BASKIN ORAN'IN SEÇİM BİLDİRGESİ

Devlet, vatandaşların farklı kimlikleri olduğunu kabul etmelidir. Barış ve kardeşlik bu yolla sağlanır.Gerçek demokrasilerde vatandaşlar etnik kimliklerini gizlemek zorunda kalmadan eşit olarak yaşar. Ne yazık ki Türkiye’de bugün milyonlarca vatandaşımız anadillerini ve kültürlerini geliştirme hakkından mahrumdur.Gerçek laik düzende din ve mezhep farkları vatandaşların eşitliğini hiçbir şekilde etkilemez. Ne yazık ki Türkiye’de gayri Müslim vatandaşlarımız yabancı veya misafir muamelesi görmektedir. Alevi kimliği dışlanmaktadır. Türkiye gerçek anlamda laik değildir.Çağdaş demokrasilerde kadınlar, karar organlarına eşit oranda katılırlar; erkek eline bakmazlar.Eşcinsellere ayrımcılık yapılmaz; travestiler kamu yaşamından dışlanmaz.

Devamı...      

MEHMET UFUK URAS 'IN SEÇİM BİLDİRGESİ

Milletvekili seçilenler koltuklarının tutsağı oluyor. 5 yıl boyunca seçmeni değil, parti başkanlarını dinliyor, halka verdikleri sözleri unutuyor. Oysa dürüst, erdemli, emekçilerden ve ezilenlerden yana bir siyasetçi olabilmek için koltuğun değil, verilen sözlerin peşine düşmek gerek. Bunun için siyasete yeni bir ufuk, yeni bir ses gerek. Söz veriyorum, o ses ben olacağım. Sol Gösterip Sağ Vurmayacağım: Kime güveneceğimizi şaşırdık. Ezilenlerden yana, barıştan yana diyerek oy verdiğimiz, desteklediğimiz insanlar tam tersi davranıyorlar. Kırk yılın sağcıları sol bilinen partilerden; solcuları sağ bilinen partilerden aday oluyor, aday gösteriliyor. Demokrasiyi savunsun diye oy verdiklerimiz darbeci, muhtıracı kesiliyor. Demokrasi için, barış için mücadele etsin dediklerimiz 301. maddeyi, ırkçılığı savunuyor. Sol gösterip, sağ vuruyor. Bundan kurtulmak için siyasete yeni bir ufuk, yeni bir ses gerek. Söz veriyorum, o ses ben olacağım. Sözde Değil, Özde Muhalefet Olacağım:İktidar olanlar halka verdikleri sözleri hemen unutuyor. Muhalefetse tümüyle göstermelik. Cumhurbaşkanlığı seçiminde aslan kesilenler, demokrasinin rafa kaldırılması, YÖK, kışla etkisi, IMF karşısında kuzu kesiliyor. Gerçek muhalefet ise sokaklarda, üniversitelerde, bürolarda, işyerlerinde, mahallelerde. Bu muhalefeti Meclis’e taşımak için yeni bir ufuk, yeni bir ses gerek. Söz veriyorum, o ses ben olacağım.

Devamı...      

INTERVIEW: SPANISH CONSCIENTIOUS OBJECTION MOVEMENT

_ Can Başkent

Spanish CO movement has rather a fascinating story. Can you tell a bit about it? For instance, what was the motivating factors behind the spanish CO movement and its political connections with Spanish Civil War, or even with the Napoleon era? There is long tradition of antimilitarism in Spain, coming from the middle of XIX century and the strong anarchist movement, with big movements against military service in time of cronichal wars with a very high percent of casulaties. But it is not until Franco´s dead when nonviolence and antimilitarism join together in the CO Movement, the MOC. You are from MOC. Can you tell a bit about the history of MOC? The history of MOC started even before Franco´s dead in 1975, when Christian nonviolent activists met with anarchist activist in the antifascist movement. All started when Pepe Beuza started to train for to refuse military service in a country under a decadent military dictature. He was three years in prison and started a antimilitaris and nonviolent movemente that at the middle 70s joined in a statal movement with all the conciencious objection groups together.

Devamı...      

MECRA ET-BEDEN

_ Ahmet Atıf Akın

Sibernetik teriminin temeli Yunanca kubernetes (dümenci) veya “amir” kelimelerine dayanır ve Norbert Wiener’in kullanımına göre, insanların makinelerle olan etkileşimlerinde dümen mekanizması gibi bir denetici kullanması anlamına gelir. Wiener, bir matematikçi, elektrik mühendisi ve bir iletişim uzmanıdır. 1948’de, Arture Rosenleuth ile birlikte, aynı isimli kitabında, “sibernetik” kelimesini türeten kişidir. Kendisinin tanımına göre araba kullanmak, otomatik bir kapıdan geçmek veya fareye tıklamak gibi aktivitelerin tümü sibernetiktir. Sibernetik sistemler otomatik kontrolün yanısıra, bilginin nakledilmesi, işlenmesi ve yeniden nakledilmesi ile de niteliklendirilir. Sibernetik bugün bilgi teorisi, iletişim, sinyal teorisi, sistem teorisi, yapay zeka araştırmaları ve biyolojik sibernetik (biyolojik elektronik) gibi yeni gelişen bilimsel alanlarla bütünleşmiştir. Wiener’in tanımına göre, bütün otomatik bilgi işleme sistemleri sibernetik makinelerdir.

Devamı...      

EDWARD SAID’IN ‘KÜLTÜR VE EMPERYALIZM’ KITABI ÜZERİNE

_ Ulas Basar Gezgin

Said, ünlü ‘Oryantalizm’ kitabı için şöyle diyor: Oryantalizm adlı kitabımda yapmaya çalıştığım işin ardındaki itilim, bir bölümüyle, ayrı ve apolitik gibi görünen kültürel bilim dallarının, emperyalist ideolojiye ve sömürgeci uygulamalara ilişkin tümden çıkarcı bir tarihe olan bağımlılığını gösterme isteğiydi (Said, 2004, s.88). Said, sömürgecilik dönemi yazarlarının yalnızca ‘Batılı okur’u dikkate alarak yazdıklarını, sömürgelerde yaşayan halkların metinlere olası tepkilerinin dikkate alınmadığını söylüyor ve çoksesli bir okuma pratiği olarak adlandırdığı bir açılım öneriyor (bkz. Said, 2004, s.120-122). Tartışma bölümünü beklemeden yorumumuzu yapalım: Oysa, yerli yazarlar da ‘Batılı’ okurları düşünerek yazmıyorlar, günümüzde ‘Batılı olmayan’ coğrafyayı ‘Batılılar’ için yazan ‘Batılı’ olmayan yazarlar kuşağına dek. Said, Avrupalıları sömürgecilikle suçlarken, bir kaç ayrıcalıklı durum dışında, sömürülenlerin anlatılarını incelemediği için, yalnızca sömürgecilerin anlatılarına odaklandığı için bu gerçeği göremiyor.

Devamı...      

INTELLECTUAL BACKGROUND OF NATIONALISM

_ Can Büyükbay

PART 1: INTRODUCTION...Ludwig Wittgenstein: Whenever one speaks about a topic in social sciences, one is bound with language. That means in approaching a problem or in evaluating a concept, different usages and correspondent meanings should be taken carefully into consideration, in order not go away from reality. The meaning (Sinn) and the projection (Bedeutung) of a concept in Wittgenstein’s philosophy are distinguished and a true sentence of concepts is constructed when a one to one correspondence between the two are existent. (Wittgenstein,1922). It is widely accepted by social science scholars, that if a concept in social science shows many different things in outside world than the meaning of it is somewhat blurred and it looses its significance.Eric Hobsbawm uses a similar approach in evaluating the concept of nationality. “… but the word ‘nation’ is today used so widely and imprecisely that the use of the vocabulary of nationalism today may mean very little indeed. Nevertheless, in approaching ‘the national question’ it is more profitable to begin with the concept of the ‘nation’( i.e. with ‘nationalism’) than with the reality it represents”. For ‘the nation’ as conceived by nationalism, can be recognised prospectively; the real ‘nation’ can only be recognised a posteriori.’ (Hobsbawm, 1990:23)

Devamı...      

ACININ BELLEĞİ: ELİF ŞAFAK’IN BABA VE PİÇ ROMANINDAN HAREKETLE RESMİ TARİH ANLATILARINA BAKIŞ

_ Neşe Yaşın

Elif Şafak’ın Baba ve Piç romanı yukardaki epigraf ile başlıyor ve ardından şöyle bir not geliyor: Bir Türk masalına mukaddime ve bir Ermeni masalına...Fazla konuşmak günahmış sözünden ve Elif Şafak’ın Ermeni sorunu hakkında romandaki tipleri konuşturduğu iki kafe, Kafe Kundera ve sanal kafe Constantinopolis’ten haraketle edebiyat ve toplumsal bellek, resmi ve gayri-resmi tarih anlatıları üzerine temellendireceğim yazımı. Toplumsal bellek, hem edebiyata kaynak oluşturan birşey hem de edebiyatın kendisi toplumsal belleğin oluşumuna katkı koyuyor. Her ulus, ulus devletin oluşma sürecinde bir tarih anlatısına ihtiyaç duyuyor. Bu tarih anlatılarını incelediğimizde genelde bizim iyiler ve haklılar, ötekilerin ise kötüler ve zalimler olduğu üzerine temellendiklerini görürüz. Kendi tarih anlatımızı oluştururken seçici bir bellekle işimize yarayan unsurları ayıklıyor ve ancak kurduğumuz bağlam ve kapsamı destekleyecek ayrıntılara yöneliyoruz. Her hatırlamanın bir unutmayı da içerdiğini söyleyebiliriz. Resmi tarih anlatıları nelerin unutulması, neleri hatırlanması gerektiğini belirlerler. Unutmamız gerekenler genelde bizim tarafımızdan ötekilere yapılan kötülük, tarihimizin karanlık noktalarıdır. Hatırladıklarımız ise ötekilerin bize yapmış olduğu kötülüklerdir.

Devamı...      

AHLAKÇI SERSERİLER

_ Can Başkent

Vicdani ret kavramıyla ilk karşılaşanlar ister istemez hep sorar: "Askere gidenler vicdansız mıdır?". Vicdani ret hareketine getirilen bu acele eleştirinin aynı düzlemdeki diğer bir ifadesi de, vicdani retçilerin, kendilerini yüce ahlaklılar olarak lanse edip, askerlerin "ahlaksız" olduğunu öne sürdüklerini iddia etmektir. Nitekim, bu eleştirileri dile getirenlere göre vicdani retçiler, yüksek bir ahlaki ilkeden yola çıkıp, daha da yüksek bir ahlaki irade kullanarak, bu ilkelerinin gerektirmelerini yerine getirecek kadar "cesur", "yürekli", "devrimci" ve "mert"tirler. Baştan söyleyeyim, her ne kadar damarlarımda derin bir anarşist ahlak geziyor olsa da, bu eleştirilerin gerekçelerini ciddiye alıyorum. Ahlaki gerekçelerin, vicdani reddin temel bileşenlerinden biri olmak zorunda olduğuna inanmıyorum. Derin bir moralist olmama rağmen, ahlakı ciddiye almayanların varlığını da elzem görüyorum. Standart metinler vicdani reddi, "bireyin ahlaki tercih, dini inanç ya da politik gerekçelerle askere gitmeyi ret etmesi" olarak tanımlamaktadır. Tanımın kapsadığı sahayı genişletmek mümkün. Zira, vicdani ret açıklaması sadece askerlik hizmetine karşı yapılmak zorunda değildir. Pekala diğer her türlü otokratik ve otoriter zorunluluğa ve angaryaya karşı benzer bir itiraz hakkı içkin olarak vardır ve gene benzer motivasyonlarla hayata geçirilebilir. Vicdani ret kavramın politik içeriğini dejenere edip, kavram bulanıklığı yaratmamak için, "diğer" karşı çıkışları "vicdani itiraz" olarak adlandıracağız. Zira malum, vicdani reddin politik konumuyla, vicdani itirazların politik konumlanmaları denk değildir. Vicdani ret ciddi politik riskler taşırken, vicdani itirazın "yan etkileri" daha düşük düzeydedir.

Devamı...      

ASYA KİTAPLARI

_ Bora Ercan

Yazılarını İzinsiz Gösteri’de okuduğumuz arkadaşlarımızın kitaplarının basılması bizim için ayrı sevinç kaynağı. Nitekim Ulaş Başar Gezgin’in Asya Yazıları ile Ali Rıza Arıcan’ın Pasifik Öyküleri Mayıs’ın son günlerinde Ara-lık yayınları tarafından yayımlandı. Arıcan’la yapılmış bir söyleşiyi yine bu sayımızda bulacaksınız. Biz başka bir gezgin dostumuz Faruk Budak’ın Asya’nın Dokuz Kapısı adlı kitabını tanıtacağız bu yazıda. Ülkemiz insanlarının Asya ile ilgilenmesi Anglosakson dünya ilgilenmesinden günümüz koşularında daha çok önem taşıyor. Bunun iki nedeni var: Birincisi Türkiye’nin Batılılaşma politikaları çerçevesinde kendini Doğu’ya dolayısıyla da Asya’ya uzun yıllar kapaması. İkincisi ise günümüzde Batı’nın her anlamda kendini tüketme sürecine girmesi, Asya’nın ise kendini dünyada her alanda belli etmesi (tabii bu şöyle tehlikeli: Asya’nın da Batı’yı model alarak aşırı üretim/tüketim zincirlemesinde sadece kendini değil Batı dünyasıyla birlikte Çin örneğinde olduğu gibi tüm dünyayı yok etmesi). İşte bütün bu sürecin sağlıklı olarak değerlendirilmesi Asya hakkında yapılacak gerek teorik çalışmalar gerekse izlenim paylaşımlarının artmasıyla mümkün olacak. Genç bir akademisyen olan Ulaş Başar Gezgin, Asya’nın çeşitli ülkelerinde yaşamış, dersler vermiş ve araştırmalar yapmıştır. Yazıları, ele aldığı konuyu insandan ve coğrafyadan soyutmadan çokyönlülüğü içermektedir. Bir de yazarın edebiyatla ilgili olması, bize yine bir kültürü tanımada edebiyatın ne denli önemli olduğu bir kez daha vurgular.

Devamı...      

NAZIM HİKMET'İ ANIYORUZ

_ Gül Büyükbay

Haziran’ ın ilk günleri...Sibirya yolundaki Pokrov kasabasindayım; bir yolkenarı motelinde ertesi günün heyecanı var üzerimde. Ustanın peşine düşeceğim, anısına yaklaşacağım, uzun günlerin yanlızlığından sonra sanki sevdiğime kavuşacağım. Motelde tır şöförleri, İtalyan teknisyenler, çalıştığım fabrikadaysa artık votka da değil bira kokan Sergey, Bazarov diye işçiler var. Harflerinden büyük çağrışımları olan isimleri Rus klasiklerinden düşmüş... Ertesi gün üç saatlik yoldan sonra Moskova’dayım. Partizanskaya’dan Revolyutsi’ ye önce; orada inip Kızıl meydanda yürüyorum bir kaç tur...Lenin kütüphanesinin önünde devasa bir Dostoyevski heykeli var. Burası hayatımda ikinci kez ölümü gördüğüm yer. Evsizlerle sigara tüttürüyorum. Revolyutsi’den yeraltından Okhotnyy Ryad’ a geçip beş durak sonra Sportivnaya metro durağında iniyorum; Kiril alfabesine uzaklığım yüzünden şekilleri aklımda tutmaya çalışmanın gerilimi, süslü genç kızlar, ağır işlerde çalışan yaşlılar, metronun sertçe yüzüme kapanan demir turnikeleri, ama yolumda yine de bir kavuşma hayalinin sevinç hali... Sık sık yol sorup pek de kibar yanıtlar alamadığım metro ahalisi bugün pek bir yardımcı neyse ki... Çünkü haritadaki bazı duraklar iptal edildiği için durak sayma yöntemi işe yaramıyor.

Devamı...