2010 BİTERKEN SAPTAMALAR

_ Bora Ercan

Yaşım ilerledikçe mottom “insana dair hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı,” oldu. Bu söz, yanılmıyorsam Montaigne’nin. Bu sözü “Türkiye’ye dair hiçbir şey beni şaşırtmıyor artık,” diye kullansam, belki kıyısından köşesine yeni bir şey katabilirim literatüre. Buradaki şaşırma/şaşırtma, sözcük anlamının çok ötesinde kullanılıyor elbette. O kadar çok şaşırıyoruz ki, daimi bir şaşırma halindeyiz, ötesi yok! Şaşırma ve şaşırtmak o kadar da kötü değildir, hatta eğitim amaçlı da kullanılır. Zen rahipleri öğrencilerini koan adı verilen, sonucu olmayan, saçma görünen paradoksal sorularla şaşırtır, Zen ustaları öğrencilerinin dizgesel, alışkanlıklarla dolu düşünsel sistemlerini kırmayı amaçlar koanlar yoluyla. Biz de bir takım koanik saptamalarda bulunalım cennet ülkemizin hali hakkında.

Devamı...      

CLARISSA DALLOWAY'I YAKMALI MI ?

_ Hande Öğüt

“Mrs Dalloway çiçekleri kendisi alacaktı.” Edebiyatın, tarihin, aklın sunduğu imkânlarla bu cümleyi pek çok şekilde okumak mümkün… Mrs Dalloway, çağının öncü, mücadeleci kadınlarındandır, çiçekleri bir erkekten beklemeksizin kendisi alabilir. Bir kadın olarak kendine biçilen toplumsal cinsiyet rolünü sahiplenmemiştir. Ancak bir başka okumada Mrs. Dalloway’i titiz, güvensiz, yalnız, “ötekiler” ile kendi arasına kesin setler çeken, soğuk, kalpsiz, kendini beğenmiş bir üst sınıf kadını olarak da alımlayabiliriz. Üniversite yıllarında sevmiştim Clarissa Dalloway’i. Çünkü onu feminist literatürde önemli yeri olan yazarı Virginia Woolf’u işaretfişeği alarak okumuş, yazarının bir alteregosu olarak yorumlamıştım. Clarissa Dalloway’in kişiliği hep aklındaymış gibi ilk romanı “Dışa Yolculuk”ta da, öykülerinin pek çoğunda da Mrs Dalloway adlı birinden sürekli söz eder Woolf. Ancak onun nasıl bir insan olduğunu anlayamayız, tanımlayamayız. Sevmeli mi yakmalı mı bilemeyiz.

Devamı...      

"İÇİMİZDEKİ SON TABİATIN KALINTISI"

_ Pelin Özer

Hatırlamak, insanı geriye götüren bir eylem biçimi ama edilgen olduğu iddia edilemez. Hatıra, aynı zamanda kurulup yıkılabilen, seçim şansı tanıyan, insanın içinde yaratıcı bir zihni harekete geçirecek güçlü bir mekanizmaya sahip. Kendini bedensel olarak bugüne katmış görünse de, hatıralarına dönerek kendini yeni baştan kuran kişi, bir bakıma bugününü ve gelecekten beklentilerini (dolayısıyla kaygıyı, hırsı, hayali, düşkırıklığını vb.) bloke eder. Bir nevi, akıp giden hayata feyk atar. Bu da azımsanacak bir eylem biçimi değil. Kendisinin kalabalığını örgütleyip harekete geçirmiş kişi, yerleştiği düzlemde, seçtiği hatıraya demirlemiş bir direnişçidir artık. Kurup bozduğu kendi hatırası olduğundan, kimseye zarar vermez.

Devamı...      

GÜNÜMÜZÜN MUTLU İNSANLARINI TANIYALIM...

_ Ulas Basar Gezgin

Bu yazı, Dolan, Peasgood ve White’ın 2008 tarihli “Bizi neyin mutlu ettiğini gerçekten biliyor muyuz?” adlı kaynak tarama çalışmasının özetinden ve bunların kısa kısa yorumlanmasından oluşuyor. Başlamadan belirtelim: Mutluluk çalışmalarında, üç bilimsöz (terim) var ve bunlar, kimi zaman, birbirine karışıyor: Mutluluk, bireysel iyi olma (kendini iyi hissetme) ve yaşam doyumu. Bu yazıda, bu üçü için de ‘mutluluk’ sözünü kullanıyoruz. Mutluluğu etkilediği ileri sürülen 7 etmen ve altdalları şöyle: 1. Gelir: Bilinen bir gerçek, şu: Ülkeler düzeyinde, en mutlu insanlar, en yüksek gelirli ülkelerde yaşamıyor. Ayrıca, salt (mutlak) gelir x görece gelir ayrımı yapılıyor. Salt gelire bakıldığında, gelirle mutluluk arasında bir ilişki çıkmayabiliyor. Yani en yüksek gelirlilerin en mutlu insanlar olduğu doğru değil.

Devamı...      

YAZARAK YAŞAMAK

Notlar

_ Gür Genç

Kuşkusuz söylemek de bir eylemdir, ama kalıcı olmayan bir eylem. Ne kadar bağırarak söylense de yazılmayan söz uçup gider, havaya, daha önce söylenmiş olanların arasına karışır. (1994) Madem ki bütünlük kaybolmuş, yaşam içindeki her şey parçalanmıştır, yazmak şart artık. Çünkü yazmak, parçalar arasında bağ kuruyor, birleştiriyor. Kopuk ve dağınık olanları bir araya topluyor, yeniden oluşturuyor. Yazmak, insan, doğa ve yaşam arasındaki devreleri tamamlıyor. Varlığı, var oluşu yaşamla barıştırıyor. (1995) Yazmak kehanette bulunmaktır. Yazı yazıldı mı, ok yaydan çıkmış olur. O yazının öngördüğü deneyim yaşanmamışsa eğer yaşama yolu bulmaya girişir yazan.

Devamı...      

MERCEDES SOSA BİZİMLE

_ İzinsiz Gösteri

Şarkılarımız var. Yedi iklimde yakılan. Şiirlerimiz, derya denizler boyunca yazılan. Aşksa aşk. Sevgiyse sevgi. Dostluksa dostluk. Bizimle her şey. Kavgaysa kavga. Yolculuksa yolculuk. Bizimle. Adlarımızın ötesinde. Ten renklerimizin, dillerimizin ötesinde kalplerimizle bir arada. İnançlarımız, hep beraber yaşayabileceğimiz güzel günlere. Şarkılar da. Sürgünlükler de. Mahpusluklar da hep bunun için. Şili’de, Yunanistan’da, Arjantin’de, Türkiye’de. Hiçbir ses yok olmaz evrende. Hiçbir söz karşılıksız kalmaz. Mercedes Sosa’nın sesi ve sözleri bizimledir. Ne uzaklık engelleyebilir bunu ne de devletler. Belki 1986 yılının Ankarası’nda bir kış gecesi tuğlaların etrafına sarılı rezistanslarla ısınmaya çalışan gençlerin şiirlerinin dizesi olacaktır. Çocuk bakışlarını büyütürken Ateş Hırsızları Söylencesi’nin fısıltıları her yeri saracaktır. Ya da bir Kuzey Adası’nda neden orada olduğunu kendine soramayacak kadar yorgun bir sürgünün soluk alışverişleridir. Şarkılar yaşamla bağdır. Geçmişle ve gelecekle ve şimdinin ateşinin dumanında bir anafordur. Mekanlar arasında bir gökkuşağıdır devrimimizin şarkıları.

Devamı...      

ADIOS NEGRA QUERDA, TODAVIA CANTAMOS !...

_ Emirhan Oğuz

Eylül gecesinin serinliği bekleyişimizi belirsiz bir heyecanla ürpertiyor. Uzaklara, karanlığa doğru bakıyoruz. Karşıda, lacivert suların güney sırtlarında dik bir eğimle yükselen adada belli belirsiz kıpırdaşan ışıkların uğultusunu duyuyor gibiyiz. Bu rüzgar tabii. Çok hafif bir esintinin önünde, zodyak botun ralantide mırıldanan motorunun sesi duyduğumuz. Bir süre sonra ses tamamen diniyor. Artık küreklere geçildiğini anlıyoruz. Son devriye ilerdeki çifte burunların önünden geçip gideli epey bir zaman olmuş. Olağandışı bir aksilik olmazsa bot onbeş dakika içinde kıyıya, içinde küçük sürü halindeki sarpaların, ince gümüş sürülerinin, istisnai birkaç karagözün yana döne dolandığı uzun yosunların üzerine inecek…

Devamı...      

MERCEDES SOSA'YLA KARŞILAŞMA

_ Levent Turhan

Bizimkisi bir yolculuk hikayesi’ydi. O’nunsa yolculuğun kendisi denebilecek hayat’lardan biri olduğunu daha sonra, öyküsüne vakıf oldukça öğrenecektik. İlk karşılaşmalar önemlidir; görüntüden, sesten daha fazlasını kapsar. Karşılaştığınız her neyse, onu gövdesel bir bütün olarak hatırlamanızı sağlayan sizin hayatınızda kapladığı yerdir. O’nunla soğuk denilebilecek yağmurlu bir Avrupa kuzey akşamında karşılaştık. 1986 yılıydı. Tedirgin göçmenliğin kuşatmasını kırmaya çalışan bir arkadaştı beni evine davet eden. Ben memlekete dönüyordum. Arkadaş ise orada, tundralar ülkesinde, kendi fincanına kıskançlıkla sahip çıkan bir sevgiliyle “ortak” bir hayat sürdürecekti.

Devamı...      

BALIK VAKTİ İSTANBUL

_ Haluk Kalafat

Sabahın erken saatleri; güneşin birazdan doğacağım dediği sıralar. Çayını hızla içmiş, ayaküstü kahvaltısını yapmış bir adam, aceleyle evinden çıkıyor. Bütün gece yağan yağmura çıkınca, sarı yağmurluğunun kapüşonunu takıyor. Başı öne eğik, denize kavuşacak bir ırmağın acelesiyle hızlı adımlarla ilerliyor. Sırtında olta takımı, elinde birkaç saat içinde çinakoplarla dolacak olan bir kova ve portatif tabure. İstanbul’un birçok evinde yaklaşık aynı saatlerde benzer sahneler yaşanıyor. Çünkü bugünlerde balık akını var. Çinakop bol bu yıl; istavrit, izmarit gibi yerli balıkların (yatak balıkları) bile bereketi artmış sanki.

Devamı...