NERMİN FENMEN İLE “YAKIN TARİHİMİZE KISA BİR BAKIŞ” ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ

_ İlkem Toker

"Öncelikle çalışmama "kitap" sözcüğünü layık gördüğünüz için teşekkür ederim. ODTÜ Mezunları Derneği aylık yayın organı ODTÜ'lüler Bülteni için Yayın Kurulu olarak bir süredir uygulamakta olduğumuz "ayın konusu", 2005 Eylül sayısı için "12 Eylül" olarak belirlenmişti. Bu kapsamda oluşturulacak yazılarda 12 Eylül'ü özellikle genç arkadaşlarımıza daha iyi anlatabilmek ve "12 Eylül geldi, teröre son verdi" yanılgısına karşı "12 Eylül'e nasıl gelindi, bu darbe neye hizmet ediyordu, sonuçları nerelere gitti" şeklindeki bir yaklaşım hedeflenmişti. Ben Türkiye'yi 12 Eylül'e getiren koşullara ilişkin bir derleme yapma görevini üstlendim. Bunun çerçevesinin çizilmesinde görüşüne başvurduğum kişiler arasında Sn. Ömer Gürcan ve Sn.Tuncay Çelen, "tarih içinde belli dönemlerin fotoğrafını çek, bunları ardarda getir, yazı yorumdan çok bilgilendirme yazısı olsun" şeklinde bir görüş belirttiler."

Devamı...      

SEARCING FOR A FACE BEHIND THE ALIEN'S MASK AND FINDING THE TEAR AS THE UNIFYING ELEMENT

_ Costis Kyranides

I will start by thanking the organisers for inviting me to speak in this wonderful conference, thus helping me rediscover Jung. You see, as a student, I was so fascinated with Jungian ideas, that, having to learn a foreign language, I chose German, in order to be able to read his books in the language he wrote! I even went so far that I asked my German language teacher whether, instead of the usual examination, she could examine me from Jung's book “Religion und Wiesenshaft” (Religion and Science)! Interestingly enough, I lost my interest in Analytical Psychology after the Cyprus Tragedy in 1974, getting more interested in socio-political theories and practices, rather than depth psychological theories. Anyway, here I am 27 years later, invited to speak about the Cyprus Tragedy, re-discovering Jung again and feeling that his ideas can help us better understand how connected are the phenomena on the intra-psychic level with the phenomena on the collective or society level.

Devamı...      

24 ARALIK 1978, MARAŞ KATLİAMI

_ Nurettin Çalışkan

Her gün onlarca insanın öldürüldüğü yıllardı 70 li yılların sonları. Okullar, kahveler basılıyor, bombalanıyordu. Bir “iç savaş” görünümü vardı bütün yurtta. Bir yandan faşist saldırılar sürerken, diğer yandan bu saldırı karşısında kendini koruyanlar bulunuyordu. Sağ-Sol çatışması, Alevi-Sünni kavgası değildi yaşanan. 24 Aralık 78, Maraş katliamını olarak yazıldı tarihe. 19 Aralık : Maraş'ta faşistlerin propaganda aracı haline gelen Cüneyt Arkın' ın "Güneş Ne Zaman Doğacak" filminin gösterildiği Çiçek Sinemasının faşistler tarafından bombalanmasıyla olaylar gelişmeye başladı. 20 Aralık : Saat 20.00 sıralarında bu kez de, Yeni Mahalle'de sol görüşlülerin ve Alevilerin devam ettiği Akın Kıraathanesi'ne patlayıcı madde atıldı ve iki kişi ağır yaralandı.

Devamı...      

SOSYALLİĞE POZİTİVİST VE YORUMCU YAKLAŞIMLARIN AYRIMLARI

_ Kubilay Akman

19. ve 20. yüzyıllarda, toplumu genel yasalara bağlı olarak devinen bir “nesnellik” olarak kavrama eğiliminde bulunan ve belki geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında etkisi kısmen kırılan hakim sosyolojik yaklaşım pozitivizm olarak adlandırıldı. Fransız sosyal teorisyen Auguste Comte'un kurduğu pozitivist ekol aslında doğa bilimlerindeki determinizm söyleminin bir uzantısı niteliğindeydi. Ne var ki doğadaki yasalara denk olan yasaların toplumda bulunduğunu söylemek abartılı ve zorlama bir çaba olarak kaldı. Çünkü, “irade” etkeni insanı doğal-nesnel varlıklardan tümüyle ayırır. Yorumcu yaklaşımlar bu noktada pozitivistlerden ayrılrır ve onların mekanik indirgemeciliğine itiraz ederler. Aslında Comte 19. yüzyılda toplumu açıklama tarzıyla yalnız değildir. Bir dönem sekreterliğini de yaptığı Saint-Simon onun görüşlerini önceleyen bir isimdir.

Devamı...      

DELİLİĞİN YARATILARINI ÇERÇEVELEMEK: Psikiyatrik Hastalar Tarafından ‘Sanat'ın Anlamlarının Yön Degiştirmesi

_ Alexandra Schüssler

Türkiye'de zorunlu askerlik hizmeti vardır. Avrupa Birliği'nin yasal ve diplomatik baskıları uygulanmaya konmadan önce, yani fiilen düşünceyi ifade etme özgürlüğünün çok daha sınırlı olduğu yıllarda, askerliği eleştirmek ciddi cezalar gerektiren bir suçtu. Artık, vicdani red hakkını talep etmek, askeri harcamaları eleştirmek, askerliğin kısalmasını, paralı olmasını istemek suç arzetmiyor. Fakat bunları eyleme dökmek, bu taleplerle ilgili toplumsal -şiddetsiz- gösteri yapmak fiilen engellenmekte.

Devamı...      

SHIRIN NESHAT VE ALLAH'IN KADINLARI

_ Kubilay Akman

İnsan bedenleri tüm diğer insanla ilgili toplumsal mekânlar gibi iktidarların, tahakküm ilişkilerinin, makro ve mikro-siyasetlerin kendilerini tanımladığı, hegemonya mücadelesi yürüttüğü, biçimlendirdiği ve dönüştürdüğü alanlardır. Bize en çok ait olduğunu sandığımız mekânlar olarak bedenlerimiz aslında dışımızdaki sosyal/siyasal ilişkilerden, kurgulardan azade değillerdir. Savaşlar, insan bedeni üzerindeki göstergesel ve fiziki ifadeleriyle sürerler. İktidarlar öz olarak insan bedenine sahip olmak, onu kullanmak, dönüştürmek ve her şeyden ötesi onda var olmak üzere belirirler. Bu tüm toplumsal sistemler için geçerli bir olgudur. Toplumsal hareketler, siyasal fikirler ve dinler kendilerine özgü beden politikaları ve stratejileriyle hüküm sürerler. Hiçbirinde beden üzerinde ikamet eden sosyal bireyin kendisine ait değildir.

Devamı...      

ŞİİRE BAŞLARKEN TOK KARNA YUTULMAYACAK HAPLAR SERİSİ (1. DRAJE)

_ Osman Olmuş

Şiir, disiplinsizliktir: Tüm disiplinlerin üstüne çıkmak, önüme geçmek ya da tüm disiplinlerin altına inmek, arkasında kalmak, hatta “kamikaze” edasıyla tüm disiplinlerin ortasına dalmaktır. Daldığınızda ise ardarda yüzlerce vurgun yiyeceğinizi bilerek çıkmak, bilâkis hiç çıkamamaktır. Tüm mânâsızlığıyla, sürekli bir “derinlik sarhoşluğu” hâlidir: “Mütemâdiyen fanus” içindesinizdir. Tam anlamıyla şiir, zıvanadan çıktığınız yerin nirengi noktasıdır. Asla nokta koyulamayan ama “noktadır benleri” olan! Baştan sona şiir; fütursuzluktur, tarifsizliktir, aidiyetsizliktir, kaidesizliktir, kim bilir belki de mahşersiz araftır.

Devamı...      

AN ESSAY WITHOUT TITLE ON HISTORY, DOCUMENTARY, COMMERCIALS

_ Ethem Özgüven

Documentary sounds like an archaic and outdated word to me. It has always been a misunderstood, misused word and a concept; For example today people say "I watch discovery or national geographic night and day" as they just want to exhibit their own intellectual status, sensitive personalities by proving they keep watching documentaries. However those things on those channels stand to be the most distant productions to general concept of documentary. Documentaries are categorized in many different forms by the researchers.

Devamı...      

AZ/ÇOK SATTIRILAN YA DA İYİ OKUNAN KİTAPLAR

_ Bora Ercan

Milat takvimine göre 2005 yıldönümündeyiz. Her yıl olduğu gibi herkes geride kalan yılın kendilerine göre gündemleriyle meşgul. Kitap piyasası da en çok satan kitaplarla ilgileniyor. Bu konu gündemde tutularak o kitaplar daha çok sattırılmak isteniyor. Buna bir karşı çıkışım yok ancak belirli kavramları oturtmak durumundayız. Bir kez daha vurgulayalım: Bu kitaplar çok satmıyor çok sattırılıyor. Örneğin ordu emir veriyor, kitap aldırtıyor; öğretmen, okul müdürü çocuklara kitabı aldırtıyor, kitap satmakla gömlek satmak arasında ayrım yapmayan kitapçı kitabı sattırtıyor. Ne yazık ki bunun doğal sonucu olarak bazı kitaplar sattırılmıyor. Kitap okuma ve anlama özürlü kitapçılar, kütüphaneciler, türkçe ve felsefe öğretmenlerinin bihaber olduğu kitaplar arada kaynayıp gidiyor.

Devamı...      

THAI ME UP – LA IN THAILAND

_ Lale Ak

Do you want to travel in Thailand ? Tip number one: Get off the plane in Bangkok , step outside to smoke a cigarette, wait for Natalie and Michael to come ask you to share a taxi. Follow them for one month wherever they go. You will not only end up travelling most of Thailand but also get the chance to go to Cambodia . This of course is relevant, if you are lazy enough like me, not to read the Lonely Planet (i.e. Bible) while you are flying in an 8 hour journey and fall asleep…This is how lucky I was. We were. Yes I had the privilege to have the ultimate travelling partner with me this time.

Devamı...      

KALMIKYA: AVRUPA’NIN BUDACI TEK ÜLKES

_ Ulas Basar Gezgin

Rusya Federasyonu'na bağlı 21 özerk cumhuriyet var. Budacılar'ın çoğunlukta olduğu Kalmıkya da bunlardan biri. 300,000 nüfuslu Kalmıkya, Hazar Denizi'nin kuzeybatısında bulunuyor. Avrupa'nın sınırlarını geniş olarak çizenler, Kalmıkya için, bu nedenle, ‘Avrupa'nın Budacı tek ülkesi' diyorlar.Kalmıklar, Tibet Budacılığı'na bağlılar. Din dili olarak Tibetçe'yi kullanıyorlar. Bayraklarında, Budacılık'ın kutsal çiçeği olan lotus var. Kalmıkya'nın devlet başkanı, aynı zamanda, dünya satranç federasyonunun başkanı.

Devamı...      

ODTÜ TARİHÇE ÇALIŞMASINA YÖNELİK BİR ÇAĞRI

_ Ali Pekşen

Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin’s 1980-2000 yılları arsındaki dönemini, kişisel yaşantılardan ve deneyimlerden yola çıkarak anlatmaya çalışan, bir tür öznel tarih yazma çabası olarak nitelenebilecek ODTÜ TARİHÇE: 1980-2000 adlı kitap çalışması, ilgili kamuoyuna duyurulduğundan beri ne yazık ki beklenen aktif katılım gerçekleşmedi. Öte yandan ODTÜ tarihçesine ilişkin olarak, İzinsiz Gösteri Dergisi'nde Kasım 2004’ten beri yayımladığımız yazılar oldukça fazla okunmaktadır. Bunu ziyaretçi sayısından anlayabiliyoruz. Projenin yeteri kadar iyi tanıtılmaması, henüz aktif ve yaygın bir katılımın sağlanamama gerekçesi olsa bile, bire bir yazma çağrısı yaptığımız kimi arkadaşlarımızda ortaya çıkan isteksizlik, başka nedenlerin varlığına işaret ediyor.

Devamı...