İZİNSİZDEN

_ İzinsiz Gösteri

İzinsiz gösteri üç buçuk yıldır düzenli olarak çıkıyor ancak son sayımızın çıkması bu düzenliliği biraz aksattı. Belki de nadasa bırakılmamız gerekiyordu verimliliğimizin artması için. Şimdi yeni sayımızla yeniden eski üretkenliğimize dönüyoruz. Ülkemizde bugünün entellektüel yaşantısı ne yazık ki 1930’ların gerisinde. Hadi canım demeyin. Okullarımız, üniversitelerimiz ve koskoca Anadolu toprakları çoraklık içinde. Bu durumda bizim elimizden gelen bu çoraklığa ağaç dikmek ve o ağacı sabırla sulamak. Okur sayımızı hiçbir duyurmak ihtiyacı hissetmedik. İstedik ki yazıları okumak için emek verilsin, nitekim yazarın emeğinin de tek karşılığı bu olacaktır. Nitekim artık aylık 30.000’lere varan tekil ziyaretçimiz var. Bizi üzen nokta ise gelen yazıların belirli düzeyde olmaması. Forumlarda ve mail gruplarındaki sığ yazışmaların düşüncelerimizi daraltması mı bu? Güzel haberlerle devam edelim. İzinsiz Gösteri’ye emekleri geçen, omuz veren dostlarımızın dünya çapındaki başarıları bizi gönendiriyor. Can Başkent artık New York’ta akademisyen, Ulaş Başar Gezgin ile Ali Rıza Arıcan Vietnam’da. Bu arada Ulaş, Evrensel Gazetesinde Pazar günleri yazıyor. Eski dostlardan Gürkan Haydar Kılıçaslan da Yeni Harman’da. Atlas dergisinin bu sayısında daha önce söyleşi yaptığımız ve yazılarını yayımladığımız Aslı Pelit’in Küba yazısını görünce ne mutlu olduk. Aslı eline sağlık, ama bizi de unutma.

Devamı...      

RÖPORTAJ: İSPANYA VİCDANİ RET HAREKETİ

CTHUCHI ZAMARRA de VILLANEUVA

_ Can Başkent

İspanya Vicdani Ret hareketinin etkileyici bir öyküsü var. Bize bundan biraz bahsedebilir misin? Mesela, İspanya'daki VR hareketini tetikleyen faktörler neler ve hareketin İspanya İç Savaşıyla (ve hatta Napoylon dönemiyle) nasıl bir siyasi ilişkisi var? İspanya'da 18. yüzyılın ortalarından başlayan ve anarşist hareketin o dönemki gücüne dayanan eski bir antimilitarizm geleneği var. Bir türlü bitmeyen savaşların olduğu dönemlerde, askerlik hizmetine karşı, oldukça başarılı olmuş ciddi bir hareket vardı. Ne var ki, ancak Franco'nun ölümünden sonra şiddet karşıtlığı ve antimilitarizm birleşip VR Hareketi'ni oluşturabildi, yani MOC (Movimiento de Objeción de Conciencia - Vicdani Ret Hareketi). Sen bir MOC üyesisin. Bize MOC’un tarihinden biraz bahsedebilir misin? MOC’un tarihi aslında Franco’nun ölümünün öncesine, şiddet karşıtı Hıristiyan aktivistlerle ile anarşist aktivistlerin antifaşist mücadelede buluştuğu zamana dek uzanıyor. Her şey, Pepe Benuza’nın çökmekte olan bir diktatörlükle yönetilen bir ülkede askerlik hizmetini reddetmek için askeri eğitim almasıyla başladı. Hapishanedeki üçüncü yılında, 70'lerin ortasında gelişip tüm ülkeye yayılan ve tüm vicdani retçi grupları bir araya getirmeyi başaran bir antimilitarist ve şiddet karşıtı hareket başlattı.

Devamı...      

UZAKLARDAN 2: ALİ RIZA ARICAN İLE ŞÖYLEŞİ

_ İzinsiz Gösteri

İzinsiz Gösteri: Türkiye dışında Türkçe yazanlar ile Türkiye’de yaşayıp Türkçe yazanlar bence aynı sınıfa dahil edilemezler: Şöyle ki Türkiye ve Türkçe ile bağlarını koruyan Almanya ya da Batı Avrupa’da yaşayan yazarlarla senin gibi Vietnam’da yaşayan yazarların yazdıkları birbirlerinden dolayısıyla farklı olacak, yanılıyor muyum? Ali Rıza Arıcan: Bu kaçınılmaz bir farktır. Çünkü sonuçta her yazar farkında olsun ya da olmasın yaşadıklarını, etrafındakileri, kendi iç dünyasındaki çatışmaları yazar. Yurt dışında yaşayan her birey için dil tutunacak bir dal gibidir. Hele bir de etrafta Türkçe iletişime geçecek kişilerin olmaması kişiyi yazı ile özel bir ilişki kurmaya yönlendirir. Bir çeşit çaresizliktir yaşanan. Sonuçta insan kendi anadilinde konuşup yazarken daha çok mutlu olur, kendisini evindeymiş gibi hisseder. Ben aslında yazmaya Tayland’da başlamadım. İlk öykümü 1999 depreminden birkaç ay sonra yazmıştım. O zamanlar nasıl olduysa bir dergi öyküyü ele geçirmiş ve yayınlamıştı. Ben öykünün yayınlandığını dergi elime geçince öğrenmiştim. Öykü yazmaya pek havesim yoktu! Bol bol okurdum! Bulduğum her şeyi, özellikle felsefe, sosyoloji kitaplarını okumayı severdim.

Devamı...      

TÜRKİYE SANAT ORTAMININ SORUNLARI VE ELEŞTİREL ÇÖZÜMLER

_ Kubilay Akman

Gençsanat’ın 151. sayısında Sn. Doğan Paksoy “Sanat Dünyamızın Olanakları ve Açmazları” başlığı altında, Türkiye’deki sanat ortamına eleştirel bir gözle neşter attı ve çok kritik bazı önerilerde bulundu. Sn. Paksoy’un yazısını hatırlayacak olursak, sanatçıların, galericilerin, eleştirmenlerin, yayınların ve en önemlisi de sanat izleyicimizin katkısıyla sanat dünyasının her geçen gün daha çok evrensel ölçülere göre geliştiğini kaydederken; gelişimin önünde engel teşkil eden, üretkenlikten çok tüketiciliği, haksız ve temelsiz eleştirileri tercih eden bazı çevre ve kişilerin varlığını da herhangi bir polemiğe girmeden işaret ediyordu. Sn. Paksoy’un bu yazısı ve ortaya attığı fikirler beni, başka bir yazı yazarak tartışmayı eleştirel ve yapıcı bir düzeyde sürdürmeye motive etti.Türkiye sanat ortamının olumlulukları fazlasıyla vurgulandı bugüne kadar. Hatta yayıncılık anlayışımız bile, kimi zaman bir sorgulamadan “olumlama” şeklinde gelişebiliyor. Mesela sanat dergilerinde şöyle ifadelere rastlıyorsunuz: “ünlü sanatçı”, “önemli sanatçı”, “büyük usta”, vb. Tabii bu sıfatlar gerçekten “ünlü”, “önemli” ya da “büyük” kabul edilen isimlerin önüne geldiğinde durum anlaşılıyor.

Devamı...      

MATEMATİK VE "CRANK"LAR- II

_ Nurettin Çalışkan

"Çemberi kare yapmak bir matematikçiyi ikna etmekten daha kolaydır.” der 1806- 1871 yılları arasında yaşamış olan İngiltere doğumlu Hindistanlı matematikçi Augustus De Morgan. Bu sözdeki vurgu her ne kadar matematikçilerin iknalarının zorluğu olsa da vurgunun şiddeti çemberden kare elde edilemeyeceğindedir. Crank, isim olarak dirsek, kol, manivela ve fiil olarak ta çevirme, döndürme, kurma şeklinde Türkçede karşılığını bulan bir terimdir. Argoda kullanıldığı biçimi ile de, “Crank” terimi “acayip fikirleri olan kişi” olarak dilimize çevrilebilir. Cranklar, bir anlamda, Pi sayısının ondalık sayı halinde yazılabileceğini yani veriler bir kareden çember elde edilebileceğini düşünen insanlardır. Bu yazı daha önceki “matematik ve crank’lar” (sayı 19) yazısının devamı niteliğinde bir yazı. Biraz fazla alıntı koksa da sizleri gülümseten kolay okunur bir yazı oldu. Yazıda olumlu/olumsuz tanıtım olmaması adına isimleri koymadım, fakat alıntılar gerçek ve çok rahat ulaşıla bilinir. Kainatı delen denklem’in bulucusu Bir Matematikçi, Tartaglia'nın 3., Ferrari'nin 4. dereceden denklemlerini rafa kaldırıp (!!!) sonsuz asal sayıyı ürettikten sonra şimdi de kainatı delen denklemi buldu. (1)

Devamı...      

ÖLMENİN ANARŞİST AHLAKI

_ Can Başkent

Bu makale ölme konusundaki kimi önermeleri anarşist ahlak çerçevesinde inceleyecek. Makalenin kapsamını çok genişletmemek adına, öldürme edimini göz ardı edecek, sadece ölme ediminin kendisine, intihar ya da yardımlı intihar, eğileceğiz. Bu minvalde, eceliyle ölme halini de bu yazıda göz ardı edeceğiz. Diğer bir deyişle, bu makalede, anarşist ahlakın "iradi ölme hallerinde" nasıl bir konum alacağını inceleyeceğiz. Makalenin arkasındaki politik motivasyonlar ise, günümüzde bireyci anarşizmin etkisinin artması ve benzer şekilde de, utiliteryancı ahlakın da postliberal yahut anarkokapitalist düşünce okullarında giderek artan derecede tartışılmaya başlanmasıdır. Sözü edilen düşünce okullarının, özellikle gündelik hayattaki dilemmaların üzerine heyecanla eğilmesi, bizim de bu satırlarda, aşağı yukarı benzer bir hevesle, gündelik hayata, dahası gündelik hayatın en iç karartıcı problemlerinden birine eğilmeye itti.

Devamı...      

YAZARIN GEZGİNLİĞİ GEZGİNİN YAZARLIĞI YA DA GEZİ EDEBİYATI NEDİR?

_ Bora Ercan

En son çıktığım uzun yolculukta, bir süredir üzerinde kafa yorduğum ve okumalarla deştiğim bir konu olan gezi yazısı ya da gezi edebiyatı hakkında düşündüm . Özellikle “neden yollardayım ve neden yazıyorum” sorularıyla kendimi yazmaya kışkırttım sıklıkla. Yolculuğum pek de planlı programlı değildi. Yaşantım ve yolculuklarım hep planlarım dışında geliştiği için kendimi yollara bırakmaktan başka çarem yoktu. Aslolan varılacak yer değil de yolda olma haliydi. Yolculuğun başında içimdeki pusula durmadan dönüyordu. Rotamı belirleyen temel unsur ise yukarıda yer alan sorulardı. Pek de alışık olmadığımız uzak coğrafyaları kapsıyordu yolculuğuma başladığım ilk yer. Farklı tatlar, kokular, sesler; en önemlisi de yalnızIığım, Türkçe’den uzaklığım beni yazmaya itiyordu. Bir yandan da önceliğimin gezginlik olduğunu, yazmanın ikinci planda kaldığını kendime söylüyor; her şeyden önce hayata, olaylara, insanlara saf bir zihin haliyle bakmaya çalışıyordum.

Devamı...      

DALGALONYA MASALLARI (1)

EĞER BİR GÜN GEREKİRSE RUHUMUZ... HER BİR HÜCREMİZDEDİR, BAYRAK ASMA GENETİK KODUMUZ..

_ Zelda Capulet

“Bayrak namus, bayrak şeref, bayrak şan, Yâ Rab bu soysuzlara biraz izan ver izân, Mehmetler bayrağı korur sınırlar taa fizan, Bayrağımın kırmızısı şehidimin kanıdır kan...” Yusuf Önder Bahçeci “Milletimizin bu hassasiyeti devam ettiği müddetçe hainler asla emellerine ulaşamayacaktır. Tekrar Ulusumuzun başı sağolsun. Hainler unutmasın! HER “DALGALONYALI” ASKER DOĞAR.” Şartlı reflekse sahip bir kamu çalışanının çalıştığı kurumun e-mail listesine ilettiği mesaj Acaba, Kristo Colombus , gemisine atlayıp, uzak diyarları keşfetmeye çıktığında, asmak zorunda kaldığı bayrağın başka bir versiyonunun, “küreselleşmiş küre”nin küçük bir kara parçasında, her uyaran geldiğinde, bir refleksle pencerelerden, balkonlardan ve hatta çamaşır iplerinden sallandırılacağını bilebilir miydi? Bilemezdi tabii. Çünkü onun, ülkesinin bayrağını asmasının tek bir nedeni vardı: uzak sularda yüzerken gemisinin hangi ülkeye ait olduğunu göstermek... İşte bu masal, neredeyse her uyaranla, bayrağını kapıp, sokaklara çıkan insanların yaşadığı kara parçasını, Dalgalonya’yı anlatır...

Devamı...