NECEFLİ MAŞRAPA YA DA OSMAN OLMUŞ ŞİİRİ BİR DE KAYITLARIMIZI İSTİYORUZ

_ Bora Ercan

Osman Olmuş'un uzun yıllardan sonra tarafımdan beklenen (başka kim şiir kitabı basılsın diye bekler, iki adım öne!) kitabı Kuduruk Kalpler Malikanesi Ekim 2008'de Yasak Meyve Yayınları tarafından basıldı.

Zeka, dil oyunları, dürüstlük, tarih, felsefe ne ararsan var Osman'ın şiirinde. Bunlardan en önemlisi de bir şiir okunduğunda Osman'ın şiiri olduğunun anlaşılması. Osman zor bir adamdır. İçince de bu zorluk n katına kadar çıkabilir. Şiirinde de söz ettiği gibi kalbini kırmadığı insan azdır. Kalp kırmayacağım diye uğraşacağına insan, şiir yazmak için uğraşsa ya!

Kitapta, Şuppiluliuma'nın Şıpsevdaları adlı şiirin son dizesi "-nah! O unutamadığımız necefli maşrapa!" İşte, beni alıp uzak diyarlara götürecek olan sihirli sözler! Necefli maşrapa bir arkeolojik nesne olmasının ötesinde anlamlar taşır bende. Değil ki çocukluğumuzun televizyonunda arıza zamanlarında "ekram koruyucu" olarak çıkar, çok çok ötesi...

Efendim şimdi görselliğin dibine vurmuş durumdayız. Hepimizin dijital fotoğraf makinaları var. Benim bile var: Osman Olmuş verdi! Eli olan resim çekiyor. Tutarsa, tutmazsa, sileriz nasıl olsa. Zamanında öyle miydi? Babalarımızın, annelerimizin özene bözene giyinip fotoğrafçıya çektirdikleri resimler birer nostalji malzemesi şimdi. Sen çok yaşa Orhan Pamuk, Türkiye günahlar ve suçlar açıkhavamüzesi sen yazdın ve yaptın Masumiyet Müzesi...

Neyse, daha biz öğrenciyken çok değil bundan 15-20 yıl önce, okulda eylem yaparken elinde fotoğraf makinesi olan herkesten kıllanırdık, neden kıllanmalayalım? Sahi, bir keresinde kabadayılığım tutup sivil giyimli şahsiyete gidip "ver resimlerimizi demiştim, sen kimsin?" Yanıt: "rektörlük görevlisiyim". Sonradan o şahsı jandarma kapısında 100.Yıla gidiş gelişlerde çok gördüm, pis pis bakardı bana. Ben de lise koridorunda yürürmüş gibi yürüyüşümü değiştirip Rebetler gibi yürüyüp geçerdim. Meğer Mustafa Başçavuş'un postasıymış bu görevli. Belki aramızda Hırant'ın katledilmesinin kilit isimlerinden Erhan Tuncel gibi öğrenci olup da polisten para alanlar da vardı daha başka! O kişiyi, arada bir cebinde Cumhuriyet Gazetesi'yle idari kantininde de görmüştüm. (Ey hayat zamana bak, biz solcular eskiden Cumhuriyet okurduk! Şimdi bana okunacak gazete söyleyenin elini öperim.)

Gel zaman git zaman, okuldaki eylemler daha da canlanmış, kitleselleşmişti. Bu eylemlerin çoğu da haklı temellere, barınma, beslenme, temizlik gibi somut sorunlara dayanıyordu. Ve artık devrede fotoğraf makinalı görevliler değil, kameralı görevliler vardı. Rektörlük önüydü anımsıyorum. Bir arkadaşımız da elinde ince bir çıtayla, çıtanın ucunda bir A4 karton, bir yüzünde "Yayınımıza Bir Süreliğine Ara Veriyoruz" yazıyor, diğer yüzündeyse şekliyle birlikte Necefli Maşrafa. Ve bu çıta kameranın ekranına tutuluyor, bir o yüz, bir bu yüz....

Tabii, biz gülmekten kırılırken sonuç malum, o kağıt jandarma tarafından yırtılır, ve yayına devam edilir. Şimdi soru şudur: O zamana ait kayıtlar nerededir? O kadar da devlet sırrı, top secret olamaz. O zaman fotoğraf makinem yoktu, vallahi çok merak ediyorum nasıl çıkmışım, üstte başta ne varmış, saçlarım siyah mıymış?Ya da belki de copların gölgesinde bir o kadar cesur bir o kadar korkak! Harbiden ne lazım, Can Dündar'dan falan mı rica etsek.

Bora Ercan boraercan@yahoo.com
Odysseus Adaları'nın yazarı.