RADICAL THOUGHT AND THE RESIDUE OF AMBIVALENCE: AN INTERVIEW WITH GERRY COULTER

_ İzinsiz Gösteri

“Meaning is found solely by him who seeks it. Into one another flow dream and waking, truth and falsehood. Certainty is nowhere. We know naught of others nor of ourselves. We are forever at play – he who knows that is the wiser” (Arthur Schnitzler, Paracelsus, 1898). We live at a time when uncertainty reigns. Thinkers who are at home with ambiguity flourish alongside new modes of communication. Gerry Coulter is one of a generation of remarkable young thinkers now reaching mid-life. He has played an important part in resisting the “pay-per” academic journal industry (and its increasing corporate control) with his ironic, innovative and influential open-access pioneering publication the International Journal of Baudrillard Studies (founded in 2004). Coulter is among those who are intensely aware of the most dramatic change in academic culture today – the coming together of the arts, poetry and literature with social thought. In his words: “social theory today takes more from poetry, literature, performance and painting than it does from either traditional social scientific thought or from quantitative tools”. Rather than empirical conclusions Coulter seeks a poetic resolution to the world more in keeping with its enigmaticalness. In the following interview he shares many profound insights concerning today’s academic culture, publishing, writing, teaching and learning – and possible future developments.

Devamı...      

MANU CHAO AND CRITICISM OF ECONOMIC GLOBALIZATION

_ Can Büyükbay

Songs are emotional and can affect people's feelings. That may be the reason for music's political impact on the world. Songs can have an agenda-setting function or can create solidarity among people who have similar world views. All songs have a message that is transferred between the composer and the listener. The composer points out problems and convinces the listener that something is wrong and needs to be changed. However, it is not only the content of the songs that deliver a message and affects listeners, but it is the singer's persona, character, force of personality and his or her political engagement that plays a crucial role. Manu Chao, a singer, is to be evaluated not only on the basis of his song's lyrics, but also on his attitude as a musician, celebrity, and private person.This paper tries to answer the following questions: How can Manu Chao be interpreted in political terms? Is he really a political singer? If yes, in what terms? Is he against the economic globalization or does he use the advantages of economic globalization in order to increase the sales of his albums, as some people argue? In contrast to some authors, who claim that Manu Chao manipulates the discourse against the globalization, this paper looks at Manu Chao as a political left-wing singer because he strongly criticizes neoliberal policies and the effects of these policies on Third World countries.

Devamı...      

GÜLEN YÜZLER

_ Patti Smith

Bastille Günü geldi geçti. Acı çektiği Kolombiya ormanlarından azad edilen, Ingread Betancourt, Fransa'nın en büyük ödülü olan Legion of Honour'u aldı. Bir kaç haftalığına Paris'teyken, onun pek çok resminin asılı olduğu duvarları geçtim. FARC tarafından tutsak edildiği yıllar boyunca, insanlar dua ettiler, mum diktiler ve onu unutmadılar. International Herald Tribune'ün kapağındaki gülen yüzü, beni de güldürdü. Resmi yırtıp aldım ve cüzdanıma koydum. Bir kaç parça eşyamı toparladım. Bir kaç parça çünkü seyahatin hafifini tercih ederim. Dünyanın kazanında defalarca yıkanmış, içinde uyunan ve çalışılan bir kaç parça giysi. Üç tane, kağıt inceliğinde Ann Demeulemeester tişört; birinin üzerine özenle Glass Bead Game'in orjinal sembolü basılmış. Şarap rengi arıların işlendiği iki çift beyaz pamuklu çorap. Dört çift beyaz pamuklu iç çamaşırı. Bir yedek işçi tulumu. Ve birkaç ıvır zıvır: Dr. Sebagh'ın, seyahat boyu, mucizevi nemlendiricisi, bir diş fırçası, tuz bazlı diş macunu, dört küçük şişe oksijenli su, 8 küçük şişe tuzlu solüsyon, Land 250 kameramın iç kısımlarını ve klarnetimin ağzını da temizlemek için uygun olan atılabilir hamamelis ıslak mendil.

Devamı...      

KADIN BEDENİ ve GÜZELLİK

_ Can Başkent

Kadın bedeninin bir günah nesnesi olarak tekrar tekrar, bilhassa ramazan nedeniyle kurgulanması şaşırtıcı değil. Öte yandan, yine şaşırtıcı olmayan diğer bir nokta ise kadın bedeninin über-seksüelleştirilmesinin "karşı cenah" tarafından neredeyse normalleştirilmesi. Dindar/dinci normalleştirmeden sakınmaya çalışırken, cinsiyetçi ve kapitalist bir kadın normalleştirilmesini yeniden inşa etmek, kadın bedeninin kötülenmesine karşı dillendirilen argümanların inanılırlığını oldukça azaltıyor. Sözünü ettiğim başat iki okumanın en önemli ortak noktası, kadın-karşıtı bir eril algı tarafından kurgulanmış olmasıdır. Kadın bedenini olumsuzlayıp bir yandan da güzellik kavramının tekelini kadına vererek kadını nesneleştirmek, bilhassa bu coğrafyada hepimizin ezberinde olan bir pratik. Fakat, özellikle cumhuriyet devriminin tepeden getirdiği, toplumsal bir mücadele sonucu elde edilmemiş olması nedeniyle eğreti duran "kadın hakları", Viktoryen bir kadın normalleştirmesini ve hatta ötekileştirmesini de bireylere dayatmakta. Bu iki anlayışı, bu yazıya mahsus olmak üzere, "gerici" ve "ilerici" olarak kısaltalım.

Devamı...      

KORSAN DEYİP GEÇME: Kimi kadın kimi erkek, kimi yasal kimi değil

_ Haluk Kalafat

Korsanlar dünyanın tüm denizlerini haraca kesseler de altın çağlarını Karayip denizinde yaşadılar. Bazıları devletten izinliydi, bazıları bağımsız ama hemen hepsi takdir edildiler, en azından uzun bir süre... Günümüzde popüler kültürün sevilen imgesi haline gelen korsanların sönmekte olan yıldızları, Hollywood'un son fırça darbesi Karayip Korsanları filmiyle yeniden parladı. Ayrıca bir kaç ay önce Somalili korsanların Türk kargo gemisini kaçırıp mürettebatını rehin alması korsanlığı yeniden gündemimize taşıdı. Korsanlığın tarihi neredeyse denizcilik tarihi kadar eski. İnsanoğlu deniz taşımacılığına başladığı tarihlerde korsanlığa da başlamış diyebiliriz. Sonuçta kara taşımacılığının yani kervanların başına gelenlerin kısa sürede vaka-i adiyeden sayılması gibi ticaret gemilerinin de soyulması kaçınılmazdı. Hemen tahmin edilebileceği gibi ilk korsanlar Fenikeliler'di. Milattan önce 2000'li yıllarda Akdeniz'de ticareti ellerinde tutan Fenikeliler kanuni yollardan ticaret yapıyorlardı. Ancak karşılaştıkları diğer ticaret gemilerine saldırıp yüklerine el koymaktan da geri durmuyorlardı.

Devamı...      

BUDİZMİN GÜLERYÜZÜ, SOSYALİZMİN CİDDİYETİ, ŞAMANİZMİN DOĞAYLA BARIŞIKLIĞI: LAOS

_ Bora Ercan

Hakkında, coğrafi koordinatlarından ve başkentinin adından başka bir şey bilmediğim bir ülkeydi Laos. Dört yıl önce Tayland’da, gezginlerin toplanma mekanı Khao San caddesi çevresinde dünyanın çeşitli yerlerinden insanlarla sohbet ederken ne zaman Laos’un bahsi geçse gidenler, görenler oranın doğasının güzelliğinden ve insanlarının iyiliğinden söz ediyordu. O vakitler yolum Kamboçya’ya olduğu için Laos yolculuğunu bilinmez bir tarihe ertelemiştim. İşte, birkaç yıl sonra yeniden Tayland’dayım. İki su çocuğu olarak Gül’le birlikte Tayland Körfezi adalarına yolculuk yapma planımız havaların güneyde beklenmedik şekilde ters gitmesi nedeniyle değişiyor, yönümüzü kuzeye çeviriyoruz, bir gece Bangkok’dan Vientiane giden otobüste buluyoruz kendimizi.Laos’un, eski adıyla “Bir Milyon Filin Yurdu”nun Tayland, Çin, Kamboçya, Vietnam ve Burma’ya sınırı var. Hindiçini ya da Çinhindistan’ı denen bölgenin Çin tarafı olarak tanımlamak bana ilk bakışta anlamlı geliyor, nasıl ki Kamboçya’yı Hint tarafı olarak tanımlıyorsam. Asya’da kimin nereli olduğunun anlaşılması uzun zaman o bölgelerde kalmamış olanlar için imkansızdır.

Devamı...      

DELİ KUYUDAN KEMAN ÇALMIŞ...

_ Ulas Basar Gezgin

Bir kemancıyla ilgili bir öykü dolaşıyor genelağda (internette). Buna göre, ABD’li ünlü bir kemancı, kimliğini gizleyerek, bir sokakta sokak çalgıcısı gibi durur; kemanını çalar. Bir dinletisinin girimliği (bilet) 100 Dolar olan ünlü kemancı, sokakta çalarken, 32 Dolar’ı zar zor toplar; yoldan geçen 1000 kişiden yalnızca biri anımsar ünlü kemancıyı. Bu öyküden “günlük yaşamdaki güzelliklerin değerini bilmiyoruz” gibi bir öğrenimlik (ders) çıkarılıyor. Bilimsel bakış eksikliğine çok güzel bir örnek sunduğu için, bu sevilgen (popüler) öykü üstüne söylenecekler var: Birincisi, bu öyküde, sokaktaki 1000 kişi ile kemancının dinletisine 100 Dolar girimlik ödeyenlerin aynı kişiler olduğu varsayılıyor, ki bu doğru değil. Sokaktan geçenlerin değişik gökçeses (müzik) değerleri olabilir; yoksul oldukları için, kemancının dinletisine 100 Dolar bastıramadıklarından, kemancıyı hiç dinlememiş olabilirler. Oysa sözgelimi Madonna, sokak çalgıcısı kılığına girip şarkı söyleseydi, herhalde (benim dışımda) herkes O’nu tanıyacaktı. (Türkiye’den örnek vermek gerekirse, Orhan Gencebay, sokakta şarkı söylese, O’nu herkes tanırdı.)

Devamı...