İZİNSİZ GÖSTERİ'NİN 5. YILI

_ İzinsiz Gösteri

Beş yıldır ara vermeksizin, beş yıldır her sayı, aynı heyecanla yola devam eden ve bütün yazılarına internet üzerinden her an ulaşılabilecek olan bir yayın hakkında ne söylenebilir? Zaten söyleyeceklerimizi yazmıyor muyuz? Yine de 5.yaş günü hatırına bir iki kelam etmeden geçmeyelim dedik. Dergimizin; bu beş yıllık süreç içinde, farklı coğrafyalardan, başka dillerden yazarlarla çoksesliliğin uyumunu ortaya koyduğunu söylemek büyük bir söz olmasa gerek. İzinsiz Gösteri hiç reklam yapmadan, reklam da almadan, basit bir tabirle kimseye eyvallahı olmadan, kendi başına pankartı arkasında sloganlarını atıyor uzun cümlelerle. İzinsiz Gösteri’nın özgün yazıları birçok makaleye kaynaklık ederken, internet dünyasının kolaycılığının ve Türkiye gibi kopyacılığın meşru görüldüğü bir kültürde yaşamanın sonucunda, kes-yapıştır yoluyla çalınıyor ve çoğu zaman da imzasız olarak başka sitelerde yayımlanıyor. Böylesi olumsuzluklar bile bizi kendi çizdiğimiz yoldan alıkoymayacak.

Devamı...      

TAKING A LONGER LOOK AT THE ART OF LISA YUSKAVAGE

_ B. Gerry Coulter

Lisa Yuskavage (47) is an American painter from Philadelphia who took her MFA at Yale in 1986. Since the early 1990s she has enjoyed increasing success in the art world: several solo shows in prestigious venues in recent years; her works reside in top collections (including MOMA, New York); and recently her paintings have topped the one million dollar mark at auction [The work Honeymoon (1988), sold for $1,024,000 at Sotheby's (New York) on May 10, 2006]. By any reasonable standard for "art world success" Yuskavage's star shines bright. I think her work is a success which is very much deserved as much for the discussions it has generated as for what is skillfully enacts on its canvases (oil on linen). The "truth" about the art of Lisa Yuskavage is that there is no one "True" way to read it. Her ambiguous work generates multiple and intersecting interpretations simultaneously. It seems that no one who is exposed to her art is left without an opinion and I am no exception. This is precisely the strength of her work - it accomplishes one of arts most vital functions - it forces us look at it from more than one viewpoint. At a time when so much contemporary art fails to spark thoughtful dialogue Yuskavage makes paintings that tell us a great deal about ourselves. What I (or you) think about her art says as much to the world about ourselves and our limitations as it does about what she paints.

Devamı...      

ILISU-STAUDAMMPROJEKT: NEGATIVE AUSWIRKUNGEN UND ROLLE DER NGOs

_ Can Büyükbay

[…] mach­ten die Regierungen der Türkei 153 Auflagen in den Bereichen Umweltschutz, Kulturgüterschutz und Umsiedelung. Ein Team von Experten reiste letz­tes Jahr zweimal vor Ort, um die Einhaltung der Auflagen zu überprüfen – und kam beide Male zu einem verheerenden Ergebnis: Bei der geplanten Umsiedelung verstiess die Türkei gegen fast alle Auflagen. Vor allem die Tatsache, dass die türkischen Behör­den auf die Expertenberichte kaum rea­gierten, hat bei den europäischen Partnern grosse Verstimmung ausgelöst (Strittmatter, Cavelty 2008) In dieser Arbeit wird ein umstrittenes Thema behandelt: das Ilisu-Staudammprojekt im Südosten der Türkei. Es bildet einen Teil des Südostanatolienprojekts (GAP), welches von der türkischen Regierung schon am Anfang des 70er Jahre lanciert wurde, um die wirtschaftliche Entwicklung und soziale Stabilität des Südostens der Türkei zu garantieren und somit Entwicklungsdifferenzen zwischen den Regierungen auszugleichen (Türkische Regierung). Das Ilisu-Staudammprojekt ist wegen des ökologischen, kulturellen und sozialen Schadens, den der Bau des Staudamms verursachen wird, ein sehr umstrittenes Projekt.

Devamı...      

SAN MARINO: Iskalanacak Kadar Küçük Bir Ülkeden Notlar

_ Gür Genç

Şair dostum Stefanos Stefanidis’le birlikte daha önce Malta’ya gitmiştik... Larnaka-Atina-Roma uçuşundan sonra; Roma’dan trenle Bologna’ya, Bologna’dan Rimini’ye, oradan da otobüsle San Marino’ya doğru çıkarken, Titano dağının tepesinde, bulutların arasında, masalından ayrı düşmüş bir ortaçağ kentiyle karşılaşmayı ikimiz de beklemiyorduk. Bir ülkenin sınırları içinde, bağımsız bir başka ülke! Akıl almaz bir şey. İlk defa böyle bir ülkeye adım atıyordum.Bir cumhuriyetin sınırları içinde bir başka cumhuriyetin varlığı alışık olmadığım bir şey, şaşırıp kaldım. (Bilindiği gibi İtalya sınırları içindeki bir diğer ülke/devlet de Vatikan). İki geniş vadinin ortasındaki, söylentiye göre taş oymacıları tarafından yapılan, üç yüksek kuleli bu dağ ülkesi başdöndürücü görünüyordu aşağıdan.Yukarıya çıkıp bakınca, muhteşem bir manzara!... San Marino 26 bin nüfuslu. Kilometre kareye 422,8 kişi düştüğü için, dünyadaki nüfus yoğunluğu en yüksek ülkelerden biri. Nüfusun 3,500 kadarı yabancı (İtalyanlar da yabancı sayılıyor burada.) Bu nüfusun, 4-5 bini baş şehir San Marino’da yaşıyor (bunların çoğu zenginler).

Devamı...      

YERYÜZÜNÜN GÖLLERİ BÖYLE RENKLİ OLABİLİR Mİ?

_ Beste Dolanay

Her zaman, bir kitabın sonunu okurum öncelikle. Kitaba başlamadan önce sonunu öğrenmeyi çok severim. Böylece, sonuç için, sonuca ulaşmak için okumamış olurum kitabı. Böylece, ‘yolculuk varmaktan yeğ’ olur. Hayatımızı yaşarken de, sonucun değil de, oraya ‘ulaşma çabası’ sırasında yaşananların daha önemli olduğunu düşünürüm ve ancak böyle bir yaklaşımın anımızı doyasıya yaşamamıza yardımcı olduğuna inanırım. Hele bir de, kitabın sonu etkileyiciyse ve kalbimi kıpır kıpır ediyorsa o zaman zevkle başlarımhikayeyi okumaya. Yolculuğu doya doya yaşamaya…Bu gezi yazısını, sondan başlayacağım yazmaya. Belki, siz de sonundan etkilenip yazının geri kalanını okumak istersiniz… Dünyanın en yüksek şehirlerinden biri olan Potosi’de (4070m.), yerin neredeyse 10 kat altındayız. Bir patlama sesi duyuyoruz, ardından 12 tane daha, yer gümbür gümbür, bağrımızda hissediyoruz titreşimi… Rutubet kokan dehlizin duvarlarına yapışıyoruz. Korkudan ağzımızdaki koka yapraklarını iyice çiğnerken uzaktan gelen kayaların devrilme seslerini dinliyoruz koca kulaklarla…Kuvvetli bir toz ve hava dalgası geliyor ve elimizdeki nuhnebiden kalma gaz lambaları bir anda sönüveriyor. Burası bir maden ve dehlizler açmak için dinamitler patlıyor.

Devamı...      

DÜNYA YÖRÜNGESİNE ÇÖPTEN DUVAR ÖRDÜK

_ Haluk Kalafat

Her akşam kapınızın önüne çıkardığınız çöplerinizin çok değil bir hafta toplanmadığını düşünün. Bu süre sonunda evinize girecek yol bulamayacağınız kesindir. İnsanların çöp üretmesi bir bakıma medeniyet ölçüsüdür; tabii ürettiği çöpü ortadan kaldırması da… Tarihte bilinen ilk çöplük MÖ 400 yılında Atina’da oluşmuş. Atina’nın sokakları çöpten geçilmiyormuş. Bu sorunu nasıl çözmüşler bilinmez. Ama bilinen ilk çöpçüler 200 yılında Roma’da ortaya çıkmış. Yani Roma’yı temizlemesi için bir takım insanlar (pek muhtemel köleler) tayin edilmiş. Roma’daki bu sistem göz yaşartacak kadar ilerici aslında. Çünkü 20’inci yüzyıla kadar gelişmekte olan kentlerde böyle bir teşkilatlanma hemen hemen hiç yok. Mesela 1860 yılına kadar ABD’nin başkenti Washington’da çöp toplama sistemi ya da kurumu yokmuş. Kentin sokaklarındaki çöpleri yoketme işi serbestçe dolaşan domuzların işiymiş. Çöplerin biriktirildiği üstü açık çöp alanlarının çözüm olma kapasitesini aşması 50-60 yıl öncesine rastlıyor. Gelişmiş ülkelerde, modern kentlerde çöpü ortadan kaldırmak yaşanılan bölgeden uzakta bir yerlere atmaktan fazla bir anlama geliyor; çöp yakma tesisleri, geri dönüşüm merkezleri falan bu sıkıcı işi hallediyor. Bizde de yaşandığı gibi büyük çöp alanlarının gaz sıkışması sonucu patlamaları yaşanmış, bazılarında hala yaşanıyordur; ama sonuçta hemen tüm büyük kentlerde sorun zamanla çözülüyor.

Devamı...      

KAMBOÇYA GEZİ NOTLARI, 27 OCAK-1 ŞUBAT 2009

_ Ulas Basar Gezgin

Bu, Kamboçya’ya ilk gelişim değil; ancak bu kez, ülkeyi daha ayrıntılı gözlemleme olanağı buldum. Kamboçya’ya gelen gezmenler (turist), genellikle başkent Phnom Penh’in ve Angkor Wat adlı tapınak-kenti ile ünlü Siem Reap’in gezmen bölgelerini biliyorlar; ancak, dünyanın hemen hemen her yerinde olduğu gibi, gezmen bölgeleri, bir ülkeyi anlamada yanıltıcı olabiliyor. Phnom Penh’in gezmen bölgesi, ırmağın kıyısı. Burası, buluntuevini (müze) ve sarayı da içeriyor. Phnom Penh Buluntuevi’ne gidebilirsiniz. Buluntuevi, fena değil. Gerçi, Hint gökçeişinden (sanat) esinlenen yapıtlar dışında neredeyse hiç bir şey yok. Girişte “şapkayla, şortla ve mini etekle girilmez” yazdığı için Phnom Penh’deki Kral Sarayı’na girmedik. Bu tutuculuk, pek de ilginç sayılmaz. Dünyanın hemen hemen her yerinde tutuculuk egemen. Ancak, gezmenlik konaklarında (seyahat acentası), “genbinitte (otobüs) silah, yangın tüpü ve uyuşturucu taşınması yasaktır” ve gezmenevlerinde (otel), odaların kapılarında “bomba, silah ve uyuşturucu yasaktır” diye yazması dikkate değer.

Devamı...      

ÜLKEMİZDE YOGA

_ Bora Ercan

sanskrit dilinde birlik, birleşme gibi anlamlar içeren yuj sözcüğü zamanla bütün dillerde yoga şeklini almış. Günümüzde dünyanın neredeyse her yerinde, farklı din ve kültürlerde yoganın farklı türleri milyonlarca kişi tarafından uygulanıyor. Ülkemizde de son yıllarda başta İstanbul olmak üzere özellikle büyük kentlerimizde yogaya olan ilgi arttı. Her ne kadar konuyla ilgili birçok kitap yayımlansa, televizyon programları yapılsa, gazetelerde haberler çıksa da toplumumuzda yoganın tam olarak ne olduğunu dair bir belirsizlik var. Hatta bazı çevreler yogadan uzak durulmasını beyan ederek o büyük cahilliklerini topluma empoze etme çabasındalar. Yoganın en popüler ve gelişmiş olduğu ülkelerin başında İran olduğunu belirtirsek o çevrelerin ne kadar önyargılı ve gerçeklerden uzak oldukları belki daha iyi anlaşılabilir. Yoganın başlangıç tarihi kesin olarak bilinemiyor. Eldeki bilgiler, İÖ 3000’li yıllarda Hindistan’a kuzeyden gelen savaşçı bir toplum olan Aryanlarla geldiği doğrultusunda.

Devamı...