BİR GÜNCEL TEORİ BİÇİMİ OLARAK FOTOĞRAF: DÜNYAYI BİRAZ DAHA GİZEMLİ VE AZ ANLAŞILIR KILMAK

_ B. Gerry Coulter

Fotoğrafın güncel bağlamdaki tüm gücünü anlayabilmek için, teorinin rolünü ve iyi teori ile iyi fotoğrafın ortak özelliklerini anlamalıyız. Teori ve fotoğraf günümüzde birçok ortak amaç ve yöntemi paylaşmaktadır - ve her ikisi de bizi şiirsel ve gizemli düşüncenin sınırlarına doğru çekme potansiyeline sahiptir. Bu makale fotoğrafın kendisini, bir düşünme biçimi olarak, en iyi güncel teoriye denk olduğunu kabul etmeye davet etmektedir. Böylelikle, fotoğrafçıları da yaşadığımız zamanın köklü belirsizliği bağlamında, bir fotoğrafın ne olabileceğine dair düşünmeye çağırmaktadır. Bu makaleye teorinin günümüzdeki rolünü inceleyerek başlayacağım, ve sonra güncel teorik bağlamın fotoğraf için ne ima ettiğini inceleyeceğim. Fotoğrafın güncel teorinin isteklerine yanıt vermesinin bir sonucu, onun fotoğraflanan nesneyi kendi halinde ve olduğu gibi kabul etmesidir. Bu, makalenin sonunda da değindiğim gibi, estetik ve "sanatsal fotoğraf" için büyük bir problem teşkil etmektedir. Bir araya gelen bu hikayeleri, teorinin istemlerine fotoğrafın yanıt verişinin örnekleri olarak sunarken, paragraflar arasındaki Baudrillard, Reid [4] ve Alexander'in fotoğrafları kendi adlarına konuşacaklardır. Bu makale, fotoğraf mecrasını irdelerken, Jean Baudrillard'nın özne ve nesne üzerine düşüncelerinin birçoğundan yararlanmaktadır.

Devamı...      

YEDİ ANARŞİST GÜNAH: 2 - "GULA"

_ Can Başkent

Küçük çocuklarının iştahlarının (genelde) yerinde olması, malum olduğu üzre, onların çok fazla enerji harcamalarından ve bünyelerinin aşırı miktarda besine ihtiyacı olmasından kaynaklanır. Dolayısıyla, harcayacak yeriniz varsa, faydalanma imkanınız varsa, "çokluk", "oburluk" olmaz. Cinsellik zemininde ise, 'çok'u harcamak kolay değildir. Sayısız miktarda tabu ve toplumsal önyargı, görülebilir ilk engellerdir. Dolayısıyla, cinsel oburluk, hemen hemen tüm antropolojik birimde tabudur. Cinsel oburluğun sosyolojik ve antropolojik betimlemelerini bu yazıda umursamayacak, dikkatimizi moral ve ahlaki kriterler ışığında, özgürlükçü felsefelerin cinselliğin aşırı ve yersiz tüketimine nasıl yaklaşması gerektiğini, bir vaka incelemesi çerçevesinde yürütmeye gayret edeceğiz. Ortaçağ felsefecileri, bir çok konuda olduğu gibi, oburluk günahı konusunda da bize ilham veren tespitlerde bulunmuşlardır. Thomas Aquinas, oburluğun beş farklı türünü sıralamıştır: "praepropere", çok erken yemek; "laute" çok pahalı şeyler yemek; "nimis" çok fazla yemek; "ardenter" çok iştahlı yemek ve son olarak "studiose" de çok seçerek yemek.

Devamı...      

AN INTRODUCTION TO ANARCHISM

_ Liz A. Highleyman

What Is Anarchism? Anarchism is a political philosophy that is shrouded in misconception. This is largely due to the fact that anarchism is a truly diverse way of thinking, one which cannot be characterized by simple slogans or party lines. In fact, if you ask 10 anarchists for their description of anarchism, you are likely to get 10 different answers. Anarchism is more than just a political philosophy; it is a way of life that encompasses political, pragmatic and personal aspects. The basic tenet of anarchism is that hierarchical authority -- be it state, church, patriarchy or economic elite -- is not only unnecessary, but is inherently detrimental to the maximization of human potential. Anarchists generally believe that human beings are capable of managing their own affairs on the basis of creativity, cooperation, and mutual respect. It is believed that power is inherently corrupting, and that authorities are inevitably more concerned with self-perpetuation and increasing their own power than they are with doing what is best for their constituents.

Devamı...      

DIE ZUSAMMENWIRKUNG DES WAHL- UND PARTEIENSYSTEMS IN DER TÜRKEI

_ Can Büyükbay

Die vorliegende Arbeit geht der Fragestellung nach, inwiefern Wahlsysteme einen Einfluss auf das Parteiensystem im Türkischen Politischen System haben. Kann das Wahlsystem als entscheidender Faktor und das Parteiensystem als abhängige Variable betrachtet werden? Diese Arbeit verteidigt die These, dass das Wahlsystem nicht prima causa sei. In Anlehnung an Nohlen (2004) wird in dieser Arbeit verteidigt,dass die Auswirkungen von Wahlsystemen kontextabhängig sind. Laut Nohlen sind Kontextvariablen ? ... im Gegensatz zu den hauptsächlich untersuchten Variablen, die als unabhängige und abhängige gekennzeichnet werden, nicht durch den Forscher gesetzt, sondern entsprechen Faktoren, die im Umfeld der untersuchten Variablen lagern und deren Verhalten mehr oder weniger beeinflussen" (Nohlen 2004: 407). Ferner ist der Raum für die Beziehung zwischen dem Wahlsystem und Parteiensystem eine machtpolitische Arena, in welcher die Eliten ihre Interessen folgen. Wenn man die empirischen Fälle der politischen Geschichte der Türkei analysiert, kommt man zum Ergebnis, dass das Wahlsystem nach Interessen und Zielen der militärischen und politischen Eliten verändert wurde. Das nahe liegende Beispiel der direkten Wirkung der Parteien auf das Wahlsystem ist das Referendum, welches am 21. Oktober 2007 stattgefunden hat.

Devamı...      

SOYUTUN ÖTESİNDE: ÇAĞATAY ODABAŞ

_ Kubilay Akman

En yabandan en moderne doğru sanatın serüvenine bakıldığında, daima soyut olana doğru bir yönelim olduğu görülür. Soyut ifade yolları, sanattaki mistik, henüz açıklanamamış olan yarı karanlık bölgeye dair güçlü izler taşır. Batı sanat dünyasında soyut resmin öncüsü kabul edilen Vassily Kandinsky'ye göre, sanat yapıtının sanatçıdan doğuşu, onun sayesinde hayat ve varlık kazanması, gizemli ve sır dolu bir süreçtir. Bu süreçte kendini temsiliyet (representation) ile sınırlandırmayan her ressam, kaçınılmaz olarak müziğe gıpta eder ve ondaki özgür, soyut zenginliği kendi resminde, adeta renkleri ve formu notalar olarak değerlendirerek uygulamayı hedefler (Bkz. Vassily Kandinsky, Concerning the Spiritual in Art). Çağatay Odabaş'ın sanatı, plastik sanatların ve müziğin ortak arayışına konu olan bu estetik bölgeye dair özgün ve yoğun deneyimlerin bir izdüşümü niteliğindedir. Çağatay Odabaş'ı, iki ayrı çizginin bir halkası olarak görüp değerlendirmek gerekir: Birincisi, o, Türk resim geleneğinde Fahr El Nissa Zeid, Nejad Devrim, Zeki Faik İzer, Sabri Berkel ve günümüze uzandığımızda Burhan Doğançay gibi önemli sanatçılar tarafından temsil edilen soyut geleneğin bugün en genç temsilcisi olarak, bu çizgiyi geleceğe taşıyacak kritik bir köprü olduğunun sinyallerini vermektedir.

Devamı...      

TOPLUMLA DALGA GEÇEN GAZETE: HÜRRİYET

_ Bora Ercan

Her şey çok hızlı oldu ve bitti. Her yanımızla sabahtan akşama kadar süren ve rüyalarımızla da devam eden bir pornografik yaşamın içindeyiz. Bu yaşama gönüllü/gönülsüz sürüldük, kaçış yok! Bu içselleştirme her yönüyle kamplara ayrılmayı, olay ve olguları siyah ve beyazdan başka görebilme yetisine sahip olamayan Türkiye toplumunu bir arada tutuyor. Şiddeti, abartısı, yüzeyselliğiyle buyrun. Yıl 2008 yer Türkiye. Ülkemize haksızlık etmeyelim, aslında tüm dünyanın sorunu bu; ama hiç değilse dünyanın bazı ülkelerinde iş kazalarında onlarca insan yaşamını yitirirken belediye başkanları popüler sanatçıların nikahlarını kıymakla iştigâl etmiyorlar! (Bu arada Seda Sayan'ın değeri gözümde birden arttı. Altıncı evliliğini yapmış kendisinde 20 yaş küçük bir gençle. Harbiden kutluyorum.) İşte bu ve böylesi nedenlerle ülkemize, ve ülkemiz ruhuna ayna tutan Hürriyet gazetesine sert eleştirilerde bulunmak bu toplumun bir bireyi olarak hakkımdır. Türk toplumu yanar döner bir toplumdur. Ondan her şey beklenir. İnsanı şaşırtır. Her şey olur da hiçbir şeyi tam olamaz. Yani olası şeriat tehlikesine inanmıyorum. Şeriat ülkesi bile olamaz bu ülke.

Devamı...      

PERSONA*, INGMAR BERGMAN, 1966

_ Gül Büyükbay

Hikaye basitçe, şöhretli aktris Elisabeth Vogler'in bir Elektra gösterisi sırasında aniden susması ve o andan itibaren konuşmaması iskeleti etrafında kuruludur. Elizabeth, bir kadın psikiyatrist tarafından değerlendirilir ve fiziksel ve ruhsal bir hastalığı olmadığı teşhisi konulur. Genç bir hemşire olan Alma, onun bakımı için görevlendirilir. Ancak Elizabeth' in durumu klinikte kötüye gider ve Alma' yla birlikte deniz kıyısında ıssız bir sayfiye evine giderler. Elizabeth modern hayattan uzaklaştığı bu yerde rahatlar, hafifler ve Alma ile aralarında bir yakınlık doğar. Orada Alma, Elizabeth' e açılır, geçmişle ilgili kimseyle paylaşmadığı sırlarını anlatır. Ancak, Elizabeth konuşmaya direndikçe Alma' nın hayal kırıklığı artar ve iki kadının fiziksel ve ruhsal şiddet içeren çatışması başlar. Bergman'ın filmle sorguladığı kimlik ve modern dünyadaki varolmanın imkansızlığı kavramlarıdır. Filme psikanalitik açıdan bakmaya çalışırken "Edebiyatla psikanaliz arasındaki ilişkiyi anlamlı bir biçimde kurabilmemiz için bu ilişkiye tersinden bakabilmemiz gerekir. Psikanaliz ya da psikanalitik bakış bir edebiyat metninin ne anlamını ne de etkisini değiştirebilir. Ancak edebiyat metninin eleştirel okunması , bizim psikanalizi kavramamız, anlamlandırmamız ve psikanalitik terapi ilişkisinin dışında , tüm yaşamımız için kalıcı bir biçimde, tüm yaşamımız için kalıcı bir biçimde geçerli kılmamız için vazgeçilmez bir önemdedir. "

Devamı...      

HAZ CANBAZI

_ Gür Genç

2003 yılında yazdığım, 'Kaza ile gelen Jenan Selçuk' adlı yazımı bitirirken: 'Bakalım ilk şiirleri taslama mı yoksa gerçekten kendini şiire adama yoluna giriş midir? Her şey onun çalışmasına, çalışkanlığına kalmış," demiştim Jenan'ın ilk kitabı 'Kaza' hakkında. Şimdi dönüp söz konusu kitaptaki şiirleri tekrar okuyunca 'taslama' sözcüğü rahatsız ediyor beni. Çünkü ilk şiirlerinden belliydi şairliği. Başka bir şiir kitabı çıkarmasa bile, 'Dönmek', 'Ameliyat' ve 'Hurma' gibi şiirleri bile kesinlikle sonraki zamanlara kalacak, adını şair olarak yaşatacak kuvvetteydi. Belki de şiirlerinin devamının gelmesini gönülden istediğim ve onu yüreklendirmek için yukardaki o tümceyle bitirmiştim yazımı. Ve devamı geldi!... 'Haz', matbaaya 2007'nin son haftalarında girmiş, 2008 başında kitap olarak çıkmış. İlkinden dört-beş yıl sonra ikinci kitap, belli ki 'az ama daha nitelikli' özdeyişini dikkata alarak üretiyor. Jenan'ın yetenekli olduğu başından belliydi. Geçen zaman içinde çalıştı, kendini ve şiirini açtı, geliştirdi.

Devamı...