BİR KİTAP: RESMETMENİN TOPLUMSAL TARİHİ

_ Ali Pekşen



Fotoğraf ve Sinemanın Toplumsal Tarihi adlı kitapta, insanlık tarihinin belli dönemlerdeki düşünsel yapısının şekillenmesiyle birlikte, teknolojik gelişmelerle ortaya çıkan farklı resmetme teknikleri olarak fotoğraf ve sinemanın toplumsal tarihi anlatılmaktadır. Levend Kılıç eserinde , bu tarihsel analizi yaparken üç ayrı ve fakat içi içe geçen, birbirini etkileyen üç eksen üzerinde hareket etmektedir. Başta düşünsel tarih olmak üzere, teknoloji tarihi ve bunların toplumsal ve kültürel hayata yansımaları, yani sanatın ortamına dahil olmaları. Fotoğraf ve Sinemanın Toplumsal Tarihi, fotoğraf ve sinemanın tarihine tek boyutlu bir bakışla değil çok boyutlu bir bakışla yaklaşmaya, “kuru” bir tarih anlatımı yerine, farklı boyutların nasıl iç içe geçtiğini gösterek ele aldığı konuyu daha derinlikli bir içeriğe kavuşturmaya çalışmaktadır. Levend Kılıç bu kitabında, yüzey üzerinde optik yoluyla resmetme anlayaşının fotoğraf olarak ortaya çıkışı ve hareketli görüntü olarak gelişimini anlatırken, 1800'lü ve 1900'lü yılların düşünsel yapısını da ortaya koymuştur.

Kılıç’ın ortaya koyduğu temel yaklaşımlarından birisi toplumsal yaşama yön veren düşünsel gelişmeleri görmezden gelerek, teknolojinin sağladığı olanakların tam olarak anlaşılamayacağıdır: Nesnelerin tarihi insanlığın tarihidir. Nesnelerin tarihini anlatmak, aynı zamanda insanlık tarihini de anlatmaktır. (Kılıç, 2008: 9). Bağlamsal bir bakış açısı söz konusudur. Fotoğraf ve sinemanın bulunuşu ve gelişimi, teknolojik bir buluş olduğu kadar, toplumsal yaşama yön veren konularla da bağlamsal olarak ilişkilidir. Bu nedenle, hem fotoğrafın hem de sinemanın bulunuşunu ve teknolojik gelişiminin tarihini anlatmaya, toplumsal yaşama yön veren dönüşüm dönemlerini ve bu dönemlerin toplumsal düşüncelerine yön veren öğretilerini aktararak başlıyor Levend Kılıç. Fotoğrafın toplumsal tarihini yani sanayi devrimine ve modernleşmeye denk gelen dönemi anlatılırken, Auguste Comte (Pozitivizm) , Alexis de tocqueville (Eşitlik, Özgürlük, Demokrasi), John Stuart Mill (Biresyel Liberalizm), Karl Marx (Marksist Öğreti) ve daha sonra da Walter Benjamin’den bahsediyor. Ardından, J. Nicéphore Niépce’den L. J. Mandé Daguerre ve W. H. Fox Talbot’a Türkçe literatürdeki en kapsamlı fotoğrafın bulunuş tarihi karşımıza çıkıyor. Sinemanın toplumsal tarihinde ise değişen dünya kavramı çerçevesinde, Leninizm, Faşizm ve Nasyonal Sosyalizm gibi totaliter rejimler ile Sigmund Freud ve Jean-Paul Sartre’tan hareketle sinema teknolojisini ortaya çıkaran Eadweard Muybride, Thomas Alva Edison, Lumiere Kardeşler gibi öncüler ve onların buluşları ve ayrıca Georges Melies, David Wark Griffith ve Sergei M. Einstein gibi bu teknolojiyi sanatın alanına taşıyan öncü sinamacılar gündeme gelmektedir.

Fotoğraf dönemiyle ilgili olarak positivizm, liberal ve sosyalist düşüncelerden yazarın deyimiyle insan aklını yansıtan öğretilerden bahsedilirken, sinema döneminde insan aklınına başkaldıran düşüncelerinden bahsedilmektedir. Sinema dönemi, Kılıç’a göre, sağ ve sol totaliler öğretilerle birlikte doğrudan bireye yönelik düşüncelerin şekillenmesinden oluşmaktadır. Fotoğraf ve sinamanın tarihine, tüm toplumsal meselelerin birbirine bağlılığı ve iç içeliğinden hareketle genel bir bağlamda bakmak yazar için farklı toplumsal olguların analizine yönelik geliştirilen kuramları, kendi çalışma alanına aktarma ve bir tür çoklu bakış yakalama imkanı şağlamıştır.

Fotoğraf ve Sinemanın Toplumsal Tarihi’nde bu bağlamsal yakaşımın kazançlarına verilecek en etkili örneklerden biri, Levend Kılıç’ın Marx’ın insan ve makina ilişkisi hakkındaki kuramını fotoğraf makinasını anlamak için kullanmasıdır. Marx, insanın makina ile ilişkisiyle ilgili olarak emeğin makine kılığında nesneleşmesinden bahsetmekte ve makinelerin egemen bir güç olarak canlı emeğin karşısına dikildiğini belirtmektedir. Kılıç’a göre, Marx’ın makinelerin çalışanların yerine güç ve yetenek sahibi olarak canlı emeğin karşısına dikilmesi şeklindeki saptaması, fotoğraf makinesini anlamak açısından önemlidir (2008:103): sanayi devrimi sürecinde ortaya çıkan makineler, bu makinelerin dişlileri, çarkları, pistonları, buhar gücü vb. mekanik sistemler nasıl ki insanın kas ve kol gücünün yerini almışsa, fotoğraf makinesi de insan uzuvlarının yerini almıştır. Fotoğraf makinesine kadar yüzey üzerine resmetme, insan elinin bir ürünüydü. Fatoğraf makinesi, yetenekli bir aygıt olarak çalışan, yani elleriyle resmede kişinin karşısına dikilmiştir.

İkinci temel yaklaşımı, her ne kadar fotoğraf ve sinema yüzey üzerine yeni resmetme teknikleri olsalar da çağlar öncesinden günümüze kadar süregelen bazı resmetme geleneklerinin bir parçası olarak da değerlendirmek gerekir. Yani bu teknolojiler birden bire ortay açıkmamıştır: Fotoğraf için yüzey üzerinde yeni bir resmetme tekniği denildiğinde; kuşkusuz ki geçmişten gelen başka resmetme teknikleri söz konusudur. İnsanoğlu tarihin ilk günlerinden beri yüzey üzerine, çizerek, boyayarak ve kazıyarak resmetmiştir. Bu anlamda bir gelenekten söz etmek gerekirse; çizmek, boyamak ve kazımak geleneksel resmetme teknikleridir. Fotoğraf ve sinamanın bulunuşu, Kılıç’a göre, diğer teknlojiler gibi bir ya da bir kaç üstün yetenekli insanın yaptığı araştırmalar sonucunda değil, farklı tarihlerde çoğu birbirinden habersiz çalışan insanların yaptığı küçük küçük katkıların sonucunda gerçekleşmiştir. Makinaları süreklilik ve evrim geçiren nesler olarak görmek gerekir. Fotoğraf, geleneksel tuval üzerine resmetme tekniğiyle karşılaştırıldığında yeni bir resmetme tekniğidir. Sinema da onun izinden gelmiştir. Bunlar aynı zamanda mekanik çoğaltma teknolojileridir ve zaman içinde sanat ortamına girmişlerdir.

Ayrıca her teknolojik değişim başka bir politik, ideolojik ve kültürel yaşam biçimine ve bunlara uygun ihtiyaçlara tekabül eder. Dolayısıyla Sanayi devrimi sürecinde yeni yeni toplumsal hayata katılan insan için fotoğraf makinası suya ya da ekmeğe olan temel ihtiyaçtan farklı olarak, demiryolu gibi, elektrik gibi, telefon ve telgraf gibi gerekli ve faydalıdır (2008:102).

Levent Kılıç’in bu kitabın yapısını ve bağlamını belirleyen üçüncü temel yaklaşımı ise resmetme tekniklerinin kendisine ilişkindir. Şöyle ki, her resmetme yöntemi üç kez bulunmuştur (2008:11): Birincisi yüzey üzerinde resmetme tekniği olarak bulunuşudur. İkincisi bu resmetme tekniğinin çoğalma teknolojisi olarak yeniden bulunuşudur. Üçüncüsü ise sanat olarak, sanatın ortamında bulunuşudur.

Fotoğraf ve Sinemanın Toplumsal Tarihi’nde Levend Kılıç bu üç farklı ortamdaki gelişmeleri göstermeye çalışmıştır. Yeni resmetme teknikleri yanlızca yeni görsel ifade biçimleri ya da ortamlara yaratmakla kalmamış , görme biçimlerini de değiştirmiştir. Fotoğraf makinası, yeni bir görme biçimi olarak optik bakış’ı yaratmıştır. Optik yoluyla elde edilen görüntü ile gözle görülen gerçek birbirinden oldukça farklıdır. Fotoğraf makinasının verdiği optik görüntü, kullanılan optiğin fiziksel yapısına bağlı olarak farklı yanılsamalar ve yanıltmacalara neden olabilir. Ayrıca fotoğraf makinası ve sinema teknolojisi sadece gerçeği yüzey üzerinde harekli yada durağan bir biçimde kaydeden aygıtlar olarak değil, Benjamin’e refansla, mekanik çoğaltma yapmaya olanak sağlayan aygıtlar olarak görmek gerektiği gündeme getirilir. Elbette bu farklılaşma sadece mekanik ve teknik bir değişimle sonuçlanmamıştır.

Genel görsel kültür incelemeleri alanında Kılıç’ın kitabına, hem bağlamsal bakış açısıyla hem de detaylı tarihsel incelemeleri nedeniyle konusunda, Türkçe literatürdeki temel ve ana kaynaklardan birisi olarak bakılmalıdır. Artık sayısal çağın içinde, fotoğraf ve sinemanın ardınan ortaya çıkan yeni “resmetme” tekniğinin yani sayısal görüntünün teknik gelişiminin belirli aşamasını geçip sanatın ortamına dahil olduğu günümüzde, tercübe ettiğimiz görsel kültür üzerine düşünmek isteyenler için bir başucu kitabıdır.


Levend Kılıç (2008) Fotoğraf ve Sinemanın Toplumsal Tarihi, Dost Kitapevi, Ankara.


Ali Pekşen aapeksen@gmail.com