BİLİNÇALTI VE ŞİİR

_ Gür Genç

Eski zamanlarda yaşamış şairler “esinlenme”nin dışarıdan/yukarıdan bir yerden, tanrı ya da tanrılardan geldiğine inanırlardı. Oysa biz 1900’lü yılların başından beri, bilimin, özellikle de psikolojinin ışığında biliyoruz ki içeriden, kendi içimizden; bireysel bilinçaltı ve bilhassa büyük sanat eserlerinin doğduğu yer olarak belirtilen toplumsal bilinçaltı katmanına kaynaklanıyor. Yunus Emre: “Bir ben var benden içeri” derken, ya da Rimbaud kendi içindeki o öteki “benden” söz ederken, aslında söylemek istedikleri bilinçaltıydı. Yunus Emre: “Bir ben var benden içeri” derken, ya da Rimbaud kendi içindeki o öteki “benden” söz ederken, aslında söylemek istedikleri bilinçaltıydı. Şair içerideki bilinçaltındaki “ben” ve ta eski çağlardan beri ataladan devralınıp orada biriken “ben”ler toplamının elinde neredeyse bir araç gibi bilinçaltından gelenleri bilinçdiliyle somutlaştırmakla görevlidir. Derinden gelen bu enerji kırıntılarını değerlendirerek, imgelemin yardımıyla, kendine özgü bir takım estetik kaygılarla oluşturur.

Devamı...      

MACAHEL

_ Nilhan Coşkun

Gürcistan sınırında yer alan Karçal Dağları biyolojik çeşitlilik açısından Türkiye'nin en önemli yerlerinden biridir. Ani yükseklik değişimleri ile ortaya çıkan ekosistem çeşitliliği, yüksek endemizm oranı, zengin yaban hayatı Karçal Dağları'nın en önemli özelliklerini oluşturur. Önemli Bitki Alanı olan bu dağ silsilesi, çoğunlukla bozulmadan kalmış geniş ve iğne yapraklı orman, çalı, alpin çayır, sarp kayalık ve zirve bitki topluluklarını içerir. Florası ayrıntılı çalışılmamasına karşın, Karçal Dağları'nda ülke çapında nadir en az 61 bitki taksonunun yetiştiği bilinmektedir. Kayın ve ladinin hakim olduğu karışık ormanlarda kestane, gürgen, ıhlamur gibi daha birçok ağaç türüne ve huş meşcerelerine rastlamak mümkündür. İnsan etkisinin görece az olduğu doğal yaşlı ormanlar, yaban hayatı için de uygun yaşam ortamı oluşturur.

Devamı...      

THIRTY THREE PRINCIPLES FOR A NEW SOCIOLOGY OF ART

_ Kubilay Akman

Today we have arrived the level where we can redefine the concepts concerning art after radical transformations and turbulences of the 20th century. Today art waits to be defined. Art and theory have gone hand to hand for a long time. During this interactive companionship theory trickled into art and art leaked into theory, shadows have mixed into each other. In this environment of indefiniteness the explanatory power of theoretical approach weakened and had a crisis. It must be highlighted now that theory is an effort to understand and to explain. Sociological/theoretical approach directed towards understanding art, even if it is included by arts now and then, has to act for comprehension of artistic productions, praxis and movements.

Devamı...      

JEMMA SMITH İLE SÖYLEŞİ

_ Bora Ercan

"İngiltere'deki birçok tıp okulunda, eğitiminizin bir kısmını yurt dışında tamamlama imkanınız var. Nereye gideceğinizi ve ne yapacağınızı siz seçebilirsiniz, İngiltere'de kalabilirsiniz de, dağcılarla, uçak doktorlarıyla, pratisyen hekimlerle ya da ilginizi çeken herhangi bir konu hakkında çalışabilirsiniz. Nepal'i görmek hep istediğim bir şeydi. İşte bu yüzden oraya gitmeye yani dünyanın o kısmını tercih etmenin o ülkeyi ve o ülkenin insanlarını tanımada mükemmel bir fırsat olacağına karar verdim. Pediatri (çocuk sağlığı) her zaman için ilgi alanım olmuştu. Ben de Nepal'de pediatri olanaklarını inceledim ve koca Nepal'de sadece bir tane pediatri hastanesi buldum o da Katmandu'daydı. Katmandu'ya gitmek için başvurdum ve kabul edildim. Beş haftamı Çocuk Hastanesi'nde çalışarak geçirdim. Hastanede çalışırken aynı zamanda gene o bölgedeki bir yetimhanede de çalıştım. Benim için mükemmel bir tecrübeydi. Çocuklarla çalışmak ve onlarla vakit geçirmek bana hayata başka bir açıdan bakmayı öğretti."

Devamı...      

OKUL BİR DERS KİTABIDIR: KIBRIS TÜRK OKULLARINDA TÖRENLER ve SEMBOLİZM

_ Neşe Yaşın

Semboller ve ritüeller çocukları ulusal kimlikleriyle tanıştırmada ve zihinlerinde düşman imajını çizmede önemli rol oynarlar. Onlar yeni sistemler oluşturma ve devamlılığı sağlamada oldukça güçlü ideolojik aygıtlardır. Comaroff ve Comaroff a göre “Ritüeller, gelenekleri korumak ve “sürekliliği” yeniden üretmek için teorik olarak yapılanmış ve kenetlenmiş toplumlarda kültürel araçlar haline gelirler”. Kıbrıs Türk okullarındaki ritüellerden yola çıkarak, bunların çatışma paradigmasını oluşturmak ve statükoyu yeniden üretmek için nasıl kullanıldıklarından söz etmek ve Kıbrıs'taki vahşet fotoğrafları hakkında bazı semiyotik okumalar yaparak ; bu fotoğrafların çatışma paradigmasını sürdürmedeki rolleri hakkında bazı düşünceler öne sürmek istiyorum. Ulusal şiirin oluşturduğu sembolizm toplumda bir duyarlılık oluşturmada oldukça önemli bir araç olmanın yanısıra ulusal seremonilerin de en önemli unsurunu oluşturur.

Devamı...      

SİZ HİÇ KITLIK ÇEKTİNİZ Mİ?

_ Gürkan H. Kılıçarslan

Yiyecek stokları tükendiğinde, hele bir de yiyecek üretimi yapılmadığında ne olur? Kıtlık olur. Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felaketlerden biridir Kıtlık. 21.yüzyıl insanları olarak bu sözcüğün anlamını yeterince bilmediğimiz söylenebilir. 25 yılda bir Bob Geldof konuyu popüler kültür ilahlarının gündemine getirmese kimbilir kaç onyıllardan beri sürmekte olan Afrika kıtlıkları bile bizlerin gündemlerinden daima uzaktadır. Kıtlık bazen kendini kronik yollarla değil, akut olarak da gösterebilir. Sözgelimi Pakistan’da yaşanan depremin bölgenin özellikleri gözönüne alındığında hele bir de felaket yorgunu olmuş uluslararası yardımların gevşekliği de gözönüne alındığında bölgesel ya da noktasal kıtlıklara uğramış insanların birbirlerini ezercesine yiyeceklere hücum ettiği görüntüler sayesinde bir kez daha aşina oluruz kıtlıkla…

Devamı...      

YANSIBİILİMİ (PSİKOLOG) GÖZÜYLE ŞİDDET VE SALDIRGANLIK

_ Ulas Basar Gezgin

Yansıbilim alanında, şiddet ve saldırganlık konusunda yüzlerce çalışma bulunmakta. Özel olarak yalnızca bu konulardaki çalışmalara yer veren dergiler bulunmakta. Doğaldır ki, bu çalışmaların kapsamlı bir değerlendirimi, bir dergi uzunluğundan bile taşar. Burada olabildiğince anaçizgileri vermeye çalışalım. ‘Yansıbilimsel şiddet ve saldırganlık kuramı’ olarak adlandırılabilecek ilk kuram, Freud’un kurucusu olduğu yansıçözümleyimsel (psikanalitik) okuldan geldi. İnsanı, fizik biliminden etkilenerek, bir enerji haznesi olarak gören genç Freud, insanın doğuştan getirdiği iki temel içgüdünün olduğunu ileri sürüyordu: Eşeysellik (cinsellik) ve saldırganlık. Çocuk, doğduğunda, bu iki içgüdü, dışavurulması kaçınılmaz olan karanlık güçler olarak ortaya çıkıyor; bu iki kaynak-enerjinin dışsallaştırılma yolları, ‘çocuğun kişisel tarihi’ olarak adlandırabileceğimiz özel yaşantılar toplamı tarafından belirleniyordu.

Devamı...      

ŞİDDET, TÜRKİYE ve 2005

_ Devrim Güven

Miladi takvime göre 2005 yılı Ermeni tehcirinin (yerdenedilme ve dolayısıyla candanedilme) doksanıncı, 6-7 Eylül’de İstanbullu Rumlara karşı yapılan saldırıların (kan dökülmeden yağma zor olduğundan kan dökülerek yağma) ellinci yılı, 24 Aralık ‘hayata dönüş operasyonu’ adı altında yapılan (sol)kıyımın beşinci yılı, eski deyişle de sene-i devriyesiydi. Miladi takvim kullanmanın bir zararı daha işte size, bunca olayı anımsamak zorunda kaldı(rıldı)k. Okullarda şanlı tarihleriyle övünç duymaya koşullandırılmış bir toplumun bireylerinden bir kısmı gayriresmi ve sivil bir anlayışla, karşılarına çıkarılan engellemelere rağmen yukarıda adı anılan konulardan ilk ikisini gündeme taşıdılar. Bu başka bakış açılarından en önemlisi de, kanımca, tarihsel olayları devletler, örgütler ya da toplulukların kitlesel algılayışlarının ötesine taşıyarak daha insani boyutlarda ele almaları oldu.

Devamı...      

ODTÜ ARGOSU (TERMİNOLOJİSİ), YURT ŞAKALARI VE 23.40 SERVISLERİ

_ Bora Ercan

Binlerce gencin bir arada yaşadığı ortamda şakalar da çeşitli ve renkliydi. Özellikle yurda yeni katılanlar kurbandı bu şakalara. Bu şakalardan birinde, sanıyorum 1.Yurdun ÇŞ’inde kurulan mahkeme tarafından yargılanan kurban kaçıp soluğu jandarma karakolunda almış, jandarma da üzerine vazife olduğu gereği baskın yaparak şakacıları gözaltına almıştı. Ertesi gün de Türkiye gazetesi manşetten “ODTÜ’DE YENİDEN HALK MAHKEMELERİ” olayı duyurmuştu. Bu şakaya katılan arkadaşım gözaltında yaşadıklarını bana anlatmıştı, ben burada anlatmayayım, siz anlayın. En tipik şaka yeni gelenleri elektrik ve su parası ödemek için müdüriyete göndermekti. Bir de kirli çamaşırların kız yurdundaki arkadaşlara gönderilmesi vardı. Yeni gelen arkadaşa, biraz da kırsal yöreden gelmişse, şu yurttaki kız senin çamaşırlarını yıkayıp ütülemek zorunda derdik. Döndüğünde ise arkadaşımızın hayat paradigmalarını değiştirecek büyük bir ders almış olduğu her halinden belli olurdu.

Devamı...