KİMLİKLER, KİMLİKLERİNİZ LÜTFEN VE HAKAN KAYA

_ Bora Ercan



Ülkemizde dönem dönem bazı isimler gündemdedir. 1960 sonlarında da Hakan ismi her nedense popülermiş ki o yıllarda doğan çok sayıda Hakan vardır. Kaya da sevilen bir soyaddır. Böyle olunca Hakan Kaya yaygın bir ad soyaddır.
 
Ülkemizde devletin kapımızı çalması hayra alamet değildir. İşsiz mi, aç mı, mutsuz mu olduğumuzu sormaz devlet ama kimliğimiz sorar, sormakla kalmaz sorgular. Polis, genişleyen yetkileriyle olur olmadık yerde durdurup olur olmadık şekillerde kimlik soruyor artık. Evimize, işimize gidip gelirken, yolda arkadaşlarımızla yürürken araya giren polis kimliğimize bakıyor, elindeki son model cihazlarla o ünlü GBT’yi gerçekleştiyor. Sıradan faşizmin en sıradan halidir bu, ama alışkınızdır, kurbanlık koyun gibi uzatırız kimliğimizi polise.
 
1985 yılıydı. Hakan Kaya, ben ve diğer arkadaşlar Hisarönü körfezinde kamp yapmış otobüsle İzmir’e dönüyoruz. Ve durdurulduk. Jandarma kimliklerimize baktı. Bizim Hakan otobüsten indirildi, uzunca bir süre sorgulandı, meğerse aynı isimde aranan başka bir kişi daha varmış! Sonra otobüstekilerden utana sıkıla yolumuza devam ettik. Bununla ilgili çok sayıda trajikomik hikaye vardır. Biz ucuz atlatmışız...
 
Biz TC vatandaşlarının mavi ve pembe olmak üzere kimlik kağıtları bulunmakta. Nüfus cüzdanı dediğimiz bu kalitesiz kimlik kartının üzerine PVC kaplanır çoğunlukla, bu nedenle dünyanın başka hiçbir ülkesinde görülemeyecek bir işkolu da vardır; sokaklarımızda tekerlekli arabada kimlik kaplayıcılar dolaşır. Kimliklerimiz ve alt ve dahi üstkimliklerimiz PVC’li olsa da çabuk yıpranır. Çünkü onu sürekli yanımızda taşırız, onu sürekli olarak göstyermek durumunda kalırız. Kaybolsa başımız ağrır. Evlense kadınların ilk işi kağıdı değiştirmektir. İşyerlerinin, üniversitelerin, pahalı sitelerin kapılarında özel güvenlik görevlileri kimliklerini alıkoyarlar. Bu kadar ortadayızdır yani!
 
Hakan Kaya yoksul bir ailedendi. Babası tenekeci olarak bilinirdi. Yani çatı, oluk tamiri. Emeğiyle, şerefiyle ailesini geçindiren, çocuklarını okutan bir insandı. Hakan’la uzun uzun satranç oynar, gezer, sinemaya giderdik. Okurdu Hakan, dünyayı ve insanı anlamaya çalışırdı. İki kolunu birden kırmıştı bir keresinde haylazlık yaparken, iki kolu alçıda bir öğrenciye kıravat takmadığı için çıkışan lanet bir öğretmenle o haliyle mücadele ederdi. Fırsat ve iş buldukça çalışır, evin ekmeğine katkıda bulunurdu. Acayip kuvvetliydi Hakan, En büyük zevki bir otomobili arkasından elleriyle tutarak kaldırmaktı. Üniversiteyi kazandı Hakan. İnşaat Mühendisliği okumaya Balıkesir’e gitti. Maddi nedenlerle yapamadı, geri döndü, İzmir’de turizm okudu... 1998 Ocak ayında Manchester’dan İzmir’e dönmüştüm ki, o gün Ölüm haberi geldi. İntihar etmişti Hakan! O çok olan Hakan Kaya’lardan biri, o çok olan değersiz mavi nüfuzsuz nüfus cüzdanlarından biri toprağa karışmıştı.
 
Bu nedenle, ne zaman kimlik sorulsa bana, aklıma Hakan gelir, öylece durgunlaşırım, içimde yanan kimliksizleştirilmeye karşı duyduğum öfke kendini garip bir teslimiyete bırakır.
 
Ve anımsarım Kimlikleriniz Lütfen adlı şiir kitabını geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz şairimiz Kemal Özer’in:
   
YANIT
 
     Nerden geldiğini soruyorsun ya, bir söyleşi kadar kısa-
dır diyorum; ama dünyanın geçmişi kadar da köklü:
     Ter döken ilk insan senin soyun, toprağı ilk işleyen,
ilk yapıyı ekleyen doğaya; akşam olurken bir su kıyısında,
belini ağaca verip de ilk türküyü söyleyen.
     Diyorum ki acılarla yoğrulmuştur soyunun tarihi, ama
yalnız onun şafağından çıkılır yola, onurlu bir yarına var-
mak için.
 


Bora Ercan boraercan@yahoo.com
Odysseus Adaları'nın yazarı.