CEVHERİN EFENDİSİ YOKTUR

_ Pelin Özer

Yazının izinden giderek —okurken ve yazarken, her dem aktif— algıladığımız dünya ile yaşadığımız, varlığımızla bir ölçüde nüfuz ettiğimizi sandığımız dünya birbirinden ne kadar da farklı. Birinde nesnelerin ve tariflerin, prospektüslerin ve tabelaların, haritaların ve kodların, tanımlanmış bir başlangıç ile sonun ortasında bize dikte edilmiş sınırlılığın eyvallah’ına zorlanmışız; oysa ötekinde aldatıcı günden azat edilmişlerin yaşsızlığıyla kamaşmış vaziyette havada uçuşmaktayız. Dünyanın kabuk kabuk soyuluşunu kanıtlamak için kapağı kaldırmamız yetiyor, bir kavrayış mahmurluğunda hafifçe dalgalanıyor, “içinde beyaz sihir olan birkaç masal”ın sisli koridorunda ilerliyoruz.

Devamı...      

İNTERNET ve HACKTİVİZM

YENİ TOPLUMSAL MUHALEFET BİÇİMLERİ

_ Ali Pekşen

Bu çalışmamızda, yeni medya ortamı olarak İnternet’in toplumsal ve politik mücadele alanlarında genel iktidar yapılarına karşı muhalif gruplarına, geleneksel medyadan farklı ne tür olanaklar sağladığı, İnternet’in iletişim ortamlarını değiştirmesi/geliştirmesinin bu politik mücadelelerin alanı olan kamusal alanı nasıl etkilediği, varolan toplumsal ve siyasal yapılara ve örgütlenme biçimlerine ne tür alternatifler getirdiği tartışılacaktır. Bu mecranın sunduğu olanaklar ve neden olduğu değişler kadar sahip olduğu sınırları da göz önünde bulundurmak gerekir.

Devamı...      

BİR CİNSEL YÖNELİM OLARAK OBSESYON

_ Can Başkent

"Meşhur" tüm cinsel kimlikler (heteroseksüel, homoseksüel v.d.) ile meşhur olmayanların (bkz. "Alışılmadık Seks Deneyimleri" - canbaskent.net), en önemli ortak noktası, her ikisinin de kategorik olmasıdır. Öyle ya da böyle, her iki grup da cinsel kimlikleri kategorilere ayırır ve bu kimliklerle birlikte topluma ve bireylere tümdengelimci şekilde yaklaşır ve örneğin, heteroseksüel bir kadının bir adamla yakınlaşmasının nedeninin, o kadının heteroseksüel olması ve kimi diğer nedenlerle o spesifik bireye bir çekim (ya da az iticilik) hissetmesi olduğunu öne sürer. Bu örneği derhal genelleştirebilmek mümkün. X cinsel kimliğindeki birinin Y bireyi ile cinsel yakınlaşma deneyimlemesinin ön koşulu Y'nin X cinsel kimlik kategorisinde olmasıdır. Bu soyutlamanin bize verdiği ilk ders, kategorinin bireyden önce gelmesidir.

Devamı...      

TARİH(ÇİLİK) VE ÖYKÜ(CÜLÜK): NEREDE NASIL AYRILIYORLAR?

_ Ulas Basar Gezgin

İggers’ın (1997), üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan tarihyazımı kitabı, öykü-tarih ve kurgu-gerçeklik ilişkileri üstüne tartışmak için, kaydadeğer başlangıç noktaları sunuyor. Bu yazıda, İggers’ın görüşlerini anarak, fakat ona tümüyle bağlı kalmadan, sözkonusu ilişkileri ele alıyoruz. İggers’ın görüşlerine geçmeden, Avrupa dillerinde ‘tarih’ ile ‘öykü’nün aynı Eskil (antik) Yunanca ve Latince sözcükten türeme olduğuna dikkat çekelim: Historia. Bu sözcük ise, eskil Yunanca ve hatta ön-Hint-Avrupaca’daki ‘bilen, araştıran, bilge kişi’ anlamlarına gelen sözcüğe karşılık geliyor

Devamı...      

RAŞİTİK MODERNLİK

_ Bora Ercan

Eğitim bilimi ilkokulda somut dönemde olan çocukların daha çok somut işler ve analitik düşünce tarzını geliştirici oyunlarla eğitilmeleri yönünde olmasına rağmen Türkiye’de, tam tersi, sözele dayalı ezber dersler yoğunluktadır. Birçok ilkokul korkutucudur. Bahçedeki Atatürk büstünden, duvarlardaki 36 Osmanlı Padişahı’nın resimlerine; her sınıfta olması gereken Atatürk resmi, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve İstiklal Marşına kadar yüzlerce nesne genç beyinleri köreltmek için gizli/açık hizmet verir. Garibim öğretmenler ne yapsınlar başka bir türlüsü mümkün mü? Bütün bunlar elbette sakat bir tarih anlayışının sonucudur. Sonuçta da bu toplum ve devlet hangi çağda yaşadığını unutarak bir takım tarihsel filmlerle/dizilerle cebelleşir.

Devamı...      

LUZZU: MALTA KOYLARININ RENGARENK ÇİÇEKLERİ

_ Haluk Kalafat

Luzzusunun burnunu Malsaxlokk’a çevirdi. Güneş iyice yükselmişti. Artık günün balıkların derinlere kaçtığı zamanı başlamıştı; “Tabii balık kaldıysa” diye söylendi kendi kendine. Bir haftadır üç adanın balık sularında gezmediği yer kalmamıştı. Önce Gozo’yu denemişti, dört beş kolyoz çıkartabilmişti. Akdeniz kurumuştu sanki. Luzzusunun ardından sürüttüğü ghezulası (sürütme ağı) çoğu sefer boş çıkmıştı. Daha sonra üzerinde kimyon tarlalarından başka bir şeyin olmadığı küçük Comino adasını denemişti. Kimyona adını veren adanın sığ sularında lahoza olta sallamıştı. Av pek bir tatsızdı. Sonraki günlerde daha iyi bildiği sulara Malta’nın güneyini denemişti. 35 yıldır bu adaların etrafını dolaşıyordu balık peşinde. Son yıllarda denizin bereketi iyice kaçmıştı.

Devamı...