NAZIM HİKMET'İ ANIYORUZ

_ Gül Büyükbay

Nazım Hikmet‘in uzun uykusunun 44. yılı. Bir eski gömütlükte yatıyor Türkçeyi taçlandıran usta. Bedeninin bu topraklara getirilerek yorulmasına, yıpratılmasına, şekilci yaklaşımlara gönlümüz hiç razı değil. Politikacılarımız zaman zaman şiirlerini okuyor, ikiyüzlü ve içtenliksiz. Sıkça gündeme gelen ama bir ilerleme katedilemeyen biz Türkiyelilere onur verecek vatandaşlığının iadesinde ise hiçbir ilerleme yok. Oysa ki kimlerin vatan haini olduğu hiç bu kadar ortada olmamıştı. Her şey bir yana mezarını kendi köylerine istemekte yarışan köy muhtarları neden yontusunu dikmeyi düşünmez, kütüphanesini açmak istemez ki köylerine...İsteriz ki bu toprakların dört bir yanında ona dair yontular yapsın yontucular, hepimize kaybettiğimiz umudu anımsatmak için.

 

Haziran’ ın ilk günleri...Sibirya yolundaki Pokrov kasabasindayım; bir yolkenarı motelinde ertesi günün heyecanı var üzerimde. Ustanın peşine düşeceğim, anısına yaklaşacağım, uzun günlerin yanlızlığından sonra sanki sevdiğime kavuşacağım.

Motelde tır şöförleri, İtalyan teknisyenler, çalıştığım fabrikadaysa artık votka da değil bira kokan Sergey, Bazarov diye işçiler var. Harflerinden büyük çağrışımları olan isimleri Rus klasiklerinden düşmüş...

Ertesi gün üç saatlik yoldan sonra Moskova’dayım. Partizanskaya’dan Revolyutsi’ ye önce; orada inip Kızıl meydanda yürüyorum bir kaç tur...Lenin kütüphanesinin önünde devasa bir Dostoyevski heykeli var. Burası hayatımda ikinci kez ölümü gördüğüm yer. Evsizlerle sigara tüttürüyorum. Revolyutsi’den yeraltından Okhotnyy Ryad’ a geçip beş durak sonra Sportivnaya metro durağında iniyorum; Kiril alfabesine uzaklığım yüzünden şekilleri aklımda tutmaya çalışmanın gerilimi, süslü genç kızlar, ağır işlerde çalışan yaşlılar, metronun sertçe yüzüme kapanan demir turnikeleri, ama yolumda yine de bir kavuşma hayalinin sevinç hali...

Sık sık yol sorup pek de kibar yanıtlar alamadığım metro ahalisi bugün pek bir yardımcı neyse ki... Çünkü haritadaki bazı duraklar iptal edildiği için durak sayma yöntemi işe yaramıyor.

Novodeviçi’ye onbeş dakikalık hızlı adımlardan sonra varıyorum. Krokide burada yatan herkesin adı yok, ama Nazım’ın var, seviniyorum. Çamların altında yürürken mezarlık değil de açıkhava heykel sergisinde gibiyim.

Mayakovski’nin, Gogol’un, Çehov’un, Eisenstein’in, Stanislavski’nin ve önemli Rus politikacılarının yattığı bu gömütlükte O’nu bir çınarın altında uyuduğu köşede kolayca buluyorum. Siyah bir taşta umutla adım atan silueti ve kendi el yazısıyla imzası ve iki gün önceki ölüm yıldönümünde bırakıldığını düşündüğüm karanfillerle karşılıyor beni.

İçimden dalga dalga dizeler geçiyor “su başına durmuşuz çınarla ben bir de kedi/suda suretimiz çıkıyor çınarla benim bir de kedinin/Suyun şavkı vuruyor bize çınarla bana bir de kediye,” “gülüşüne bin kurşun sıksa da ölüm, unutma umuda kurşun işlemez gülüm,” “kerem gibi,”

Hava toprak gibi gebe.
Hava kursun gibi ağır.
Bağır
        bağır
                bağır
                        bağırıyorum.

 

Şairlerin en gizlisini arıyorum, heyecanlanıyor, yüreği uçup geliyor ustanın yanına biliyorum. “Dokun toprağa, güçlü ellerinle hisset, “ diyor. Çınar yaprakları arasından, onun gözleriyle göğe bakmaya çalışıyorum.

Ustanın yanından ayrılamıyorum. Sevdiğim insanlar için, özellikle de yıllarca liselerde edebiyat okuturken şiirlerini müfredatına inatla alan teyzem ve elbette İzinsiz Gösteri için güller bırakıyorum, çiçeklerine su veriyorum. Saatler geçti, oradan ayrılamıyorum. Alman/Rus turist kafilesinden bir grup yanıma gelip “Burada kim yatıyor?” diye merakla soruyor, “Nazım Hikmet,” diyorum, “ülkemin ve dünyanın heybetli yüreği, Neruda’nın arkadaşı, Mayakovski’nin yoldaşı...” Bu kuzey şehrindeki kaybolmuşluk hissim gidiyor, güneşi içenlerin şairi günümü ışıtıyor. O, kızacak belki ama ellerimde İstanbul’daki kırmızı gül ağacımıza bir avuç toprakla ayrılıyorum.

 



Gül Büyükbay mountolive@yahoo.com