TARİHİN ORTANCA ÇOCUKLARININ SÖZCÜSÜ: PALAHNIUK

_ Kubilay Akman

Dövüş Kulübü (Fight Club) adı dünyada yaygın olarak 1999 yılında, David Fincher’ın yönettiği, başrollerini Edward Norton ve Brad Pitt’in paylaştığı, modern topluma ve onun tüketim kültürüne keskin eleştiriler getiren filmle duyuldu. Filmin ideolojik ve felsefi teması kimileri için başrol oyuncularının medyatik star imajının yada vurdulu kırdılı dövüş sahnelerinin gölgesinde kalırken, öte yandan, çoğu izleyici bunun bir edebiyat uyarlaması olduğundan habersizdi. Aslında Dövüş Kulübü’nü yaratan Portlandlı yazar Chuck Palahniuk’tı ve öykü Hollywood dolayımıyla milyonlarca insana ulaşmadan üç yıl önce, 1996’da roman olarak yayımlanmıştı. Chuck Palahniuk : Ukrayna kökenli Amerikan yazar Chuck Palahniuk otuzlu yaşlarına kadar herhangi bir edebi metin yazmaya kalkışmadı. Geç adım attığı edebiyat dünyasındaki ilk deneyimleri ise hiç de teşvik edici değildi. Sanıldığının aksine ilk romanı olan Invisible Monsters yayıncılar tarafından içeriği nedeniyle geri çevrildi. Ardından, büyük bir öfke duyarak, biraz da yayıncılara “canınız cehenneme” dercesine Dövüş Kulübü’nü yazdı. Fakat bu kez yayımlamayı kabul ettiler.

Devamı...      

UNDISCOVERED ISLANDS OF POETRY: WHERE IS CYPRUS?

_ Inga Tatolyte

There was a conclusion made on the radio: poetry isn’t popular anymore. No one is buying it, so no one is reading it. I immediately made a decision – at the Vilnius book fair I’m going to the poetry book presentations. When something becomes unpopular, you recognize what its real worth is. And what you truly long for. This year at the Baltic Book Fair, which took place at the same time as the annual Vilnius Book Fair, the poets presented were our closest neighbours the Latvians and in terms of the EU, our farthest neighbours the Cypriots. Usually we are not interested very much in our close neighbours, and we know even less about those that are further away. But looking for more information about them I realized, that we are ignorant not only of them, and that we are not alone as such: in our times poetry rarely steps out the boundaries of its own country and language it is written in. Therefore the meeting with the Cypriot poets seemed to be especially intriguing, and promised a new acquaintance with a far-away country and their still distant and little-known poetry.The beginning of the presentation of the Cypriot poetry collection Sala (An Island) by “Baltos Lankos” publishing house, resembled a welcoming party, which started with red wine, cosy chatting in small groups of people scattered around, and the glances of dark exotic eyes flashing among the pale-white northern faces.

Devamı...      

YANSISAL AÇIDAN TÜRK-YUNAN SORUNU

_ Ulas Basar Gezgin

Yansıçözümleyim (psikanaliz), gündelik yaşamı açıklama çabasında bir işe yarayabilir mi? Sözgelimi, uluslararası çatışmaları yorumlaması olanaklı mıdır? Yansıçözümleyim, aslına bakılırsa, ortaya çıkışından başlayarak, gündelik yaşamı çözümleme savını hep taşıdı. Ancak, kullanılan çözümleme araçlarının değişik yaşam alanlarına uyarlanması, zaman aldı. Çoğu akademik çevrelerde, yansıçözümleyimin bilimsel sayılmaması, onu gün geçtikçe anadalga dışına itti. Belki bundan olacak, ‘Vamık Volkan’ adı, Türkiyeli yansıbilimcilerin bilinmeyenler hanesinde… Daha önce (1986) hazırladıkları, -yansısal açıdan- Atatürk’ün yaşam öyküsü ile, Amerika’da bir hayli tanınan Vamık Volkan ve Norman Itzkowitz, 1994’te yayınlanan çalışmalarında, Türk Yunan ilişkilerini çözümlüyorlar. Tarihsel sürecin dengeli bir özetini sunarken, fırsat buldukça, yansıçözümleyimsel değinilerde bulunuyorlar.

Devamı...      

MİLLİYETÇİLİK, ŞOVENİZM VE FAŞİZM

_ Arif Murat

Radyodan birinci ses gelir. ’Eğer bir avuç azınlık, çoğunluğun sırtından geçiniyorsa, zenginliğini çoğunluğun sırtından çoğaltıyorsa, egemenliğini sürdürmek ve kurulu düzenini korumak için iktidarı elinde tutmak zorundadır. İktidarı elinde tutmak zorunda olan küresel sermayedir. Bu küresel sermaye iktidarının en son, en gerici yapılanması ve siyasi iktidar biçimi faşizmdir.’ Ülkemizde de ‘dilde birlik, toprak bütünlüğü, ekonomik yaşam birliği, ve ortak kültür’ olarak beliren ve bağımsızlık bildirisiyle ‘muassır devletler seviyesine’ erişmek isteyen ulus devlet anlayışı yükselen kapitalizm çağının bir tarihi kategorisidir. Endüstriyel iş bölümünün ortaya çıkması, belirli bir plana dayanan iş organizasyonu, burjuva görüşü temelinde akılcılık ve bilimcilikle yeniden kurulmuştu. Ortak bir dil birliği çerçevesinde, üretimin arttırılarak pazarın sınırsızca genişletilmesi, meta satışı için geniş ticaret ağlarının –değişimin- kurulması, toplumsal üretimin burjuva mülkiyetçiliğine dönüştürülmesi burjuva ekonomik görüşünün kabaca genel yapısıydı. Ve ilerleyen süreçte ulus-devletler burjuva sınıfı egemenliğinde, tarih sahnesinde emperyal devletler yani kapitalist ekonomi biçiminin somutlaştırılmış pazarları olmuşlardı. ‘ Modern dünya halkları (ulus devletler) her zaman mevcut değildiler Bu halklar yaratıldılar. Ve yaratılırken, potansiyel başka halklar ezilip parçalandılar, kırılıp döküldü ve batırıldılar.

Devamı...      

TİLKİ İLE ÇOBANALDATAN, MUSKA VE MUSON ŞARKILARI

_ Bora Ercan

Bu yazı, birbirinden ayrı görünmekle birlikte birçok ortak özelliği olan üç ayrı kitap hakkında. Taner Baybars genç yaşında ülkesi Kıbrıs’tan çıkmış ve adaya bir daha hiç dönmemiş bir şair. Her ne kadar az sayıda Türkçe yazılmış şiirleri olsa da esasen İngilizce, biraz da Fransızca yazıyor şiirlerini. Şiirinde çocukluğun beşeri ve fiziki coğrafyasının imge dünyası genç yaşında yerleştiği farklı ülkede özel bir hal almış. Kökenleri gereği zaten kozmopolit olan Baybars, bir Doğu Akdeniz adasından bir Kuzey Denizi adasına olan yolculuğu sonucunda dilini daha da melezleştirmiş; imgenin sonsuz kullanım biçemlerinde doğrusal ya da düzlemsel değil uzaysal bir şiir çıkarmış ortaya. Bu şiirlerin Türkçeye kazandırılması işini hem şairi hem de onun şiirini en iyi yorumlayabilecek kişilerden biri olan Kıbrıslı Şair Gürgenç üstlendi. YKY tarafından, benim Nisan’da kitap bereketi dediğim şekilde çıktı. Sahi en son ne zaman şiir okumuştuk?

Devamı...      

DUYGUSAL SEÇİM KURAMI

_ Can Başkent

Yazılarımızda çeşitli defalar belirttik: özgürlük felsefeleri varoluşsal olmak zorundadır ve insanı bu varoluşa (yapısalcılığın eleştirisini yok sayarak, çok kabaca söyleyelim hadi) aldığı kararlar ve yaptığı seçimler götürür. Varoluşçu felsefenin bizi mahkum ettiği özgür-lüğü verili alarak, bu seçimlerin nasıl yapılması gerektiğine dair formel bir yöntem gerek-liliğine işaret edecek ve kimi literatüre atıfta bulunacağız. Vefalı okur hatırlar, yazılarımızda usanmadan, bireyin beslenme, giyinme, dinlenme, sevişme vb. hallerine dair seçimlerini eşitlikçi ve özgürlükçü otobur düşünce (a.k.a egaliteryan vejetaryen anarşist felsefe) dolayımında nasıl gerçekleştirmesi "gerektiğine" dair kimi önerilerimizi manifeste etmekteyiz. Dahası, yukarıda sıraladığımız kulvarların herhangi birindeki özgürlükçü ve eşitlikçi tercih mantığının aslında, pek de zorlanılmadan, diğer parkurlara da uyarlanabileceğini kimi yazılarımızda uzun uzadıya kanıtladık.

Devamı...      

SİSTEMİN KARAKÖK’ÜNÜ ALMAK

_ Karakök Otonomu

Günümüzün kapitalist dünya sistemi, geçmişin tüm sınıflı toplumlarının ötesinde, kabaca ekonomik süreçlere indirgenemeyecek; ideolojinin, kültürün ve bizatihi bir simülakr/gösteri haline gelmiş olan toplumun kendisinin çok taraflı devinimleri ve tezahürleri sayesinde kendini yeniden üretmektedir. Sistemin yeniden üretimini sekteye uğratacak hiçbir reel güç bugün bulunmamaktadır. Sistem, inanılmaz bir hızla akan bir enerji olarak fabrikalardan sokaklara, evlerden okullara, işyerlerinden eğlence mekânlarına ve hatta bizlerin bedenlerine ve beyinlerine kadar, her yerden geçmekte, her şeyi kuşatmakta ve belirlemektedir. Peki, bu sisteme dur demek gerekiyor mu? Sisteme kim dur diyecek güce sahip? Kapitalist sistemi nasıl aşabiliriz?İçinde yaşadığımız yabancılaşmış, kapitalist sömürü toplumlarında var olan bireylerin siteme artık “DUR” demesi insani bir zorunluluktur. Bu tarihsel yasaların, sistemin mekanik/objektif işleyiş mantığının, vs. bir sonucu olmayacaktır. Çünkü toplumda ve tarihte evrensel yasalar olduğu konusu fazlasıyla tartışmalıdır ve bizlerin kapitalizmi aşmaya yönelik ihtiyacı asıl her gün daha fazla kaybetmekte olduğumuz “insani değerler”den kaynaklanmalıdır.

Devamı...      

ARTIK “YAŞAMAK BUDUR”. BİR “GARİP” TİR.

_ Mustafa Ercan Zırh

Sony, Playstation 3 (PS3) oyun konsol’u (Game Console) için başlattığı “Yaşamak budur” (This is living) adlı kampanyasının, Amerika ve Japonya’dan farklı olarak, Kuzey Avrupa’ya yönelik olan ve TBWA Londra tarafından hazırlanıp, yönetmenliğini Dante Ariola’ın yaptığı reklam filmini yakın bir tarihte yayınlamaya başladı. Reklam filmi her ne kadar Kuzey Avrupaya yönelik olsa da tüm dünyada ve özellikle Türkiye’de de büyük ilgi uyandırdı. Türkiye’de özellikle ilgi çekmesinin önemli nedenlerinden biri, haklı olarak, reklam filmine müzik olarak Moğollar grubunun 1970’te seslendirdiği “Garip Çoban” parçasının seçilmiş olmasıdır. Her nekadar Türkiye’de tartışmanın odak noktası, son derece sevindirici olan, dünya çapındaki bir reklam kampanyasında Türkçe bir şarkının kullanılması olsa da reklam filmi kurduğu, ve Türk reklam sektöründe bizim pek alışık olmadığımız, istiareler (metaphor) ile bundan fazlasını tartışıyor. Uzun sürümü 5 dakika 47 saniye olan film etrafı ısız, gözden ırak, başka bir anlamıyla güvenli (Safety) bir otel görüntüsüyle başlar. İstediğiniz zaman girebildiğiniz, istediğiniz zaman çıkabildiğiniz bu otel’i oyun konsoluna benzetmek çok yerinde olacaktır.

Devamı...      

AGORAXCHANGE, OYUNU YAP, DÜNYAYI DEĞİŞTİR

agoraXchange yayın hayatına 15 Mart 2004’de günümüz dünyasına radikal bir alternatif sunma niyetinde kürsel bir politika oyunu olarak blog formunda başladı. Bu oyunda, vatandaşlık doğuştan değil kişisel seçimle belirleniyor; kişi öldükten sonra serveti küresel bir kurum tarafından sağlık, elektrik, temiz su, eğitim gibi temel ihtiyaçların karşılanması için dağıtılıyor; devletler herhangi bir akrabalık biçimine ayrıcalık tanımıyor (devlet koruması altında nikahlar yerine özel kutlamalar tercih ediliyor); özel arazi sahipliği yerine uzun vade yada yaşam boyu kiralama tercih ediliyor. Bu prensipler politika kurumlarının yeniden tasarlanması yoluyla insanlığın ölümlü koşuluna günümüzün milliyetçi, mirasçı, heteronormatif aile, materyalizm ve doğaya karşı sorumsuz yanıtlarından daha akılcı bir mücadeleye olan inancı yansıtmaktadır. Son olarak bu değişimlerin tamamı dünya yönetimi iddiasıyla yeni hakim kurumların eklenmesi yönünde değil savaşa ve eşitsizliğe yolaçan yasaların kaldırılması yönünde olmaktadır. agoraXchange’in sitenin şu anki tasarımında ve gelecekteki tasarımlarına yansıyacak aşamaları ve hedefleri vardır. 15 Mart 2004 den beri katılımcılar ¨Oyunun amacı ne olmalı?¨ ¨Puan sistemi olmalı mı?¨ ya da ¨Avatarlar nasıl olmalı?¨ gibi ucu açık sorulara yanıtlar yoluyla oyuna katıldılar.

Devamı...      

SURETS OF ORLAN

_ Kubilay Akman

The French performance artist Orlan who was born in the industrial town of St. Étienne, France, has got an extraordinary position in the contemporary art world. She states “art is a dirty job, but someone has to do it” and makes her dirty job with her own body in the most incredible meaning of the word. In her artistic performances she defines as Carnal Art, Orlan transforms her body and her face through surgical operations to criticize the beauty concept of the men-power and the construction of female-subjects in the modern Western societies. Orlan uses surgical operations to deconstruct “the beauty concept” and recreate it in her personal style while women are using esthetic surgery for rejuvenation and to gain the typology of beauty standardized and accepted generally. The critical target of Carnal Art, with the expression of Barbara Rose, is “the hypocrisy of the way society has traditionally split the female image into Madonna and whore”. (1) Rose believes in that she is a genuine artist , dead serious in her intent about the elaborately calculated performances defined as “the theater of operation”. Two essential criteria to distinguish art from nonart, intentionality and transformation are presented in Carnal Art.

Devamı...      

FURRY GIRL RÖPORTAJI

_ Can Başkent

Merhaba Furry Girl! Öncelikle, seni "otoburlar tarafından otoburlar için yapılan ilk ve tek yetişkin sitesi"ni kurmak için harekete geçiren neydi bize biraz anlatabilir misin? VegPorn.com’a aslında, internette soyunan vejetaryen insanlarla sex ve vejetaryenlıkle ilgili diğer linklerin bir listesini derleyen küçük bir link sayfası olarak başladım. Bu sayfayla ilgili çok fazla geribildirim aldığıma çok sevinmiştim ve bu ilgi, VegPorn’u vegan ve vejetaryen modellerden özel fotoğraflarla birlikte kendi başına bir siteye dönüştürmeye karar vermeme neden oldu. Yedi yılı aşkın bir zamandır veganım ve bu da zamanı gelmiş bir fikir olarak görünmüştü. Kendini "çokeşli ahlaklı bir sürtük" olarak tanımlıyorsun. Seni daha iyi tanıyabil-memiz için bunu biraz daha açıklayabilir misin? Açık ilişkileri ve arkadaşlarımla seks yapabilme özgürlüğünü tercih ediyorum. Ama yalan söylemeyi, aldatmayı vs. içeren cinsel etkileşimlerin meraklısı değilim. Çokeşli insanlar, "erkek arkadaşları çalmakla" ya da tek eşli partnerini aldatanın "diğer kadını" olmakla ilgilenmez. Bu dürüstlükle ilgilidir.

Devamı...