FURRY GIRL INTERVIEW

_ Can Başkent

I started VegPorn.com originally as a small link page to compile a list of veggie people who get naked online and other links relating to sex and veganism. I was very pleased to get a lot of feedback about it, and the attention made me decide to turn VegPorn into its own site with exclusive photos from vegan and vegetarian models. I've been vegan for over 7 years, and it just seemed like an idea who's time had come. You identify yourself as a "polyamorous ethical slut". Can you explain it a little more, so that we can know you better. I prefer open relationships and the freedom to have sex with my friends, but I'm not into sexual interactions that involve lying, cheating, etc. Polyamorous folk aren't interesting in "stealing boyfriends" or being "the other woman" with someone who's cheating on a monogamous partner- it's about honesty.You said in your web site that you see veganism as "a way that people can choose to look at the bigger picture and the impact of the daily choices they make." Which part of the bigger picture and which impact of your daily choices converted you to veganism?

Devamı...      

PİRZOLALI FONDÖTEN

_ Can Başkent

Hayvan özgürlük mücadelesi eylemcileri aslında politik kulvarın bir çok alanında zaten etkindirler. Elbette, bu eylemciler insanların sömürülmesine ve ezilmesine de tanım gereği (insan da en nihayetinde bir hayvandır) karşıdırlar. Peki işe neden hayvanlardan başlanıyor? Bu konuda ilham aldığım organizasyonlar sadece ALF ve ELF değil (ki kendileri FBI raporlarına göre terör örgütüdür ve ABD için en büyük iç tehdittir, ama biz gene de ALF'i seviyoruz). Militarizmin toplum mühendisliği bağlamında en "başarılı" şekilde işlendiği İsrail, kuzey ülkeleri dışında vegan/hayvan özgürleşmeci hareketin en etkin olduğu toplumlardan biridir. Bunun altında aslında tuhaf bir neden yatıyor, zira vegan gıdaların her yerde çok rahat ve basitçe bulunabileceği, belki de dünyanın en vegan-sever ülkesidir İsrail. Nedeni malum: Musevilerin uymak zorunda olduğu koşer yemek diyeti. Et ve sütü bir arada yiyemeyen Musevilerin yemek heveslerini ve iştahlarını doyurmak için vegan dondurmaların, peynirlerin gani olduğu bir toplumda zaten, veganizme çeyrek kala bir hayatla başlıyorsunuz her şeye. (Elbette, dondurma ve peynirin aslolan yiyecekler olduğunu iddia etmiyor, sadece birer örnek olarak sunuyoruz.) Öyle ya da böyle, vegan-sever İsrail toplumu, bu ayrıcalığının politik bedelini (!) de ödüyor. Ses getiren ekolojist, vegan ve hayvan özgürleşmeci hareketler, İsrail'de görece geniş bir tabana hitap etmektedir.

Devamı...      

ÖLÜMSÜZ, GÜVERCİN VE AKREP

_ Bora Ercan

Bizi zorla faşist yaptılar abi!” nereden anlamıştı da beni, böylesine içten konuşuyordu. Sonuçta hepimizde aynı üniforma vardı, hepimizin saçları kazılıydı ama her nasılsa kimin ne olduğu da kolayca anlaşılıyordu. Koğuş arkadaşımdı o cümleyi söyleyen. Güneydoğu’da görevli bir polisken Adana’ya tayin edilmiş... ** Hiçbir anım yok o günlere dair, insana yapılan en büyük zulümlerden biridir askerlik! Bugünlerde çağrıştı bu konuşma, zihnimde nereye gömdüysem çıka geldi, çalkantılarla. ** Şu son günlerde başka şeyler de çağrışıyor zihnime. Vasili Vasilikos’un aynı adlı eserinden Costa Gavras’ın yönetmenliğini yaptığı Z ya da Ölümsüz. Film; Yunanistan’da Hıristiyan ve Yunan manevi değerlerini korumak bahanesiyle, bir lumpenin, seçimle işbaşına gelmiş sosyalist milletvekiline yaptığı suikastı konu alıyor. Devlet tarafından tutulmuş bir kiralık katili namuslu bir savcı soruşturur...

Devamı...      

JO-ANN KELLY HATIRASI: MEMPHİS LİL'İ HİÇ GÖRMEDİM!...

_ Emirhan Oğuz

973'un sıcak ağustosunun ilk haftasında, büyük blues şarkıcısı Memphis Minnie (Minnie Douglas) uzun süren hastalığı sonrası Memphis Tennessee'de bir huzurevinde yaşama veda eder.Birçoklarına göre gelmiş geçmiş en büyük kadın blues gitarist-sarkıcısı olan Minnie'nin tedavi masrafları başka örneklerde olduğu üzere yine dostlarının yardımlarıyla karşılanmıştır. Bu amaçla düzenlenen kampanyalarda başı çekenler arasında Jo-Ann Kelly de vardır. Jo-Ann böylece en büyük esin kaynağına olan gönül borcunu da ödeme çabasındadır. Minnie'nin ömrünün son demlerine doğru ilerlediği 1960 sonlarında Jo-Ann kendi adını taşıyan ilk albümünü henüz yayımlamıştır. Epic'in tanıtım metni "Blues'un Rengi Var mı?" başlığı altında özetle söyle demektedir:"Birçok blues 'uzmanı'; country-blues sarkıcılarının siyah olmaları, Mississippi'de doğmuş ve halihazırda hiç değilse 50 yaşını sürüyor olmaları gereği üzerine ahkam kesmişlerdir. Bu kişilerin Jo-Ann Kelly'yi dinlememiş oldukları kesindir. Jo-Ann genç, beyaz ve İngiliz. Blues'u da Big Bill Bronzy'nin ‘Öyle ya da böyle, blues söyleyebilen birkaç beyaz hep vardır’ derken kastettiği şekilde söylüyor.

Devamı...      

TUNUS..BİR DEĞİŞİM MASALI..

_

Başkent Tunus ile İstanbul arasında hergün uçak seferi var. Yolculuk 2,5 saat sürüyor.. Yolculugun rotası daha önce hiç uçmadığım yönde farklı bir rota.. Yunan adaları üzerinden sekerek Ege’yi geçip, Yunanistan, Adriyatik denizi ve İtalya’nın uç kısmını yalayıp, Sicilya üzerinden başkent Tunus’a ilerliyoruz... Gördüğüm bütün haritalarda aşağı doğru Akdeniz’e uzanan Yunanistan ve İtalya’yı enlemesine geçmek, bilinen bir görüntüye farklı açıdan bakıldığında ne kadar farklı algılanabileceğini hatırlamamı sağlıyor. Tunus – Sicilya arası sadece 90 km. Kartaca’nın açık mavi suları üzerinden alçalıp alkışlar arasında Tunus’a iniyoruz.Bu ülkedeki ilk durağımız Hammamet. Başkent Tunus’a bir saat mesafede olan Hammamet tipik bir Akdeniz tatil kasabası. Bembeyaz sahili ve turkuaz rengi denize kıyı boyunca dizilmiş, çok yıldızlı oteller eşlik ediyor. Abartılı büyüklüklerde olan bu otellerin hepsi beyaz boyalı..

Devamı...      

SANTA MARIA DE BUENOS AIRES'İN İNCİSİ SAN TELMO

_ Aslı Pelit

Buenos Aires. Sadece muhteşem mimarisi yüzünden değil, genelinde hissedilen pozitif havası ve Avrupalı olduğu kadar Latin sıcaklığını taşıyan tarzı ile, biz İstanbulluları hiç yüzüstü bırakmayacak bir şehirdir burası, 17 saatlik uzun yolculuğu göze almaya değecek kadar! Buenos Aires sakinlerine “porteños” derler, şehir kurulduğundan beri bir liman şehir olduğundan bu isimle anılırlar (port=liman, porteno=liman insanı). Portenolar için snob ve ukala deseler bile siz aldırmayın bu şehir mitine. Bütün büyük şehir insanları gibi yoğun ve umursamaz görünseler bile gerçekten sıcak kanlı ve Akdeniz insanı olduklarını hemen anlarsınız bir kaç dakika konuştuktan sonra. Şehrin 100 mahallesi (işte bu bir şehir efsanesi aslında! Siz siz olun sakın tartışmayın portenolarla bu tanımın gerçekliği konusunda) var der ünlü tango.

Devamı...      

GÖRSEL HAFIZA DEFTERİ

_ Zübeyde Arda

Başlamadan önce, sizi uyarmak isterim. Kelimelerle kendimi ifade etmekte hep zorlanmışımdır.Küçüklükten beri resim çizmem, ya da Görsel İletişim bölümünü bitirmiş olmam, bu handikapımı açıklar. Hissi ya da fikri aktarmak için birçok teknik vardır. Ben formları, çizgileri, renkleri ya da materyalleri kullanıyorum. Bir kaç yıl önce, 10 yaşlarımdan kalma bir hatıra defteri buldum. İçinde gizli alfabeyle yazılmış bir takım cümleler vardı. Böylece kimsenin o ‘büyük sırlarımı’ okumadıgından emin olurdum. O an fark ettim ki ‘görsel hatıra defteri’ adını verdigim çizim defterimde de aynı şeyi yapıyorum... Her sayfada ayrı bir gün, düşünce, dönem, ya da hissi hatırlıyorum. Hatıra defteri gibi… Ama resimlerle, şekillerle anlamlandırdığım bir boyut yaratıyorum kendime.

Devamı...      

CONTINUITY IN GERMAN POLITICS

_ Can Büyükbay

The Federal Republic of Germany is a country in which major policy changes have been rare or untypical. It is a long process that policy changes can be planned and implemented. The main reason is the institutional restrictions in Germany’s polity. There are structural constraints on the majority in the legislature and the executive mainly as a reaction to the Weimar Republic. Also, a large number of collective actors and institutions participate in the political process and in policy making in Germany. Among these, the federation (Bund) with the federal government and the political parties on the top, the sixteen semi-autonomous states (Länder), the Bundesrat , the council of representatives of the sixteen state governments, a wide variety of cooperative institutions between the federation and the states, such as planning committees for the joint tasks of the federal government and the state executives, and numerous horizontal networks between the states deserve to be named first.

Devamı...      

DİN FELSEFESİ YAZILARI 4: TANRININ VARLIĞINA İLİŞKİN TELEOLOJİK KANITLAR

_ Ali Rıza Arıcan

Teleoloji sözcüğü Yunanca ‘telos’ ve ‘logos’ sözcüklerinin bileşiminden meydana gelmiştir. Sözlük anlamı ‘amaçbilim’ olarak ifade edilebilir. Aslında ‘telos’, bir olayın ya da eylemin sonucu, başka bir olayı tetikleyecek olan etki alanıdır. Felsefede kullanımı antik Yunan dönemine kadar gider. Plato, Timeus adlı yapıtında evrenin bir anlamı olması gerektiğinden diyaloglar yoluyla söz eder ve konuşmaların sonunda tek bir yaratıcının varlığı sonucuna varır. Plato’nun vardığı sonucun doğu dinlerinden ne kadar etkilenmiş olabileceği üzerinde çok bilgi sahibi olamasak bile Plato’nun, Akademi’yi kurmadan önceki yaşamı, bize bu konuda ip uçları vermektedir. Plato’nun öğrencisi olan Aristo ise, ‘Bu nedir?’, ‘Neden yapılmıştır?’, ‘Nasıl meydana gelmiştir?’ sorularına en son olarak ‘Ne için vardır?’ sorusunu ekleyerek aslında teleolojinin kendisinden yüzyıllar sonra gelecek olan Hıristiyanlık dininde önemli bir yer almasını sağlamıştır. Basit bir örnekle izah etmeye çalışırsak: Bu bir fincandır, porselenden yapılmıştır, karmaşık bir takım yöntemler eşliğinde konunun uzmanları tarafından fabrikada üretilmiştir ve son olarak da içine sıcak ya da soğuk bir sıvı konulması için yapılmıştır.

Devamı...      

“ANTİ-POPSTAR” YARIŞMALARI

_ Kubilay Akman

Son yıllarda TV izleyicisinin dikkati büyük oranda “popstar yarışmaları” ile cezp edilmiş durumda. İnsanlar destekledikleri “star adayları”nın başarısıyla heyecanlanıyor, yenilgisiyle üzülüyor ve cep telefonları ellerinde, manipüle edilmiş bir star oluşturma sürecine yarı-etken olarak dahil oluyorlar. Ne var ki, yarışmaların amacı Türkiye’ye star kazandırmak ve bu olayı halkın katılımıyla gerçekleştirmek gibi görünse de, bu hedefin yakınından dahi geçilemiyor. Bugüne kadar Popstar ve türevi yarışmalardan çıkan, toplumda genel kabul görmüş, bir Ajda Pekkan, Sezen Aksu ya da Tarkan ayarında star bulunmuyor. Neden? Tüm bu yoğun ilgiye ve gündemin işgal edilmesine rağmen popstar yarışmaları niçin amacına ulaşamamıştır ve öyle görülüyor ki ulaşamayacaktır? Cevabın birçok bileşeni olmak durumundadır. Kısa başlıklar halinde bazı eleştirel önerilerim olacak. Öncelikle, global bir model temel alınarak Türkiye’ye uyarlanan program ve projelerin, her ne kadar toplumdan yaygın ilgi görse de, ülkenin kendi iç dinamikleriyle gelişmesi gereken bir pozisyonu (starlık) yaratması beklenemez. Bir ülkede star oluşumunun sayısız dinamiği vardır, ama bunlardan hiçbiri bu formatta bir yarışma değildir.

Devamı...      

THE IMMORALITY OF THE STATE

_ Mikhail Bakunin

Man is not only the most individual being on earth-he is also the most social being. It was a great fallacy on the part of Jean Jacques Rousseau to have assumed that primitive society was established by a free contract entered into by savages. But Rousseau was not the only one to uphold such views. The majority of jurists and modern writers, whether of the Kantian school or of other individualist and liberal schools, who do not accept the theological idea of society being founded upon divine right, nor that of the Hegelian school-of society as the more or less mystic realization of objective morality- nor the primitive animal society of the naturalist school-take nolens volens, for lack of any other foundation, the tacit contract, as their point of departure. A tacit contract! That is to say, a wordless, and consequently a thoughtless and will-less contract: a revolting nonsense! An absurd fiction, and what is more, a wicked fiction! An unworthy hoax! For it assumes that while I was in a state of not being able to will, to think, to speak, I bound myself and all my descendants-only by virtue of having let myself be victimized without raising any protest - into perpetual slavery. Lack of Moral Discernment in the State Preceding the Original Social Contract.

Devamı...