FOTOGERÇEKLİK: GERÇEKLİK ALGISININ EVRİMİ

_ Ebru Kurbak

İnsanın “gerçeklik” kavramına en ilkel tepkisi onu içinde yaşadığı maddi dünya ile eşleştirmek olmuştur. Kendi gerçekliğini yani maddi dünyayı kavrayabilmek için izlediği yollardan biri de ona kendi ürettiklerini eklemektir. İnsanın en özgür üretim sürecinin son ürünü olan sanat eserlerinde eğiliminin önceleri maddi dünyayı taklit etmek, onun bir benzerini yaratmak olduğu gözlemlenmektedir. Bu çabanın ürünleri arasında yapılacak bir değerlendirmede, şüphesiz, en benzeyen en üstündür.Fotoğrafın ortaya çıkışı her ne kadar bilinen sanat tarihinin çok geç dönemlerine rastlasa da, fotografik görüntü ile karşılaşmak insanlığı oldukça etkilemiştir. Fotografik görüntü onunla ilk kez karşılaşan biri için “gerçek” olana şaşırtıcı derecede benzemektedir; hatta, bu benzerlik öyle büyüktür ki bu görüntü onun tanıdığı gerçekten başka bir şey olamaz.

Devamı...      

SEMBOLLERİN GÜVENCESİ ALTINDA

_ Neşe Yaşın

Sosyalleşme süreci aynı zamanda kendi kolektif kimlik grubumuzun sembol ve değerlerinin de bize aktarıldığı bir zamandır… Bu değerler ve semboller bize kutsallıkları içinde sunulur… Bu kutsallıkların ardında onları yücelten çeşitli hikayeler vardır. Bu kutsallıkları kabul etmemiz bizi onları paylaşan kolektif kimlik grubunun bir parçası yapar ancak… Bunları sorgulamamız ise ihanetle eş değerde tutulur. Bayrak, şehitler, şehitlerin kanlarıyla sulanan toprak, dökülen kan, saygı göstermemiz ve her zaman anımsamamız gereken değerlerdir… "Düşmanlarımızın" sembolleri ise bütün olumsuzlukları yüklenmiştir. Düalisttik düşünme tarzımız içinde onlar ve biz cephesinde, biz iyiliğin, güzelliğin, mertliğin, onlar ise kötülüğün, çirkinliğin, kalleşliğin simgesidirler.

Devamı...      

PAUL LAFARGUE

_ Nurettin Çalışkan

Paris'te hükümete karşı direnişe geçen gençleri kışkırttığı gerekçesiyle akademiden uzaklaştırılan Lafargue, tıp öğrenimini Londra'da sürdürüyor. Laura'ya olan tutkusu, iki yıllık bir bekleyişten sonra, evliliğe dönüşüyor. Marx, kızıyla evlenecek bu gencin yaşamıyla yakından ilgilenmektedir. Engels'e yazdığı bir mektupta, kaygılarını şöyle dile getiriyor: "Anladığıma göre... Lafargue evlenmeden önce doktorasını Londra ve Paris'te yapacak. Buraya kadar bir sorun yok. Ancak, dün melezimize (Lafargue'ı böyle tanımlıyor) yine söyledim, eğer İngilizlerin o soğukkanlılığını benimsemezse, Laura ona kısa zamanda güle güle der. Bunu kafasına koymak zorunda. Yoksa yapacak hiçbir şey yok."

Devamı...      

FOR A NEW PEACE WITH THE UNIVERSE

_ Kubilay Akman

People are losing their authentic and original values as meeting the one-dimensional culture of the globalization process. We do not have entirely anymore the old virtues came from the ancient past when people used to live in peace with nature and all creatures, visible or invisible. In this mechanized chaos, whistles from the mystical past may be listened only in works of art. Perisic's sculpture is one of the spaces where you can experience a dialogue with your spiritual world, layers of the lost souls hunting on our lands, subconscious elements of culture and civilization.

Devamı...      

AİHM'İN VİCDANİ RETÇİ OSMAN MURAT ÜLKE KARARI

Mahkeme oybirliği ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesinin (alçaltıcı muamele yasağı) ihlal edildiğine karar verir... Sözleşmenin 41.maddesi uyarınca ( hakkaniyet uygun tazminat), Mahkeme başvurucu lehine maddi zararlar için 10.000 Euro, avukatlık ücreti ve masraflar için 1000 Euro tazminata hükmeder...

Devamı...      

ERMENİ ÇOBANLARININ MAVİ TANRISI

_ Tilda Haveriyan

Emeni çobanlarının tanrısının mavi olduğunu biliyor muydunuz? Yağmur yağmasa, sular çoğalmasa koyunlar susuzluktan kırılır. Tarlalar kurur. Köylüler ve çobanlar dünyanın bütün kara parçalarında yağmur duasına çıkar. Ermeni çobanlar da. Ama Ermeni çobanlarının tanrısı mavidir. Nedense bir tek Ermeni çobanlarının tanrısı mavidir. "Mavi tanrım, masmavı tanrım .... " diye yalvarırlar. Sadece yalvarmakla kalmazlar, en has koyunlarını da adak olarak adarlar. Yağmur yağar, sular çoğalır. Ama, çoban bu koyuna kolay kolay kıyamaz. Tanrı için olsa bile.

Devamı...      

HA DUBLİN HA DİYARBAKIR!

_ Metin Aydın

Bu kadarı da fazla artık dedirtecek bir retorik üzerinden sürgit ve handiyse dört başı mamur işleyen bir kumpasın dimağlarımızı tu kaka eden salvoları yetsin gayrı! Âmiyane tabirle, insafınız kurusun diyeceğim ama, ne yalan konuşayım; vicdanım daha aman vermiyor bu tarz bir serzenişe. Epeydir, sağırlar diyaloğundan bir gıdım bile sapmayan ve en iyi ben bilirimci bir minval üzre yürüyen kültürel/düşünsel düklüğün artık gına getiren tacizleridir beni böylesi bir yazıyı çiziktirmeye gark eden. İnsan tekinde adap-izan olur, etimiz-budumuz ne ki, boyumuzu aşan argümanlarla birlik bir papağan dağarcığını da aşmayan sözcüklerimize mi güvenip, el aleme bol kepçeden racon kesiyoruz. Evet, evet racon!

Devamı...      

ŞİİRE BAŞLARKEN TOK KARNA YUTULMAYACAK HAPLAR SERİSİ (2. DRAJE)

_ Osman Olmuş

Şiir; her keresinde farklı bir anlamı imleyen, hem-hâl olduğu dillerin alfabeleriyle vücut bulup hiçbir vücuda sığdırılamayan en karmaşık kerrat cetvellerinin hem her biri, hem de bütünüdür. Şiir, ezberi bozmanın elifidir. Silsilesizliktir! Bu çerçevede, çerçeveyi yararak şiir; tüm alfabelerin oluşturduğu aritmetik, geometrik ve harmonik ne kadar anlam dizini varsa hepsini alenen kırar, darmadağın eder ve kendi silueti içinde yeni ve bambaşka anlamlar inşa eder. Ancak asla müteahhit değildir, olsa olsa kerâmeti kendinden menkul bir çekül ustasıdır: Muhlis ve hırçın!

Devamı...      

ŞİİR ÖLÜNCE

_ Ethem Özgüven

Giderek daha az kullanıyoruz bazı kavramları, kelimeleri. Aklımıza daha az geliyorlar ve yaşamın içindeki işlevlerini, doldurdukları yeri “şerefli bir geri çekiliş” olarak adlandırırsak nesnelliğimizi yitireceğimizden korkmamız gereken bir şekilde terkediyorlar. Hızla. Sorun dille ilgili bir sorun bir yönüyle, dolayısıyla yaşamla. Şairlerin belki de farkedemedikleri şey dilin gittikçe azaldığı, hastalandığı. Bu nedenle de şiir imkansız artık.

Devamı...      

INTERVIEW WITH SARAH KINSLEY

_ Bora Ercan

"Believe it or not China is one of the hardest places I have ever lived because I find the language very hard to learn. In most countries you can get by with English but not in the area I am in right now. I live in a city called Qingdao, which is on the Yellow Sea between Beijing and Shanghai. I am grateful to live within walking distance to the Yellow Sea and have found some great areas to hike. I live close to one of the five sacred Taoist mountians which is a great escape from the city. Being in nature is very meditative to me. The Chinese in this area seem to love MSG and fried food so I end up cooking at home a lot. I consider myself a flexitarian and an opporartunavor but am still having a hard time going to the local DOG restaruant."

Devamı...      

YIKANMAMIŞ ISPANAK

_ Can Başkent

Tamam küstah bir his, kabul ediyorum. Hınzır gülümsemem, gudubet topluma ve kaygısızdevlete rağmen insanların ölümünü meşrulaştırmıyor. Fakat, gene de içimden bir his,olacağı buydu diyor. Anlatayım. Etten ilk uzak durmam zorakiydi. Yıllar öncenin ilk deli dana salgınında, mide bulandırıcı olsa da lezzetli olduklarını düşündüğümüz hamburgerleri ve köfteleri, sevdiğimiz hamburgerciden yemeyi bırakmıştık arkadaşlarımla. Korkuyorduk korkmasına da, işin garibi, hastalıktan ölme kavramı, her şeyin ötesinde bana, telaşla sakınılması gereken bir kavrammış gibi görünüyordu. Sanki ben trafik kazasıyla ya da çılgın sporların birindezevkle ölmeliydim. Haliyle aptal bir köfte nedeniyle ölmek istemiyordum.

Devamı...