu jandarma karakolunda almış, jandarma da üzerine vazife olduğu gereği baskın yaparak şakacıları gözaltına almıştı. Ertesi gün de Türkiye gazetesi manşetten “ODTÜ’DE YENİDEN HALK MAHKEMELERİ” olayı duyurmuştu. Bu şakaya katılan arkadaşım gözaltında yaşadıklarını bana anlatmıştı, ben burada anlatmayayım, siz anlayın. En tipik şaka yeni gelenleri elektrik ve su parası ödemek için müdüriyete göndermekti. Bir de kirli çamaşırların kız yurdundaki arkadaşlara gönderilmesi vardı. Yeni gelen arkadaşa, biraz da kırsal yöreden gelmişse, şu yurttaki kız senin çamaşırlarını yıkayıp ütülemek zorunda derdik. Döndüğünde ise arkadaşımızın hayat paradigmalarını değiştirecek büyük bir ders almış olduğu her halinden belli olurdu.

Devamı...      

ODTÜ’DE 12 EYLÜL

_ Nurettin Çalışkan Sayı 53, Eylül 2005

idari ilimler fakültesinde öğrencisiydi Kenan. Bir örgütün, Devrimci Kemalistler Birliği’nin, kurucusu, yöneticisi, militanı, tek başına her şeyiydi. Kemalist Kenan olarak tanınıyordu, daha yaşarken efsaneleşmişti bu isimle. Hakkında o kadar çok öykü vardı ki, zekiydi, öğrencilik yaptığı dönemlerde 4:00 tutturuyor, diğer türlü 0:00 notuna sahip oluyordu. 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim gibi önemli günlerde bazen üniversite içinde bazen de Ankara’da eylemler yapıyordu. Bir defasında, Kızılay’da Güven Park kenarında bulunan bir polis otobüsünün ön kapısından girip, içerideki bütün polislere bildiri verdikten sonra arka kapısından indiği anlatılır...

Devamı...      

"TARİH KAVRAMI ÜZERİNE"DEN

_ Sayı 37, Nisan 2005

Satranç oynayan bir otomattan çok söz edilmiştir. Rakibinin her hamlesine en doğru cevabı vererek oyunu mutlaka kazanan bir otomat. Ağzında nargilesi, geleneksel Türk giysileri içinde bir kukla, geniş bir masanın üstündeki satranç tahtasının başında otururdu. Yanlardaki aynalar, nereden bakılırsa bakılsın masanın altını boşmuş gibi gösteriyordu. Aslında aşağıda satranç ustası kambur bir cüce vardı; iplerle kuklanın kollarını oynatıyordu. Bu aygıtın bir de felsefi karşılığı düşünülebilir: "Tarihsel maddecilik" adlı kukla daima kazanacaktır. Her oyuncuyla çekinmeden karşılaşabilir, yeter ki, bugün besbelli şekilsiz bir cüceye dönmüş, zaten gözden uzak durması gereken teolojiyi hizmetine alsın.

Devamı...      

1990 BAŞLARINDAN BİR DERGİ DENEYİMİ: APUS KÜLTÜR DERGİSİ

_ Bora Ercan Sayı 29, Ocak 2005

Dergi çıkarmak başlı başına bir heyecandır. Ancak zorlukları da beraberinde getiren büyük bir sorumluluk. Dünya ve Türkiye kültür yaşamının tarihi özellikle bireysel çabalarla varolmaya çalışan dergilerin tarihidir aynı zamanda. Bununla birlikte, her bir dergi bir okul olarak da düşünülebilir. Birçok yazar ilk ürünlerini dergilerde vermiştir, bazıları da çıkardıkları dergilerle özdeşleşmiştir; Cemal Süreya’nın ‘Papirüs’ü, Orhan Veli’nin ‘Yaprak’ı bugün yazın tarihimizde başlı başına bir yere sahiptir.Bir manifestodur dergi çıkarmak, değil mi ki söyleyecek sözü olan dergi çıkarır. Türkiye’nin geçmişine baktığımızda tarihlemeler hep göreli hale gelir. Çok uzak gibi görünen bir tarih, bir bakarsınız çok yakın durur, bunun tam tersi de geçerlidir. 1990 başlarında yaşadıklarımız belki zaman olarak çok uzak değil ama bugün yaşananlardan çok farklı. En azından bugünkü gençler için internetsiz ve cep telefonsuz bir hayatı düşünmek bile olanaklı değil.

Devamı...      

BİR EYLEM, BİR BİLDİRİ (1994)

Sayı 67, Aralık 2005

"Bir eylem niteliğini siyasal gruplar ya da kişiler tarafından yapılmasından değil, içeriğinden alır. Geçtiğimiz cuma günü gördüğümüz eylem ise, bir eylemi siyasal içeriğinin boşaltılmasına örnektir. Somut kazanımlar hedeflemekten uzak, yalnızca eylem olsun diye yapılan bu yürüyüşün pek çok öğrencinin gözünde ne için olduğu belirsizdi. Öğrencilerle bağ kurmaktan uzak bu tür eylemler olsa olsa depolitizasyona katkıda bulunuyor.. "

Devamı...      

BAKKAL, MUHTAR VE BALGAT’TA BİR AMERİKA’LI

_ Ayhan Ayteş Sayı 53, Eylül 2005

Tosun B. 1950’lerin Balgat’ına ilişkin gözlemlerini aktardığı araştırmasının ilk gününde muhtara köyün en yoksuluyla konuşmak istediğini söyler. Muhtar ona isterse çobanla görüşebileceğini ancak çobanla yapacağı bu görüşmeyi Tosun B. ye tahsis edilen odada yapmasının mümkün olmadığını söyler. Çünkü bu Tosun B.’ye bir hakaret sayılır muhtara göre. Sonuçta görüşme kimin olduğu belli olmayan başka bir odada yapılır. Muhtar bu ikisini görüşme sırasında önce yalnız bırakmak istemese de Tosun B.’nin ısrarı üzerine odadan ayrılmak zorunda kalır.

Devamı...      

ÇIPLAK MODEL GORBAÇOV VS.

_ Gül Büyükbay Sayı 97, Haziran 2006

95'in bahar aylarıydı. Üçlü Anfinin altındaki resim atölyesine ilk kez çıplak model gelecekti, aramızda para toplayıp Gazi Üniversitesinde bu işi yapan insanları davet ediyorduk. Bu biz seçmeli resim öğrencileri için önemli bir gündü, ama bir yandan da Gorbaçov’ un spor salonunda konusma yapacağı ilan edilmişti. Yüzüncü Yıl kapısındaki yokuşu inerken spor salonunun önünde toplanmış arkadaşlarımı gördüm; bir anlık çıplak model mi, Gorbaçov mu kararsızlığından sonra, topluluk ruhu beni içinde çekti. İçeriye illa ki girilecek ve Gorbaçov’ a sorular yöneltilecekti. Ortalık gittikçe kalabalıklaşıyordu. Bir süre sonra anlaşıldı ki demokratik bir ortam olduğu söylenen üniversitemizde salona yalnızca ODTÜ koleji öğrencileri alınıyor, üniversite öğrencilerine giriş izni verilmiyordu, toplulukta doğal olarak bir gerginlik oluştu. Düşünüyorum da bu gerçekten saçmalık, ne amaçla neye niyet yapıldığını hala daha anlamıyorum.

Devamı...      

ODTÜ’DE BAHAR

_ Bora Ercan Sayı 83, Nisan 2006

Bahar dönemi eylemlerle açılırdı. Gerek üniversite harçları gerekse servis sorunu gibi nedenler ilk eylemlerin odağını oluştururdu. Sonrasında 16 Mart Katliamı, Nevruz, Kızıldere katliamının yıldönümünde de bazen kitlesel bazen nokta eylemler yapılırdı. Bu eylemler baharın getirdiği coşkuyla 1 Mayıs’a hazırlık gibiydi. 1980 sonrasında her yerde olduğu gibi, elbette, ODTÜ’de de çok şey değişmişti. Sola yapılan baskı ile ters orantılı olarak sağa sağlanan destek sonucunda, özellikle islamcı öğrencilerin sayısında artış olmuştu. ODTÜ çoğunlukla Anadolu’dan gelen memur ailelerinin tercih ettiği bir okuldu(r). Bu öğrencilerin kimi, benim gibi, daha okula gitmeden ‘romantik komünist’ olmuştur, böylece görece özgürlük ve dayanışma ortamında canlı bir sol yaşantı oluşmuştur.

Devamı...      

SU EYLEMİ

_ Dilek Koçal Sayı 79, Mart 2006

Evde eskileri karıştırırken, ODTÜ günlerinden kalma birkaç yazı/bildiri karşıma çıktı. İşte aşağıdaki bildiri de onlardan biri. Ne yazan arkadaşıma ulaşabildim, ne de şu an hala görüştüğüm ODTÜ'lülerden eylemin olduğu gün yurtlar bölgesinde olan ya da eylemi hatırlayan birini bulabildim. Hatırladıklarım bornozlu/havlulu bir eylem olduğu, 1990'ların basında cereyan ettiği, eyleme katılanlar arasından 25 kişinin yurttan atıldığı, bu atılmaların akabinde de aşağıdaki bildirinin yine yurttan atılan bir arkadaşımız tarafından yazıldığı ile sınırlı.

Devamı...      

BEKİR HARPUTLU İLE BİR KONUŞMA (1974)

_ Nurettin Çalışkan Sayı 67, Aralık 2005

Bir dönem FKF yönetimi köylülerle ilişki kurma ve köylü mücadelelerine katılmayı rastlantısal olmaktan çıkarmak için bir dizi çalışmanın içine girdiler. Köylülerin içinde bulundukları koşulları daha iyi algılamak, diğer kesimlerle ilişkilerini ve çelişkilerini daha iyi yorumlamak ve kırlarda sınıf mücadelesinin tahlillerini yapmak için köylerde yaz çalışmaları örgütlediler. ODTÜ Öğrenci Birliğinin düzenlediği yaz çalışmaları konusunda , o dönemde yayınlanan , Öğrenci Birliği Haber Bülteni ODTÜ'de, Bekir Harputlu ile bir söyleşi yapıldı. Kendisi ile yapılan konuşmada Harputlu şunları söylüyordu.

Devamı...      

TÜRKİYE’NİN BÜTÜN ÖĞRENCİLERİ BİRLEŞİNİZ!

_ Gürkan H. Kılıçarslan Sayı 53, Eylül 2005

Türkiye’nin tarihsel kökleri itibari ile en devrimci 2 üniversitesinden biri olan ODTÜ’de Nisan ayında bir olay yaşandı. Bu olayı irdelemeden önce Türkiye’nin en devrimci üniversitelerinin isminde bulunan ( öteki de İTÜ’dür netekim ) “Teknik” sözcüğü ile “Hukuk” sözcüğü arasında oluşan gerilimin çok zengin bir diyalektik süreç ve hatta kültür yarattığını teslim etmek gerek. .

Devamı...      

ODTÜ TARİHÇE ÇALIŞMASINA YÖNELİK BİR ÇAĞRI

_ Ali Pekşen Sayı 71, Ocak 2006

Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin’s 1980-2000 yılları arsındaki dönemini, kişisel yaşantılardan ve deneyimlerden yola çıkarak anlatmaya çalışan, bir tür öznel tarih yazma çabası olarak nitelenebilecek ODTÜ TARİHÇE: 1980-2000 adlı kitap çalışması, ilgili kamuoyuna duyurulduğundan beri ne yazık ki beklenen aktif katılım gerçekleşmedi. Öte yandan ODTÜ tarihçesine ilişkin olarak, İzinsiz Gösteri Dergisi'nde Kasım 2004’ten beri yayımladığımız yazılar oldukça fazla okunmaktadır. Bunu ziyaretçi sayısından anlayabiliyoruz. Projenin yeteri kadar iyi tanıtılmaması, henüz aktif ve yaygın bir katılımın sağlanamama gerekçesi olsa bile, bire bir yazma çağrısı yaptığımız kimi arkadaşlarımızda ortaya çıkan isteksizlik, başka nedenlerin varlığına işaret ediyor.

Devamı...