VIRTUALITY AND EVENTS: THE HELL OF POWER

_ Jean BAUDRILLARD

Two images: that of the bronze technocrat, bent over his brief-case, sitting on a bench at the foot of the Twin Towers, or, rather shrouded in the dust of the collapsed towers like one of those bodies found in the ruins of Pompeii. He was, so to speak, the signature of the event, the pathetic ghost of a global power hit by an unforeseeable catastrophe. Another figure: that of that artist working in his studio in the Towers on a sculpture of himself – his body pierced with aeroplanes – intended to stand on the plaza of the World Trade Centre like a modern Saint Sebastian. He was still working on it on the morning of 11 September when he was swept away, together with his sculpture, by the very event the work prefigured.

Devamı...      

TURKISH AND TURKISH CYPRIOT POETRY

_ Neşe Yaşın

The title ‘Turkish and Turkish Cypriot poetry’ indicates two distinct categories in this art form; they may not be very different from each other because both include the word Turkish. But the word that distinguishes one from the other is ‘Cypriot’. When I say ‘Cypriot poetry’ what is the first thing that comes to your mind? A bilingual, multilingual poetry or poetry written in Greek? I think this question is important because it reveals one of the basic barriers that Turkish-Cypriot poetry has to deal with in terms of self-definition. But before delving into the topic of national identity, I would like to pose another question: How and why do we categorise poetry?

Devamı...      

İNTAHAR-2

_ Nurettin Çalışkan

Ağustos 2006 tarihli gazeteler, Irak’a gitmesine birkaç hafta kala intihar eden bir İngiliz askerinin hikayesine yer veriliyordu: 19 yaşındaki İngiliz piyade er Jason Chelsea, “eğitimleri sırasında komutanlarının Irak’ta intihar bombacısı olduğundan şüphelenilen çocuklar üzerine de ateş açması gerektiği yönünde kendisini uyardığını” ailesine söyledi. Bundan 48 saat sonra, 10 Ağustos'ta, Manchester'daki evinde aşırı dozda ağrı kesici almasının ardından bileklerini kesti. Ölüm döşeğindeyken annesine “Irak’a gidemem. Çocukların üzerine ateş açamam. Hangi cephede oldukları umurumda bile değil. Bunu yapamam” diyordu.

Devamı...      

SİMGESEL SÖYLEM VE SÜRREALİZM ARASINDA YERSİZYURDSUZLAŞAN İMGELER

_ Kubilay Akman

Ressam Deniz Bilgin’in (1956-1999) sanatı, maalesef sanatta, edebiyata, felsefede ve tüm diğer sosyal/entellektüel mecralarda Avrupamerkezcilik ve vülger yerelcilikler dışında alternatif, özgün üretimlerin nadiren görülebildiği ülkemizde ayrıksı nitelikteki karakteriyle kalıcı bir yer edinmeye aday gözüküyor. Genellikle aydının Doğu-Batı arasında sıkışıp kaldığı, yaratıcılığının bu iki paradigmanın antagonist konumlanmalarını aşamadığı Türkiye’de Bilgin’in yapıtları varolanı sorgulamak, eleştirmek ve yeni yollar aramak amacında olan genç ressamlar için önemli bir başlangıç noktası, belki de daha doğrusu, bir başlangıç için ayrı güzergâhların mümkünlüğünü kanıtlayan birçok çıkış noktaları sunuyor..

Devamı...      

BÖCEKLER, ESKİ YAZILAR VE SURETLERLE ÖRÜLEN TILSIMLAR

_ Kubilay Akman

Taşrada veya büyük kentlerin banliyölerinde geçen çocukluklarda böcekler dünyasının ayrı bir yeri vardır. Oralarda böcekler herhangi bir canlı türü olmanın ötesinde gündelik yaşamın mitolojisi içinde derin anlamlara ve gizemlere sahiptir. Çevrenizde akıl almaz bir enerjiyle, içlerinde birer yay varmışçasına sıçrayıp duran çekirgeler, helikopter gibi alçalıp yükselen yusufçuklar, ölümcül zehirleriyle hem bir ürküntü yaratan hem de sizi cezbeden, yaklaşmaya iten akrepler; ilahi bir ışıkla yanan ateş böcekleri vs… Bir çocuk için, tüm bunlar en az etrafındaki insanlar, yapılar, arabalar kadar hayatın bir parçasıdır. Onun yalın belleğinde, her bir böceğin ayrı bir anlamı, işareti, simgeselliği ve rolü vardır. Sonra, zaman içinde böcekler dünyasıyla kurulan bu büyülü temas sonlanır. Çünkü artık büyümüşsünüzdür. Yerden yükselirken giderek toprağa da daha az bakarsınız. Toprak ise böceklerle “sosyalleşebileceğiniz” yegâne mekândır.

Devamı...      

AN ARTIST ON THE BRIDGE OF COLOUR AND EMPTINESS: FERİHA TUĞRAN

_ Mehmet Kazım

It's very difficult to write about an artist and her work because it requires expressing the hidden secrets of the painting in a shape of writing that conveys it's emotional message.The only way to see and to write about what is behind the paint is to be able to read these paintings. However, one should not forget that each process of reading is a separate quest. Besides, each and every quest has its own place that can be observed within a specific frame of perception.When I take a retrospective look at Feriha Tuğran's art I see that many elements have changed, however, colour has always remained a priority.

Devamı...      

SENİNLE BÜYÜYORUM TÜRKİYEM

_ Kaan Koç

Yoruldum ikidir soru sormaktan sana. Senin eteğinde yaşamış, yaşayan ve yaşayacak milyarlarca insanın en az yaptığı işi, kendi adıma çok yapmaktan artık yoruldum. Oysa ne umutlarla bağlanmıştık birbirimize, ben senin gözlerine Zeynep Kamil’de, o odada, ne sevdalı açmıştım gözlerimi. Meğer sen, birkaç ay sonra sevişmeye başlamışsın “gavur”un tekiyle. Adını sonralarda öğrendim, Roland Mcdonald’mış. Komünizm karşıtı, sevimli mi sevimli, zengin bir palyaçoymuş.

Devamı...      

DİN FELSEFESİ YAZILAR-1

_ Ali Rıza Arıcan

Din felsefesi de tıpkı felsefenin diğer alanları gibi ilgilendiği konuyu yargılamak ve eleştirmek üzere vardır. Nasıl ki epistemoloji bilginin kaynağını, geçerliliğini, tutarlılığını araştırır ve var olan dizgelere bu yolla eleştiriler getirir, din felsefesi de tam olarak dinsel bilginin doğasını, geçerliliğini, tutarlılığını, insanın din karşısındaki konumunu, dinsel deneyimlerin dayanak noktasını araştırır ve din ile ilgili olabilecek her konuya felsefi bir yaklaşım getirmeyi amaçlar. Kendi başına bir din savunusu ya da din karşıtlığı değildir. Bir insanın din felsefesi yapması için ne bir dinin mensubu olması ne de dinsiz olması gerekir.

Devamı...