MUSTAFA TÜZEL’LE NIETZSCHE HAKKINDA

_ İzinsiz Gösteri

Ben Nietzsche’nin öyle en uç noktalarda yorumlandığını düşünmüyorum. Henüz doğru okunup anlaşıldığından bile emin değilim. Aslında çok gizemli bir yazar da değil Nietzsche. Colli-Montinari Nietzsche’nin okunması için gereken ilk koşulu yarattı. Nietzsche’nin yapıtlarını eksiksiz ve tahrifatsız olarak günyüzüne çıkarttı. Biz de bu edisyonu Türkçe’ye kazandırma çabası içindeyiz. Daha herşey yeni başlıyor. Nazilerin okuduğu, Nietzsche değil, kızkardeşinin elinden çıkma bir metindi. Nietzsche’nin faşist olduğunu zannedenler de aynı metne bakıp öyle söylediler. Biz Türkiye’de biraz geriden takip ediyoruz. Hâlâ Nietzsche’nin faşist olduğunu düşünenler, onu değil, faşist bir kalemden çıkma bir metni, tabii ki o metni de değil, o metin üzerine yazılmış yorumların çevirisini okuyarak böyle ...

Devamı...      

KÖRLÜK (JOSÉ SARAMAGO)

_ Ali Rıza Arıcan

Bazı romanlar vardır sahip olduğu simgesel büyüyle, okuyucuya başka hiçbir eserin vermeyeceği zevkleri tattırır. José Saramago’nun Körlük adlı romanı bu türden bir roman. Simgesel bir dil, Kafkavari bir dünya, ne yapacağını ya da bir adım sonra neler olacağını bilemeyen çaresiz kahramanlar, kişleştirilemeyen bir düşman, neyin kurbanı olduğunu bile anlayamayan Gregory Samsa’lar, nedensiz yere kurban oluşu kabul edemeyen, yaşamak için başkaldırmaya çalışan Dr. Rieux’lar... Romanı kendimce üç bölüme ayırdım. Birinci bölüm: Körlüğün başgöstermesi ve bir salgın halini alarak kenti esir alması.

Devamı...      

YENİŞEHİR’DE BİR ÖĞLE VAKTİ’NİN ANALİZİ

_ Kubilay Akman

Fransız tekil düşüncesinin, öznelliklerinin sınırlarını aşarak ortak çalışmalar yapan iki önemli ismi Gilles Deleuze ve Felix Guattari, “savaş makinası” kavramlarını Kapitalizm ve Şizofreni adlı yapıtlarında açımlarlar. Bu kavram, Michel Foucault’nun “iktidar ve direnme odakları” veya Jean Baudrillard’ın “sistem ve virüs” olgularını sorunsallaştırmalarıyla birlikte ele alındığında, bize toplumları eleştirel bir gözle yeniden okumanın olanaklarını sunmaktadır. Aynı şekilde, kökleri Aydınlanma’nın totaliter yorumlarından dinsel fundamentalizme kadar bir dizi alanlardan kaynaklanan “büyük anlatılar”a karşı küçük (minör) anlatıları-söylemleri vurgulayan Lyotard’ın düşüncesiyle de Kapitalizm ve Şizofreni’nin tezleri arasında özsel bir bağıntı olduğunu öne sürebiliriz.

Devamı...      

CLASSIC EROTICA

_ Bora Ercan

Cinselliğin, yazınsal ya da sözel sanatlarda işlenmesi, görsel sanatlarda işlenmesi kadar eskidir insanlık tarihinde. Dünyanın her bölgesinde, gerek yazılı toplumların eski metinlerinde gerekse sözlü toplumların söylencelerinde cinsellik çok çeşitli şekillerde yer alır. Daha önceki yazılarımızda ve tartışmalarımızda zaman zaman göndermeler yaptığımız Kama Sutra, Ananga Ranga, Permufed Garden, Binbirgece Masalları gibi eserler bu yazınsal eserlere en önemli örneklerdir. Bu klasik yapıtlar zaman zaman çeşitli ülkelerde yasaklanmış, sansüre uğramıştır. Bu noktada, cinselliğin çağlar boyunca özgürlük mücadelesi için bir araç olduğu da sugötürmez.

Devamı...      

A MATRIMONIAL METAPHOR

_ Dalia Staponkute

You said: “…I thought our relationship’s deep meaning was concealed in the letters... you appeared to be special... it seemed that I was the one-and-only, irreplaceable, eternal one...”(The language of emotion is banal, though, in language, there is nothing more human than banality). Later on you understood that you trust texts more than you do people. A text is immutable; people – the opposite. A person changes while the text remains the same. A letter’s text. A document. A promise. An effect. A fact. A witness. When two people relate through letters, a sort-of third body takes up residence between them – a seducer and a traitor. Letters as go-betweens – letters between. Letters join souls but separate bodies. Letters are a way of life and death, a personal platform, an invisible stage, and essay, an inability to write otherwise, an inability to speak otherwise. Letters can create a person, though saying nothing about him.

Devamı...      

DUYGU, ZİHİN VE TERCİH ÜZERİNE

_ Kaan Koç

İnsanoğlunun gerek tarihsel süreçte, gerek bireysel açıdan yaşamında düştüğü en büyük ikilem, ya da paradoks, duygu-düşünce çatışmasıdır.Gündelik hayatımızda neredeyse her eylemimizde bunu yaşarız... git geller silsilesinde, bilinçaltımızda çelişkiler yaratırız. Ve bu çelişkiler, hayatımız boyunca mutlaka bir taraflarımızdan bizi tutar, sarsar. Duygular insan psikolojisinde en baskın etkendir. Duyguların, tecrübeler -hiç şüphesiz düşüncelerin etkisiyle-, hisler, vicdan ve hazların toplamından ibaret olduğunu söylersek sanırım yanılmayız. Örneğin; bir üstgeçitte, boya sandığını yerlere saçmış, ellerini dizlerine koyup, kafasını kollarına dayamış, dayak yemişe benzeyen bir çocuğu gördüğümüzde haline üzülürüz, yardım etmek isteriz.

Devamı...      

EVARISTE GALOIS

_ Nurettin Çalışkan

30 Mayıs 1832 günü sabahın erken bir saatinde şafak sökerken, iki genç bir meydanda buluştular. Ellerinde tabancaları ile sırt sırta verdiler ve ters yönlerde hareket etmeye başladılar. Yirmi beş adım saydıktan sonra ortalığın sessizliğini bir tabanca sesi bozuyordu.Genç adam yere yığıldı, karnından vurulmuştu. Diğerleri onu düştüğü yerde bırakıp meydandan uzaklaştılar. Yaralı halde meydanda yatan genci çok sonra oradan geçen bir köylü fark ediyor ve hastaneye götürüyordu. Ölüyordu genç adam, karın zarı iltihaplanmıştı. Öleceği anlaşılan gence papaz önerdiler. Genç, papazın son hizmetlerini kabul etmiyordu. Aileden tek haberdar edilen kız kardeşi gözyaşları içinde koşarak hasta haneye yetişiyordu. Genç, kalan bütün gücüyle kardeşini teselli etmeye çalışıyordu.

Devamı...      

BAŞTAN ÇIKARICI BİR ÖĞE OLARAK ÇİKOLATA

_ Kubilay Akman

Lasse Hallström’ün yönettiği, Joanne Harris’in romanından uyarlanan Çikolata (Chocolat), 1959 Fransa’sında, koyu katolik boğuculuğun ve ölgün bir sükûnetin hüküm sürdüğü köyle oluşan sosyal-mekânsal fonda haz ve baştan çıkarma olgusunun, insanların erteledikleri veya yüzleşmekten korktukları yitik mutlulukların varoluşunu tartışıyor. Film gösterdikleri kadar göstermedikleriyle de tartışılmayı, üzerinde durulmayı hak ediyor. Öykü, belediye başkanı mutaassıp Mösyö Le Comte’un ve köyün rahibinin merkezinde olduğu karanlık köy atmosferine yabancı bir kadın Vieanne’ın ve kızının katılmasıyla başlar. Köylüler kilisededir ve birkaç hafta kalan paskalya öncesinde yoğun dini duygular hepsinin ruhunu sarmalamıştır.

Devamı...      

PORNOGRAFİNİN YAPAYLIĞI - 1

_ Can Başkent

Geçtiğimiz Geçen ayki yazıdan devam edelim. Önceki yazıda, pornografinin yapay olduğunu, ve de bu yapaylığın farkında olmanın pornografi eleştirisinde çok önemli bir kıstas olması gerektiğini vurgulamaya çalışmıştım üstü kapalıca. Zira, taraflardan birinin rızası olmadan ya da taraflar reşit olmadan pornografi tasarlamak, yasadışılığın ötesinde ahlak felsefelerinin büyük bir kısmına göre kabahattir (Antik Yunan'ı ne yapacağız peki). Dolayısıyla, bu sefer biz de muhafazakar pornografi eleştirmenlerinin yolunu takip edelim, ve yaş sınırını koyalım. Yaş sınırı koyarak, örtülü olarak tarafların farkındalığını tesis etmeye, ve de tüm tarafların -hangi motivasyona bağlı olursa olsun- rıza gösterdiğini kabul etmiş oluyoruz.

Devamı...      

SIRADAN FAŞİZM YA DA BİLİMİNSANLARI

_ Bora Ercan

Sıradan faşizm, birey ve toplum tarafından kanıksanmış, kabul edilmiş, içselleştirilmiş faşizmdir. Birey olmanın yoksanması, bencilliğin varsanmasıdır sıradan faşizm; bencilliğin oluşturduğu kitle ruhu temel besinidir onun, kimlikler, cinsiyetler, her şey değersizce kullanılır, kullandırılır; her şey birbirine yakınsanarak tekdüze bir hal alır; mazruf sıfırlanır, zarf süslenir sıradan faşizmde. Sürekli suçsuz olduğunuzu kanıtlamak durumundasınızdır faşizmde. Yanınızda kimliğinizle birlikte kimliğinizin onaylı/onaysız fotokopisi de olmalıdır. Adliyeden alınacak sabıka kaydı da önemlidir. Olur olmadık her yerde istenir. Oysa ki, devlet aradığını bulamazmış gibi kendi yapması gereken işi vatandaşına yaptırır. Temel sorun da vatandaşın vatandaş olamaması/oldurulmamasıdır. Kim kim için, kim ne için vardır, devlet mi vatandaş için, vatandaş mı devlet için, sorusu soru bile değildir faşizmde.

Devamı...      

ÇIPLAK MODEL GORBAÇOV VS.

_ Gül Büyükbay

95'in bahar aylarıydı. Üçlü Anfinin altındaki resim atölyesine ilk kez çıplak model gelecekti, aramızda para toplayıp Gazi Üniversitesinde bu işi yapan insanları davet ediyorduk. Bu biz seçmeli resim öğrencileri için önemli bir gündü, ama bir yandan da Gorbaçov’ un spor salonunda konusma yapacağı ilan edilmişti. Yüzüncü Yıl kapısındaki yokuşu inerken spor salonunun önünde toplanmış arkadaşlarımı gördüm; bir anlık çıplak model mi, Gorbaçov mu kararsızlığından sonra, topluluk ruhu beni içinde çekti. İçeriye illa ki girilecek ve Gorbaçov’ a sorular yöneltilecekti. Ortalık gittikçe kalabalıklaşıyordu. Bir süre sonra anlaşıldı ki demokratik bir ortam olduğu söylenen üniversitemizde salona yalnızca ODTÜ koleji öğrencileri alınıyor, üniversite öğrencilerine giriş izni verilmiyordu, toplulukta doğal olarak bir gerginlik oluştu. Düşünüyorum da bu gerçekten saçmalık, ne amaçla neye niyet yapıldığını hala daha anlamıyorum.

Devamı...