DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI VE BİZLER

_ Bora Ercan



Dünya yüzeyinde vatandaşıyla bu kadar yüzgöz olan pek az ülke var, ülkemiz de bunlardan biri. Bizler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak devletimizin sürekli gözetimi ve yönlendirmesi altındayız. Devletimiz vatandaşının giydiğine, yediğine, içtiğine, diline, yazısına sürekli müdahale eder. Bu, ben bildim bileli, babam kendisini bildi bileli de böyle, çocuklarım için durumun farklı olacağına dair bir işaret de yok!

Devletimizin ideal insan yetiştirme projesi de bu bitmeyen süreçte meyvelerini veriyor tabii: Gün geçmiyor ki bir mahalle kavgasında, köy baskınında, töre ve namus cinayetinde, siyasi terörde, trafik teröründe insanların öldüğü, öldürüldüğü gazetelere, televizyonlara yansımasın. Yıllardır önü alın(a)mayan bütün bu sorunlar dururken, sorun bile olamayacak konularda devletimizin büyük bütçesi, binlerce çalışanıyla temel kurumlarından biri olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çeşitli konulardaki görüşleri de gündeme yansır. Bunlardan biri zaman zaman gündeme gelen halkın saf duygularıyla “Telli Baba”larda sorunlarına medet umması. Diyanet bu tip adakların, çaput bağlamak gibi ritüellerin batıl inanç olduğunu ve İslam dininde yeri olmadığını vurgular. Oysaki İslam öncesinden kalma bu ritüeller Anadolu’da dinlerüstü bir nitelik taşır. Kaldı ki Ayın Biri Kilisesi bugün de her dinden insanı her ayın birinde ağırlar. Bıraksın Diyanet İşleri halkın bu saf inancını eleştirmeyi. Hem bunu yaparken kendi içinde de büyük bir çelişki yaşadığı apaçık ortada. Yağmur duası örneğin, başlı başına eski çağlardan kalma bir ritüeldir, ama o nedense günah değildir...

Otomobillerin bu kadar çok olmadığı çocukluk günlerimizin büyük bir kısmı sokakta, büyüklerimizin deyimiyle top koşturarak geçerdi. Günün birinde nur yüzlü olmayan yaşlı bir amca oyunumuzu bozup top oynamanın günah olduğunu, zamanımızı camide dua ederek geçirmemizin sevap olduğunu söyleyen bir vaaz vermişti. Çocuk zihnime ikinci kez günah kavramı girmişti böylece. İlki annemin karıncaları öldürmemen konusundaki uyarısıydı. Fakat bu iki günah arasında çok fark vardı. Neyseki konu kafamda kısa zamanda çözümlenmiş, gülen oynayan çocuklara Tanrının günah yazmayacağına, onları cehennemde diri diri yakmayacağına inanmıştım.

Her ne kadar binlerce camiden okunan hutbelerle resmi sünni ideolojisi topluma dayatılırken Diyanet İşleri bu kadarla da kalmaz toplumu yönlendirme çalışmalarına diğer kollardan da devam eder. Zaman zaman gündeme gelen yoga günah, reikinin dinimizde yeri yok şeklinde verilen mesajlar ciddi bilgi yanlışları içermekte ve gerçekten de toplumu yanlış yönlendirmektedir. Bu açıklamalar karşısında çoğu zaman suskun kalınır, belki de bu bilindiğinden açıklamalar rahatlıkla yapılır. Demokrasinin olmadığı bir ülkede insanların suskun kalması elbette doğaldır. Oysaki bu açıklamalar yankısını dünya kamuoyunda bulur. AFP ajansından dünya medyasına geçilen haberde yoga eğitmenlerinin din bekçileri tarafından misyoner olarak tanımlandığı konusunda bir yorum var. Dünya bilim camiasında oldukça saygın bir yeri olan yoga konusundaki bu yaklaşımlar Türkiye’nin çağdaş dünyanın gözündeki vizyonunun belirlenmesindeki ölçütlerdendir.

Ülkemizde yoga, dünya ülkeleriyle karşılaştırıldığında çok ama çok gerilerde. Basında sıklıkla çeşitli vesilelerle gündeme gelse de büyük kentlerin birkaç semti dışında yoga yapılabilecek mekan ülkemizde ne yazık ki yok. Bizim coğrafyamızda, örneğin Bulgaristan’da yoga federasyonu var, Yunanistan’da yoga çok popüler, İran’daki nitelikli eğitmen sayısı ve yoga yapan sayısı Türkiye’dekinin onlarca katı. Ülkemizde bu denli küçük bir kitlenin hobisinin, sporunun, ilgi alanının, yaşam tarzının tehdit olarak algılanması anlaşılır gibi değil.

Peki yoga bir din midir? Yoga; Hint coğrafyasında geliştiği için Hindu diniyle felsefi yakınlığı vardır. Yoganın ruhsallıkla ilgili uygulamaları kolaylıkla bir din olarak da algılanabilir. Hatta sanıyorum din olabilmenin ölçütü bir peygamber, bir de kutsal kitabın olması. Öyleyse yoga bir dindir, ama o zaman Marksizm de, Nazizm de bir dindir... Kısacası bir dini, bir ideolojiyi heterodoks ve ortodoks şekillerde yorumlayabilir, özgürlükçü ya da tutucu olarak uygulayabiliriz. Bununla birlikte, karşılaştırılabilirlik sorunu da ortadadır; yani her şeyi her şeyle karşılaştıramayız. İşte bu nokta temel hatanın kaynağıdır: yoga İslam diniyle karşılaştırılamaz, karşılaştırsak ve seçimimizi yapsak bile devletin bu konuda konuda kolaylık sağlaması, vatandaşlarının özgür iradeyle yaptıkları seçimlerine karşı beyanat verirken biraz dikkatli olmalıdır. Diyanet ayrımcılığı bırakarak tüm Türkiye’yi kuşatacak “açılımlar” yaparsa insanlarımız daha mutlu olur. Başlangıç noktası içinse bıraksın biz üçbeş bin kadar yoga yapan insanı da toplumsal sorumluluğu gereği ülke ve dünya insanlarının mutluluğu için çalışmalar yapsın.


Bora Ercan boraercan@yahoo.com
Odysseus Adaları'nın yazarı.