İZİNSİZ GÖSTERİ’NİN 7.YILI ve MAKYAJ KİMLİKLER

_ İzinsiz Gösteri

Ne kadar özel bir ülkede yaşadığımızı söylemeye gerek yok. Her gün azıyla çoğuyla yaşadıklarımız ve yaşayacağımız bir çok olay bunun kanıtı. Saatli Maarif Takvimi’nde günün adrenalini diye bir bölüm açmayı öneriyoruz. Her şeyin parayla ölçüldüğü kapitalist düzenin anti-sosyalist mücadeleyle harmanlanarak uygulamaya konduğu ülkemizde artık bizi hiçbir şey şaşırtmamalı. Gel gör ki, biz şaşırmasak da bu yapılanları kabul edeceğimiz ve susacağımız anlamına gelmiyor. İşte bunun için bir başka dilden bağırıyoruz: Beynimizin en derin, kalbimizin en kırmızı yerinden. İzinsiz Gösteri, konuştuğu bu dille, hedeflediği kaynak yayın olma çabasını bir ölçüde yerine getiriyor. Bazı konularda bu ülkede, bu dilde yazılmış bazı makaleleri, denemeleri eğer çalıntılandırılmamışlarsa sadece dergimizde bulabilirsiniz. Oysaki biz “copy left” ya da ”creative common” gibi mantıklarla varız. Nezaket gereği alınan yazıyı bize bildirseniz ne mutlu oluruz bilseniz.

Devamı...      

SEVİM BURAK / ‘HER / ŞEYE / RAĞMEN’İN / YAZARI - 1

_ Bahar Akpınar

Sevim Burak, Türk edebiyat dünyası ve sahne yaşantısı içinde ilk bakışta göze çarpan isimlerden biri değildir. Benzer biçimde akla ilk gelen oyun yazarlarımızdan da değildir. O, edebiyat dünyamızın muhteşem kalabalığı arasında bir köşede okurunu bekler. Kalabalığın içindedir ancak kalabalığa dahil değildir. Okuruyla bir kere buluştu mu, onu kolay kolay bırakmaz. Okur, yazarıyla birlikte, yazarının hayatından şekil alan öyküleri, öykülerinden şekil alan oyunlarını okurken, Sevim Burak okurunun içinden yeniden doğar. Okuru üzerinden her satırını yeniden yaşar ve bu yaşanmışlığı yeniden yazar. Ancak yeniden ölmez. Okurun zihninde büyük bir kelime adasının hakimi olarak yaşamaya devam eder.

Devamı...      

VİETNAM'IN SİSLİ PİRİNÇ TARLALARI, KAMBOÇYA'NIN LOTUS ÇİÇEKLERİ VE MALEZYA

_ Beste Dolanay

Kuala Lumpur: Gözlerimi açtığımda, taksinin radyosundan yükselen Malezyaca garip bir müzik eşliğinde başkent Kuala Lumpur’un merkezine doğru gittikçe daralan caddelerinde, akşam üstü iş çıkışı trafiğinde soldan soldan, sert dur kalklarla ilerliyorduk. 10 saatlik uykusuz bir uçak yolculuğu ile o sabah gelip tüm şehri hızlıca turladığımız için yorgunluktan uyuyakaldığım takside keyifle etrafımı seyredip gülümsüyorum, uzun zamandır gelmek istediğim Uzakların Doğusu’ndayım sonunda… Ertesi sabah erkenden başlayacak, bu bölgedeki en az el değmiş ülkelerden olan Vietnam ve Kamboçya maceramız için heyecanlanırken, bir yandan da, her akşamüstü yağmur yağdığı için neredeyse %70’inin parlak yeşil, muhteşem tropik ormanlarla kaplı, nemli, çok sıcak, modern ve gelişmiş Malezya’nın, çok da ilginç ve otantik bir ülke olmadığını, yine de Kuala Lumpur’un rahat yaşanabilecek bir şehir olduğunu düşünüyorum…

Devamı...      

"YOLCULUK ÖZGÜRLÜK GETİRİYOR"

Bir süredir Latin Amerika’da dolaşan Gülcan Özcan ile bir söyleşi

_ Gül Büyükbay

": Beş aydır yollardayım, yolun başında kaçış idi, her şeyden çok uzakta olma isteği. Ekvator’un tehlikeli sokaklarında gezerken hep bu kaçma isteği ile boğuştum, bu tezatlığın içinde gerçek tehlikeyi iliklerimde hissederken, neden kaçıyordum aslında? Kolombiya’da ise, oranın Latin ruhunun benim ruhuma hafiften dokunması ile ne kadar gereksiz olduğunu gördüm bu kaçmanın. Yani ne gerek vardı bu kadar uğraşmanın ruhumla, zarardan başka getirisi yoktu ve ben de bıraktım o kültürün içine kendimi, onlardan biri olup hayatın müzik gibi dans gibi güzelliklerini yaşadım uzun bir süre, çok iyi geldi. Şu anda Patagonya’nın ufuk çizgisiz devasa çayırlarındayım ve bu çayırlarda eriyip giderken, minnacık kalırken yaşadığım ise kendimle yüzleşme. Şaşırtıyor beni bu değişken ruh halleri, sadece başkalarına karşı değil, kendime de sınırlar koyduğumu ve kendimle de o kadar barışık olmadığımı farkettim. Şu anda ne bir kızgınlık, ne kendimi korumak adına koyulmuş sınırlar var, tek korkum geri dönersem bunları yeniden yaşama olasılığı, dönmesem diyorum, sürekli gezgin olsam. "

Devamı...      

YENİ ÇAĞ DİNLERİ DOSYASINA BİR ELEŞTİRİ

_ Bora Ercan

Birgün Pazar’ın 4 Nisan tarihli nüshasında yayımlanan dosya konusu olan “Yeniçağ Dinleri” üzerine yazılan yazılar ne yazık ki maddi yanlışlarla ve önyargılarla doluydu. Her yazar, konunun bir parçasını, görmeyenlerin fil tarifi yapmasına benzer şekilde ele almış, yazarlar konuyla ilgili bırakınız iyi bir kaynak araştırması yapmayı google bile kullanmamış. Yazıların kapsamı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın saptamaları doğrultusunda gelişmiş. Ruhsal açlık çeken insanların kendilerini bir takım ruhsal kökenli gruplara bağlayarak bu açlıklarını bir nebze olsun dindirme çabası… Bu gruplar olarak da örneğin Budizm’in ve Zen Budizm’in adı verilmiş. Budizm, kökleri Hinduizm dayanan, günümüzden 2500 yıl önce ortaya çıkmış ve yoğunlukla Güneydoğu Asya’da milyonlarca inananıyla, Buda’nın öğretilerine dayalı tanrı inancının olmadığı bir dindir. Bir yeniçağ dini değildir.

Devamı...      

“SENİN ŞARKIN BENDE”

_ Pelin Özer

Bizim kuşaktan kimilerinin ruhuna iyice nüfuz etmiş, anlatılması pek de kolay olmayan bir âcizlik hali vardır. Bu hal, gariptir, zamanında, sözcüklerini bulup da dillenemediğinden olsa gerek, kesif bir suçluluk duygusuyla gelişti, belli belirsiz dışavuruldu. Bir insan sadece yaşadığı dönemin anılarıyla var olmaz, sevdiğimiz, inançlarını paylaştığımız büyüklerimizin rüyasını biz de gördük. Öylesine yakınımızdaydı ki onlar, meydandaki uğultuyu duyuyorduk, giysileri üstümüzdeydi, kitaplarını okuyorduk, şarkılarını ezbere söylüyorduk. Kendimizi onlara iyice benzetmiştik ama dilimiz bir türlü dönmüyordu, anlatamıyorduk, zaten çoğu bizi dinleyecek halde değildi. Bizim için yazılmamış bir tarihte, tahliye edilmiş bir meydanda kendi kurmadığımız bir dili çabucak içselleştirerek konuşmayı beceremezdik. Kolay değildi, dağılmış halaya nasıl eklenecektik? Ne söylersek söyleyelim eksik kalıyorduk, yaşamadığımız fiziksel acıdan dolayı en sahici hislerimizden sürgündük. Namus gereği sürgünlüğün acısını nasıl anlatacaktık?

Devamı...      

YORUMUN 25. YILI

_ İzinsiz Gösteri

Grup Yorum, onca baskıya rağmen ilk günkü heyecanıyla müziğini ve eylemliliğini devam ettiriyor. Türkiye’de ve dahi dünyada televizyona bile çıkamayan bir grubun 55 bin biletli izleyici toplayabilmesinin nedeni de bu enerji olsa gerek. 25. yıl konserini merakla bekledik ve konser günü İnönü Stadyumuna gittik. Son yıllarda müziğini yakından takip edemesek de grubun sanatsal gelişimini konserin gösteri boyutuyla birlikte değerlendirdik. Bu esnada da Türkiye’nin başka bir yüzünü gözlemledik. Konserde çok sayıda yıldızlı bereleriyle görevli vardı. Girişlerde ve çıkışlarda kibarca yardımcı oldular. Kendi güvenliğimizi kendimiz sağlarız gibi bir anlayış çok değerliydi. Stadyum konserinin dejavantajı izleyicilerle sanatçıların kopukluğudur. Ne yazı ki bu konserde de öyle oldu, ama başka da bir çare yoktu belki.

Devamı...      

YAZARIN DEĞİŞEN İMAJI

_ Bora Ercan

Şüphesiz bu reklam ülkemiz edebiyat dünyasının pek de alışık olmadığı bir davranış. Biz edebiyat okurları, kitabının çok satmasıyla övünen yazarlara da alışık değiliz. Yazınsal değerlerin ölçütünün satarlık olmadığı az satan yazarların bir avuntusu değildir. Kim düşünebilir ki koca Yaşar Kemal’i elinde bir kitabı ve bilgisayar tasarımlı fotoğrafıyla gazetenin yarısını kaplayıp bizlere teşekkür ederken. Ayrıca, yazarın elinde tuttuğu kitabın konusunun sufilik olması da ne büyük bir çelişkidir. Bütün mistik yolların temel hedefi tevazu göstermek, egoyu söndürmek değil midir? İkinci Dünya Savaşı sonrasında teknolojik yeniliklerle eşzamanlı olarak kitle iletişim araçlarının tüm dünyada büyük bir hızla yaygınlığıyla toplumlardaki ilgi yönelimi radyo ve televizyona kaymış ve dolayısıyla da kitap başta olmak üzere basılı eserlerin tahtı sarsılmıştı. 1980 sonrasında bilgisayarlar ve nihayetinde de internet bu sarsılan ilgiyi yerle bir etti. Her şey değişmişti. Bu değişimde edebiyat da yazarlığıyla, şiirleriyle, kitaplarıyla değişecekti. Bu kaçınılmazdı.

Devamı...