GÜN ZİLELİ İLE “JAN VALTİN - KARANLIĞIN ÖTESİNDE”YE VE MEVCUT “KARANLIĞA” DAİR SÖYLEŞİ

_ Emre Özkapı

"• Benim, bir yazarın Jan Valtin'in bütün hayatına kefil olmam söz konusu değil, Waldenvals ismindeki Alman bir yazar, Valtin'in peşine düşmüş, bütün hayatını, bu kitapta anlattıklarını izlemiş, incelemiş ve neler doğru neler yanlış kendince çıkartmış. Sonuç olarak ben bu kitabı, Emrah Cilasun'un aktardıklarından biliyorum, kendim okumadım ama orada yazarın vardığı sonuçlar, Valtin'in söylediklerini büyük ölçüde doğruluyor. Öte yandan mesela yorum farklılıkları var, efendim, Jan Valtin ailesini, mesela babası üst derecede bir kaptan olmasına rağmen, bir proleter aile gibi göstermiş gibi, tamam olabilir, fakat adam babasının kaptan olmadığını söylemiyor ki. Ama şu var, çok büyük bir düşüş var, gerçekten, savaş her şeyi altüst etmiş ve bu fakirleşmiş bir aile, dolayısıyla burada Waldenvels öyle bir yorum yapmış olsun, bunun bir önemi de yok zaten. Meselenin esasına ilişkin bir şey değil, ben kitabın kendisine kefilim."

Devamı...      

KİŞİSEL İLETİŞİM ARAÇLARINI KAVRAMSALLAŞTIRMAK

_ Marika Lüders

Medya teknolojilerinin dijitalleştirilmesi ve kişisel kullanıma açılması, kitle iletişimi ile kişiler arası iletişim şeklindeki geleneksel dikotominin; dolayısıyla da kitle iletişim araçlarıyla kişisel iletişim araçları (örneğin cep telefonları, e-mail, anlık mesajlaşma araçları, blog’lar ve fotoğraf paylaşımı hizmetleri gibi) arasındaki dikotominin konumunu sarstı. Tekil bireyler medya teknolojilerini, kendi kişisel ifadelerini yaratmak ve başkalarıyla paylaşmak için dijital ağlar üzerinden kullandıkça, eskinin genel bilgi sağlayıcısı olan kitle iletişim araçlarının özellikleri bugün artık doğru kabul edilmiyor. Bu makale, kişisel iletişim araçlarının teknik ve toplumsal boyutlarını incelediği ve kitle iletişim araçlarıyla kişisel iletişim araçları arasındaki ayrımı gözden geçirdiği için araç teorisi geleneğinin içinden konuştuğu söylenebilir. İki boyutlu bir model, kişisel iletişim araçlarıyla kitle iletişim araçlarını, birbiriyle etkileşim halinde oldukları bir eksen ile kurumsal/profesyonel bir eksene yerleştirmeyi önerir: Bu modele göre kişisel iletişim araçları kurumsal değildir/profesyonel değildi ve kolaylaştırılmış bir etkileşimi sağlar.

Devamı...      

SİYASET SÖYLEMLERİNDE KULLANILAN SATRANÇ METAFORLARI ÜZERİNE

_ Can Büyükbay

Satrancın doğasında rastlantılara yer yoktur, satranç oyuncusu duygusallığı bir kenara bırakarak rasyonel düşünceyi ve yaratıcılığını ön plana çıkarmak durumundadır çoğu zaman. Alkan’ın Radikal gazetesindeki köşesinde Erdoğan hakkında yazdıkları ve satranç/tavla karşılaştırması rasyonellik/duygusallık-rastlantı ikileminden yola çıkıyor örneğin. Alkan’a göre, Erdoğan, diplomatlardan şu ana kadarki diplomasi tarzlarını gözden geçirmelerini talep ediyor: “Erdoğan’ı kızdıran başka zihinsel alışkanlıkları da var monşerlerin. Örneğin, monşerler, dış politikada duygusallığın felaket getireceğinden korkarlar. Monşerlere göre, dış politika satranç gibi oynanmalıdır, tavla gibi değil.”

Devamı...      

SEVİM BURAK / ‘HER / ŞEYE / RAĞMEN’İN / YAZARI - 2

_ Bahar Akpınar

Sevim Burak bu varoluş yolculuğuna Yanık Saraylar adlı yapıtında yer alan “Ah Yar Rab Yehova” adlı öyküsünden yola çıkarak yazdığı Sahibinin Sesi oyununda da devam eder. “Ah Ya Rab Yehova” ile Sahibinin Sesi arasında önemli biyografik figür olarak yazarın Yahudi olan ancak sonradan Müslüman olan annesini görürüz. Öyküden oyuna taşınana güçlü biyografik imgeler Sahibinin Sesi’nin Sevim Burak’a ait pek çok ayrıntıyı içermesi bakımından önemlidir. Everest My Lord’da bir gölge olarak karşımıza çıkan Burak, bu son oyununun sahibidir ya da oyunu onun sesini taşımaktadır. Sevim Burak’ın bu oyunu hakkında söyledikleri Freud’un yazarı yazmaya iten etkinin çocukluk deneyimlerinde saklı olduğu savını desteler niteliktedir:

Devamı...      

YEDİ ÖLÜMCÜL ANARŞİST GÜNAH - 7 : SUPERBIA

_ Can Başkent

Dinlerden nefret etmeye yeni başlayan insanların çoğu hemen sorar: "12 yaşından büyük herhangi bir insan bu dinlere nasıl inanabilir?". Elbette, bu küstah şaşkınlık, determinist bir rasyonalizmi açık eder. Zira, çelişkilerle, mantıksızlıklarla, aptallıklarla, gayrı-insani muamele ve emirlerle dolu bir saçmalıklar yığınına neden inanılır? Kimi hoşgörülü ateistler, ortayolu bulmaya çalışır: "İnsanların rasyonal olduğunu varsaymak zaten irrasyonaldir. Dolayısıyla, bu uslamlama, çıkış noktası itibariyle tutarlı değildir. İnsanların irrasyonal olmayı seçme hakkı vardır."

Devamı...      

YARINSIZ HALK, YIKILMAYAN HALK

_ Ulas Basar Gezgin

Çok açık olan bir gerçekle başlayalım: Türkiye’de 70’lerde çekilmiş izitler (film), ‘Kenar Mahalle İti Milyoner’ (‘Slumdog Millionaire’) izitinden çok daha ileri bir noktadalar ve bu türde bir izite ödül verilecekse; ödül, Türkiye izitlerine gitmeli. (‘Kenar Mahalle İti Milyoner’ izitini yeniden ele almayacağız; bu konuyu Gezgin (2009)’da irdeledik.) Gerçekten, ödülü hakeden, ancak uluslararası tanınırlığı olmamış izitler ülkesi, 70’lerin Türkiyesi. Bu uluslararası tanınmazlıkta önemli bir etmen, kimi konuların ve özellikle gökçeseslerin (müzik) yabancı izitlerden çalıntı olması. Dolayısıyla kimi izitler, en iyimser görüşle, uyarlama gibi duruyor daha çok. Yine de, anmaya değer çokça izit var. Bu izitler, belki onlarca betik (kitap) yazacak denli uzun uzun tartışılabilir. Bu yazıda ise, unutulmaması için, 70’lerden bir izite ve onun bir tür yan-izitine dikkat çekeceğiz.

Devamı...      

FENERLER: BOĞAZ’IN BEKÇİLERİ

_ Haluk Kalafat

Dar sokaklarında yürürken karşınıza havada ters vaziyette uçuyormuş gibi görünen bir çift çizme çıkabilir. Dikkatle bakın, evin önündeki terastan garip biçimde fırlamış demir kazıklara takılıdır çizmeler. Oralarda oynayan çoluk çocuğun başına bir iş gelmesin diye takılmıştır belki, ya da çizmeler ıslaktır da kurutuyorlardır... Ya da hiçbir yere çıkmayan tahta merdivenlere rastlayabilirsiniz, bahçenin ortasına atılmış gemi çapasına, lahana tarlalarını çeviren balık ağından yapılmış derme çatma çitlere, ıslanmasın diye kalın naylonla kaplanmış ağacın birine asılı Atatürk resmine, kayıkların içine atılıvermiş klozet kapaklarına… Ama en çok ağ yamayan balıkçılara rastlarsınız. Burası tatlı bir huzurun yaşandığı, insanları eğlenceli, hoşsohbet bir yer.

Devamı...      

SİZ YİYİN, SEVİN, DUA EDİN: ALLAH KABUL ETSİN!

_ Bora Ercan

Her toplumun, her topluluğun kendini ve diğerini tanımlaması, adlandırması farklılıklar gösterir. Batı'nın Doğu'yu tanımlaması ise onu yeniden kurması/kurgulamasıdır. Dünya tarihinin son iki yüzyılında artan bir hızla Doğu, Batı'nın ilgi odağı olmuş ve Doğu, neredeyse Batı'nın kendisi hakkında yaptığı tanımlarla. kendini öğrenmeye başlamıştır. Önceki dönemlerde Doğu bilgelikleri hakkında yazılmış sağlam kitaplar vardı. şüphesiz. Günümüze gelindiğinde. olayın tamamen çığrından çıktığına, Secret gibi Ye, Sev, Dua Et gibi yazısal değeri olmayan, pembe dizi kitaplarından bile daha kötü proje kitapların milyonlarca sattığına tanık oluyoruz.

Devamı...