CAN BAŞKENT VE GÜR GENÇ'TEN YENİ YAYINLAR

_ İzinsiz Gösteri

İzinsiz Gösteri'de düzenli olarak yazıları yayımlanan Can Başkent'in yeni kitabı Cinsler ve Türler başlığını taşıyor. Genç bir bilim insanı olarak Can Başkent hem Türkiye'deki Anarşist felsefenin gelişmesine katkıda bulunuyor hem de gittikçe muhafazakarlaşan toplumun genel ahlak anlayılına aykırı gelebilecek birçok konuyu büyük bir düşünsel tutarlılık ve açıklıkla yazıyor. Dergimizin diğer bir yazarı olan Gür Genç'in öncülüğünde Kıbrıs'ta yayımlanan edebiyat dergisi ISIRGAN uzun bir aradan sonra yeniden yayın yaşamına döndü. Cemal Süreya dergileri edebiyatın laboratuvarı olarak tanımlar. Bu açıdan bakıldığında bir ülke edebiyatının atardamarlarıdır da diyebiliriz dergilere. Çok yaşasın dergiler, çok basılsın Isırgan.

Devamı...      

SOUNDSCAPES, AND ACOUSTIC ECOLOGY

The Definition of Soundscape and the World Soundscape Project

_ Uygur Vural

Raymond Murray Schafer coined the phrase “soundscape” which simply stands for “sonic environment.” According to Schafer, “the term may refer to actual environments, or to abstract constructions such as musical compositions and tape montages, particularly when considered as an environment.” During the 1960s, Schafer began his research about environmental sounds. He aimed to draw attention to our world’s soundscape and the ability to hear and perceive acoustic events. Hence, together with his associates, Schafer founded the World Soundscape Project (WSP) as a research and educational group at Simon Fraser University in the late 1960s.

Devamı...      

BULUT BİLİŞİM VE BULUT İLETİŞİM

_ Ali Pekşen

“Bulut bilişim (cloud computing)’” ve “bulut iletişim (cloud communication)” dünya literatüründe son bir kaç yıldır yoğun bir şekilde tartışılmasına rağmen Türkiye'de üzerine pek az yazılmamış bir konudur. 1990'ların başında kişisel bilgisayar ve internetin kullanılmaya başlanması ile Yeni Medya olarak adlandırılan ortam hem hayatın tüm alanlarını hızla değiştirdi hem de kullanıcılarına kendine has yeni imkanlar sundu. 2000’li yılların sonunda doğru Yeni Medya’nın başka bir aşamasına geçildi ve ‘bulut bilişim, ‘bulut iletişim’ gibi yeni kavramlar çerçevesinde tartışmalar gündeme geldi. Bu kavramların ima ettiği ortamlar ve onların özellikleri, bilgisayar devriminin etkilerine benzer değişimlere neden olma potansiyeli taşımaktadır.

Devamı...      

“THE FULL MONTY SHOW”

_ Fatoş Öcal

Geçenlerde bir haftalık bir tatile çıktım. Sadece Dalaman’a gidiş ve Bodrum’dan dönüş biletlerim vardı, bu iki tarih arasında neler olacağını planlamamıştım. “Akışa bırak, sürprizlere açık ol” dedim kendi kendime... Sürpriz derken bu kadarını kastetmemiştim fakat!.. Hisarönü, Ölüdeniz’e 6 km. mesafede bir “küçük İngiltere”. Birkaç sokağın etrafında toplanmış barlar, çeşitli dükkânlar, etrafa yayılmış otellerden oluşan, 3500 civarında nüfusa sahip, ayakkabıcısından garsonuna, dolmuş şoföründen bakkalına herkesin İngiliz aksanıyla su gibi İngilizce konuştuğu, alışana kadar başlangıçta insanı bir şaşkına çeviren tatil beldesi. Yolumu düşürmemin tek nedeni, iş icabı birkaç aydır orada yaşayan arkadaşımı ziyaret edip kısa bir tatil yapmaktı...

Devamı...      

ALIM QASIMOV’LU BİR DÜĞÜN

_ Can Başkent

Bitmek bilmeyen gündüzü olan kentlerin yarattığı neşenin, bir kaç ay sonrasında bitmek bilmeyen gecelere doğru evrileceğini bilmek bazılarını, değindiğim şu bitmek bilmeyen gündüzlere daha da kuvvetli bir şekilde sarılmasını sağlar. Reykjavik, bu kentlerin en mistiğidir bence. Masmavi gökyüzüyle gıpgri denizin birleştiği kentin serin meltemlerinden en güzeli, en harikası Björk’tür. Hani medyatik çılgınlıklarını, von Trier’in ünlü filmindeki etkileyici oyununu, büyük sanatkar Müslüm Gündüz tarafından dahi aranje edilip seslendirilen şarkılarındaki şizofreniyi - o şizofrenidir ki bitmek bilmeyen gündüzleri bitmek bilmeyen gecelere, bitmek bilmeyen geceleri de apaydınlık gündüzlere çevirir -, hatta ve hatta kazandığı Polar Müzik ödülünü - Björk’ten bir yıl sonra bu ödülü Kronos Quartet kazanmıştır - anlatmayacağım bu yazıda.

Devamı...      

ROBOTLAR: HAYALDEN GERÇEĞE

_ Haluk Kalafat

İnsanlık gözünü uzaya diktiği günden itibaren, diğer gezegenlerde yaşam izi arıyor. Dünyamızdaki yaşam koşullarını sağlamaya en yakın gezegen olması nedeniyle Mars gezegeni en önemli hedef. Henüz Mars’a bir insan ayak basamadı. Ama 20’inci yüzyılın ilk yarısında yakın gelecekte insansı başka bir yaşam formu olmaya aday olarak görülen robotlar Mars’ı keşfetmeye başladı bile. Robotların Mars görevi, 1940’ların ünlü “dünyayı robotlar ele geçirecek” türü paranoyak bir hikâye değil tabii. Robotlar, tüm korkuların ve tahminlerin aksine, bilimkurgu filmlerinde ya da romanlarında olduğu gibi bir gelişim göstermedi.

Devamı...      

KAPİTALİSMİN FUTBOLU

“Sadece futboldan anlayan, futboldan da anlamaz.” (L. C. Menotti)

_ Osman Bulugil

Bu yazıda futbolun endüstrileşmesi ve bu sürecin günümüzdeki görünümü ele alınacaktır. Endüstriyel futbola yaklaşımımız aynı zamanda kapitalizmin zaman ve mekan üzerindeki tahakkümünün futboldaki yansımalarını da ele alarak, köylülerin özgürce oynadığı oyunun işçi sınıfına pazarlanabilir bir meta olarak sunulmasına, pazarda özgür emekçiler olarak futbolculara ve taraftarlara değineceğiz. Futbol kulüplerini, örneğin sadece gelir kalemine göre zengin ve yoksul kulüpler diye ayrıma sokmak, aralarındaki ilişkileri görmemizi engelleyecektir. Böyle bir ayrıma gidildiğinde zengin kulüpler yüksek bonservis bedelleri vererek transfer yapan kulüpler olarak; yoksul kulüpler de oyuncu yetiştirip onlara satan kulüpler olarak algılanacaktır.

Devamı...      

MUASIR MEDENİYET ÜZERİNE KARMAŞIK DÜŞÜNCELER

_ Bora Ercan

Maddi uygarlıkla manevi uygarlık arasında ters orantı vardır. Buna en uygun örnek; Avustralya yerlilerinin maddi hiçbir varlıkları olmamasına rağmen manevi dünyalarının zenginliği, ABD gibi ülkelerin de maddi zenginliklerinin yanında manevi dünyalarının eksikliğidir. Günümüzde, yerli toplumlara yaşam alanı kalmadığı için artık tükendiler, tüketildiler, ne ironidir ki, gelişmiş ülkeler denen ülkelerde de New Age akımlara ilgi gittikçe artarak manevi açlığa ilaç olmaya çalışıyor.

Devamı...      

ÇÖLE YAKIN OKYANUSUN İÇİNDEN BİR SES YOLCULUĞU

_ Pelin Özer

Daha önce hiç ziyaret etmediğiniz uzak kıtanın (Afrika!) sizin için sesten öteye bilinmez bir köşesine (Fas), bir müzik festivaline doğru (Essaouira) yolculuk ediyorsanız ve muktedir küresel bakışla, kendisine benzeyeni yabancılardan koruyup esirgeme vaadiyle yazılmış o her şeyi bilen kitaba, tren tarifesi dışında bakmamaya kararlıysanız, hassas bir duyunuzu rehber seçmeniz gerekecektir. Kararınızı âniden uçakta vermişsiniz, havalanmadan az önce, bir kuş sürüsü pistte yürümeye niyetlendiği için uçağınız kalkamadığı sırada: Sizinki dinleyip duyarak görüp algılama, anlamlandırma çalışması olacak. Heceyle değil notayla, konuşarak değil dansederek yol alacaksınız. Turistik teşkilatlanmaya karşı minimal duyu direnişi… Bunun, okyanusun dilini çözmekten, siluetlerin rüzgâr marifetiyle toza ve kuma bulandığında aldığı hayaletimsi görünümün fotoğrafını çekmekten farkı yok. Dile gelmez şeyleri sesle, sesin denetiminde, koruyuculuğunda anlatmak çabası, zaman zaman iktidara heves eden sözleri, kişiliğini kaybetmekten korur belki.

Devamı...