ÇIPLAK MODEL GORBAÇOV VS.

_ Gül Büyükbay

 

(Paris’den sonra Şili de öğrenci eylemleri dünya gündemine oturdu. Birkaç yıl sonra hayatın içinde birer çalışan olarak var olacak olan öğrencilerin eylemleri büyük oranda kazanımlarla sonuçlandı. Milyonlarca öğrencinin katıldığı eylemlerde can kaybı olmadı. Hatta Şili devlet başkanı öğrencilere sert müdahalesinden dolayı polis şefini görevden aldı.

Bizde bunca haksızlığa rağmen kitlesel öğrenci eylemleri yapılamıyor. Devlet ve aile daha küçük yaştan ezik ve edilgen yetiştiriyor gençleri. Sonuçta hak arama mücadelesi iş hayatında da süremiyor. İnsanlar nasıl eylem yapacaklarını, haklarını nasıl kazanacaklarını bilemiyor. İş adamları örgütleniyor ama işçiler örgütlenemiyor. Başka bir deyişle emekçiler korkutuluyorlar.

Bu yıl ODTÜ’nün 50. Yılı. Ülkede, hak arama mücadelesinin en önemli kanalı olan ‘Sol’ düşünceyi öylesine körelttiler ki şimdi yarısından çoğu milliyetçi olan yüzde 10-15 sol oy ya var ya yok. Ülkemizin sol tarihinde ODTÜ’nün büyük bir önemi var, tartışmasız. Hadi buna demokrasi tarihi diyelim. Bakın şu anki bakanlar bile ODTÜ’lü. Rektörlük 50. Yıl vesilesiyle büyük bir kutlama programı yapıyor 10 Haziran’da. Hazırlanan Web sayfasındaki görsel malzemeler de 1980 öncesinden. Rektörlük ilginç bir şekilde ODTÜ’nün sol geçmişiyle övünç duyuyor, ama onu söylenleştirip, etkisiz bir romantizm sosuna bulayarak.

Evet 1980’den önce Rektörler ODTÜ’ye girmeye çalışan polislere karşı direndiler. Sonrasında ise kendileri davet ettiler. Devamlı demokrasiden dem vurup eylemci öğrencileri okuldan attılar, uzaklaştırdılar.

Şimdilerdeyse Türkiye’de öğrenci denince akla ya Fettuhlahçı, ya ülkücü, ya da lümpen clubber gelmesi tesadüf mü acaba?

1980 sonrasının çarpıcı olaylarından birini Gül arkadaşımız yazdı.

(İZİNSİZ GÖSTERİ )


95’ in bahar aylarıydı. Üçlü Anfinin altındaki resim atölyesine ilk kez çıplak model gelecekti, aramızda para toplayıp Gazi Üniversitesinde bu işi yapan insanları davet ediyorduk. Bu biz seçmeli resim öğrencileri için önemli bir gündü, ama bir yandan da Gorbaçov’ un spor salonunda konusma yapacağı ilan edilmişti. Yüzüncü Yıl kapısındaki yokuşu inerken spor salonunun önünde toplanmış arkadaşlarımı gördüm; bir anlık çıplak model mi, Gorbaçov mu kararsızlığından sonra, topluluk ruhu beni içinde çekti. İçeriye illa ki girilecek ve Gorbaçov’ a sorular yöneltilecekti. Ortalık gittikçe kalabalıklaşıyordu. Bir süre sonra anlaşıldı ki demokratik bir ortam olduğu söylenen üniversitemizde salona yalnızca ODTÜ koleji öğrencileri alınıyor, üniversite öğrencilerine giriş izni verilmiyordu, toplulukta doğal olarak bir gerginlik oluştu. Düşünüyorum da bu gerçekten saçmalık, ne amaçla neye niyet yapıldığını hala daha anlamıyorum. Futbol sahasında kalabalık gittikçe büyüdü, büyük kızıl bayraklar ağır abilerimizin elinde dalgalanıyordu, elime birisi Lenin posteri tutuşturdu, kendini hiçbir gruba dahil hissedemeyen ben ve arkadaşım futbol sahasına doğru yürümeye başladık. Kapalı spor salonunun önünde çok sayıda polis ve panzerler dizilmişti. Dört yıldır ODTÜ’deydim mavi bereliler, jandarmalar kanıksanmıştı ama okulda ilk polis görüşümdü. Sahanın ortalarındaydık, birileri içeriye girmek için görevlilerle tartışıyordu hala...

Gorbaçov Eylemi

Bu kadar insanı geri çevirmezler artık diye düşünmeye başlamıştım, altı üstü bir kaç soru sorulacak ve protesto edilecekti perestroyka ve glastnost değil miydi hem liderimizin şiarı.

Sanıyorum önce anarşistlerden bir grup polislere doğru koşarak taş atıp yine koşarak topluluğa geri döndü, bu bir kaç sefer tekrarlandı. Tarihin sonu baştan bilinirken bitmeyen savaşlarından küçük çapta biri başlamıştı taş ve silah karşı karşıya. Birileri “taş atmayın” diye bağırıyordu. Taş atanlar bilinçli olarak daha önde duran jandarmaya yaklaşıp onlara zarar gelmesin diye arkada duran polisleri hedeflemeye çalışıyordu. Yanımdaki arkadaşım polislerin siperlerin arkasında gerilmiş yay hallerine bakıp, ben korkuyorum dedi ki herşey o anda oldu. Polis saldırıya geçti. Ortalık toz duman, taşla silahın meydan muharebesi buydu işte. Onca insan dört bir yana koşarken, biz iki kız ters yonlerde koşmuşuz. Resim çantam dağılmış. Küçük spor salonuna dayandım soluk soluğa, kapıda sporcu kızlar vardı, içeriye girmemi istemediler, benimle birlikte kaçanlarla onlarla hafif bir itiş kakış yaşayıp duş bölmesine girdik. İki saate yakın orada saklandık, bu arada herkes arkadaşlarını merak ediyordu cep telefonsuz eylemlerdi o zamanınkiler. Ortalığın durulduğuna karar verince revire gittik. Revirdeki yaralılardan tanıdık pek kimseye rastlamamamız hayatın azizliğiydi, İnşaattan tanıdığım bir çocuk arazide yapılan Survey dersinin kurbanı olmuş, diğerleri de o sırada basket oynayan olayla ilgisi olmayan çocuklardı, yara bere içinde kalmışlar, ne olduğunu anlayamamışlar. Başka bir arkadaşım (Barış Yaşın işte) sonradan basket maçı izleyenlerin arasına karışmak istediğini anlattı, izleyiciler kızmışlar gelmeyin buraya diye, ama polis sporcu falan dinlememiş anlaşılan.


Gece 1. yurt işgal edildi. Yüzüncü yıl yokuşunda ateş yakılıp etrafında halaylar çekildi, şarkılar söylendi. Sabaha karşı Yüzüncü Yıl kapısındaki Sunshine kafe işgalci öğrencilere sandviç ve ayran gonderdi.

Ertesi sabah Matematik Bölümü’ nün önünde sandalyelerde oturulup işgale devam edilmesi tartışılmış, birileri çocukça bulmuş, vazgeçilmiş.

Bir de gerçekliği var mıdır, bilemiyorum; ama sonradan efsane oldu, bir öğrenciyi hunharca döven polisi, iki jandarma yakalayıp daha da kötü dövmüşler, görenler olmuş.

Bu eylemden sonra okuldan atılan, uzaklaştırılan yüzün üzerinde insan oldu. Dernek sonrası politik öğrencilerin platformu olan ODTÜ Oluşumu da bundan büyük darbe aldı. Gözaltına alınanları ertesi gunlerde 1 Mayıs olduğu için uzun süre içeride tuttular. Sonraki aylarda yurtların önünde toplanıp sorgulardan çıkan arkadaşlarımızı çimlerde topluca beklediğimizi, her çıkanı alkışladığımızı ve o günlerden en çok da okul atmosferine yayılan dayanışma ruhunu ve coşkuyu anımsıyorum. Çıplak model atölyeye bir daha gelmedi, ben en çok kaybettiğim dosyadaki İkarus resmime üzüldüm.


Gül Büyükbay mountolive@yahoo.com