Başka Taraflardan Bir Bakışla Gezi

_ Bora Ercan

Türkçe önden eklemeli dil bir değildir. Latin kökenli dillerde sözcüğü olumsuz yapan a öneki ile 12 Eylül 1980'den sonra apolitizasyon kelimesi sayesinde daha çok içli dışlı olduk. Buradaki konu, kitlelerin politikadan uzaklaştırılmaları değil soldan uzaklaştırılmasıydı. Darbenin asıl amacı da buydu, ancak askerler ayarı kaçırıp solu yok ederken sağ ideolojiyi o kadar beslediler, büyüttüler ki sonunda o ideolojinin yarattığı güçlü iktidar bugün en büyük destekçisi askerleri içeri tıktı çünkü en büyük destekçiler en büyük rakiplerdir aynı zamanda.

Yapısal olarak geleneksel değerleri yüksek, sanayileşememiş bir toplumda zaten zayıf olan solcular bunca ağır baskılara, işkencelere, sürgünlere, örselenmelere rağmen yok olmadılar. Bugün hala daha Bir Mayıslarda alanlar dolu örneğin. Meslek odaları ve bazı sendikalar bayrağı taşıyor, ama daha da önemlisi artık yeni bir döneme girildi. Genç kitleler çağdaş sol değerlerle politize olurken kendi yöntemlerini de kendileri oluşturuyor, çok daha renkli, katı ve tutucu olmayan bir eylemlilik sürecindeler.

İkinci sistematik devlet politikası asimilasyondu 80'lerde. Yani çoğunluğun azınlığı eritmesi. Gayrimüslümlerde ve özellikle Müslüman göçmenlerde işleyen bu politika Kürtlerde işlemedi ve iflas etti. Yanlış politikaların bedeli her iki tarafta da ödendi. Devletin temel politikasını uygulayan hükümetler, bu yanlışı hep besleyip büyüttüler. İttihad ve Terakki'den bu yana inatla sürdürülen temel anlayış halka büyük zararlar verdi. İlk kez İttihad ve Terakki geleneğinden gelmiyor diye desteklenen AKP de makyajını daha fazla tutamadı yüzünde, aynı yöntemleri uygulamaya başladı çünkü başka bir yöntem bilmiyor...

Başbakan kendine bir köken arayışı içinde, yüce rabbim kimseyi kökensiz bırakmasın! Başbakan kökenini Özal ve Menderes'te buluyor. Erbakan'a büyük haksızlık var ama neylersin... Bu iki isim ülkede sosyal anlamda radikal değişiklikler yapan isimler. Menderes döneminde 6-7 Eylül olaylarındaki yalan haberlerle başlayan yıkımı, yağmayı düşünelim. Bu haberlerin sonucunda, 1915'te Ermeni kıyımıyla başlayan sermayenin el değiştirtilmesinin devamı gelmiş, sadece toprak, dil ve kültür millileştirilmemiş, ekonomi de millileştirilmiştir.

Menderes döneminde geniş yolların açılması pahasına İstanbul tarihinde büyük yıkımlar yapılmış, yüzlerce yıllık camiler bile istimlak edilip yıkılmıştır. Özal'ın yaptıkları daha güncel. Benim memurum işini bilir sözü unutulmazlar arasındadır. Gerçekten de temel anlayış Menderes ile aynıdır...tek bir değer ölçüsü var, o da para, nereden ne şekilde gelirse gelsin, gelsin de! Bugünkü iktidar bu mirası devralmıştır. Onların para sevgisini tanımlamakta Protestan çalışma ahlakı bile zayıf kalır. İktidarlarını tamamen çıkarsal bağlar üzerinde yükselttiler ve sürdürmekteler. Ülkedeki kültürel ve doğal değerler gelecek olan sıcak para için ne yazık ki kolayca vazgeçilebilir.

Gezi olaylarındaki durumu biraz da bunun devamı olarak okuyabiliriz. Millileşen ekonominin islamileşmesi, daha doğrusu sünnileşmesi. Faiz lobisi gibi söylemlerin altında bu yatar. Malumunuz, devlet eliyle zenginleştirme bir TC geleneğidir. 10 yıllık iktidar artık hükümet değil devlettir. Ve kendi sermaye sınıfını beslemek, semirtmek durumundadır. Sonuçta, bu gelenek devam ediyor. Bazı naif çevreler bu tepedeki savaşta taraf olmak istemekte. Koç'un, Boyner'in yanında yer alıyorlar. Bir de devrim yaptıklarını düşünerek...Kendi tercihleri, sermayenin yanında yer almak, ne sermayesi olursa olsun, devrimcinin işi midir, bilemedim, biz geri kaldık diyelim...Divan Oteli'nin kapılarını açması konjoktürel olarak önemliydi, değerliydi ancak resmin bütünü görmek durumundayız.
Gezi'nin öğrettiği çok şey oldu. Zamanla daha da yerine oturacak. Bunun olması için kuşakların geçmesi gerekti. 1980 darbesinin üzerinden 33 yıl geçmeliydi. Türkiye'de artık başka bir kitle var. Devletin anlamadığı da bu. Gri suratlı devlet bu renkli kitleyi algılama yetisine sahip değil. O allı-morlu insanları griye boyama çabasında. Elindeki bütün olanaklara rağmen başaramıyor. Gençler son teknolojiye hakim. Yurtdışına çıkma oranı 30 yıl öncesine daha da artmış. İnsanların hayata bakışları büyük ölçüde değişmiş ve artık geri dönülemez de. Bu canlı kitle kendini baba olarak gören devlete patricide (babakatli) yaparak rüştünü ispat etmiştir. Bu bağlamda 60 ve 70 sonları ile karşılaştırılması anlamlıdır, ancak tabii her iki hareket de babanın topuzunu kafaya yemek olmuştu. Bu nedenle 90 artı eksi 5 doğumluların anne-babaları, devleti çok iyi tanımalarına rağmen çocuklarına, devleti anlatmadılar. Belki kendileri de unutmak istediler. Gönüllü bunama! Lakin, iyi ki de anlatmadılar ve çocuklar cesurca yaklaştılar olaylara. Yine, olanakların eskiye göre daha da artmış olması, bu çocukların çoğunun neredeyse şımarıkça her istediklerini elde edebilmelerinin özgüveni... Ama zaten olması gereken belki de o... Tabii ki tek parça bir yapı değil bu kitle ve hepsini topyekün aynı tanımlamanın altına sokmak doğru değil. Yine de bu enerji örgütlü bir yapıya, oluşuma kanalize olursa bir sonuca varacaktır.

Gezi parkı büyük bir deneyim yeniden vurgulayalım, bir dönüm noktası; ama o kadar da değil, daha çok çalışmamız gerek, çok çalışılması gerek: 40 fırın ekmek yenmesi gerek. Duvara, devrim televizyonlarda gösterilmeyecek yazmak iyi hoş da bu topraklardaki sosyalist mücadeleyi de facebook yazmaz. 1923'ten önce 10 tane sosyalist parti vardı bu topraklarda. Karadeniz'e ayaklarına taş bağlanarak atılan, onbeşler olarak bilinen 15 gerçek TKP kurucusunu bilmeden, anmadan, Amerika'yı biz keşfettik halleri pek de kafama yatmıyor...

Ülkemizin her daim figürlerinden Hülya Avşar bir zamanlar ben aydın bilmem, tanınmam, ama 09 plakalı bir il var, babında bir şey demişti. Haklıymış, bu olaylarda aydınlar da tökezledi çünkü aydın, var olanlar üzerinden geleceği hissedendir. Var olan durumu azıyla çoğuyla herkes yorumlar ama aydın olmak başka bir sorumluluktur.

Gezi olayları çok taraflı okunabilir, bu da işin başka bir güzelliğidir.

Bora Ercan boraercan@yahoo.com
Odysseus Adaları'nın yazarı.