ÜÇ ZAMANIN MÜZESİ: YAHŞİ BARAZ İLE ROPÖRTAJ

_ Sanem Eyigün

"Oysa Türkiye’de kişisel çatışmalar, bireysel öne çıkış tartışmaları ilerlemeyi engelliyor. Bu şartlarda, toplumun olgunluğa erişmesi, doğru değer yargılarına varabilmesi için belki de en az üç kuşak beklemek gerekecek... Şayet bu başarılamazsa, kısır döngü içinde iç çatışmalarla uğraşılırsa Türkiye’de bugünden de olumsuz hadiseler yaşanacaktır. Çünkü zaten Türk Resmi 20.yy’ın sonunda en idealist sanatçılarını yitirmiştir. Bugün varlık gösteren sanatçıların bir kısmı medyatik saçmalıklarla öne geçmeye çalışsa da tarih onları eleyecektir. (...) Yetmiş milyonluk büyük bir ülkede sanat eserinin üretimi birkaç sehir içinde cereyan ediyor, sanat hiçbir zaman bu şekilde gelişmemiştir. Sadece İstanbul ve Ankara’da -o da belirli bölgelerde- açılan sergiler birşey ifade etmiyor. Bırakın Anadolu’yu Beyoğlu’nda bile sergi açılsa en fazla 2000-3000 kişiye ulaşır ki bu da yetersizdir. "

Devamı...      

İSTANBUL’DA TOPLUMSAL FARKLILAŞMALAR VE MEKÂNDA YANSIMALARI

_ Kubilay Akman

Kentler, içinde bulundukları tarihsel dönemin ve toplumsal koşulların belirleyiciliğiyle şekillenirler. Kentin mekânsal örüntüsü, bütünüyle ekonomik ve toplumsal tabakalaşmayla bağıntılı olarak çehresini kazanır. Burada, İstanbul kentinin –özellikle son yirmi yılda- yaşadığı dönüşüm sürecinin mekândaki yansımaları konu edilecektir.Wallerstein’ın “dünya sistemi” analizinde kullandığı terminolojiye gönderme yaparak, kentsel yaşam içinde de bir merkez–çevre antagonizması olduğunu söyleyebiliriz. Kentin ekonomik ve toplumsal yapısı, belirli sınıfların kentsel yaşamın merkezinde yer almasını, belirli kesimlerin de çevreye itilmesini doğurur.

Devamı...      

İSTANBUL’UN KENTSEL DÖNÜŞÜMÜ

_ Ali Pekşen

Ulusal gazetelerden birisinin emlak ekinde İstanbul’un büyük değişime hazır olduğunu iştah kabartıcı birşeklide müjdeleyen bir haber yayımlandı. Haberde 5-10 yıl içerisinde 1 milyondan fazla konutun kentsel dönüşüm çerçevesinde yıkılıp yerine yenisinin yapılacağı, böylece İstanbul’un gecekondulardan kurtulacağı ve depreme dayanıklı konutlara kavuşacağı vurgulanıyordu. Asıl önemlisi bu konut yapımının yanısıra hayata geçirilmeyi bekleyen “plaza”, “residence”, marina, alışveriş merkezleri, otel ve liman yatırımları gündeme getiriliyor: Karaköy Galataport projesi, Haydarpaşa Liman ve Garı dönüşüm projesi, Zeytinburnu serbest bölgesi, 650 metre yüksekliği ile dünyanın en yüksek biansı oalcak Bosphorous Tower projesi, Sarıyer ile Beykoz arasına 3. köprü projesi, Pendik’e 7 yıldızlı otel projesi bunlardan sadece bazıları (Dubai Towers’ı da biz ekleyelim).

Devamı...      

MİMARLIĞIN GİZEMLİ DİLİ: DANIEL LIBESKIND

_ Ebru Kurbak

Amerikalı mimar Daniel Libeskind, 1989’da Berlin Yahudi Müzesi için düzenlenen mimari proje yarışmasında önerdiği projenin seçilmesiyle tanınmaya başlamış ve o günden bu yana gerçekleştirdiği diğer projelere rağmen, inşa edilen ilk bina tasarımı olan Berlin Yahudi Müzesi ile bilinmektedir. 16 yıl boyunca mimarlık eğitimi vermiş olan Libeskind, bu ilk binasını 42 yaşında tasarlama fırsatı bulmuştur. Ancak, başta projenin mali sorumluluğunu üstlenen Berlin Senatosu olmak üzere çeşitli yetkili kurullar tarafından sürdürülen tartışmalar nedeniyle müzenin inşaatının tamamlanması 1999 yılını bulmuştur.

Devamı...      

CREATING NEW MODELS: HOW TO DEAL WITH THE CULTURE OF CONFLICT

_ Neşe Yaşın

Few years ago I was asked to speak in a panel on the subject of Pre-conflict situation and conflict prevention. Looking at the title and trying to built up my speech I started questioning what was really meant by a pre- conflict situation and if the issue is to prevent conflicts or to find them peaceful solutions. From what I understand, by pre-conflict we may mean the absence of war and absence of physical violence. I would like to look at a more general definition of conflict.

Devamı...      

SOSYAL BİLİMLERDE GÜNCEL TARTIŞMA ÖĞELERİ

_ Kubilay Akman

Sosyal teorinin bir “bilimsellik” iddiasıyla genel felsefi düşünce mecrasından ayrılıp özelleşmesinin iki ayrı itici gücü vardır. Aydınlanma Çağı’nın sekülerizmi ve doğa bilimlerinin dolayımlı etkisi. Aydınlanma öncesine kadar, Batı düşüncesinde tarihin ve toplumun ele alınışında, yorumlanışında dinsel-mistik görüşlerin önemli bir belirleyiciliği söz konusuydu. Hıristiyanlık olgusu, Batılı aydınların dünyayı kavrama tarzını büyük ölçüde önbelirliyordu. 17.yüzyılın sonlarında ve 18.yüzyılda dinsel dünya görüşlerinin meşruiyetleri büyük oranda sarsıldı. Yaşanan sekülerleşme sürecinde artık doğal yada toplumsal, tüm olguların ardında maddi bir determinizm mantığı aranmaya başlandı.

Devamı...      

TOZ ŞEHİR, SARI ŞEHİR ILIK BİR GECEDE SANA GERİ DÖNDÜM...

_ Gül Büyükbay

Kahire o kadar büyük, o kadar karmaşık, dehlizleri olan bir şehir ki üç gün ayırın diyen gezi kitaplarına şaşırıyorum. Bir yandan da çok derine dalmaya gerek yok derin bir nefes alıp içine dalınca Kızıldenizin o renkli melek balıklarının, mavi noktalı stringreylerinin, palyaçolarının, aslanlarının, napolyonlarının insan karşılıkları görülebilir -ki onlarla o büyülü göz göze gelmelerden sonra deniz ürünü yiyemeyen otuz yaşında bir kız çocuğu tanıyorum. Kaldığım yer Roda’ da. Roda incecik bir suyoluyla ayrılan Nil üzerinde bir ada. Nehir yüksek binaları, otelleri kıyısına almış öyle ağır ağır akıyor, şairi doğrularcasına.

Devamı...      

SİVİL ÖLÜM VE TOPLUMSAL EMPATİ

_ Can Başkent

Geçtiğimiz aylar vicdani ret açısından epey hızlı ve "verimliydi". Gazeteler yazdı, İzinsiz Gösteri'de (Şubat 2006) kararı yayınladık, artık duymamayan kalmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti vicdani retçi Osman Murat Ülke'ye bini masraflar için olmak üzere toplam 11 Bin Avro tazminat ödemeye mahkum oldu. Arkasından, bir kaç hafta sonra, tutsak vicdani retçi Mehmet Tarhan yaklaşık onbir aylık tutukluluk sürecinden sonra serbest bırakıldı.

Devamı...      

ÇIPLAK KRALLAR DİYARI

_ Sanem Eyigün

Geçtiğimiz günlerde, gündemi -haklı olarak- meşgul eden Fikir ve Sanat Eserleri Yasası, son dönem sanat sohbetlerinin de tek konusu haline gelmişti. Yine -benim de içinde bulunduğum- bir sohbet ortamında -akademik camiada yer alan bir dostumdan- öğrendiğim talihsiz olaylar, beni “eser sahteciliği” ile ilgilenmeye yönlendirdi. Duydum ki, meğer bazı “telif hakları savunucuları” eser sahteciliği alanında faaliyette bulunuyor/sahte eser bulunduruyor. Bu yaman çelişki, şu soruyu da beraberinde getiriyor: Ne hakla telif haklarından bahsedebiliyorsunuz? Yoksa bu telif hakları sahtecileri de mi kapsıyor, size göre? Böyle, “insanları aydınlığa kavuşturan büyük kurtarıcı” edasıyla dolaşmak güzeldir, tabii bu bir gerçeklikse… Aksi takdirde bu sadece, kralın paha biçilmez/görünmez kıyafetiyle halkı selamlayışı gibi “komik” oluyor

Devamı...      

ETNOCİNSELLİK, ETNOPORNOGRAFİ YA DA BİR KAVRAMSALLAŞTIRMA KARMAŞASI-III: Değiştiren Kültürel Kodlar, Değişen Kimlikler

_ Bora Ercan

Cinseliğin tanımı kesin olarak yapılamıyor, sınırları mutlak olarak belirlenemiyor. Dolayısıyla, cinsellikle ilgili olan kavramların da. Neyin müstehcen, neyin erotik, neyin pornografi olduğu dönemden döneme, kültürden kültüre değişiklik gösterir. Ünlü İsveçli Jinekolog William Smellie’nin 1752 ylında yayımladığı Treatise on the Theory and Practise of Midwifery (Ebelik Hakkında Kuramsal ve Uygulamalı Tez) adlı kitabının ‘dokunmayı’ ve ‘dahili müdahaleyi’ benimsediği için birçok kişi tarafından o ana değin yazılmış en müstehcen, en uygunsuz, en utanç verici kitap olarak tanımlandığını Duerr’den öğreniyoruz (1). Nitekim günümüzde eşcinsel evlilikler/birliktelikler kabul görürken, bundan çok değil birkaç on yıl öncesine kadar böylesi bir durumun düşünülmesi bile çok uzaktaydı.

Devamı...      

ODTÜ’DE BAHAR

_ Bora Ercan

Bahar dönemi eylemlerle açılırdı. Gerek üniversite harçları gerekse servis sorunu gibi nedenler ilk eylemlerin odağını oluştururdu. Sonrasında 16 Mart Katliamı, Nevruz, Kızıldere katliamının yıldönümünde de bazen kitlesel bazen nokta eylemler yapılırdı. Bu eylemler baharın getirdiği coşkuyla 1 Mayıs’a hazırlık gibiydi. 1980 sonrasında her yerde olduğu gibi, elbette, ODTÜ’de de çok şey değişmişti. Sola yapılan baskı ile ters orantılı olarak sağa sağlanan destek sonucunda, özellikle islamcı öğrencilerin sayısında artış olmuştu. ODTÜ çoğunlukla Anadolu’dan gelen memur ailelerinin tercih ettiği bir okuldu(r). Bu öğrencilerin kimi, benim gibi, daha okula gitmeden ‘romantik komünist’ olmuştur, böylece görece özgürlük ve dayanışma ortamında canlı bir sol yaşantı oluşmuştur.

Devamı...