BÖCEKLER, ESKİ YAZILAR VE SURETLERLE ÖRÜLEN TILSIMLAR

_ Kubilay Akman



Taşrada veya büyük kentlerin banliyölerinde geçen çocukluklarda böcekler dünyasının ayrı bir yeri vardır. Oralarda böcekler herhangi bir canlı türü olmanın ötesinde gündelik yaşamın mitolojisi içinde derin anlamlara ve gizemlere sahiptir. Çevrenizde akıl almaz bir enerjiyle, içlerinde birer yay varmışçasına sıçrayıp duran çekirgeler, helikopter gibi alçalıp yükselen yusufçuklar, ölümcül zehirleriyle hem bir ürküntü yaratan hem de sizi cezbeden, yaklaşmaya iten akrepler; ilahi bir ışıkla yanan ateş böcekleri vs… Bir çocuk için, tüm bunlar en az etrafındaki insanlar, yapılar, arabalar kadar hayatın bir parçasıdır. Onun yalın belleğinde, her bir böceğin ayrı bir anlamı, işareti, simgeselliği ve rolü vardır. Sonra, zaman içinde böcekler dünyasıyla kurulan bu büyülü temas sonlanır. Çünkü artık büyümüşsünüzdür. Yerden yükselirken giderek toprağa da daha az bakarsınız. Toprak ise böceklerle “sosyalleşebileceğiniz” yegâne mekândır.

Ergin İnan’ın sanatında, işte bu ilk çocukluk yıllarında böcekler dünyasıyla kurulan temasın ayrıcalıklı bir yeri vardır. İnan, Malatya’da geçen çocukluğu boyunca bu dünyanın zihninde biriken izdüşümlerini, İslam toplumlarında mistik bir anlamı olan insan yüzleri, avuç içlerinde yazgının geometrik kurgusunun işaretlerini içerdiğine inanılan eller ve yaşadığımız modernleşme sürecinde koptuğumuz geçmişe, dini metinlere tılsımlara ve muskalara göndermede bulunan eski yazılar ile birleştirerek sadece Türk plastik sanatlar tarihinde değil, Avrupa ve dünya sanat tarihinde de daha önce adım atılmamış bir alanda yapıtlarını üretiyor. İnan’da tüm bunlar kişisel deneyimlerin ve kolektif aidiyetlerin, kimliklerin prizmasından  geçerek anlam kazanıyor. Sanatçının yine çocukluk yıllarında yaşadığı diğer bir gizemli deneyim ise evlerinin bahçesindeki sundurmada yer alan, çocukların bakmasının ve dokunmasının yasaklandığı eski kitaplardır. Böcekler gibi eski yazılar da onun zihninde yer ederek ileride estetik obsesyonlar halini alacaktır. Ergin İnan yıllar sonra, 1970’lerde İstanbul’da, sahafları gezerken bu eski kitapların benzerleriyle yeniden buluşur. Yazıyı resimsel alanda değerlendirmek, kompoze etmek üzere güçlü bir itki duyar.

İnan’ın Araf harflerini resimlerinde kullanmasını sadece kişisel yaşantılarıyla değil, aynı zamanda tarihsel bağlamlarla ilişkilendirerek değerlendirmek gerekir. İslam’da insan suretinin resmedilmesinin yasaklanmış olması, estetik ifadenin daha çok kendini yazıda hat sanatı ile göstermesine neden olmuştur. Ayrıca ezoterik bir akım olan Hurufilik’te harflere örtük (batıni) anlamlar yüklenmiştir. Hurufilik’e göre harfler evren hakkındaki derin sırlara ve ilahi bilmecelere açılan kapılardır.

Arap harflerinin adeta resimsel bir değer kazandığı hat sanatı geleneksel Türk sanatları içinde özel bir yere sahiptir. Fakat, tüm yasaklamalara ve çekincelere rağmen Doğu’nun minyatür geleneği de var olmaya devam etmiş ve bugüne kadar gelmiştir. Bu gelenek Batı’nın sınırlandırıcı mimesis anlayışıyla kavranamayacak, özgün sanatsal değerler yaratmıştır. Siyah Kalem de bunlarda biridir. Bilindiği gibi ergin inan geçmişte, Topkapı Sarayı’ndaki “Siyah Kalem” sergisinin hazırlanmasına yardımcı olmuştur. Bu kuşkusuz, İnan’ın bütünüyle kişisel, özgün resim dilinin oluşumundaki önemli faktörler arasında yer alır. Ergin İnan tüm mistik ezoterik çağrışımlarıyla birlikte harfleri minyatür geleneği ve modern resim sanatının olanaklarıyla yan yana getirir.

Doğulu kimliğinin ve yerel, kültürel, sosyal kaynakların sanatının gelişimindeki etkisi ne olursa olsun Ergin İnan sadece Doğu’ya indirgenemez. O bir oryantalist değildir. İnan Doğu’yu ve Batı’yı ayırmaya karşıdır ve aslında sentezden yanadır. Ona göre dünya bir bütündür ve evrenin tamamını kuşatan bir “birlik” olgusu veya ilkesi bulunmaktadır. Sanatçının bu yönüyle temel tasavvufi argümanlara yakın olduğu söylenebilir. Zaten Ergin İnan’ın yapıtlarında Mevlâna, özellikle Mesnevî yapıtı önemli bir referans noktasıdır.

Tıpkı kendisinin bir sanatçı olarak kariyeri gibi, yapıtlarındaki temalar ve teknikler de coğrafi ve kültürel sınırları aşarlar. Onun resmettiği yusufçukların formundan çarmıhtaki İsa’ya, altın varak veya balmumu çıkarmalardan yağlıboyaya, resimden enstalasyona doğru uzanan çizgiler; yerelliğin küresellikle, İslam’ın hıristiyanlıkla, gelenekselliğin moderniteyle, sekülerliğin mistisizmle buluştuğu düğüm noktaları vardır.

Çağımız, yeryüzünün tüm sırlarını ve tılsımını gölgeleyen rasyonalizmin ve teknolojik hegemonyanın tahakkümü altında yoluna devam ederken sanat bir modernite eleştirisi olarak kabul edebileceğimiz bir eğilimle eski konumunu yitiren mistik öğelere ev sahipliği yapmaktadır. Ergin İnan’ın yapıtları sanatın bu yeni görünümü içinde Doğu bilgeliğini Batı deneyselliğiyle birleştiren özgün örnekler olarak duruyor. O, böcekler, eski yazılar ve suretlerle, yaşadığımız dijital dünyanın zihniyetini aşan estetize edilmiş tılsımlar örüyor.

 

 

 


>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz




Kubilay Akman mkakman@mail.com