SIFIR HAKKINDA BAZI ŞEYLER - I

_ Ali Pekşen

Sıfır rakamı en son keşfedilen matematiksel “değer” olarak, diğer rakamlardan oldukça farklıdır. İnsanoğlu günlük hayatında sıfırı kullanmadan, sıfır olmaksızın yüzlerce yıl yaşamıştır. Bir şeyin yokluğunu anlatmak için bir sayıya ihtiyacı yoktur aslında. Sıfırsız bir hayat mümkündür. Sıfırsız matematik de mümkündür. Örneğin eski Mısır sıfır rakamını kullanmadan da matematikte oldukça ilerlemişlerdi. Seife’nin işaret ettiği gibi, matematiği Mısırlılardan öğrenen ve onu felsefelerine katarak daha da ilerleten Yunanlılar da sıfırı keşfedenler olmadılar. Sıfır batıda değil doğuda keşfedildi. Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir tespit. Kimileri sıfırın keşfinin insanoğlunun en büyük başarılarından biri olarak görür. Öyleyse sıfır rakamının ortaya çıkışını tetikleyen gereksinim nedir? Sıfır genellikle sayılara ilişkin sınıflandırmaların dışında kalır. Bir tür sınır bölgesi, eşik, başlangıç noktası, referans noktası kabul edilir. Hızlıca bir düşünecek olsak sıfır ile ilgili aklımıza şu çağrışımların gelmesi mümkün: zıtlar arası denge, evrenin başlangıcı, doğum, yolun başlangıcı, beyaz (örneğin bir bilgisayar yazılımı olan photoshop uygulamasında beyaz sıfır ile temsil edilir ve beyaz tüm renklerin birleşiminden oluşur), şimdiki zaman, yerçekiminin bitişi, büyük patlama, objektiflik (her hangi bir değeri ifade etmediğinden, ne negatif ne pozitif olduğundan), boşluk, yokluk, hiçlik, vb.

Devamı...      

FUTBOL NEDEN EN YAYGIN SPORDUR? RESİM SERGILERİNE GİDENLERİN SAYISI NEDEN AZ? VE DAHASI…

_ Ulas Basar Gezgin

Ayaktopunun olay örgüleri, çekişme, kovalama ve aşk (spor aşkı, taraftarın aşkı vb.). Kovalama örgüsü, birçok sporu diğerlerinden ayırıyor. Örneğin, ağırlık kaldırmada ya da cimnastikte bir kovalama örgüsü yok. Oysa, araba kovalama izitlerinde de görüldüğü gibi, kovalamanın olduğu bir anlatı/spor, daha da heyecan verici oluyor. Kovalama örgüsünün başarılı kullanımında, kovalayan, kaçana tam yetişecekken; kaçan, yeniden kaçar; “ha yakalandı ha yakalanacak” duygusu, heyecanı doruğa tırmandırır. Bunun için, araba yarışları, koşudan daha ilginçtir. Önde giden araba, birden bozulabilir; tam sona gelecekken, gerideki yetişebilir. Oysa koşuda, olasılıklar, daha kısıtlıdır. Koşu, yalnızca, arkada kalan sporcu, birdenbire, beklenmedik bir biçimde hızlanırsa ilginç olabilir. Aynı biçimde, hemen hemen tüm sporlar, çekişme örgüsünü taşırlar. Ortada bir yarış vardır; neredeyse tüm sporlar, kimin kazanacağı ya da kimin birinci olacağı üstüne kuruludur. Ek olarak, boğa güreşlerinin sevilgen olması da, benzer bir biçimde “ha öldü ha öldürecek” duygusundan ileri gelir. Boğanın ölüp ölmeyeceğini bilmeyiz; sürekli çekişme vardır.

Devamı...      

HİDROJEN YÜZYILINA DOĞRU

Suyu Yakma Zamanı

_ Haluk Kalafat

Sıradan bir insan düşünün, sıcak evinde ayaklarını uzatmış televizyon seyrederken birden elektrik kesiliyor. İşte o anda, insanlığın binlerce yılda oluşturduğu konforlu hayatı, en az 100 yıl geriye gidiyor. Muhtemelen birazdan evi soğumaya başlayacak, suyun kesilmesiyse on-on beş dakika alır. Hemen su yedeklemek için mutfağa koşmalı ama ev karanlık. Aklından bir an için dedesinden yadigâr gaz lambası geçse de bir mumun işini göreceğini biliyor. Gel gör ki bu karanlıkta mumları nasıl bulacak? Fener bulmalı bir yerden... Aslında hemen yatağa girip uyumalı çünkü hayatı felç oldu... Bu senaryo, dünyanın her yerinde aynı yaşanmıyordur tabii. Üçüncü dünya ülkeleri zaten bu kadar konfor içinde değil. Ama Batı’ya ne kadar giderseniz, senaryonuz o denli felakete doğru ilerler. Sözün özü, uygarlık enerjiye muhtaçtır. Peki, evinizin kendi elektriğini şehir şebekesinden almadığını düşünün. Bir enerji pili evinizin tüm enerji ihtiyacını karşılasa, mesela... Üstelik doğaya hiçbir zararı olmasa ve atık olarak saf su sağlasa... Bu bir masal mı? Emin olmayın.

Devamı...      

DAMDA KAYISI TARLASI

_ Pelin Özer

Ağızda eriyen kuru kayısının balını özümsüyor diliniz. O dilin içe dönmüş sessizliğinden ekrana, kâğıda yansıyanlar, güneşin kuruttuğu yemişlerin düşüyle tatlanabilir mi? Damda bir kayısı tarlasının hayalini gördünüz, güneşle pişerken kuruyan kayısıların kıvamında zihniniz. Kayısıya işlemiş güneşin balı, dilin pasını da temizler mi? Yemişler de düş görür mü? Hikâyenin gerçek ile düş arasındaki ilmiklerinde sekerek damdan dama gezen bir kuşa öykünsün o zaman hafızamız, yakın geçmişi hatırlayıp, elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce bir kayısı masalına yaklaşalım. Ürgüp’e yaklaşık on dakika uzaklıkta eski bir Rum köyü burası. Yaklaşırken bir köy olduğu neredeyse belli olmuyor. Yalnızca taş da denemez, kayalara oyulmuş derin bakan gözlerden kim bilir kaç hayat geçmiş diye düşünemiyor bile insan. Bazı görüntüler hesap yapamaz hale getiriyor insanı. Dev kavaklar hışırtıya sarılmış, saklı yeşilliklerden haber verir gibi salınıyor. Sabah, boş şişenizi alıp da tepelere doğru çıktığınızda sert sandığınız kayalar önünüzde yumuşacık açılan kapılara dönüşecek.

Devamı...      

ERKEK BEDENİ ve GÜZELLİK

_ Can Başkent

Geçen yazıdan devam edelim. Türban ve çarşafa cevabın tanga ve korse olmaması gerektiğini ima etmiş ve bağlamıştık: bu iki cenahın ortak noktası, güzellik algısını, kadınlar üzerinden okumaları ve akabinde "kadının, güzel olması gereken" olduğunu düşünmeleridir. Elbette, "çirkin kadınlar", ya da "güzel kadına sahip olamayan erkekler" her iki algının da mazlumlarıdır. Peki, ya erkekler? Antik Yunan'da tüm detaylarına dek heykelleştirilen erkek bedeni estetiğine ve bu algının günümüze dek yaşayan kalıntısı olan "ördeğin bile erkeği güzel" diskuruna ne oldu? Rönesans ve devamında, sezdirilmeden ve muhtemelen farkında bile olunmadan, merkantalist bir ekonominin doğal bir uzantısı olarak, güzel olanın, kadın olan/evde olan olduğu düşünüldü. Öykünün ortaçağ merkantalist ekonomisinden sonra nasıl ilerlediği malum. Ancak bütün bunlar, Hume'cu bir anlayışla yaklaşacağımız meselenin çözümünde bize yardımcı olamayacak, zira "olandan, olması gerekeni çıkarsamayacağız". Zira, güzellik kavramının erkekten kadına transferi, Hume'u takip edelim, bu algı naklinin ne "doğru" ne de "ahlaki" olduğunu gösteriyor.

Devamı...      

YUNAN ADALARINA YOLCULUKLAR

Herkesin Gerçekte Ya Da Düşünde Bir Adası Vardır

_ Leyla Mavili

“Eski Yunan’ın yakışıklı mitolojik kahramanlardan Kyparissos, çok sevdiği geyiğini yanlışlıkla öldürünce o kadar üzülür ki sonunda tanrılar onu servi ağacına dönüştürür. Böylece, servinin ölümsüzlüğü simgelediği de söylenir... Zihnimi bir örümcek gibi saran servi bana neler anlattırdı: Latincesi cupressus sempenvirens, İngilizcesi Cypress, biz de Farsça’dan aldığımızdan belki selvi denir. Aslen Acemdir, ama yerleşik Akdenizli olmuştur. Selvi Boylum Al Yazmalım’a ise hiç girmemeli.”vBu satırlar geçtiğimiz yıl yayımlanan ve Hindistan yoga aşramlarını ve hint felsefesini konu alan Muson Şarkıları: Bir Yoga Yolculuğu adlı kitabının ardından bu kez yüzünü Akdeniz’e çeviren Bora Ercan’ın. Bora Ercan yıllar içerisinde Ege ve Akdeniz adalarına yapmış olduğu yolculuklardan damıttıklarını, ‘ada’, ‘adalılık’, ‘kimlik’, ‘öteki’ gibi kavramları içine alarak bazen günlük, bazen öykü, çoğu zamansa deneme tadında bir kitapla çıkıyor okurun karşısına.

Devamı...      

KİMLİKLER, KİMLİKLERİNİZ LÜTFEN VE HAKAN KAYA

_ Bora Ercan

Ülkemizde dönem dönem bazı isimler gündemdedir. 1960 sonlarında da Hakan ismi her nedense popülermiş ki o yıllarda doğan çok sayıda Hakan vardır. Kaya da sevilen bir soyaddır. Böyle olunca Hakan Kaya yaygın bir ad soyaddır. Ülkemizde devletin kapımızı çalması hayra alamet değildir. İşsiz mi, aç mı, mutsuz mu olduğumuzu sormaz devlet ama kimliğimiz sorar, sormakla kalmaz sorgular. Polis, genişleyen yetkileriyle olur olmadık yerde durdurup olur olmadık şekillerde kimlik soruyor artık. Evimize, işimize gidip gelirken, yolda arkadaşlarımızla yürürken araya giren polis kimliğimize bakıyor, elindeki son model cihazlarla o ünlü GBT’yi gerçekleştiyor. Sıradan faşizmin en sıradan halidir bu, ama alışkınızdır, kurbanlık koyun gibi uzatırız kimliğimizi polise. 1985 yılıydı. Hakan Kaya, ben ve diğer arkadaşlar Hisarönü körfezinde kamp yapmış otobüsle İzmir’e dönüyoruz. Ve durdurulduk. Jandarma kimliklerimize baktı. Bizim Hakan otobüsten indirildi, uzunca bir süre sorgulandı, meğerse aynı isimde aranan başka bir kişi daha varmış! Sonra otobüstekilerden utana sıkıla yolumuza devam ettik. Bununla ilgili çok sayıda trajikomik hikaye vardır. Biz ucuz atlatmışız...

Devamı...